Meltem Yakın Üldes: Buyurun, Soğutmadan Yiyelim Performansı…

Share Button

virtual chef-1

Daniel Spoerri, çeşitli yiyecekleri ve yiyecek artıklarını kullanarak resim-heykeller yaptı ve bunları 1970 yılında Düsseldorf’ta açtığı Eat Art Gallery (Yiyecek Sanatı Galerisi) adını verdiği galerisinde sergiledi.[1] Eat-Art akımının muhalif sanat felsefesi, adının barındırdığı çift anlamdan da anlaşılabiliyordu; hem yemeği sanatta kullanmak, hem de “Sanat(ı) Ye(mek)” Spoerri, yemekleri ve artıkları, sanatla ilgili sınırları yıkma amacının yanı sıra tüketimin, ölümün ve ilk insanların törenlerindeki arkaik güçlerin göstergeleri olarak da kullandı. Bununla beraber yapıtın bitmemişliğini ve sanatçının denetimi dışındaki her türlü rastlantının da yapıtın oluşum sürecine katkısı olacağını gösterdi. Böylece sanatçının yapıt üzerindeki hâkimiyetini ve gizemini ortadan kaldırdı.[2]

virtual chef-5

1990’lı yıllarda ise Rirkrit Tiravanija yemeği performanslarında kullandı. Babası bir diplomat olan ve çeşitli kültürleri görme şansına eriştiği bir çocukluk geçiren sanatçı, toplumlar arası iletişimin anahtarlarından birinin yemek olduğuna inanıyordu. Tiravanija erken dönem performanslarında mekânı yeniden ele alarak ve yemeği de sanatına dâhil ederek seyircinin yerleşmiş algısıyla oynuyordu. New York’taki Galeri 303’te izleyicinin normal şartlarda görmesinin pek mümkün olmadığı, galerinin çalışma ofislerinin yerini değiştirerek, bu ofisleri herkes tarafından seyredilebilir hâle getirdi. Çalışanlar ve müdür izleyicilerin seyrine açıkken, Tiravanija galerinin arka kısmında Tayland yemekleri yapıyor ve dileyen izleyicilere ikram ediyordu. Bu arada yapılan sohbet de interaktif bir katılım olarak performansa dâhildi.

virtual chef-6

Tiravanija’nın yemek yapıp, izleyicilere sunması “ikram” özelliğiyle, Amerikan yerlilerinin birkaç gün süren, büyük bir ziyafeti kapsayan eğlencelerine de gönderme yapıyordu. Nasıl aşiretten bir yerli, halkı için bu ziyafeti veriyorsa Tiravanija da eliyle yaptığı yemekleri kendi “sanat halkıyla” paylaşıyordu. Yemeğin ana tema olduğu bu performanslarda “karşılık beklemeden vermek” kavramı ve bunun içerdiği anlamlar da ayrıca sorgulanıyordu.

virtual chef-7

Fluxus’un ve kavramsal sanatın felsefesini başarıyla harmanlayan sanatçı, yaşamı ve sanatı, kültürlerarası ve pozitif bir iletişimin ön planda olduğu bir düzlemde birleştirmeye çalıştı.

Yemek+Sanat+Teknoloji+İletişim: Virtual Chef

İstanbul’da yaşayan Amerikalı sanatçı Julie Upmeyer da yemeğin insanlar için anlamını sanatsal bir bakış açısıyla irdeliyor ve yemek yemenin son derece kişisel bir eylem olmasının yanı sıra tüm insanlığın ortak noktası olmasının üzerinde duruyor. Upmeyer, bu noktadan hareketle sanatı, yemeği ve teknolojiyi birleştirerek Virtual Chef (Sanal Şef) projesini hayata geçirmiş. Upmeyer’ın yemeğin sanatta kullanımı fikriyle ilgili Spoerri’nin ve Tiravanija’nın mirasından faydalandığını söyleyebiliriz. Ancak sanatçı, içinde bulunduğumuz çağın olanaklarını ve iletişim yöntemlerini kullanarak yemek ve sanat ilişkisine yepyeni bir yorum getirmeyi başarıyor. Upmeyer, içinde bulunduğumuz 21. yüzyıl gerçekliğinin farkına varmamızı sağlıyor. Zamanı, mesafeyi, mekânı, sanal ve gerçek kavramlarını yeniden düşünmemizi öneriyor.

virtual chef-8

Upmeyer, Virtual Chef’te internet teknolojisinden yararlanarak dünyanın çeşitli yerlerinden katılımcıların birbirleriyle tariflerini paylaşarak eşzamanlı yemek yapmalarını ve ardından hep beraber yemelerini sağlıyor. Hem bir yemek partisi, hem de bir performans olan bu proje, Julie’nin kendisine yemek tarifleriyle başvuran katılımcıları ve izleyicileri internet üzerinden canlı bağlantı kurarak biraraya getirmesiyle gerçekleşiyor. Dünyanın farklı ülkelerinden katılımcılar tariflerini hiç tanımadıkları insanlarla canlı olarak paylaşıyorlar. Polonya’daki veya İran’daki biri Türkiye’deki (veya dünyanın herhangi bir ülkesindeki) katılımcıya internet üzerinden canlı yayında tarif verebiliyor ve katılımcı onun yönlendirmesiyle yöresel bir İran veya Polonya yemeği pişirip, bu performansı canlı olarak izleyen, dünyanın farklı ülkelerindeki insanların gözü önünde bir grup arkadaşıyla beraber pişirdiği yemeği afiyetle yiyerek işin fiziksel boyutunu da deneyimliyor. Upmeyer, Virtual Chef için “İnsanlar biraraya gelip bir şeyler üretiyorlar. Benim projedeki amacım da bu; sanatsal bir deneyim paylaşımı. Yemek yapmak paylaşıma dayalı, tarif veriyorsunuz, alıyorsunuz. Bir başlangıcı var, sonu var ve o süreçten zevk alıyorsunuz. Sanatsal bir boyutu var ama insanları ürkütmüyor” diyor. Bu projenin ortaya çıkmasında Türklerin yemeğe verdikleri değer de etkili olmuş. Son derece resmi bir toplantıda dahi, yemekler üzerine konuşarak ya da “çorbaları soğutmadan içelim, öyle konuşuruz” denilerek toplantının ana konusundan evvel yemeğe öncelik verilmesi İstanbul’a ilk geldiğinde sanatçıyı çok şaşırtmış. Yemeğe yüklenen bu anlamı fiziksel ve sosyal yönüyle, aynı zamanda günümüz teknolojisiyle de harmanlayıp ifade edebileceği bir proje olarak tasarlamış Virtual Chef’i.

virtual chef-11

Virtual Chef, bizi üzerinde düşünmeye sevk eden, “yeme eyleminin kendisi, malzeme temini sırasında şehri başka bir gözle keşfediş, teknolojinin 21. yüzyıl insanının yaşamında kapladığı alan, sanal gerçeklik kavramı, mesafenin ortadan kalkması” gibi birden fazla öğe barındırıyor. Öncelikle sayısız kere yaptığımız hâlde üzerinde en az düşündüğümüz, ancak yaşamsal açıdan en önemli eylem olan “yeme” eylemini ele alalım. Yemek yemenin varoluş için temel gerekliliğini bir kenara bıraksak bile yemeğin ne kadar önemli bir kültürel kodlanma olduğunu, kişisel ve milli bir bellek oluşturduğunu, hatta zaman zaman simgesel bir önem arz ettiğini biliriz. Yemek kültürü dünyayla birlikte dönüşen, dünyadaki her değişime tepki veren, dolayısıyla “yaşayan, canlı” bir kültür. Kıtlık, savaş, barış, deprem, küreselleşme, ekonomik kriz, göç gibi insanları etkileyen her durum yemek kültürünü ve alışkanlıkları da etkiliyor. Bu bağlamda Julie, Virtual Chef ile yemeğin gelenekle ve toplumsal bellekle ilişkisini, farklı yemek kültürlerinin paylaşımını, yemek-milliyetçilik, yemek-küreselleşme arasındaki bağlantıları ve bunların birey üzerindeki etkilerini irdeliyor. Sanatçı, “Yemek bir iletişim aracı, bir hediye, kültürel bir farklılık ve benzerliktir.” diyor.

virtual chef-12

Virtual Chef’te malzemelerin temini, performansın gözden kaçırılmaması gereken önemli bir aşaması. Tarifler her ülkeye göre farklılık gösterdiğinden malzemeleri bulmak için çaba sarf etmek gerekiyor. Böylece iki taraf da rutin alışveriş alışkanlıklarından vazgeçip tüm şehri kapsayan, sokakların, dükkânların yeniden keşfedileceği bir arayış içine giriyor. Bu vesileyle katılımcılar bazen göçmenlerin kenar mahallelerde kalmış kaçak dükkânlarını, adını hiç duymadıkları baharatları veya her günkü marketlerinde görüp, bir kere bile merak edip almayı düşünmedikleri konservelerin ne olduğunu öğreniyorlar. Bulundukları şehre farklı bir bakış açısıyla yaklaşıp yeni bir bireysel deneyim ediniyorlar.

Virtual Chef projesi Türkiye, İran, Fransa, Polonya, Almanya, Romanya, Amerika, Ukrayna başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesini fiziksel ve sanal olarak dolaşmış. “Fiziksel ve sanal olarak dolaşmış” denildiği anda çok kısa bir geçmişi olan ancak özellikle yeni nesil tarafından tamamen kanıksanmış bir kavramdan söz edildiğinin ve bu kavramın, zaman-mekân-insan ilişkileri gibi diğer kavramları tekrar ele almak zorunda bıraktığının farkına varılmalı. Aslında bu “fiziksel ve sanal olarak dolaşmış” cümlesine hayret edilmeli! Buradaki “sanallığın gerçekliği” ya da tam tersi “gerçekliğin sanallığı” düşündürücüdür. Ortada, başka bir kültürden hiç tanımadığı bir insanın “sanal dünyadan canlı tarifiyle” “gerçek” bir yemek ortaya çıkaran bir katılımcı var. Bu eylemin aşamalarına “yemek yapan için sanal” ama aslında “gerçek” insanlar şahit oluyor ve sonuçta “gerçek” bir deneyimi “sanal ortamda” paylaşıyorlar. Yemek onu hazırlayıp yiyen kişi ve arkadaşları için “gerçek”, diğerleri için “sanal”.  Teknolojik bir sihri olan etkileyici bir iletişim ağı söz konusu burada. “İnternetten her gün yaptığımız bu zaten” denilebilir, ancak bir işin/eylemin sanatsal sayılabilmesi için içinde fikir/duygu/merak/hayret/eleştiri gibi öğeler barındırması gerekir ve her gün milyonlarca insanın internetin iletişim olanaklarını kullanarak yaptığı, kabul edilmelidir ki, kesinlikle bu değildir.

Düşünsel bir temele dayanarak teknolojinin olumlandığı bu projede de görüldüğü üzere günümüzde sanat ve teknolojinin bazen ayrıştırılamayacak kadar iç içe geçmesi, alışılagelmiş sanatçı, bilim adamı, teknik adam vs. tanımlarının tekrar ele alınmasına neden oluyor. Bu geniş ilgi alanları bir açıdan Rönesans sanatçılarının çok yönlülüğünü hatırlatıyor. Artık bir teknisyen, bilgisayar uzmanı, kameraman, fotoğrafçı ve bir izleyici olarak (yapılan işin niteliğine göre daha pek çok çalışma alanı sayılabilir elbette) 21. yüzyıl sanatçısı da salt resim-heykelle sınırlamıyor kendisini. Spoerri ve Tiravanija nasıl kendilerini tanrı sanatçı pozisyonundan kurtarmış ve performanslarında rastlantıya, hayatın akışına izin vermişlerse, Upmeyer da bu projede bunu yapmaya çalışıyor. Organizasyonu bizzat kuruyor, altyapıyı ayarlıyor ve insanları buluşturuyor, ardından geri çekiliyor. Böylece zaman zaman ortaya çıkan teknik problemler dâhil her şey son derece doğal gelişiyor.

İnternetin kullanımı, mekân sınırlamasını ortadan kaldırıyor. Değişik ülkelerdeki izleyiciler içinde bulundukları farklı mekânlarla performansa sanal olarak dâhil olup elli yıl önce hayal bile edilemeyecek bir gerçekliği var ediyorlar. İletişim teknolojisinin vardığı bu nokta müzelerin, galerilerin varlık nedenlerini ve mekân kavramını yeniden mercek altına alma gerekliliği doğuruyor. Tiravanija performanslarıyla galerilerin standart kullanımını değiştirmiş ve bilinen işlevini alaşağı etmeye çalışmıştı. Ancak galeri hâlâ “oradaydı” ve performans galeride, galeriye gelen izleyicilere yapılıyordu. Performanslarını galeride gerçekleştirmese bile Tiravanija’nın o dönemin koşullarında mekânın sınırlayıcılığından tam anlamıyla kurtulması, fikirsel düzlemde yolu açılmış ve tartışılan bir kavram olsa dahi, fiziksel olarak mümkün değildi. Virtual Chef ise günümüz imkânlarıyla, tam anlamıyla mekânın kısıtlayıcılığını ve tekilliğini (ışınlanma ve aynı anda fiziksel olarak birden fazla yerde var olabilme gerçekleştirilmediği sürece) ortadan kaldırmaya yönelik bir proje olarak görülebilir.

Bu proje, sanatsal eyleme atfedilen genel değerle ilgili de soru işareti yaratıyor. Virtual Chef katılımcılarının, dünyayı değiştirecek bir sanatsal performans gerçekleştirdiklerine inandıklarını düşünmüyorum. Upmeyer da bunu amaçlamıyor zaten. O, süreç üzerinde duruyor. Kahkahalı, hafif, bazen teknik sorunlar nedeniyle biraz stresli olabilen, genel olarak eğlenceli, paylaşıma dayalı ve uçucu bir süreç! 21. yüzyılın sanal dünyasının deneyiminin özetini performans doğal olarak kendi içinde barındırıyor, “Dünyanın pek çok farklı ülkesinden insanla eğlenceli bir deneyim paylaştık, yemeği de yedik/yediler, bitti. ALT+F4/Bilgisayarı Kapat” dedirterek yaşamın hızını, tüketim toplumunun genel özelliği olan kısa ömürlü deneyimleri ve paylaşımları -muhtemelen bu duruma dikkat çekmeyi bilinçli olarak hedeflemeden- göstermek adına iyi bir örnek teşkil ediyor. Kaçırılmaması gereken bir nokta daha var; Upmeyer, Virtual Chef ile internet gibi bireyi yalnızlaştırdığı öne sürülen bir teknolojinin olanaklarını kullanarak insanları kısa süreli de olsa yakınlaştırmayı başarıyor ve sosyal bir etkileşim yaratıyor.



[1] Spoerri 1959 yılında MAT (Multiplication d’Art Transformable/Dönüşebilir Sanat Çoğalması) isimli oluşumu kurmuştur. Bu oluşum çerçevesinde Warhol, Beuys, Gerstner, Arman, César, Lindner, Brecht, Lalanne gibi sanatçılar her çeşit yemeği kullanarak nesneler üretmişlerdir. Bu yapıtlar Eat Art Galerisi’nin ve Spoerri Restoranı’nın açılışında sunulmuştur. Spoerri’den başka Antoni Mirada ve Dorothée Selz kek-garajlar, mereng manzaralar ve pasta-bahçeler oluşturmuşlardır. 1969 ve 1973 yıllarında “renkli” ziyafetler ve akşam yemeği düzenleyen sanatçıların işleri bir yanıyla performans sanatıyla da ilişkilendirilebilir.
Daha ayrıntılı bilgi için bkz;
Semra Germaner, “1960 Sonrası Sanat”, 1. baskı, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1997, s.24,25
[2] Germaner, a.g.e. s.24
 
Diğer Kaynaklar;
Ed.by Grosenick& Burkhard Rienschneider, “Rirkrit Tiravanija”, Art Now, Taschen, s.312
H.Foster, R.Krauss, Y.Bois, B.Buchloh, Art Since 1900, New York, Thames& Hudson, 2004
Ruhrberg, Schneckenburger, Fricke, Honnef, Art of the 20th Century, Taschen
http://www.virtual-chef.net/
 
*Bu yazı Artist dergisinde yayımlanmıştır.

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır