Dr. Sevda Gülakan Kaman: Orhan Kemal’in Acıtan ve Büyüten Öyküsü “Çikolata”nın Dili

Share Button

1. orhan kemal cemile                                                  Bizim paramız var değil mi abla, niye susalım?”

                                                                                                               Çikolata-Orhan Kemal

Orhan Kemal, şiir yazma hevesinden hapiste tanıştığı Nazım Hikmet’in önerisiyle vazgeçer ve onun da etkisiyle düz yazıya yönelir. Yazdığı roman ve öykülerle Türk edebiyatının en önde gelen toplumcu gerçekçi yazarlarından biri olur.

On iki öykü kitabı, yirmi yedi roman yanında anı, inceleme, senaryolar, oyunlar yazan Orhan Kemal’in eserlerinde yaşadıklarından izler bulmak zor değildir. Cemile isimli romanında güzel işçi kızı Cemile, eşinden başkası değildir. Bu yazıda ele aldığımız Çikolata öyküsünde de küçük oğlu Işık Öğütçü’den esinlenmiştir. Işık Öğütçü Çikolata öyküsüne ilham olan anısını Çikolata Getiren Kuş isimli haber yazısında şöyle anlatmıştır[1]“Hatırlıyorum o yıllarda herhalde beş altı yaşlarındaydım. Tadını bildiğim fakat daima yeme fırsatı bulamadığım, genellikle bayramdan bayrama kavuştuğum çikolatayı arzu ediyordum. Unkapanı’nda babamın çalışma odasına giden koridorda, ciğerci dükkânının önünde yalanan kediler gibi koca Orhan Kemal’in kapısına bakıyordum… Çikolatayı özlüyor, koşullar ne olursa olsun onu yemek istiyordum. Ve sonunda babamdan duymak istediğim ses, “Oğlum, gel bak kuş sana ne getirdi?” O kuşun ne getirdiğini daha önceden çok iyi biliyordum. Yıldırım hızıyla odasına girmemle, divanını örten siyah Siirt battaniyesi üzerinde duran çikolatalı gofreti elime almam bir anda olurdu. Heyecanla, nefes nefese kâğıdı güzelce açar, sanki elimden onu alacaklarmış gibi büyük bir hazla, tadını çıkara çıkara, ama bu mutluluğun çok kısa süreceğini bilerek, gözlerim yumuk yumuk yerdim. Çabuk bittiğine kızar, neden bir kamyon dolusu yiyemediğime hayıflanır, parlak kâğıdına bulaşmış, erimiş çikolatasını da bir güzel yalardım. Ağzım, burnum çikolata içinde kalırdı. Çikolatayı doya doya yaşarken Orhan Kemal’in beni izlediğini bilmezdim. Duygularımın nasıl dalgalandığını, yazar önsezisi ile bütün çocukların bu durumda neler hissedebileceklerini düşünüyordu sanırım. Yıllar sonra bir çocuğun çikolata hasretini, yazdığı “Çikolata” öyküsünde ölümsüz kıldığına tanıklık ediyordum.”

1.1  orhan kemal

1963 yılında yazılmış Dünyada Harp Vardı öykü kitabında yer alan ve o yılların Türkiye’sinden izler taşıyan, yoksulluğun çocuk dünyasındaki ağır izlerini yansıtan bir öykü olan Çikolata, öteki öykülerinin içinde ayrı bir yerdedir çünkü okuru hem acıtır hem de büyütür.

Sahici bir öyküdür Çikolata… Öykünün henüz dördüncü cümlesinde tanıştığımız kahramanları olan topaç oğlan, ablası ve yoğurtçunun kızı kadar, şekerci vitrini, sidik kokan sokak da çok gerçekçi verilmiştir. O denli ki öyküyü okurken bu metnin kurmacalığını unutup bu dramın herhangi bir mahallede gerçekleştiğine inanırsınız. Çocuk kahramanları, onların saf dünyalarını son derece yalın ve açık bir üslupla sunmuş, konuşma dilini ustalıkla kullanmıştır. Yazar, öyküde kahramanları verirken senaryo yazmadaki tecrübesini konuşturmuş ve kahramanları diyaloglarda yaratmıştır.

Orhan Kemal öyküsünde gerçekçiliği sunarken ne mahalleyi, ne de kahramanları uzun uzadıya betimlemiştir. Zaten onun öykülerinde betimlemeye çok az yer verilir. Bu öyküdeki az sayıdaki betimlerinden en başarılısı şekerci vitrini betimlemesidir. Şekerci vitrini öyle canlı betimlenir ki okurken o çikolataları alasınız gelir. Renklerle çikolata arasında bir ilişki kurmuştur: Çikolatalar vardı şimdi, salt çikolatalar. Güneşte alev alev uçuşan kırmızılar, morlar, sarılar, maviler; kırmızılara, morlara, sarılara, mavilere sıkı sıkı sarılı çikolatalar. Abla da, oğlan kardeş te, yoğurtçunun kızı da sıkı sıkı sarılı, alev alev kırmızıların, morların, sarıların, mavilerin içindeydiler. Ya da maviler, sarılar, morlar; kırmızılar alev alev, yaprak yaprak uçuşuyordu içlerinde. 

.the-ultimate-gumball-1978, Charles Bell

“Hikâye ve romanlarımda bir çeşit röportaj demek olan teknikle çalışıyorum. Yani roman kişilerimin psikolojik durumlarını ben değil, bizzat kendilerine yaptırıyorum.” sözlerinde de belirttiği gibi bu öyküde de söyleşi tekniğini kullanmış, diyaloglarda bolca soru cümlesi kullanmıştır. Öyküdeki soru cümlelerinin çoğu, paralarını birleştirip çikolata alacak olan abla kardeşe hiç çikolata yememiş ama bunu belli etmeyip onlara kafa tutan yoğurtçunun kızının meydan okuyuşlarından oluşmaktadır:

Ne biliyorsun? 
– Siz ne biliyorsunuz?
Bize halamız getirdi Sarıyer’den.
– Bana da getirdi.
– Senin halan var mı?
– Sizin var mı? 

         – Nereden getirir? 
– Size nereden getirir?
– Sen söyle bakalım nereden getirdiğini!
– Niye söyleyeyim?
– Biz niye söyleyelim?

Topaç oğlanın cebindeki yirmilik ile ablasının cebindeki otuz kuruşla çikolata almaya sabırsızlanan abla kardeşe, babalarının başkasının yanında yemenin ayıp sayıldığını ve özendirmenin günah olduğunu bellettiğini görüyoruz. İşte yazar, abla kardeşin zihninden geçenlerini, hemen çikolata alamama nedenlerini soru cümleleriyle vererek gelgitlerinin okurca anlaşılmasını sağlar:

Hem parası yok, hem de ayrılmıyordu yanlarından. “Git” deseler, “Niye?” derdi; “Çikolata alacağız” deseler, “Bana ne?” der. Alsalar, aptal aptal bakar. Verseler, kendilerine bir şey kalmaz, vermeseler…

       Ama çikolata keten helvasından da tatlıydı, koz helvasından da. Yoğurtçunun kızı da

       biliyor muydu? Bilsin, bilmesin.

       Bu kız, bu yoğurtçunun pis kızı da. Ne duruyordu yanlarında?    

1.3 orhan kemal

Orhan Kemal kahramanlarını verirken konuşmanın diyalektiğine başvurduğunu, şive ayrılıklarını korumak zorunda kaldığını, tiplerine yoğunluk verdiğini yani yazar olarak kendisini aradan çekip, okuru roman kişisiyle baş başa bıraktığını belirtmiştir. Bu nedenle yapıtlarında şivelere, argoya kimi zaman da küfürlere yer vererek sokağı edebiyat sayfalarına taşır. Bu öyküde şiveye yer vermese de argodan ve küfürden az da olsa yararlanmıştır:

Enayi, dedi. “Enayi” kıpkırmızı kesildi. 

          –Enayi sizin gibi olur! 

Abla kardeşin kamyon şoförü babalarının savurduğu küfür şöyledir:

           Çokluk ta uzamış tozlu sakalında küfür: “Eşşek herifler, namussuzlar, deyyuslar!”

Sözlü anlatım ürünlerinden deyimlere de yerir. Öyküde yer alan deyimlerden birkaçı ise şunlardır:

            El etmek, çene yarıştırmak, dudak bükmek…

Devrik cümleye 1930’larda şiir tümcesi denirmiş. Orhan Kemal de devrik cümlenin öyküye kattığı şiirsellikten bolca yararlanmıştır ve bu şiirsel hava öykünün kurgusuna ve trajedisine çok uymuştur:

         Babasının arkadaşıydı sonra. Dudağının üstünde ipince, simsiyah bıyığı, karşı evin koca memeli kızına güler dururdu aynalardan.

Bazen bir paragraf devrik cümlelerden oluşur:

        Ablayla kardeş tadını biliyorlardı çikolatanın. Halaları getirmişti birinde, Sarıyer’den. Halalarının siyah mantosu vardı, kocaman bir et beni vardı yüzünde, gözleri sürmeli sürmeli. Para da verirdi arada. Koz helvası, ya da yuvarlak keten helvaları getirirdi Emirgan’dan. K’at k’at. Isırınca tatlı koz helvasının tadında. Babalarının seferden uzamış sakalıyla benzin benzin döndüğü yağmurlu gecelerden birinde babası da getirmişti koz helvası.

Öyküde tekrarlar da göze çarpar:

       Gözlerini açtı, yan yana gidiyorlardı. Yumdu gözlerini, açtı, yumdu. En son açtığı sıra karşı sokağın dönemecini bulduklarını gördü. Yumdu, açtı, yoktular artık.

Öykünün son bölümünde yapılan tekrarlar, gururlu yoğurtçunun kızının çikolataya özlemini açık fakat yoğun bir şekilde sunar. Final cümlesi ise bir tokat gibi yüzünüze çarpar, öykü bitse de tekrarlamaya devam edersiniz:

          Topmuş gibi, buruşuk kağıdı havaya attı, tuttu, tuttu attı. Atıp tutarak bir sokak, bir sokak daha, daha sonra daha bir başka sokak. Yer yer pislenmişti. Sidik kokuyordu bu sokak. Gümüşten topu açtı, çikolata bulaşıklarını yaladı yaladı

Orhan Kemal, sözcük seçiminde de çok dikkatlidir. Sözcükler kahramanların duygularına göre şekil alır. Ablanın kurdelesi yoğurtçunun kızının çikolata almaları için kışkırtmalarına ve çikolata almaya karar vermeleriyle renk değiştirir:

        Ablanın kırmızı kurdelesi sarardı.

         Yoğurtçunun kızı gülüverdi. Ablasının kurdelesi yine sarardı!

         Ablanın yüzüne kurdelesinin kırmızıları uçuştu..

Açık ve süsten uzak anlatımı anlattığı mahalleye, kahramanlara, dönemin zihniyetine uyar, yapmacıksız bir dili vardır. Hikâyelerin romana geçişte bir aşama olduğunu belirten Orhan Kemal için dil önemli bir meseledir. Hikâyecinin dilini çok iyi bilmesi ve dilin nereye gittiğini sezmesi gerektiğini savunmuştur.

Orhan Kemal’in söyleşi tekniği ile yarattığı kahramanları; yalın, açık ve etkileyici üslubu; konuşma dili ile sağladığı doğallık ve gerçekçilik ile okuru sarsan bu öyküsü, ajitasyona müsait bir tema üzerine yazılmıştır: Yoksulluk! Ancak asıl konusu çikolataya hasret yoğurtçu kızının gururudur. Dilenmez, ağlamaz, sızlamaz. Yere atılan çikolata kağıdını alırken bile görülmek istemez. İşte o anda Ayfer Tunç’un Merhamet adlı yazısında ifade ettiği gibi merhamet duygusu kaplar içimizi.[2] Buna rağmen Orhan Kemal gururlu yoğurtçu kızının abla kardeşe kafa tutmasını fakat sonunda abla kardeşin attıkları çikolata kağıdını yalamaktan kendini alamaması, abla kardeşin günaha girmekten korkmaları ama çikolatanın cazibesine ve yoğurtçu kızın ayak direyişine kapılmaları ajitasyon yapılmadan başarıyla anlatır.

Orhan Kemal’in adı da kendi gibi yalın olan Çikolata’sını okuduktan sonra artık mutluluk hormonu salgılamaya vesile olan çikolatalara yaklaşırken çikolata almak için para birleştiren abla kardeş ve onu yiyemeyen yoğurtçunun kızları gibi çocuklar aklınıza gelecek, yutkunacaksınız…   

Kaynakça
 
Kemal, Orhan (1963), Dünyada Harp Vardı, Çikolata, Ataç Kitabevi, İstanbul.
Öğütçü, Işık (2013), Çikolata Getiren Kuş, Cumhuriyet Gazetesi, 2 Haziran 2013
Tosun, Necip( 2007), Sokağa Açılan Pencere Ya Da Kırık Hayatlar: Orhan Kemal Öykücülüğü, Hece, Sayı: 103.
Tunç, Ayfer (2009), Büyümenin Türkçe Tarihi, Merhamet, Metis Edebiyat, İstanbul 2009, s.35-41.
 

[1] Öğütçü, Işık (2013), Çikolata Getiren Kuş, Cumhuriyet Gazetesi, 2 Haziran 2013
[2] Tunç, Ayfer (2009), Büyümenin Türkçe Tarihi, Merhamet, Metis Edebiyat, İstanbul 2009, s.35-41.
 

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır