Sabahattin Şen: Bu Bize Benziyor

Share Button

20140410_172042

Okuduğum anı metinlerinde çoğu zaman bizim yabancı ülkelerde açtığımız sergilere dair yabancıların şu sözleri aktarılır: “Bunlar bizde var, bize benziyor. Sizlerden, size özgü bir şey yok mu?” Türkiye’de sanat tartışmaları yapılırken her nedense belirtilen bu sözleri öne sürerek konuyu ulusal sanata getirmeye çalışanlarla sık sık karşılaşıyoruz. Konuyu kendi istedikleri yöne çekmek için bu sözlere dayanmakta ve haklılıklarına kanıt olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Bu konu bir türlü,  bir sonuca bağlanamamıştır. Sanattaki yerimize bakıldığında çağdaş sanatta çözümsüzlüğü giderecek oranda ilerleme ve gelişme olmamıştır. Özellikle çıkar elde etme düşüncesi ve kolaya kaçma da gerçeğin önünü tıkamayı kolayca sürdürmektedir. Evrensellik mi, ulusallık mı sorularıyla boğuşarak sanatta boşuna zaman yitirilmesine neden olunmaktadır.

Elin adamının “Bunlar bize benziyor.” sözüyle bize özgü bir şeyler araması karşısında bocalamanın çözümünü ulusallığa dönüşte görenler kendilerini haklı çıkarmaya çalıştıkça batağa saplanılıp saplanılmadığına da aldırmamaktadırlar. Sorun bostan yemek değil; bostancıyı dövmek. Yeteneksizlik, beceriksizlik nedeniyle ciğere yetişemeyeceğini anlayanlar sanat ortamındaki yetersizlik koşullarından yararlanarak keseri kendilerine doğru yontmayı sürdürmektedir. Yetkili bir yer kapmışlarsa elde ettikleri konumu kullanarak sanatta ulusallığı destekleyip savunmayı sürdürdükleri için kafalar iyice karışıyor. Yetkin diye nitelenenlerin bir tuzağın içine düştükleri anlaşılmıyor ve onları dinleyenler de kendilerinin o tuzağın içine çekildiğini anlayamıyor.

20140410_172924

Batılıların sanat anlayışı çok gerilere ve derinlere gittiği için günümüzde neredeyse sanatla doğup sanatla yaşayan bir toplum yapısına ulaşmışlardır. Rönesans’dan bu yana geçen beş yüz yıl gibi bir zaman içinde sanat serüveninin ne denli zorluklar içinde varlığını sürdürerek bugüne varmış olduğunu açıkça söylemek gerekirse Batılıların büyük bir başarısı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Biz leb demeden onlar leblebiyi çok kolay anlıyor. Bizlerse leblebi dense bile leblebi olup olmadığına kuşkuyla bakıyoruz. Görsel Sanatlardaki geçmişimize baktığımızda yaptıklarımızın bunu çok kolay kanıtladığını görürüz. Geçmişimiz bundan yüz yıl öncesine dayanıyor ve bizler bugüne dek sürekli olarak Batı’nın arkasından yol almaktayız. Onlar yolu açıyor; bizler de bir süre sonra o yoldan ilerliyoruz. Son zamanlarda ne olduysa oldu durum daha da kötü ve iğrenç bir hâl aldı. Batılıların çalışmalarının benzerlerini yaparak yutturmacaların sayısı öylesine arttı ki bu çalışmalar yarışmalarda da ödül almaya başladılar. Batı’yı anlayıp onların düzeyine varmak yerine öykünmecilikle çağdaş ve evrensel olmaya kalkıyoruz. Batılıların yaptıklarını, yapmak istediklerini anlayamayacağımız düşüncesinde olan sanatsız ve yüreksiz duyarsızlıkların beceriksizleri öykünmecilik becerisine başvuruyor. Elbette karşımıza ülkemizdeki saygınlığı koruma sorunu çıkıyor. Bu saygın olmayan konumundan kurtulmak isteyenler de öykünmecilik yerine kendi ulusal, bölgesel değerlerimizle özgün olabileceğimizi öne sürüyorlar. Böylesi sıkışık bir durumdan kurtulmanın yolu olarak öne geçmeye çalışıyorlar. Gerekçeleri ne olursa olsun her iki yol da çıkmazdır.

20140410_182317

Bizim burada yapacağımız tek şey, onun bunun sözüne bakmadan çağdaş ve evrensel sanatın istemleri doğrultusunda yol almaktır. Sözünü ettiğim ve bildiğimiz Rönesans günümüz dünyasında salt Batılların değil tüm insanlığın büyük bir değeridir. Özellikle sanat denildiğinde yeryüzündeki her insanın yaratıcılığında yol gösterici olan en önemli kaynağıdır. Sanatın evrenselliğine bakılınca sanata ilişkin her değer insanlığın malıdır. Ulusallık bunun içinde ancak evrensel değerlerin içinde yer alabilecek bir çizgideyse sanatta yerini bulabilir ve o da tüm insanlığın dili olur. Bu nedenle sanatı ulusal değerler kapsamında bir alana sıkıştırmaya çalışmanın sanatın özüne aykırı olduğunu bilmek ve doğru saptamak gerekiyor. Sanat sizi evrensellik ve çağdaş özgünlükle buluşturmuyorsa ne derseniz deyin, ne denilirse denilsin boş. Onun bunun sözüne bakarak boşluğa düşecek yönlendirmelerden uzak durulmazsa tüm çalışmalar boşa gidecektir.

20140410_182814

Bizlere “Bunlar bizde var, bize benziyor. Sizlerden size özgü bir şey yok mu?” diyenlere gelince ya ağızlarından çıkanı bilmiyorlar ya da karşısındakinin çağdaş anlamda sanat yapabileceğine inanmıyor. Her iki bakış açısı da ciddiye alınacak düşünce ve görüşler kapsamına girmiyor. Kötü anlamda da kullanmış olmalarını göz ardı etmemeli: “Sizler bizim gibi sanat uğraşı vermediniz. Bizler, yüzyıllardır sanatın içinde büyüyerek yoğrulduk. Sanat bizden sorulur. Sizler bizimle yarışmayın. Kendi kabuğunuzda oyalanıp durun…” da demek isteyebilirler; derler de… Sanata bakışımızda tam bir bilinç söz konusu değilse kötüyü iyiye yormak gibi bir saflığın da içine düşeriz. Bir sözü söyleyeni kendi söylediğiyle uyum içinde mi, değil mi diye irdelemek gerekiyor. Eğer herkes kendi ulusal değerlerini de içine alacak ve onu da ortaya koyacak çalışmalar yapacaksa bu yeryüzündeki tüm sanatçıları da kapsamalı. Bulunduğu ülkenin sanatçılarının da böyle çalışması gerekiyor. Batılılar böyle mi çalışıyor? Bir Alman, Fransız, İtalyan, İngiliz, Hollandalı bulunduğu ülkenin ulusal değerlerine göre mi çalışıyor? Çalışıyorsa söylediklerinde doğruluk var demektir. Değilse karşısındakine “Siz bizim gibi sanat yapacak güç ve yetenekte değilsiniz…” demek istemektedir. Bir yandan da başkalarının kendi düzeyine varmasını istememek gibi bir anlam çıkar. Çünkü böyle söyleyenin kendilerini üstün görme duygusu zarar görecektir. Kötü bir düşünceden kaynaklanan bu ve buna benzer sözleri zoka gibi yutup birbirimize yol gösterici anlamda yutturmaya kalkmamızın da doğru olduğunu savunmanın ahmakça olduğunu belirtmenin yanlış olmadığı da çok açık.

20140410_184006

Günümüzde Batılı sanatçıların hiçbiri ulusal değerleri düşünerek sanat çalışması yapmaz. Aralarında öylesine büyük bir yarış var ki sanat için yaratıcılık, özgünlük ve çağdaşlık neredeyse yarışı oralarda yaparlar. Ulusallık denilen çizgi hiçbirinin umurunda değildir.   Geçen yüzyılın başından bu yana her şey daha belirgin olarak görülmekte. Van Gogh Hollandalı ve onun çalışmalarında ulusal değerlerin izleri mi var? Mondrian da Hollandalı. İlk çalışmalarında yel değirmenleri ve Hollanda’dan görünümler olmasına karşın onu evrenselliğe ulaştıran çalışmalarında ulusal izler yok olmuştur. Yaptığı yel değirmenleri ve görünümler de ulusal değerler anlamında değil, sanatsal anlamdaki değerleri uygulama alanı olarak kullanılmıştır. Emresyonizm, Ekspresyonizim, Fovizm, Kübizm hangi ulusun değerlerini taşımaktadır. Picasso Kübizm’i ortaya çıkarırken İspanya’nın ulusal değerlerini mi ortaya koymuştur? Her sanatçı yaptığı yapıtlarda kendinin ve kendi özgünlüğünün dışavurumunu sunmuştur. Nereden ve neden yararlanılırsa yararlanılsın sanatçının kendi izdüşümüdür yapıtı. Ulusal ve bölgesel değerleri de içine alan özgün ve çağdaş bir kişiliği ortaya koyan çalışmaların yolu hiçbir zaman kapalı değildir. Kullanılan ne olursa olsun evrensel, çağdaş ve özgün olmalıdır. Sanatta diğer Batı ülkelerine göre çok ileri ve üstün konumunda Çağdaş Alman sanatçılara baktığımızda ulusallıkla ilgili iz taşıyan hiçbir sanatçıyla karşılaşamazsınız. Özellikle Beuys dünyada Picasso’dan sonra kavramsal sanatın en önemli sanatçısı ve yenilikçisidir. Yapıtları ulusallıkla ilgili en küçük bir iz taşımadığı gibi onun evrensel değerleri tüm dünyayı sarsmıştır. Yolumuz olacaksa böylesine bir düzeyde kendi özgünlüğünü bulmak ve taşımaktır.  Bunun dışındakilere kulaklarımızı tıkamazsak kim bilir kaç yıl daha nal toplamayı sürdürürüz. On yıl mı, yirmi yıl mı, elli yıl mı, yüz yıl mı?…

20140410_184124

Bu yazıyla ilişkili olarak sunulan günümüz çalışmalarına bakıldığında hangi çalışmanın hangi ulusun sanatçısına ait olduğunu anlayabilir miyiz?

Share Button

Yorumlara kapalıdır