Şeref Akşit: Atölye Günlüğü 2: Nezihe Bilen Ateş

Share Button

 n.1

Şeref Akşit: Öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz, çocukluk yılları, sanata ilgi, eğitim nasıl gelişti, dönüştü?

Nezihe Bilen Ateş: 1970 Adana doğumluyum. Ailemde sanatla ilgilenen kimse yoktu ama  resim yapma duygusu  bende hep vardı. Sanırım her şeyi kendi içinde yaşayan bir insan olmamdan dolayı sezgisel olarak resim yapmayı kendim için bir çıkış yolu, bir ifade biçimi olarak benimsedim. Benim için başka bir yol da yoktu. 70’li yılarda  önümde ya bir oyuncak ya da kuru boya ve resim defteri olurdu, ben de bol bol çizmeyi tercih ettim. Ortaokulda dolap kapaklarının içine çizdiğim insan figürlerinden dolayı  resim öğretmenim “Senin ne kadar rahat bir elin var.” demişti. Tabi o zamanlar bunun iyi bir özellik olduğunun farkına varacak bilinçte ve yaşta değildim, ne demek istediğini tam anlayamamıştım. İlerleyen yıllarda resim, hayatımda daha çok yer kaplamaya, daha profesyonel ve ciddi bir uğraş hâlini almaya başladı. Bu yüzden de profesyonel sanatçılarla çalışma ihtiyacını hissetmeye başladım. 1994’ten itibaren Ressam Mehmet Kaçan’la ve Gönülgül Sevim’le çalıştım. 2003 – 2006 yılları arasında Ressam Mustafa Dulda ile çalıştım ve onun asistanlığını yaptım. Sonrasında Serap Özer ve Reyhan Ayrer ile resim çalışmalarına devam ettim. Şu anda profesyonel olarak kendi atölyemde sanat hayatımı sürdürüyorum.

Ş.A.: Dışavurum aracı olarak sizi resme yönlendiren nedenler nelerdir?

N.B.A.: Sosyal yaşam içinde kendini ifade etmeyi pek sevmeyen, içe dönük, her şeyi kendi içinde yaşayan bir insanım. Sanırım resim, dışarıyla bire bir ilişki kurmadan  kendimi ifade edebilmenin, iç dünyamı dışa vurabilmenin korunaklı bir aracı olarak  hayatıma girdi.

Ş.A.: Müziğin hayatınızdaki yeri nedir, ne tür müzikler dinlersiniz? Resim yaparken müzik dinler misiniz?

N.B.A.: Tabii ki her insan gibi müzik dinlemeyi severim.  Çalışırken o andaki “Mood”uma göre her türlü müzik dinlerim. Müzik, çalışırken daha çok fonda bir eleman olarak dursa da normal zamanlarda hayatımda hep yeri olan, olmazsa olmazlarımdandır. Farkında olmadan resimlerime de etkisi olduğunu sanıyorum.

Ş.A.: Diğer sanat dallarından beslenir misiniz? Edebiyat, sinema, tiyatro… Neler okur, neler izlersiniz?

N.B.A.: Sanatın tüm alanlarının doğal olarak birbirileriyle etkileşim ve ilişki içerisinde olduğunu düşünüyorum. Her biri diğer alanlardan beslenerek gelişir. Ben de edebiyatla ve tiyatroyla, özellikle de yaptığım dramatik ve insan odaklı işler dolayısıyla beni fazlasıyla etkileyen, besleyen sinemayla daha çok ilişki içerisindeyim. Sanırım resimlerimdeki filmlerden alınmış sahne etkisine, sinemanın katkısı çoktur.

Ş.A.: Evet, özellikle sormak istediğim kısımlardandı. Resimlerinizde gerilim filmlerinden alınmış plan kesitleri var sanki, gayet etkileyici. Bu teknik için çok uğraştınız mı?

N.B.A.: Duyguyu nasıl doğru ifade edeceğime yönelik sorunsallar ve cevapları beni bu tarza doğal olarak yönlendirdi. Yani profesyonel ekip yardımıyla ya da birtakım kurgusal, teorik nesnelerle sanat laboratuarından çıkmış bir teknik değil.

Ş.A.: Tekniğiniz biraz farklı, kısaca “karışık teknik” diye niteleyebileceğimiz ama aslında kâğıt ve tuval üzeri, ekolin, pastel, akrilik, yağlı boya..?

N.B.A.: Evet tekniğim biraz farklı sanırım.  Resim neyi isterse onu veriyorum malzeme olarak. Kullanmak istediğimden çok resme duyguyu daha iyi verebileceğim malzemeyi  o anda tercih ediyorum.  Kısacası malzemeyi resmin kendisi çağırıyor.

 n.2

Ş.A.: Yani konu ve figürlerinizdeki duygu yoğunluğu sizi yönlendiriyor.

N.B.A.: Teknik ve malzeme ile kendimi sınırlandırmayı ve teknikte boğulup kalmayı sevmiyorum. Teknik, yapmak istediğiniz şey için sadece bir araçtır, diğer tüm malzemelerde olduğu gibi. Malzemeye ya da tekniğe takılarak ana temadan uzaklaşma ve resminizi kuru teknikten ibaret duygusuz bir hâle getirme tehlikesi her zaman vardır. Resim madem bir dil ve ifade biçimi, o zaman o dile ve söyleme uygun bir tekniği ve malzemeyi kendisi çağırır zaten. Elbette tercih ettiğim, kullandığım ve elimin daha alışkın olduğu bazı teknikler var. Her resim doğal olarak kendi malzemesini üretir. Tekniğe çok takılı kalmanın üretimi gerilettiğini düşünüyorum.

Ş.A.: Özellikle figürlerinizdeki psikolojik çözümlemeler, belki de “çözülmeler” çok etkileyici. Figürlerinizdeki duygu durumlarını çok net gözlemleyebiliyoruz. Bu tekniğe yaklaşırken nelerden esinlendiniz?

N.B.A.: Zaten “Mood” Duygu-Durum sergisinin ana teması insanın sosyal hayat içerisindeki duygu- durumları, psikolojisi ve açmazlarıydı. Evet, dediğiniz gibi çözümleme yerine bir çözülmeden bahsetmek daha doğru olabilir. Gün boyu insanlar içindesiniz, hayatımızda tekdüze ya da gün boyu tekdüze yaşamıyoruz.  Gitmek istiyoruz, boşluğa bakıyoruz, çok bunaldığımızda gözümüzü kapatıyoruz vs. Bunları yapmadım diyen bir insan var mıdır? Herkes bu duygu durumlarını mutlaka yaşıyor. Ben bu durumları bir resim karesinde nasıl ifade edebilirim, nasıl resmedebilirim diye çaba sarf ettim. Sergiyi izleyenlerden resimlerde kendimi gördüm, kendime benzettim, diyenler oldu. Bu, beni mutlu etti. Beni etkileyen farklı okumalar ve gözlemler yanında, evet birkaç işimde de film etkileri, hatta bazı film kareleri vardır. Mesela ölmüş biri… ama benim gözümden ölü çıkmıyor o!

 n.3

Ş.A.: Diğer yandan bazı resimlerde figürlerin psikolojik yansıma dolgunluğu kadar mekânın yokluğu ya da geri plana itilişi dikkat çekiyor. Bu bilinçli bir tercih mi yoksa deneyimsel, kılavuzluğuna inandığınız sezgisel yolculuğunuzla vardığınız bir teknik özgünlük mü?

N.B.A.: Evet resimlerimde mekân duygusu genellikle yoktur. Ele aldığım konular mekândan bağımsız ve genel insani olana göndermeler içerdiği için burada mekân önemini kaybetmektedir. Bütün duygu durumları sonsuz bir boşlukta ve sadece kendisiyle ilgilidir. Zamansız ve her ana ilişkindir, bu yüzden de mekânsızdır. Mekân, zamana işaret eder ve kendine aitliğin önüne geçip temaya hâkim olabilir. O yüzden de resimlerimde genellikle mekân tercih etmiyorum.

 n.4

Ş.A.: Hangi saatlerde daha verimli çalışırsınız, gündüz mü gece mi?

N.B.A.: Gece çalışırken daha çok yoğunlaşabiliyorum.  Başkalarını rahatsız eden karanlık ve sessizlik beni daha çok motive ediyor sanırım. Gece  tek kişilik bir oyundasınız resim yaparken. Dış etkenlerden, seslerden uzakta, sadece siz varsınız ve resim… Sessizlik içerisinde karşılıklı konuşabildiğiniz, dertleştiğiniz, kendiniz olabildiğiniz büyülü bir ortam. Gece…

Ş.A.: Atölyede bir gününüz nasıl geçer? Yoğunlaştığınızda ortalama kaç saat çalışırsınız? Şu anda Galeri Miz’de sergilenen “Mood” Duygu-Durum serginize günde kaç saat çalışarak ne kadar zamanda hazırlandınız?

N.B.A.: Atölye benim için huzur ve sığınak demek. Üretmek ve kendimle başbaşa kalabilmek için bir mabet. Çalışma saatlerim çok düzenli değildir. Ortalama  bir saatim yoktur. Her an çalışmaya başlayabilirim.  Neticede sanatçısınız, memur değil.  Çalışma beyinde başlıyor,  tuval ve kâğıtta son buluyor. Mood serisine yaklaşık bir yılda hazırlandım. Hemen hemen sergi teklifinin geldiği günden, serginin  açıldığı güne kadar  her gün çok yoğun bir çalışma temposu içerisinde oldum, diyebilirim.

 n.5-1024x768

Ş.A.: Amiyane tabirle “sanat piyasası”nda çok fazla ressam var. Sizce doğru yolda ne tür ilkeleri benimsemek gerekir? İyi bir ressamı diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir?

N.B.A.: Aslında ben şuna inananlardanım, resim yapan çok, ressam az. Resim yapmak kolay ama sanat yapmak çok zor!

Ş.A.: Benim de aklımdan tam da o tarz bir sorunsal geçiyordu. Sanatla uğraşmak başka bir şey  –ki her sanat yapan da sanatçı değildir- ayrıca zanaatçılar da sanat yapar. Ya da diyelim ki başlı başına sanat fabrikası olan Kostabi’nin işlerini yüzlerce asistanı yapıyor; ama onların ismi bile geçmiyor. Sanatçı yalnızca Kostabi… Evet sanatçı olmak başka bir şey… Bazıları da, diyelim ki güncel sanatçılar ya da inter disipliner çalışan tuval üzeri yağlı boya, yerleştirme, performans da yapan görsel sanatçı “Ben ressam değilim, ben sanatçıyım” diyor. Peki sergi temalarınızı nasıl belirliyorsunuz, belli bir entelektüel ya da kurgusal itkiden mi yoksa içselliğin verdiği gelişim ve ardından ilerleme…

N.B.A. : Gerçekten şunu yaptım, bunu da yapayım, ondan sonra bu temaya geçeyim diye bir kaygım ve uğraşım yok. O dönem düşünsel veya hissȋ olarak yoğunlaştığım şeylerle tema kendiliğinden beliriyor, oluşuyor.

Ş.A. : İstanbul’daki sanat piyasasını nasıl buluyorsunuz?

N.B.A.: İstanbul sanat ortamını çok kaotik ve gergin buluyorum. Fazlasıyla çelişkiler içeren, trendler peşinde koşan, oturmamış bir sanat ortamı. Daha çok da rüzgâra göre yön değiştiren, kaliteden çok trendi hedefleyen bir piyasa. Henüz sanat tüketmenin bir yaşam biçimi hâline gelmediğini ve yaygınlaşmadığını söyleyebilirim. Sanat tüketimi tarafı ayrı bir facia… Maalesef, marka bir çanta ya da elbise almanın bir sanat eseri almaktan daha değerli olduğu bir ülkeyiz hâlâ. Sanat tüketmenin toplumların kültür hayatında ve gelişimindeki önemi ve değeri ülkemizde henüz yeteri kadar anlaşılabilmiş değil. Bu yüzden sanat üreten insanlar da birçok sıkıntılar yaşamakta. Sanat üretimi ve tüketiminin, sanat borsasının daha çok İstanbul’da belli oranlarda da Ankara, İzmir gibi metropol şehirlerde oluşmuş olması, metropollere uzak şehirler için de bir handikap oluşturmakta. Sanatın henüz evlere yeterince girmiyor olması, alınıp satılıyor olmaması, sanatın sadece evlerimizi ve duvarlarımızı süsleyen bir nesne olmadığının, ciddi bir yatırım aracı olduğunun yeterince idrak edilmemiş olmasının bir sonucu olarak bu şehirlerde yaşayan sanatçıların, sanatın merkezlerine göç etmesi sonucunu doğurmakta. Unutmamak gerekir ki tüketilmeyen bir şeyin üretimi hiçbir şey ifade etmez. Sanat eseri tüketmek bir statüdür ve diğer tüm statülerden daha seçkin ve saygındır.

n.6-768x1024

Ş.A.: Türkiye’deki sanat dünyasında neler sizi rahatsız ediyor, nelerin değişmesini istersiniz?

N.B.A.: Öncelikli dileğim objektif, bilinçli ve üretime saygılı bir piyasa oluşması. Galerilerin, müzayedelerin koordineli çalıştığı, sanatçıyı ötelemeyen ve ezmeyen, hak ettiği değeri bulmasını sağlayan bir piyasa. Ayrıca bilinçli, ne istediğini bilen manipülasyonlarla hareket etmeyen bir sanat tüketicisi.

n.7-773x1024

Ş.A.: Paylaşımlarınız, ikramlarınız ve keyifli sohbet için teşekkür ederim.

N.B.A.: Zaman ayırdığınız ve kendimi ifade etmeme olanak verdiğiniz için teşekkür eder iyi çalışmalar dilerim.

Share Button

Yorumlara kapalıdır