Hakan Erol: Suriye’de Cesur Bir Kadın, Sevra Baklacı; “Suriye Notları’’

Share Button

Suriye Notları, Sevra Baklacı

Emperyalist blok Suriye’de Esad’ın devrilmesi için her şeyi yapıyor. Tunus’da başlayıp tüm Ortadoğu’yu kapsayan “Arap Baharı” senaryosunu Suriye’de de “reform” adı altında piyasaya süren emperyalizm, ardında kirli bir iz bırakarak yoluna devam ediyor!

“Katil Esed!”, “Diktatör Esed”  naraları atanların dertlerinin halk olmadığını, işin içinde başka şeylerin olduğunu çok güzel özetliyor Suriye Notları… Suriye konusunda, egemen medyanın dezenformasyon ve manipülasyonlarının haddi hesabı yok. Emperyalistler emellerine ulaşabilmek için her geçen gün daha da alçalabiliyorlar.

ÖSO, El-Nusra, IŞİD gibi bilumum gerici silahlı çetelerin yaptıkları işkenceler, katliamlar, mahallelerde patlattıkları bombalar ve orayı yerle bir etmeleri egemen medyada yer almıyor. Aksine tüm bunlar belirli kanallara “Suriye Ordusu”nun başının altından çıkıyormuş gibi servis ediliyor. İşte böylesine bir süreçte her türlü emperyal oyuna, kirli çıkarlara karşı Suriye halkı ve Esad direniyor. Ülkelerini emperyal güçlere teslim etmiyorlar.

Sevra Baklacı 2011 yılında Arapça eğitimi için Suriye’ye gitti, bu dönemde başlayan savaşa rağmen ailesinin ve yakın arkadaşlarının “Türkiye’ye dön” çağrılarına kulak asmayarak, Suriye’yi, eğitim gördüğü ülkeyi yalnız bırakmadı. Bu süre zarfında Türkçe ve Arapça çeviriler yapan, SANA’da (Suriye Haber Ajansı) spikerlik yapan ve Şam radyosunda Suriye halkının sesi olan Sevra Baklacı’nın Suriye Notları kitabı Ortadoğu ve Suriye üzerindeki emperyalist projeleri “içeriden” bir gözle bizlere aktarıyor. Suriye Notları, yazarın soL gazetesinde yazdığı köşe yazılarından oluşuyor.

Kitabın her sayfasında ayrı bir “şok” yaşayabiliyoruz. Sevra Baklacı çalıştığı iş yerinde bir sabah gördüğü arkadaşını ertesi gün kaybedebiliyor. Çoğu arkadaşını kaybetti Sevra, birçoğundan ise haber alamadı. Suriye’de akrabasından, yakınından bir insanı kaybetmemiş kimse neredeyse bulunmuyor. Bu yüzden kitaptan kimi anektodlar ve çarpıcı hikâyeler aktarmakta fayda olduğunu düşünüyorum:

“…Sonra bir kontrol noktasında duruyoruz, asker kimlik soruyor. Pasaportumu uzatınca Türkiyeli olduğumu anlıyor. “Neresinden’’ diye soruyor. “Hatay” dediğimde, Reyhanlı’daki patlama için ‘’geçmiş olsun’’ diyerek, ailemin iyi olup olmadığını soruyor.’’

Sevra, Suriye’de Türkiye’den gelenlerin savaştan önce de sonra da çok iyi karşılandığını ve onlara saygı duyulduğunu söylüyor; ancak Suriye halkının ülkelerindeki savaşa ortak olan ve savaş çığırtkanlığı yapan AKP’ye de bir o kadar öfkeli olduğunu belirtiyor ve bunu şöyle açıklıyor:

“…Çünkü Şam’ın caddelerinden birinde kulakları delen sesleriyle arka arkaya ambulanslar geçerken birbirlerini tanımadıkları hâlde birbirleriyle konuşan, suratlarını asmış bir topluluğa yaklaştığımda “Nereden geliyor bu silahlar, Türkiye’den” dedikten sonra Türkiyeli olduğumu öğrendiklerinde, “Türkiye derken, hükümeti kastediyoruz, sakın yanlış anlama kızım” diyen insanların masumiyetini gördüğümde utancım kat kat arttı.”

Yine bir başka örnekle;

“…Suriye’nin siyasetçileri, halkı ve basını ülkelerine karşı saldırgan politikalar izleyen ülkeleri sıralarken; ABD diyorlar, Fransa diyorlar, İsrail diyorlar ama hiçbir zaman Türkiye demiyor, “AKP” diyorlar. Yani halkın bu politikaya karşı durduğunu biliyor ve Türkiye’yi değil, AKP hükümetini suçluyorlar.”

Sevra, Suriye’deki krizin özünü kitapta yer verdiği İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in bir söylevinden örnekle aktarıyor:

“‘Şam, bugün İsrail ile barışı reddetmenin bedelini ödüyor!’ Bu cümleler Suriye krizinin özünü de ortaya koyuyor…”

Egemen medyanın yarattığı bilgi kirliliğine ve servis ettiği haberlere de değinen Sevra, kitapta bunu şu şekilde açıklıyor:

“…Daha önce medyanın bir tek görevi vardı: Haber yapmak. Bir yerde bir olay olurdu, medya olay yerine gider, inceler ve onu haberleştirirdi. Şimdiyse olayı üreten, siyaseti belirleyen bir medyayla karşı karşıyayız.”

 s.3 halep

Kitapta Suriye’de “muhalif” adı altında dinci-gerici çetelerin Suriye halkını katletmesi, ölümlerin sıradan hâle gelmesi, “keskin nişancılar”, sürgün edilen, kaybolan, evleri ateşe verilen, sırf alevi, Ermeni ve Hıristiyan olduğu için ölüme mahkûm edilen insanlar… Ve daha niceleri yer alıyor. Kitabın belki de en can alıcı yeri -bana göre- burası:

“…Şunu söylesem inanır mısınız bilemem ama yazacağım yine de. Muhalif güçler, önceden kaydettikleri, yardım isteyen çocuk ve kadın seslerini kullanarak, yardıma koşan askerleri pusuya düşürüyor. ’Muhaliflerin’ sınırları zorlayan bu aşağılık taktikleri bir marifet gibi anlatmaları bile, Suriye ordusunun çocuk ve kadınlara zulmettiğinin değil, aksine onları korumaya çalıştıklarının açık bir kanıtı.”

Böylesine alçakça hareket edebiliyor emperyalistler… Aslında emperyalizmin tanımı tam da bu: “alçaklık!”

Arap alevisi Banyaslı Nidal Cennud (ilk katledilen alevi), Abdullah Tabara, Meryem, “Ebu Ceylan”, Mustafa, Muhammed Said Ramazan El Buti ve isimsiz binlerce kahraman var Suriye’de. Hepsinin ayrı ayrı hikâyesine rastlıyoruz kitapta.

Kitabı okurken hüzünlenmemek ise elde değil.

Emperyalizmin barbarlığını, insanı insanlığından koparıp vahşi bir hayvana dönüştürmesini; düşünmeden, sorgulamadan öldürmeye programlanan bir robota evriltmesini çok yakından hissediyoruz. IŞİD ve ÖSO gibi örgütler tam da bunun kanıtı…

İnsanların her gün ölüm korkusu yaşaması, ailelerin çocuklarını bir daha eve dönemeyebileceği gerçeğiyle karşı karşıya kalarak okula göndermesi, insanların nasıl bir psikoloji içinde yaşadıklarını anlamamıza yetiyor sanırım.

Suriye’de savaştan önce de sonra da insanlar din, mezhep, kimlik farkı gözetmeden kardeşçe yaşadılar, yaşıyorlar, Türk, Kürt, Arap, Ermeni; Müslüman, Hıristiyan fark etmiyor. Suriye halkı, farklılıklarını bir sorun olarak görmüyor, bir çeşitlilik olarak benimsiyor. Ve hep beraber yaşayıp emperyalizme karşı hep beraber mücadele veriyorlar.

Sevra Baklacı, savaşın ortasında kadın kimliğiyle dimdik durarak bizlere de güzel bir örnek teşkil ediyor. Bize insanlığın, paylaşmanın, dostluğun bitmediğini ve en önemlisi hayatın her alanında mücadele etmek gerekliliğini hatırlatıyor.

134 sayfadan oluşan bu kitap Yazılama Yayınevi’nden çıktı. Suriye’de hâlâ devam eden savaşı iyi okuyabilmek ve doğru konumlandırabilmek için Suriye Notları muazzam bir kaynak niteliğinde.

İyi okumalar…

NOT 1: Kitabın önsöz kısmında, çok değerli gazeteci yazar Mustafa Kemal Erdemol’un, Sevra Baklacı’ya bir ‘’teşekkür notu’’ kaleme alması, bu kitabın ayrıca bir değere ve öneme sahip olduğunun bilincine varmamızı sağlıyor.
NOT 2: Kitabın son bölümünde yer alan “Bir El Nusra’cının İtirafları” ise Suriye’de süren savaşın vahametini ve dinci-gerici çetelerin acizliğini gösteriyor.
Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır