Görünmeyeni Görme, Seyit Mehmet Buçukoğlu, Platform A, (18 Nisan – 12 Mayıs 2015)

Share Button

?????

GÖRÜNMEYENİ GÖRME

Görülmemiş olanın görünüre ulaşımını denetleyen bekçiye, tüm sahneye girişlerin efendisine, belirmenin sınırlarının muhafızına ressam denir. […]Ressam görülmemişe görünürlüğü vererek görülmemişi önceki görülmezliğinden kurtarır ve onu şekillendirir. Peki bunu neden sadece ressam başarır? Görülmememişi gösterme gibi bir yeteneğe nasıl sahip olunur? Hangi lütufla ressam olunur? Şüphesiz, görmek, bakışa nezaret etmek(garde du regard), yani her gün zaten el altında olan ve sergilenen görünüre göz kulak kesilmek (intueri, in-tueri, regarde(bakmak, gözetlemek, dikkat etmek, merakla bakmak) yeterli değildir, zira aksi halde her gözü gören ressamın gücünü, nasıl resim yapılacağını bilirdi. Eğer ressam görülmemişin görünüre ulaşmasına hükmediyorsa, bunu görünüre dair kendi görüşüne değil görülmemişe dair sezgisine borçludur.

Jean-LucMarion (çev. Murat Erşen)

Her bakma edimi, nesnesine yönelebildiği ölçüde meşruiyet kazanır. Herhangi bir nesneye yönelmeyen göz yönelimi bir bakış sayılamaz, böylesi bir bakış ancak bir göz dalması olarak değerlendirilebilir. Gözü dalan kişi de, gözün görebileceklerine değil, zihnin seyredebileceklerine yönelir. Zaten bir kimsenin gözünün dalması, zihninin seyredebileceklerine yüzünü çevirmek uğruna, görebilen gözlerine bir tür perdenin inmesine razı olmasıyla mümkündür. Gözün perdesi kapanmadıkça zihnin seyredebileceği alan açılmaz. Mistiklerin plastic sanatlara uzaklığı bundandır. Mistik sıfatının Eski Yunanca kökeni olan mystês sözcüğünün türediği myein fiili bu bağlantıya işaret eder tarzda “gözükapalıolmak” anlamına gelir. Duyuların (aisthêsis) alanı mistik için daima yanıltıcıdır; mistiğin gözünde görülesi olan iç gözün gördüğüdür. O halde ressamın mistikle herhangi bir ortaklığı varmıdır; varsa bu ortaklık nasıl bilinebilir?

Duyuların alanında eyleyen bir özne olarak ressam görünmeyenleri görünür kılmak isterken, belirli bir bakışla görünmeyene bakma yükümlülüğü üstlenmektedir. Söz konusu bakış bir gözdalmasına indirgenemeyeceği gibi, herkesin gördüğüne yönelen bir görme edimi de değildir. Ressam görünmeyenin gizlenmişliğinin bilinciyle, hiç görülmemiş olanı görünüre çıkarma niyetindedir. Çünkü her halükârda giz, sır ya da perde nesnenin bir görünmeyen olarak değerlendirilmesinin olmazsa olmazıdır, yani sözün kısası sadece gizlenmiş, perdelenmiş olan görünmez olabilir. Görünmeyen perdelenmiş değilse, bakışın yönelebileceği bir yerden dahi söz edilemez. Böyle olsaydı, bakılmaya çalışılan, bir “şey” olma ihtimalinden yoksun, mekânsız, hatta saçma bir boşluktan öteye gitmezdi.

Bu nedenle, görünmeyen “şey”in kendisini görmeye yönelen ressam, adların yardımı olmaksızın yola çıktığının farkındadır. Görünmez olanın cazibesi görmenin karşı konulmaz arzusunu kışkırtırken, düpedüz görmenin imkânsızlığını da hatırlatır. Bakışları kendisine davet eden, görünmeyene “şey”lik vasfı kazandıran, onu perdeleyenin ta kendisidir. Zira perde bir yandan nesneyi görünmez yaparken, öte yandan bakılabilecek bir “şey” haline getirir. Perdenin perdelediği başka bir perde de olabilir. Perdenin saydamlık derecesi görünmeyeni görünür kılmaya değil, görünür zannedilenin görünmezliğini ifşa etmeye hizmet eder. Perdeleyen her bir katman, başka bir perdeyi perdeliyorsa, saydam katmanların çoğulluğu nesneyi mutlak görünmezlikte perdeleyen bir opaklığı inşa eder. Nesne saydam olanla örtüldükçe opaklaşır, “şey”leşir. Ancak bu opaklığı sabitlemeye çalıştıkça, o nesnenin saydamlığını ortaya çıkaran katmanlardır bunlar. Zira saydamlık, Heideggerci terimlerle perdenin özünde özünü sürdürür, perdelediği nesnede değil. Ressam bu saydam katmanları eklerken her seferinde inşa edilmiş bir opaklıkla görünmeyeni perdelemekte, görünmeyeni bakılabilecek bir “şey” haline getirmektedir.

Ressam üst üste binen lekelerin katmanlarıyla bir resimsel perde terziliği yaparken, tam da hiç görülmemiş olanın görünürlüğüne zemin hazırlamaktadır. Yazısal lekeler, lekesel yazılarla tamamlanırken, perde opaklığını kendi katmanlarının saydamlığıyla temin etmektedir. Zaten ressam hiç görülmemiş olanın giz(em)ini açıklama gayesi taşımaz, tersine gizi yeniden gizleyerek, perdeyi yeniden perdeleyerek görünmeyenin görünmezliğinin kefilidir. Çünkü görünmez olan ancak görünmez kalarak görünür.

Erman Gören

SEEING THE UNSEEN

The porter who filters the unseen’s Access to the visible, the master of every entrée onto the scene, the guardian of the limits of appearance is called the painter. […]The painter grants visibility to the unseen, delivering the unseen from its anrterior invisibility, its shapelessness. But why is it the painter who manages to do this —he and he alone? How does he seize the power to make unseen appear? By what gift does one become a painter? Certainly it is not enough to be able to see, to on duty with a gaze, so to speak, to have an eye for the invisible already available and on display everyday, since in that case every nonblind person would know how to paint. If the painter rules over the access of the unseen to the visible his gift thus has nothing to do with his vision of the visible with his divination of the unseen.

Jean-LucMarion (trans. James K. A. Smith)

Every act of looking takes validity through its ability heading towards its object.The tendency of the eyes without heading towards any object cannot be counted as a sight, instead, it is merely considered as a stare. Yet, a person who stares, tends towards the contemplations of mind, rather than what eyes see. One’s stare is possible when the person consents his eyes to be veiled, for the sake of facing what his mind can contemplate. The realm of contemplation would not open unless eyes become veiled. That’s why mystics are not close to plastic arts. The adjective of mystic rooted from Ancient Greek word mystés that derives from the verb myein having a meaning of ‘having eyes closed’in manner of pointing this connection. The realm of the senses (aisthésis) is always misleading for mystic because according to him, only the object seen by inward eye is worth seeing. Then, can painter have something in common with the mystic, if available, how can this commonality be known?

The painter as an actor in the realm of the senses, while seeking to make the unseen visible, undertakes the responsibility to look at the unseen through an exact sight. This sight cannot be reduced to a stare; likewise it is not an act of looking heads towards the objects that have been seen by everybody. Thanks to the awareness of the hidden unseen, the painter has in mind to make the unseen visible. Howsoever, the hidden, the secret or the veil are sine qua non to consider an object as unseen, that is, in short, only the hidden or veiled one might be unseen. If the unseen has not been veiled, it might have not been mentioned the existence of the place, which any sight can be headed towards. If so, the object that has been looking at might be not more than an absurd emptiness that devoid of being able to be a “thing.”

For that reason, the painter, who tends to see the unseen “thing”itself, is aware of going on a journey without the help of the names. While the fascination of unseen stirs the irresistible desire of seeing, at the same time, it utterly reminds the impossibility of seeing. It is the very self of veil, which invites the sights into the veiled, which attributes the unseen as a “thing.” Yet, the veil on the one hand makes the object unseen, on the other hand turn the same object into a “thing” that can be looked at. The veil can veil another veil. The degree of transparency of the veil contributes not to make the unseen visible, but to manifest the invisibility of the supposed visible. If each of the veiling layers veils another veil, the multiplicity of the transparent layers construct an opacity that veils the object in the ultimate invisibility. The object becomes more opaque as soon as being veiled by the transparent one. Nevertheless, these are the layers that bring the transparency of the very object into. For the transparency, in Heiddegerian terms, essences in the essence of the veil, not in the object being veiled. While the painter inserts these transparent layers, each time veils the unseen through a constructed opaqueness and turns the unseen into a “thing” which can be looked at.

The painter leads up the visibility of the one never seen while making pictorial tailoring with overlapping layers. During the inscriptional stains are completed by the tainting inscriptions, the veil obtains its opaqueness through the transparency of its layers. After all, the painter does not propose of exposing the secret/mystery of the one has never been seen, contrary he is the guarantor of the invisibility of the unseen by conceal the hidden one more time. For the unseen may only be seen when it remains hidden.

Erman Gören

Share Button

Yorumlara kapalıdır