Şeref Akşit: Galeri Ziyaretleri 5: Sevil Binat ile C.A.M. Galeri Üzerine…

Share Button

GÖRSEL 1

Şeref Akşit: Merhaba, biraz galeri geçmişinden, tarihçesinden bahseder misiniz?

Sevil Binat: İlk olarak Urart Sanat Galerisi’nde başladım aslında. 84-91 arası oradaydım, yöneticilik yaptım. 92’de C.A.M. Gallery’yi kurduk. Nilüfer Sülüner’le Nişantaşı’nda Abdi İpekçi’de ilk olarak eşimin iki katlı dükkânının alt katında açtık. İsmi de oradan geldi zaten, art marketinge o zaman başladık. Malum, isim dolayısıyla talihsizliğimiz de o oldu. “Cam Galeri” denmeye başlandı. Halbuki açılımı var, Contemporary Art Marketing, C.A.M. de diyebilirler ama adı CAM kaldı.

Ş.A.: E tabii, ülkemizde her şey Türkçeleştiriliyor. “Chichago”’yu gazetelerde, dergilerde bile “Şikago” diye yazan bir milletiz…   

Gülüşmeler…

S.B.: Yaklaşık on yıl öyle devam etti. Daha sonra mekânın el değiştirmesi nedeniyle oradan çıkartıldık, ortağım galericiliğe küstü, ben yola tek başıma devam etmek zorunda kaldım.

Ş.A.: Bu bağlamda, bu uzun yolda asla taviz vermediğiniz ilkeler, etik kurallar neler oldu ya da tam tersi başarılı olabilmek, ayakta kalabilmek için nelerden taviz vermek zorunda kaldınız?

S.B.: Taviz verdiğimiz konu olduğunu sanmıyorum. Olmayan bir şeyi parlatıp iyi satış hâline getirmedim. Bu anlamda profesyonel değilim belki de… İnanmadığım, beğenmediğim hiçbir sanatçıyı da “İyi para kazandırır!” diye desteklemedim. Ticari bir mekân olmasına rağmen ticaret ikinci planda oldu, kalıcı sanatın peşinde olduk ve bununla karnımızı da doyurduk ama daha çok ruhumuzu. Bir insanın iyi bir galerici olması için- pedagog, sanat tarihçisi, psikolog, ön muhasebeci, çevirmen, editör, halkla ilişkiler, uluslararası ilişkiler uzmanı-gerçekten çok şey olması gerekiyor.

Ş.A.: Ticari bir mekân olmasının yanında, bir sanat galerisinin bir misyonu neler sizce?

S.B.: İyi ve kaliteli işler yaptığınızda maddi olarak da karşılığını buluyorsunuz zaten. Elbette çok iyi, çok kötü dönemlerimiz de oldu ama hiçbir zaman kimseden destek almadan ayakta kaldık. Misyonumuz, sanatçılar çıkartabilmek ve onları iyi temsil edebilmek. Güvenilir bir sanat ortamı oluşturmak, sanatçıları da koleksiyonerleri de zor duruma sokacak durumları ortadan kaldırmak diğer misyonlarımız.  Bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Koleksiyoneri yönlendirme ve cesaretlendirme konusunda da uzun süreli ilişkileri sağlıklı buluyoruz. Sanat, güzel dostluklara, ilişkilere vesile olabiliyor mesela, art direktörümüz Melek Gencer koleksiyoner bir aile dostumuzun kızıdır. Daha o üç yaşındayken birlikte yurtdışı seyahatlerimizde müzeleri gezmeye başladık. Sanat algısı küçükken çok daha kolay oturuyor, şimdi aradan yıllar geçtikten sonra galerimizin direktörü olarak bizimle birlikte, gücümüze güç katıyor.

Ş.A.: Peki, sanatçı seçimi konusunda nasıl davranıyorsunuz, sanatçıyı yetiştirmek diye bir şey var mıdır ya da keşfetmek?

S.B.: Kendimizi üstün görmek gibi bir durumumuz yok. Kendi adıma söyleyebilirim, ben eski dönemimde de yani Urart’tayken de hep sanatçıların tarafında oldum, onların yanında yer aldım. Burnu iyi koku alan bir galerici olduğumu söyleyebilirim yalnızca. Mesela son dönem adından sıkça bahsedilen Burcu Perçin, Murat Pulat, Murat Germen, Ahmet Elham, Seçkin Pirim, Yeşim Şahin bizden çıkma sanatçılardır. Bizim için önemli olan işin, sanatçının samimi olması, bir kavramı, konuyu irdelemesi, bir meseleyle uğraşmasıdır. Benim için çağdaş sanat eseri üç bileşenden oluşur: 1. İçerdiği Kavram 2. Teknik 3. Görsellik. Bu, fotoğraf, heykel ve resimde geçerlidir. Kısaca temsiliyetle kariyer yönlendiriyoruz. Tek sergilik çalışma yapmıyoruz.

Ş.A: Karşılaştığınız en trajikomik ya da “Bu da mı gelecekti başımıza!” dediğiniz olay ne oldu?

S.B.: Epey oldu, dönemin en bilindik siyasetçilerinden bir çift gelmişti. Mehmet Güleryüz’ün Mostar Köprüsünü çizdiği ekspresif çalışmalarından oluşan bir sergiydi. Onu anlatıyorum, şu şu özelliklere sahip, bu bu öyküyü ele alan resim vs. Sergiyi gezdikten sonra çalışma masamıza oturduk laflıyoruz, masada Andy Warhol kitabı vardı kocaman puntolarla da Pop Art yazıyordu. Biz Mehmet Güleryüz hakkında konuşmaya devam ediyoruz, o ünlü hanımefendi durdu durdu, nasıl bağlayacağını bilemedi, böyle bir konuşma hiç geçmemişken; “Şimdi bu Mehmet Güleryüz’ünki Pop Art çalışması mı?” dedi.

Gülüşmeler…

S.B.: Ben ilk önce anlam veremedim nasıl bir bağlantı kurdu ama sonra düşününce… Bilinçaltı ona oyun oynamış dedim.

Ş.A.: Yani orada Beethoven kitabı olsa “Romantizm” yazsa o hanımefendi “Şimdi Mehmet Güleryüz’ün romantik dönem çalışmaları…”diye kuracaktı cümleyi muhtemelen. Peki o günlerden bu günlere çağdaş sanatımızda son on yılda ne gibi değişimler oldu?

S.B.: Elbette ki hızlı bir ivme kazandı. Çok şey değişti ama doğal yollarla bir takım mesafelerin katedilmesi gerekiyordu zaten. Ancak doğal olmayan yollarla da çok şey değişti, bir takım majör kuruluşlar zemini kayganlaştırdı, her şeye istediği gibi yön verdi, ortamı manipüle etti. Sanat ortamı bir takım küratörlerin ve büyük kuruluşların belirlediği bir kulvara dönüştü. Onların seçtiği sanatçı yürüyüp gidiyor, yurt içi ve yurt dışında temsiliyeti hep onlar döndürüyor. Bu tabii kısır döngüye yol açtı. Galerici de, küratör de kukla gibi yönetiliyor.

Ş.A.: Aklıma bir film geldi, David Lynch’in “Mulholland Drive” filmini izlediniz mi?

S.B.: Evet, tabii izledim. . .

Görsel 3

Ş.A.: Orada etkileyici bir, yönetmen sahnesi vardır. Yönetmen, toplantıya girdiği yapımcıların isteklerine boyun eğer, onlar tarafından yönlendirilir. Deneme çekimlerinde bu yapımcıların adamı yönetmene esas kızı işaret ederek kulağına “This is the girl!”diye fısıldar, hangi oyuncuyu seçeceği bile belirlenmiştir. Sanat piyasamız o sahneyi anımsattı bana…

S.B.: Katılıyorum, “sanat piyasası” kavramı yoktu eskiden, yeni oluştu o da. Biz eskiden bir resim hakkında üç-dört saat konuşur, tartışırdık.  Şimdi galericiler bir araya geldiğimizde hemen piyasa konuşur olduk. İster istemez konu oraya geliyor: “Onu kaça aldınız, bunu kaça sattınız? Bilmem kimin satışları nasıl?”

Ş.A.: Bir de sizin güncel serginizden bahsedelim, başarılı genç sanatçılarımızdan Yeşim Şahin’in İç monologlar, heykel sergisi..

Görsel 4

S.B.: Çocukluktan beri gelen bireyselleşme, hatta erkek egemenli toplumda bireysel faşizm, aile baskısı, aidiyetin sorgulanması vb. konularını işliyor. Sergi epey ilgi gördü. Daha sonra da ülkemizin önde gelen pentürcülerinden Mahmut Celayir’in sergisi olacak.

Ş.A.: İstanbul, çağdaş sanatta yeni bir merkez olma yolunda oryantal adımlarla ilerliyor. Contemporary İstanbul’u ve Art International’ı nasıl buluyorsunuz?

S.B.:  Evet, aslında uluslararası anlamda çağdaş sanat alanında müze yok. Bir tek İstanbul Modern var, o da yerel eserlerin sergilendiği müze. Sanat fuarları, çağdaş sanat alanında bir tür müze görevi yapıyor, bir şekilde izleyicilerde ve koleksiyonerlerde çağdaş sanat algısı oluştu. İlk zamanlarda, kurulu her şeyiyle biraz daha belli bir amaca yönelik görünüyordu. Contemporary İstanbul’a ilk zamanlardan beri katılıyoruz. Ticari yanı biraz daha, biraz daha derken, zamanla iyice ağır bastı ve ilk zamanlardaki düzen, özen kaybolmaya başladı. Art International ise yabancı galerilerin ağırlıklı olduğu, hatta uluslararası çok iyi galeriler geldiği için onların ezici üstünlüğe sahip olduğu bir fuar ve orada yerli galericinin hiç şansı yok. Zaten bizim koleksiyonerleri çekmek için yapılan bir fuar.

Ş.A.: Evet, görüyorum Alman, Amerikalı sanatçılar oryantal işler yapmaya başlamış, sırf fuar için… Türkiye, Ortadoğu için, hatta Arabistanlı koleksiyonerlere özel..! Günümüzde, içinde bulunduğumuz sanat camiasında nelerin değişmesiyle durumu iyiye çekebiliriz? Piyasa, bu şekilde biraz daha yaşanılır, nefes alır hale gelir?

S.B.: Biz galeri olarak etik kurallara hep riayet ettik ve sanatçımızı da hiçbir zaman mağdur etmedik, hep daha da değerli kılmak için uğraştık. Klasik resimleri alan koleksiyonerleri de çağdaş sanata teşvik ettik. Hatta iki kuşak geçti, ikinci kuşak koleksiyonerler daha bilinçli. Avrupa’da, Amerika’da okudular, çağdaş sanatı asıl yerlerinde gördüler, dolayısıyla bilinçliler, çabalarımız meyve verdi. Ama tabii sanat ortamında sorun, genel olunca birlik olmak lazım, biz de beş galeriyle başladık -şimdi on bir galeriye ulaştık- bu yeni oluşumla Çağdaş Sanat Galericileri Dayanışması’nı kurduk. Etik kurallar koymaya, tavırlı bir dayanışmayı sürdürmeye çalışıyoruz. Şeffaflaşma, ilişkiler, satışlarda yapılacak indirimlere kadar her şeyi birlikte kararlaştırıyoruz. Ayda ortalama iki kez toplanıyoruz. Amacımız, izleyici ve koleksiyoner adına güvenilirliği, sanat ortamının daha şeffaf hâle gelmesini, nefes almasını sağlamak ve bunun için elimizden geldiğince çalışıyoruz. İlerleyen zamanlarda konuyla ilgili daha geniş bilgilendirmeler yapabileceğiz.

Görsel 6

Ş.A.: Son olarak neler eklemek istersiniz?

S.B.: Genç sanatçılara biraz daha sakin ve uzun vadeli planlamalar yapmalarını tavsiye ediyorum, hemen bir anda şan, şöhret para değil de biraz daha uzun vadeli hesap kitaplar. Eminim ve zaten bunca zaman şahidiyim ki, iyi olan şey yerini mutlaka buluyor. Diğer yandan koleksiyonerlere de son olarak bir şey söyleyeceksek eğer, onlar da trendin ve kesin o öyle bu böyle olurun peşinde değil de sanatın peşinde koşsunlar. Beğendikleri, gözlerine, algılarına iyi gelen şey ne ise onu alsınlar, bence doğru olan budur.

Share Button

Yorumlara kapalıdır