Şeref Akşit: Galeri Ziyaretleri 3: Doğan Paksoy ile Teşvikiye Sanat Galerisi Üzerine

Share Button

1984 yılında Şahin Paksoy ve Doğan Paksoy tarafından İstanbul Abdi İpekçi Caddesi’nde kurulan Teşvikiye Sanat Galerisi, Türkiye’nin en önemli galerilerinden biridir. Kuruluş aşamasından bu yana sergilemelerinde Türk resim tarihinden örneklerle klasik sanatçılara, yaşayan ustalara, genç ve yabancı sanatçılara yer vererek izleyicisine olabildiğince geniş bir seçki olanağı sunan Teşvikiye Sanat Galerisi, çalışmaların daha geniş alanlara yayılabilmesi ve sanatçıların daha kolay tanınması için yaptığı sergilerin yanı sıra çıkardığı yayın ve kataloglarla da sanatsal yapılanmayı destekleyen bir tavır sergilemeye devam etmektedir.

KolajART okurları için Doğan Paksoy’la Teşvikiye Sanat Galerisi’nin ve Türkiye’deki sanat ortamının dününü ve bugününü konuştuk.

 Doğan Paksoy       

Şeref Akşit: Merhaba, biraz galeri geçmişinden bahseder misiniz? Kısaca değinsek diyeceğim ama gayet uzun bir serüven, hatta maraton, başlayalı otuz altı yıl falan oldu bildiğim kadarıyla…

Doğan Paksoy: Tabii ki bu serüven çok uzun hikâye ama kısaca özetlemem gerekirse ilk olarak Ağabeyim Şahin Paksoy’un 1977-79 yılları arasında Topağacı’ndaki mekânında başladık işe, o zaman galeri bile demiyorduk adına. Daha sonra Abdi İpekçi’deki yerimize geçtik. 1979-2009 tam otuz yıl orada kaldık. Şimdi altı yıldır da buradayız. Profesyonel galeri olarak 1984’ü milat alıyoruz, o zamandan beri Teşvikiye Sanat Galerisi olarak sergi düzenliyoruz.

Ş.A.: Profesyonel olarak otuz yıldır galericilik yapıyorsunuz. Bunca yıldır bu kaygan zeminde var olmak ve ayakta kalabilmeyi sürdürmek çok zor, malum bugüne kadar yüzlerce galeri kapandı, yenileri açıldı, deyim yerindeyse kimler geldi kimle geçti, siz dimdik ayaktasınız. Bu bağlamda, bu uzun yolda asla taviz vermediğiniz ilkeler, etik kurallar neler oldu ya da tam tersi başarılı olabilmek için nelerden taviz vermek zorunda kaldınız?

D.P. : “Taviz vermek” lafı biraz fazla bizim için, öyle olsaydık diğerleri gibi olurdu! Taviz verenler şu anda galericiliğin en zor zamanlarındalar. 1984’te bu sergiler dönemini başlatırken ağabeyimle ikimizde sanatçıydık, hem de dönemin bütün sanatçıları yakın arkadaşlarımızdı. Mevlüt Akyıldız, Mahir Güven, Rafet Ekiz, Resul Aytemur, Orhan Deliorman, Nedret Sekban, Yavuz Tanyeli, Aydın Ayan, Hüsnü Koldaş, Şenol Yorozlu, Kasım Koçak, Aydın Ayan, Fuat Acaroğlu, Argun Okumuşoğlu, İsmet Doğan, Kemal Önsoy gibi dönemin ekol sanatçılarının neredeyse hepsi yakın arkadaşımızdı. Şanslı bir dönemdeydik yani. O dönem Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi, Hoca Ali Rıza, Şevket Dağ, Namık İsmail, İbrahim Çallı, Avni Lifij, Nazmi Ziya gibi klasikleşmiş sanatçılarımızdan oluşan sergiler yaparken bu bahsettiğim dönem sanatçılarına da sergi yaptık. Klasik sanatçıların sergileri 1985-86 yıllarında çok fazla ilgi gördü, inanılmazdı! Tabii ki o dönem sanat piyasası bugüne göre kat kat iyiydi. Satış ve sanata olan ilgi de yüksekti. Biz ağabeyimle tabii ki sanattan kazandığımızı yine sanata yatırdık. Ağabeyime, üst katı da kiralayalım oraya biz geçelim, çağdaş sergileri orada yapalım dedim. Kirası çok da pahalıydı ama bir şekilde üstesinden geldik. O dönemde Mehmet Güleryüz sergisi yaptık, çok beğenildi, çok ilgi gördü, belki de o güne kadar yaptığı en iyi sergiydi. Ardından AKM’de 25. Yıl retrospektif sergisi yaptı ve büyük bir marka hâline geldi. Biz de Mehmet Güleryüz sergisinden sonra Mevlüt Akyıldız, Mahir Güven vs. sergileri yaptık, onlar da çok beğenildi. 1986-90 yılları arasında yaptığımız sergilerin neredeyse hepsi satıyordu. Ağabeyim riske girmeyi sevmezdi bana göre ama ben riske girmeyi severdim. Hep öncü ve yenilikçi olmayı, örnek olmayı benimsedim. O dönemler ilk faks makinesini ben aldım, millet dalga geçiyordu kiminle fakslaşacaksın diye.

Ş.A.: Kendi kendinize. . .

Gülüşmeler…  

Doğan Paksoy & Şeref Akşit

D.P.: Sonraki dönemde comodore 64 müydü neydi, o bilgisayarlardan almıştım yine sordular ne yapacaksın bilgisayarı diye. Ee malum şimdi her evde ortalama 3-4 bilgisayar var. Önemli olan geleceği görebilmek, bunları öngörebilmektir. Teşvikiye ekolü diye de adlandırdığımız Argun Okumuşoğlu, Resul Aytemur, Şahin Paksoy, Mevlüt Akyıldız, Doğan Paksoy, Mahir Güven ve Rafet Ekiz’le birlikte “Otantik Grup” adı altında bir grup kurduk. Sözcümüz de rahmetli Sezer Tansuğ’du. Diğer yandan etkinliklerimiz ve ilişkilerimizle bizden sonra açılan galerilere de örnek olduk.

Ş.A.: Aynı zamanda ilk karma sergileri de yapmış oldunuz sanırım…

D.P.: Evet, daha önce Urart, Cumalı, Lebriz, Baraz, Ankara’da Siyah Beyaz, galerileri vardı belli başlı ekoller yani.  Ayrıca o dönemden sonra Tem ve Nev ve Artist galerileri, Anadolu yakasında Mine Sanat açıldı. O dönem desteklediğimiz sanatçılar ise Hakan Gürsoytrak, Altan Çelem, Temur Köran, Saim Erken, Asaf Zeki Yüksel gibi sanatçılardı. Onların bir kısmının da ilk sergisini biz yaptık o zamanlarda…

Ş.A.: Sanat galerisi kirası, faturası, belli giderleri, götürüsü çok olan getirisi de olması gereken ticari bir mekân. Ticari olmasının yanında bir galericinin nasıl bir misyonu olduğunu düşünüyorsunuz?

D.P.: Dediğim gibi sanatçılara ön ayak olmak, onları desteklemek zaten ilk sorumluluğumuzdu. Bu zor piyasada bir adım ileri giderek galericileri de bir araya getirip sanat sorunsallarını masaya yatırmak, birlikte çözüm bulmak için 1994’te 12 arkadaşımı da yanıma alarak Sanat Galericileri Derneği’ni kurduk. Derneğin kurucu başkanlığını ben yürüttüm ve hâlâ aynı yerdeyim. Resmi olarak 1998’de faaliyete geçtik. 1991’de Tepebaşı’ndaki TÜYAP’ta Hüsamettin Koçan Plastik Sanatlar Derneği olarak fuar girişimde bulundu. Son derece başarılı bir fuar oldu. Belki de bir devrin başlangıcını atmış olduk.  Fuarcılığın geleceğini daha o gün görmüştüm. Sonraki yıllarda, Plastik Sanatlar Derneği sorumluluğu bize devretti Sanat Galericileri Derneği olarak biz devam ettik. TÜYAP Beylikdüzü’ne taşındığı zaman da biz galericiler olarak uzağa gitmek istemedik ve şimdiki Contemporary İstanbul’un sahibi Ali Güreli’yle birlikte Art İstanbul’u kurduk. Tabi Ali Güreli o güne kadar yalnızca kongreler, sempozyumlar düzenliyordu, fuarcılığı benden öğrendi desem yeridir. 4 yıl birlikte çalışıp işi öğrendikten sonra Contemporary İstanbul’u kurup ayrılmaya karar verdi. Ardından dDf’den (Dream Designe Factory) Esra Ekmekçi, Arhan Kayar’la birlikte 2006 ve 2007’de Antrepo’larda Art İstanbul’a devam ettik. Rekor bir izleyici kitlesi, 80.000 kişi gezdi fuarı. İnanılmaz ilgi gördü. 2011’de yine dDf’le birlikte Art Beat’i yaptık. Art Bosphorus’un da ilkini ben yaptım. Şimdi ise Şişli’de çok güzel ve yeni bir mekânda Art İstanbul’u tekrar yapmak için çalışmalar yapıyoruz.

Ş.A.: Diğer yandan yirmi yılı aşkın da dergicilik serüveniniz var, sanat dünyasında sizde ilkler bitmiyor. ..

D.P.: 1991’deki TÜYAP’ta yaptığımız fuarda karar verdim ve o yılın Kasım ayında ‘’Türkiye’de Sanat’’ dergisini çıkardım. Hürriyet’in Milliyet’in dergileri vardı ama onlar sponsorlu dergiydi, bağımsız dergi hiç yoktu. O güne kadar herkes saman kâğıda dergi çıkartıyor, dergiyi ilk biz kuşe kâğıda yaptık. Tam anlamıyla bağımsız ve yalnızca konusu görsel sanatlar olan tek sanat dergisiydi. Aradan dört sene geçti, kendime rakip çıkartayım dedim ve 1994’te Gençsanat dergisini çıkarttım. Biri iki ayda bir çıkıyordu, diğeri aylık, birbirine benzemeye başladı bunları birleştireyim dedim. Gençsanat olarak yirmi bir yıldır elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince devam ediyoruz. Bunu söylemek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama sanat dünyamızda birçok konuda elimden geldiği kadar öncü oldum, elimi taşın altına koydum. İstanbul ve Ankara dışında da sanatla uğraşan, ilgilenen insanlar çok fazla, sanat gündemi, güncel haberler, eleştiriler onlara da ulaşsın istedim. İki yüz otuz dördüncü sayıya hazırlanıyoruz, Gençsanat dergisi hiçbir zaman kâr etmedi. Bu önemli bir misyondur, işinizi iyi ve ilkeli yaparsanız en büyük kazanç odur.

Gençsanat

Ş.A.: Sanatçı yetiştirmek diye bir şey var mıdır ya da sanatçı keşfetmek?

D.P.: “Yeni Eğilimler” sergisinin ilki 1977’lerde, şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi salonlarında oldu. Klasik anlamda akademik eğitimin sorumluluklarına göğüs geremeyen, üstesinden gelemeyen veya kendini disipline edemeyen, saçları sakalları uzatıp, çeşitli giyim tarzları, alkol ve muhabbet ortamlarıyla şekilci yeni bir kuşak doğmuş oldu. Tabi amacım onları eleştirmek değil ama bunu “yeni” diye, yeniyi “işte bu” diye yutturmak hoş değil. Türkiye’de sanatın geleceğine zararları çok oldu ve maalesef  bu hâller “güncel sanat”a kadar evrildi. Ali Şimşek’in de dediği gibi “Güncel sanat denilen şeytan içimize girdi, her şey değişti, sanatı bitirdi.” Boş olan bardağı boş şeylerle doldurmaya çalıştılar.

Ş.A.: Bir illüzyonla boşu dolu gibi gösterdiler.

D.P.: Bu anlamda dünya sanat vizyonuna, müzelere girmiş Türkiyeli bir sanatçı yok maalesef.

Ş.A.: Benim aklıma gelen Burhan Doğançay var…

D.P.: Metropolitan Müzesi’nde tanıdığım vardı, o dönemde ona sordum, iki tane baskı resmini hediye etmiş. Satın alınmamış yani dikkatini çekerim, Metropolitan’ın envanterine geçmemiş.

Ş.A.: Evet bu bağlamda MOMA’da video artı olan bir sanatçımız daha var ama evet sonradan benim de öğrendiğim kadarıyla o da hediye edilmiş, örnek vermeye gerek duymuyorum o yüzden.

D.P.: Malum durumlar, başka isimler de sayılabilir ama bunları önemli diye ortaya çıkaran galericiler kimse, işin içyüzünü onlar bilirler. Manipülasyon, şişirme vs. Tabii önce basını bilgilendirmek, kültürel seviyesini yükseltmek lazım. Bir sanatçıyı ortaya çıkartmak çok zor, ancak kendi doluysa o zaten olacak bir şey. Mesela Botero örneği! Arkasında Kolombiya mafyası var ama adam boş değil süper bence…

Ş.A.: Evet, Pollocks için de arkasında CIA desteği vardı, deniliyor… Başka bir soruya geçeyim; 30 yıldır karşılaştığınız  “bu da mı gelecekti başımıza!” dediğiniz en ilginç, şaşırtıcı olay neydi?

D.P.: Ali Güreli’nin fuarcılık serüvenimizde yıllarca alttan alta planını gizleyip ben her şeyimi paylaştıktan, ona öğrettikten sonra ve Alicengiz gibi işi öğrendikten sonra ortaklığı bırakıp Contemporary İstanbul’u kurması, evet bu da mı gelecekti başıma dediğim olay oldu gerçekten!

 Doğan Paksoy & Şeref Akşit

Ş.A.: Günümüz sanatının ya da “güncel sanat”ının ekonomik, politik ya da kültürel sorunları neler sizce?

D.P.: Şu anda galericilik gerçekten çok zor durumda, bu güncel sanat denilen şeytanın, canavarın kontrolsüz bombardımanlarıyla herkes zarar gördü, şunu da söylemeliyim, kendilerini de bitirdiler!

Ş.A.: Kendilerini de deşifre etmiş oldular…

D.P.: Evet, biliyorsun birkaç yıldır pek çok galeri kapanıyor…

Ş.A.: Şu anda da kapanmaya devam ediyor…

D.P.: Evet, ben dahi düşünmekteyim yarınımız ne olacak diye? Belki şu anda hâlâ güçlü galerileri sahiplerinden biriyim ama nereye kadar sürer ki? Sorunların kökeninin birincisi güncel sanat şeytanı, ikincisi müzayedeler ve müzayedeciler ve son olarak da Ankara Müzesi’nden çalınan eserler, hepsi teker teker piyasayı manipüle ettiler.

Ş.A.: Tabi galericiler sanatçının değerini yükseltmek için uğraşıyorlar. Yıllarca yatırım yapıyorlar, bir yere gelmesi için reklamlarını, tanıtımlarını yapıp masraflarını karşılıyorlar. Müzayedelerde ise o işler yok pahasına satılıyor…

D.P.: Sanatçı bazen eserini birine hediye etmiş oluyor, bazen birinden ya da bir yerden kalmış oluyor. Müzayedede otuz bin liralık fiyatı olan bir eseri üç bin liraya satışa koyuyorlar, beş bin liraya da satılıyor, pek çok zaman. Olması gereken şey, galericilerin, müzayedecilerin denetlenmesi. Hatta antikacıların da denetlenmesi gerekir. En başta denetlenirlerse birçok şey düzelir. Son dönemlerde koleksiyonerler de galerici oldu maalesef, bankalar galericilik oynuyorlar, zengin çocukları canı sıkıldıkça galeri açıyor, kendilerine daha ucuz eser almak için dahi olabilir bu girişimleri. Birkaç sene takılıp kapatıyorlar.

Ş.A.: Kendileri batarken piyasayı da aşağı çekiyorlar…

D.P.: Diğer yandan olması gerekenlerden, sanat algımızı iyiye çekecek şeyden bahsedecek olursak, müzelerin artması algıyı genişletiyor, malum İstanbul Modern Müzesi sanat dünyamıza/algımıza çok şey kattı. Şimdi Demet Sabancı ve eşi Cengiz Çetindoğan bir müze yapıyor, Koç Holding’e bağlı iki yeni müze daha geliyor, bunlar sevindirici haberler. Adana’da da biz, Adana Büyükşehir Belediyesi ile Adana Çağdaş Sanat Müzesi’ni açmak için hazırlıklar yapıyoruz.

Ş.A.: Bir galeri yöneticisi, sanat galericileri derneği başkanı ve sanat dünyamızın önemli bir aktörü olarak  son eklemek istedikleriniz nelerdir?

D.P.: Dediğim gibi müzelerin çoğalması lazım. Abartarak anlatıyorum ki herkes anlasın, aslında Topkapı Sarayı’ndan yedi sekiz tane müze çıkartırsın. Avrupa’da her şehirde çok fazla müze var, Bir bilet yirmi-otuz euro, turistler bir Topkapı Sarayı’na giriyorlar yirmi liraya bütün gün geziyorlar.

Gülüşmeler. . .

D.P.: Sanatımızın en önemli sorunlarından biri devlet desteğinin olmaması. Diğer ülkelerde herhangi bir sergi etkinliğinde devlet, sanatçıların ve organizasyonun masraflarını karşılıyor. Türkiye’de bu hiç yok! Ayrıca tekrar söylüyorum, müzayede şirketlerinin organizasyonlara çeki düzen vermesi ve işlerini etik bir şekilde yapması gerekiyor. Sanatımızda eleştiri neredeyse yok, hep “al gülüm ver gülüm”.

Teşvikiye Sanat Galerisi.

Ş.A.: Tabii olanların da değeri bilinmiyor, söyledikleri medya gücü olan birinin çıkarına ters düşüyorsa anında susturuluyor!

D.P.: Diğer yandan birtakım küratörler kendilerini her şeyin belirleyicisi, mesihi ilan etmiş durumdalar ve kendilerini sanatçılardan üstün görüyorlar, manipülasyon yapıyorlar, sanat gündemini kendileri belirliyorlarmış gibi gösteriyorlar vs. Diğer yandan ilginçtir, sanat dergi ve gazeteleri hiçbir galeriye ya da sanatçıya tam sayfa haber ayırmazken müzayede şirketlerine tam sayfa ücretsiz haberler yapıyorlar. Bir nevi bedava ilan yapıyorlar yani.

Ş.A.: Ben ücretli sanıyordum..

D.P.: Ücretli olanlar varsa da haberini satıyor o zaman. Bu daha büyük ahlaksızlık. Neyse son olarak şunu söylemek istiyorum; gelecek için yatırım yapmazsak, sanat geleceğimizin çok parlak olacağını düşünmüyorum. Devlet politikaları ve ekonomik koşullar zaten piyasayı zor duruma getirirken umalım ki artık sanat, ayrı tutulsun ve desteklensin. Başka türlü geleceğe dair olumlu bakmamız çok zor görünüyor.

Ş.A.: Verdiğiniz değerli bilgiler, görüşleriniz ve paylaşımlarınız için çok teşekkür ediyorum.

D.P.: Ben teşekkür ediyorum.

Share Button

Yorumlara kapalıdır