Meltem Yakın Üldes: Sanat Algısında Dönüşüm: Çöplükteki Sanat Eseri

Share Button

ç.1

Sanatın sermayeyle doğrudan ilişkisinin sıkça sorgulandığı ve “sanat”a dair geriye ne kaldığı konusunda haklı şüphelerin oluştuğu günümüzde, sanatçı Efe Işıldaksoy, “Kafalar Hep Karışık” isimli projesiyle sanat eserinin ve sanatçının “değer”ine dair ölçütlerin gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.

“Kafalar Hep Karışık” projesi, Işıldaksoy’un bilfiil kendi yapıtlarını “değersizleştirme”si ile başlıyor. Işıldaksoy, gün içinde yaptığı bir resmi veya heykeli akşam belirli bir saatte İstanbul’un muhtelif semtlerinden birinin çöp tenekesine bırakıyor. Sanatçı, söz konusu resmi ve çöp tenekesinin konumunu sosyal medya üzerinden paylaşarak ilgilenen kişilerin yapıtlarını çöpten alabilmelerine imkân sağlıyor. Eğer birden fazla kişi gelirse “kısa çöpü çeken” resmin sahibi oluyor. Işıldaksoy’un projesinin ana fikri olan “sanat yapıtını çöpe atma” eyleminin düşünsel arka planı, kültür-sanat yapıtı-sanatçı kavramları üzerine düşünmüş; akıl hastalarının ve toplumun dışladığı insanların yapıtlarına odaklanarak, 1950’li yıllarda “Ham Sanat” akımını yaratmış olan Jean Dubuffet’nin yüceltilmiş sanata karşı olan görüşleriyle pek çok açıdan benzerlik gösteriyor. Sanatsal üretime toplumsal açıdan övgüye değer bir öznitelik atfetmenin, sanatı onurlandırılması gereken bir toplumsal işlev haline getirmenin sanatın anlamını vahim derecede çarpıtacağını söyleyen Dubuffet (2010, s. 9), kültür camiasının işlevinin ürünlere değer atfetmek olduğunu, bu atfedilen değerin yarattığı saygınlıkların yüksek fiyatların, yüksek fiyatların da saygınlıkların sonucu olduğunu(2010, s. 44) vurgulayarak gerçek sanatın bu döngüde yeri olmadığını savunuyor. Yapıtlarını çöpe atması da bu açıdan Işıldaksoy’un “sanatı onurlandırmak”tan kaçınarak resimlerine saygınlık kazandırabilecek herhangi bir değer; ama özellikle parasal değer biçmeyi reddettiğini gösteriyor. Işıldaksoy bunun sebebini şöyle ifade ediyor: “(…) geldiğimiz noktada her şey satılık. Yeterince para öderseniz her şeyi alabilirsiniz. Para vermeden alabileceğiniz şeylerse, sokağınızdaki çöp tenekesinin içerisinde. Sanatın değeri, uğruna ödenen parayla ölçülüyor ve sanat gitgide insandan kopuyor. Uğruna para ödensin diye yapılıyor resimler, bilet satılsın diye oynanıyor oyunlar, çekiliyor filmler. Ben resimlerimi neden mi çöpe atıyorum? Çünkü onlar satılık değil. Onlara para verip evinizin duvarına süs yapamazsınız. Ya da girişi paralı bir sergiye, belirli bir kesimin görmesi için asamazsınız. Çöpten farksızlar çünkü onlar için hiç para ödenmedi.” Işıldaksoy, yapıtları için “çöpten farksızlar” derken, satış rakamı üzerinden onay gören ve ilgi toplayan, bu şekilde özünde sanatla ilgisi olmayan unsurlarla yapay olarak yüceltilen sanat yapıtına karşı keskin bir tavır takınıyor. “Kafalar Hep Karışık” projesinin sanat-para ilişkisine dair ana fikrini karşıtlıklar üzerinden ortaya koyuyor Işıldaksoy. Sanatçının, bu kapsamda projesinin başlangıcını 8. İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı’nın açılış tarihine denk getirmesi, sadece maddi açıdan güçlü belirli bir izleyici grubunun sahip olabileceği, “yatırım unsuru bir meta olarak sanat eseri”nin karşısına, çöpe atılarak değersizleştirilmiş, dolayısıyla bedava olan (ancak beklenenin aksine insanların elde etmek için can-ı gönülden birbirleriyle yarıştığı) yapıtlar koyduğu için de ayrıca mânidar. Işıldaksoy’un sanatın parayla ilişkilendirilmesine karşı sergilediği tavra benzer şekilde Dubuffet de karşı durduğu “kültür” kavramının bir kolu olarak sanata, sanat yapıtına ve sanatsal yaratıya gösterilen saygı ve bunun ticari yansıması ile ilgili şöyle diyor:  “(…) sanatsal yaratıya kamu yararı ve saygınlığın bağlandığı görülür ve vurgu o denli kuvvetle bu nokta üzerine kaydırılır ki halk bu yüzden sanatsal yaratıya ondan aldığı dolaysız zevkin değil, ona bağlanan saygınlık derecesinin fonksiyonu olarak bakmaya güdülenir; sanatsal yaratı halkın kafasında her türlü dolaysız pratik işlevini yitirip sadece bir saygınlık (sağlayacağı saygınlığın azlık veya çokluğu) sorunu haline gelir. Bu yüzden sanatçılar eserlerine prestij getirecek ad veya başlıklar koymak için çırpınırlar ki bunların belirlenip dağıtılması da yalnız kültür memurlarının elindedir. En sonunda, bu prestij de bir değer kavramına bağlanır: estetik değer, etik değer, medeni değer, ve zincirleme olarak, elbette çok daha elle tutulur ve ölçüye vurulur biçimde parasal değer. Bunun sonucu olarak, sanat eserleri ticaretiyle örtülü bir çıkar anlaşmasına girilir; tüccarlar kendi çıkarları uğruna (eserler için) olabildiğince yüksek fiyatlar elde etmeye çalışır, sonra bu fiyatlar daha çok prestij doğurur. Ticaretle kültür arasındaki bu gizli anlaşma son derece sıkı, son derece içtendir; ikisi sürekli birbirine omuz verir, birbirini güçlendirir; biri olmazsa öteki olmaz; her biri ötekinin ileticisi, ara durağıdır. Kültürün zararlı ve yok edici yükünden ancak zihinsel ürünlerden değer kavramını, en başta da bunların, söz konusu değerin göstergesi olan parayla ölçülen fiyatlarını kaldırmakla kurtulunabilir.” (Dubuffet, 2010, s. 25)

ç.2 Jean-Dubuffet-Paris-Plaisir-V-500-700k-1m

(Jean Dubuffet)

Bu minvâlde Işıldaksoy da, sanat piyasasının yukarıda sözü edilen çarklarının dışına çıkamayan sanatçılara karşı tavrını “Para kazanmak için yapılan sanatın temasını anlatmayın bana da sanatı sanatçılardan kurtarın. Böylesi daha iyi olacak” sözleriyle ifade ediyor. “Sanatı sanatçılardan kurtarmak” için de öncelikle kendisi “saygın sanatçı” kimliğine bürünmekten özenle sakınıyor. Işıldaksoy’un, modern toplumda her türlü başarının en temel göstergelerinden biri olarak görülen ticari başarıyı reddederek, bu şekilde bir “saygınlık” ve “başarı” kazanmamak için elinden geleni yaptığı görülüyor. Örneğin, projenin dünya çapında gördüğü ilgi üzerine, galerilerin alışıldık asimilasyon reflekslerinin devreye girerek, Işıldaksoy’un işlerini derhal koleksiyonlarına dahil etme çabasına sanatçı esprili bir dille “Sevgili sanat galerileri, çöpten işlerimi alan arkadaşlara abuk sabuk para teklifleriyle gitmeyin, zaten attıklarım çöp, değeri yok… sizleri çöp başında kısa uzun çöp çekerken görme ihtimalini sevdim ben” şeklinde yanıt veriyor. Elbette saygısızlık değil Işıldaksoy’un arzu ettiği; bilakis sanatçının, “esas derdim saygı, kendi eserime ‘saygısızlık’ göstererek aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu saygıyı sorguluyorum” sözleri sanat/sanatçı/sanat yapıtı kavramlarının algılanması, yorumlanması ve konumlandırılması sürecini bütünüyle tersine çevirerek eleştirdiğini gösteriyor. Burada bahsedilen saygı, bir “sanatçıya gösterilen saygı”dan çok, özünde temel insani değerler bağlamındaki saygı ve bu açıdan Işıldaksoy’un karşısında durduğu sanat piyasası “yeterince ünlü” olana dek, zaman zaman sanatçıya en büyük saygısızlığın yapıldığı yer olabiliyor. Ancak tekrar vurgularsak, Işıldaksoy “Hepimizin ihtiyaç duyduğu saygıyı sorguluyorum” derken sadece sanatçılardan bahsetmiyor, her alanda insanın insana karşı saygısızlığı onu rahatsız ediyor. Sanatçının, kapitalist sistemin adaletsizliğinin yaşamın tüm alanlarına sirayet etmesinden; sanatın da bu alandaki “özelleştirilmiş” konumundan duyduğu rahatsızlığı ifade eden “ekmeğini çöplerin içinden çıkaran insan, sanat demeye başladığında uygarlaşacağız… ya da kimse çöplerin arasında ekmek aramadığında” sözleri onun sanatı yaşamdan bağımsız bir kavram olarak görmediğini ve bağlantılı olarak sistemdeki eşitsizliğe hizmet eden bir sanata karşı olduğunu gösteriyor. Proje süresince çöplerden yiyecek toplamak zorunda olan çocukları çok daha iyi anladığını ve son nefesine kadar sokakta yaşayan çocuklar ve hayvanlar için elinden geleni yapacağını belirten sanatçı, projeyle ilgilenen insanlarda bu açıdan da bir farkındalık yaratmış oluyor. Öte yandan resimlerini çöpe atabilmesi Işıldaksoy’a “vazgeçemem” dediği birçok şeyden aslında rahatça vazgeçebileceğini göstermiş. Böylelikle bu proje, kapitalizmin insanın “sahip olma” arzusunu devamlı kamçılamasına karşı bir reddedişin mümkün olabileceği iddiasını da taşıyor.

ç.3

(Efe Işıldaksoy)

Yürürlükte olan sanatsal ölçütlerle ilgili Dubuffet şöyle söylüyor: “Sıradan insanların kafalarına, alışılagelen kültürel biçimlendirme yollarının sanatsal yaratı için tek kabul edilebilir yollar olduğu fikri yerleştirilecek yerde, kendi başlarına, kendi istediklerine uygun, yeni ve görülmedik biçimlendirmeler, kendi hamurlarının doğasına uygun kalıplar bulmaları önerilip teşvik edilseydi, sanırım pek çok kişinin kendisini sanatsal yaratıya verdiğini görürdük. Onları ürkütüp caydıran, sunulan kalıplardır. (…) Bu yüzden vazgeçiyorlar.” (Dubuffet, 2010, s. 20) Işıldaksoy da sanatın ekmek, su gibi zaruri bir ihtiyaç olmadığını, fakat insana fevkalâde katkı yaptığını; sanatın insanın doğasında bulunduğunu; herkesin sanat konusunda yeteneği olduğunu düşünüyor. Bu düşünceden hareketle, sanatçı arzu eden herkesin katılmasına izin vererek projenin etki alanının genişlemesini sağlıyor. Böylece sanatı salt bireysel bir üretim olmaktan çıkarıp, insanlararası iletişimi ve yaratıcılığı artıran, manevi yönü ağırlıklı karşılıksız bir paylaşım aracı haline getiriyor ya da tam tersinden bir bakışla insanlar arasındaki paylaşımı sanat haline dönüştürüyor. Hatta projenin amaçlarından biri, sanatın çoğunlukla yaşamın dışında; ancak belli bir kesimin vâkıf olabildiği, pek çok insan için dokunulmaz bir alan olduğu yönündeki genel kabulün dışına çıkmak ve bireysel üretimi toplumsal bir paylaşıma dönüştürmek olduğundan Işıldaksoy insanları projeye davet ederken “yaptığınız resmi, heykeli, çektiğiniz fotoğrafı, şiirinizi, yapabildiğiniz en güzel yemeği (annelerden destek serbest), el emeği bir örgüyü, dilerseniz kısa bir performansınızı (…) oradakilerle karşılıksız paylaşın. (…) Eserinizi almaya veya sizi dinlemeye/izlemeye gelenlerle tanışın,” diyor. Projeye katılan insanlar Işıldaksoy’un tahmin ettiğinden de geniş bir çeşitlilikte paylaşımda bulunmuşlar. “Çöpe atılanlar” arasında resimlerin dışında demo, fotoğraf, el yapımı kolye, yüzük, on dört yıl önceden kalma bir “ilk puzzle”, el yapımı tişört, pasta, börek, heykel, el yapımı defter, yazarın kendi kitabı, hatta bir papyon dahi var. Sanata ihtiyaç duyan bireylerin azalmasından, sanatın yok olduğundan yakınan Işıldaksoy, projesiyle sanat-insan-yaşam arasında parasal gücün geçerli olmadığı mütevazı bir bağ kurmaya çalışıyor. Ancak elbette Işıldaksoy dünyanın şu andaki koşullarında herkesin paraya ihtiyacı olduğunu ve düzenin dışında kalabilmenin zorluğunu kabul ediyor. Sanatçının sıkıntısı ülkeyle, günümüzle değil; daha çok kapitalist sistemle ve dünyayla alâkalı. “Afrikalı aç bir çocuğun fotoğrafını çeken fotoğrafçının, akşam gidip de sanat galerisinde, partide kadeh tokuşturmasının kendisini rahatsız ettiğini; yoksa elbette sanatçının eserini satacağını, bu konuda bir derdi olmadığını” söylüyor.

5

(Efe Işıldaksoy)

Yapıtını sokağa atan ilk sanatçı Işıldaksoy değil. Benzer bir proje daha önce Adam Neate tarafından gerçekleştirilmiş. 1997 yılından itibaren, artık atölyesine sığmayan resimlerini sokağa bırakmaya başlayan Neate de, sanatın galerilerle sınırlı olmaması gerektiğini düşünüyor ve sanatın her yerde var olabileceğini göstermek istiyor. Ancak Işıldaksoy sanatın kapitalist sistemin bir parçası olmasına karşı çıkarken, hali hazırda çağdaş sanat piyasasının popüler ve iyi para kazanan isimlerinden biri olan Neate daha çok sanat eserinin görünürlüğü ve ulaşılabilirliği üzerinde duruyor. Dolayısıyla iki sanatçının eylemleri arasında benzerlik bulunsa da felsefeleri farklı.

Sonuç olarak “yüksek sanat” kategorisine meydan okuyan bir postmodern dönem işi olarak “Kafalar Hep Karışık” projesi sanat ve toplum arasındaki kopukluğu, sanat yapıtının doğrudan kapitalist sistemin hizmetinde bir meta haline gelmesinin yarattığı düşüncesi üzerine temelleniyor. Julian Stallabrass “Sanat A.Ş.” adlı kitabında “(Varlıklı) insanların çoğu, sanat eserlerini yatırım kadar, manevi tatmin ve saygınlık kazanma niyetiyle de alır” (2013, s. 98) diyor. Işıldaksoy ise, hem kendisine hem projeye katılanlara paranın adının geçmediği bir alan oluşturarak, alım gücünün yarattığı söz konusu manevi tatmini veya saygınlığı engelliyor. Sanatçı tüm proje boyunca “değer” kavramının “aslında” neyi ifade ettiğini sanat yapıtının değeri üzerinden giderek sorguluyor ve yapıtın veya sanatçının “değeri”ni insanlığın “değer”leriyle bağlantılandırarak sanatı bireysel bir eylem/üretim olmaktan çok, doğrudan insanlar arasındaki bir etkileşim aracı olarak kullanıyor. Öte yandan kinayeli bir biçimde söylediği, “Çok sevdiğim eleştirmenler hiçbir şekilde resmimi eleştiremiyor, çöpe atılan bir resim eleştirilemiyor,” sözleri, sistemin uzantısı olarak gördüğü eleştirmenleri de kendi çizdiği alanın dışında tuttuğunu gösteriyor.

Işıldaksoy, çöpe atıldıkları için genel ölçülere göre değersiz, öte yandan parayla satın alınamayacak oldukları için paha biçilmez işler ortaya koyarak ileride daha kapsamlı olarak incelenmesi gereken önemli bir proje gerçekleştirmiş oluyor.

6

(Efe Işıldaksoy)

KAYNAKÇA:
 
Dubuffet, J. (Nisan 2010). Boğucu Kültür, Ankara: Dost Kitabevi
Gavin, F. (2007). Street Renegades, New Underground Art. London: Laurence King Publishing.
Stallabrass, J. (2013). Sanat A.Ş. Çağdaş Sanat ve Bienaller (E. Soğancılar, Çev.)(3. baskı) İstanbul: İletişim
Aydoğan, Ezgi. (2013, 12 Aralık). Müze Yerine Çöplük: “Kafalar Hep Karışık” Erişim Tarihi: 8 Ağustos 2014, http://www.arkitera.com/haber/18732
Erkmen, Vuslat. (2013, 23 Kasım). Çöpteki Sanat, Neyin Kafası?. Erişim Tarihi: 9 Ağustos 2014,
Haugh, Richard. (2008, 14 Kasım). Adam Neath: Art For The People. Erişim Tarihi: 10 Ağustos 2006,http://www.bbc.co.uk/suffolk/content/articles/2008/11/13/adam_neate_feature.shtml
http://blog.milliyet.com.tr/copteki-sanat–neyin-kafasi-/Blog/?BlogNo=437605
http://www.kafalarhepkarisik.com/ ,Erişim Tarihi: 07 Ağustos 2014
https://mobile.twitter.com/rastarules, Erişim Tarihi: 05 Ağustos 2014
http://www.rastarules.com/ , Erişim Tarihi: 05 Ağustos 2014
https://www.facebook.com/pages/Efe-Is%C4%B1ldaksoy-aka-rastarules/58584305588 , Erişim Tarihi: 07 Ağustos 2014
Öztürk, Özlem. (2013, 04 Aralık). Sanat sanat için değil çöplük içindir!. Erişim Tarihi: 07 Ağustos 2014, http://www.gazetevatan.com/sanat-sanat-icin-degil-copluk-icindir–588981-kultur-sanat/
Uysal, Kardelen. (2013, 21 Kasım). Sanatını Çöpe Atan Adam… Erişim Tarihi: 9 Ağustos 2014,http://gorunmeyenler.wordpress.com/2013/11/21/sanatini-cope-atan-adam-efe-isildaksoy-birinin-copten-ekmek-toplamasi-birilerinin-canini-yakmiyorsa-zaten-sanatin-da-anlami-yok/
Yalçınkaya, Fisun. (2013, 28 Kasım). Buraya Çöp Atan Sanatçıdır!. Erişim Tarihi: 10 Ağustos 2014,http://www.milliyet.com.tr/buraya-cop-atan-sanatcidir-/gundem/detay/1798870/default.htm
Yıldırım, Zeliha. (2013, 11 Kasım). Sergi salonu; çöp tenekeleri. Erişim Tarihi: 8 Ağustos 2014, http://yesilgazete.org/blog/2013/11/27/sergi-salonu-cop-tenekeleri/
 

Not: Bu metin Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bildiri olarak sunulmuştur.

Share Button

Yorumlara kapalıdır