Derviş Ergün: Dada Dedi Durdu

Share Button

lhooq

Tek yanlı, tarihten beslenme olasılığına karşı, dünya sanat tarihiyle kurulan ilişkinin gerekliliği, açıklanan sanat kavramlarına kuşkuyla bakmanın, zorunlu, diyalektik bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Sanat hareketlerinin kesintisiz süregelen örnekleri açısından Avrupa sanatına bakmanın kaçınılmaz olduğu da başka bir gerçektir. Öncelikle başvurulacak kaynak olarak görülmesini sağlayan; Rönesans’la keşfedilen insan merkezli gelişme ve kendini dönüştüren sosyal yapı ve buna bağlı bilim ve sanatın kendi üzerine evrilme süreci bütün insanlığı ilgilendiren bir konudur. Modern sanatın doğmasını tetikleyen sosyal-kültürel değişim hareketleri ve bu dönüşümü sağlayan etmenlerin muhalefet geleneğiyle olgunlaştığı bir yapıdan alınacak tarihi verileri kimse inkar edemez. Soyut olanla somut olanın ilişkisindeki çelişki, bilimsel bir eleştiri düzleminde kavrama yüklenen atıfla açıklanır. Kavramın olgunlaştığı mekân ve zaman bu nedenle önemli hâle gelir.

Tarihlemenin sanatı tanımlamada kolaylık sağlaması açısından bir önemi vardır. Tarihe dayalı sınıflandırmanın yanlışlığı ise olguların sonuçlarını tarif etmesidir. Sonuç sürecin ölmüş hâlidir.   Ortaya çıkan sanat, zamanın örneğini tanımlaması açısından bir kıymet değeri taşır, ancak üzerinde durulması gereken oluşum sürecidir. 19. yüzyılda önemli bazı tarihi kırılma noktalarına bakılacak olunursa; sanatın toplumsal görevlerini bırakıp kendi form ve kurumlarına yöneldiği görülür. Avangard özelliği içinde, modernist ve özerk bir yapı kazanmaya çalışan sanatın, toplumsal temsil normlarına karşı kendi formunu ortaya koyduğu, yani içeriğin biçime dönüştüğü 1848 yılı miladi yıl olmuştur. Modernizm ile iç içe geçen, Bürger’in tanımladığı ‘avangard’ birbirine yakın tanımlardır. Burjuvaya karşı, politika ve sanatta yabancılaşmayı öngören ilericilik, aynı ruh, aynı bilinç ortak tavırdır. Bu tanıma göre Manet, ‘avangardın’ modern öncüsü sayılır.

Man Ray

Formun özelliklerini sadece zamana bağlı tarif etmenin dar ve sınırlı olacağı günümüz sanat anlayışında geçerlidir. 19 yüzyılda kritik üç aşamaya bakmak gerekir. Birinci aşama; yenilikçi sanatın, piyasa ve akademik kuruma karşı kendini korumaya giriştiği evre. İkinci aşama; aktif hâle geçtikleri, radikal ve alternatif bir yapı oluşturdukları evre. Üçüncü aşama; On üç yaşında bir çocuğu maden ocağına indirmekten çekinmeyen ve kendi iktidarını besleyecek burjuva ahlakı ve şuuru aşılamaya çalışan düzene ve kültür kurumlarına karşı saldırıya geçen bir evre. Modernizm ikinci evrede, avangard üçüncü evrede tarihi oluşumunu başlatır. Williams, avangardı, egemenlik peşinde, yeni kimlikler arayan, aykırı kişiliklerin eylemleri olarak tanımlar. Fütürist Marinetti, İtalyan faşizmini; Mayakovski, Rusya sosyalizmini destekleyen sanatçıları örnek gösterir.

Halk yığınlarının ‘sanayi toplumu’ çatısı altında burjuva devrimine desteği, burjuvanın iktidarı ele geçirmesiyle işçi sınıfına attığı kazığı ‘sanatın ahlaktan ve faydadan ayrılmayacağını’ savunan Baudelaire’in siyasi düşüncesini tekrar gözden geçirmek zorunda bırakır. Burjuva devrimi, sanayi devrimi derken modernizm içine sığdırılan çağdaşlaşma süreci; ‘sosyal sanat’ kavramını aşan ve sonunda karşı estetik noktasında gerçeği aramaktan, değer olgusu veya iyi, güzel, doğru gibi savlardan, doğayı ve hatta tanrıyı bile reddeden konuma gelmiştir. Sanat bağımsızlığını ilk önce devleti oluşturan oligarşik güce karşı gösterdi, sonra toplumsal görev yükünden kurtularak, daha sonra kendi formu ve kurumuna karşı gösterdiği karşı tavır ve en sonunda sanatın estetik varlığına gösterilen başkaldırı ile yirminci yüz yıla evrildi. Yüz yılın ilk evresi sanatla sanatçının karşı karşıya kaldığı bir dönemi anlatır. Burjuvanın teknolojiye, sanayi ve mali güce ulaşmış bir şekilde 20. yüzyıla girdiği, iktidarını emperyalist bir güç olarak dünyaya yaymak için, kan ve gözyaşı dökmekten çekinmediği bir evrede sanatın karşı duruşu geçen yüz yılın en önemli avangard hareketi sayılır. Emperyalist güce karşı sanat kurumunu ortadan kaldırmak, dada için en erdemli davranıştır. Çünkü sanat kurumu en az kapitalist burjuva kadar suçludur.

Marcel Janco,

Dada hareketi, 1915 ve 1925 yılları arasında, sosyal-siyasal-ekonomik ve kültürel değerlere karşı bir tavır gibi görülse de gerçek hedefi modernizm ile iç içe geçmiş yapısını ortadan kaldırmaktır. Avangard hareketin, modernizmden kendisini sıyırmak için sanat kurumunu hedef alması, kapitalist iktidarla girilen iş birliğidir. Duchamp, Mona Lisa tablosunda oluşturulan kutsiyet algısını yıkmak için portreye bıyık ve sakal eklemiştir. Gurup, toplumu sarsacak, onları şoke edecek sanat etkinlikleriyle savaşa sürüklenen insanlara bir karşı mesaj vermek ister. Sanatın geleneksel teknik ve yöntemlerini reddeden gurup, her türlü malzemenin sanatın ifadesinde kullanılabilecek olduğunu göstermektedir. Felsefe gibi estetik kuramların burjuva adına insanları kandırdığını bu yüzden bu anlatılara itibar edilmemesi gereğini ortaya koyar. 01 Nisan 2015

 

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır