Hakan Erol: Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı…

Share Button

Enver Aysever

1971 doğumlu Enver Aysever, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunudur. Usta bir tiyatrocu olan Aysever aynı zamanda bir yazardır ve TV programcılığı da yapmıştır. Önceden CNN’de ‘Dört Bir Taraf’ programında yorumcu olarak yer alan Aysever’in yaptığı; ‘’Aykırı Sorular’’ adlı program ise çok başarılı gittiği hâlde -her muhalif ses susturulurken ayakta kalması düşünülemezdi-yayından kaldırıldı. Yinede Aysever’den bahsederken TV programcısı olma özelliğini yok saymamız mümkün değil. Zira tiyatro kadar bu konuda da başarılı bir isim Enver Aysever.

Enver Aysever

Aysever’in, ekibiyle beraber yaptığı, ‘Aykırı Kumpanya’ gösterileri ise kesinlikle izlenmeye değer… Başlı başına bir başyapıttır; ‘’Aykırı Kumpanya’’ gösterileri.

Cumhuriyet ve BirGün gazetelerinde yazan Aysever, SoL dergisine de bir dönem haftalık olarak yazılarıyla katkıda bulunmuştur. Hâlen BirGün gazetesindeki köşe yazılarıyla Pazar günleri okurlarına sesleniyor.

Enver Aysever

Birçok oyunu, çalışması, denemesi, kitabı bulanan Aysever, ‘’Bir An Bin Parça’’ romanı ile de 2006 yılında ‘’Yunus Nadi Roman Ödülü’’nün sahibi oldu. Ödüllü yazar Aysever’in son kitabı ise bu yıl çıktı: ‘’Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı’’

Kitap –kahramanımız-  “Kahverengi Pardösülü Adam” ve onun ölümsüz aşkı olan “Bal Gözlü Kız Eda/Rita”sı arasındaki yasadışı aşkı konu alıyor.

12 Eylül darbesi, Cumartesi anneleri, dağa çıkanlar, vurulanlar, ölenler… Kitapta hepsini bulmak mümkün.

‘’…Canlı müzik sonlanıp plak müziğine geçilince konuşmalar yükseldi. Gençlerin YÖK eylemleri artmıştı. Üniversite çevrelerine yeni düzenin polisleri yerleşmiş, esasen sokağın başındaki nohut pilavcının sivil olduğu nasıl biliniyorsa, okullara sızanlar da öğrencilerce mimlenmişti. Her masadan, içinde Özal geçen sözler işitiliyordu. Paranın hükmü bir başkaydı sanki. Eskiden de bir kavga vardı alın teri ile patronlar arasında, ama artık kurallar değişmişti. Tonton her yeri özelleştiriyor, sivil sözler askeri bir uygulama olarak dayatılıyordu topluma. Cinayet üçgenleri kuruluyor, Kürtler ilk kez yüksek perdeden, bunca rahat konuşurken, yeniden dağlar gündeme geliyordu Birileri kayboluyordu aslında sessizce. Kan içenlerin iktidarda olduğunu haykırıyordu bir masa! Yandaki masada sarhoşluğa yelken açmanın gamsızlığıyla yakası açılmadık küfürler ediliyordu. Tuhaf bir gezegendi burası. Umulmadık anda şahane bir şiir sıkışıyordu sözlerin arasına. Edebiyat hep vardı. Türküler hep yaralı, hep iç sızlatan türdendi. Efkârlı insanların, sanki birbirleri olmazsa kendilerini yalnız, yapayalnız ve kimliksiz hissedecekleri için sığındıkları bir dükkândı burası. Yok yok, kaybedenler kulübü değil, bildiğiniz bir cumhuriyet. Şiirin özgür kılındığı, küfürlerin Can Yücel’ce edildiği, Deniz’lerin fotoğrafının başköşede yer aldığı bir cumhuriyet!’’

Salt bu cümlelerle bile piyasada bulunan sıradan aşk hikâyelerinden çok farklı olduğunu gösteren romanda, sık sık Cemal Süreya dizelerine de başvurularak,  okur derin bir yolculuğa çıkarılıyor.*Kitabın en güzel özelliği de sanırım bu. Günlük hayatta unuttuğumuz veya daha önce hiç okumadığımız Cemal Süreya şiirlerini, dizelerine Aysever’in kitabında sık sık rastlıyoruz. Bu da şiiri seven, şiirin kıyısında-bucağında dolanan herkesi romanı daha bir şevkle okumaya itiyor. Romanın şiirle bütünleşmesi ancak bu kadar güzel olabilirdi.

Kahramanız ‘’Kahverengi Pardösülü Adam’’  bir gün kanser olduğunu ve öleceğini öğrenir. Bu andan itibaren ‘’aşık olduğu’’ zamana döner. Otobüs beklediği zamanlar bır kızı fark eder. Kahramanımız kızdan etkilenir. Kızın sürekli keman taşıdığını görür. Gitarını yanına alarak, çantasındaki Cemal Süreya kitabından güç duyumsayarak kızla konuşur. Bu, kahramanımızın hayatında dönüm noktası olur. Bundan sonra Beyoğlu’nun barlarında beraber müzik çalarlar… Ama Kahverengi Pardösülü Adam bir türlü kıza açılamaz. Aşk acısıyla yanıp tutuşur. İlk zamanlar platonik bir aşk evresinde olan bu durum, gittikçe karşılıklı aşka dönüşür. Bir gün yine barda Kahverengi Pardösülü Adam ve Rita beraber müzik yaparken, müşterinin birisinden yumruk yiyen kahramanımız kendini yerde bulur.  O andan itibaren Bal Gözlü Yahudi Kız(RİTA), Kahverengi Pardösölü Adam’a farklı duygular hissetmeye başlar ve bundan sonra birbirlerine delice bağlanırlar. Ancak Rita’nın ailesinin tutucu olması, bu ilişkiye kesin bir dille karşı çıkmaları işi zora sokmuştur. Ailesi ilk önce Rita’yı eve hapseder sonra da Amerika’daki akrabalarının yanına yollarlar. Sonra herkesten habersiz taşınırlar. Kahramanımız bir daha göremez aşkını. Sadece Rita’nın en yakın arkadaşı olan Seher aracılığıyla mektuplaşarak bir süre devam edebilmiştir aşkları. Sonra ise tamamen kopmuştur…

Hayatına kaldığı yerden devam eden kahramanımız, ölümün kendisine çok yakın olduğunu hissedince yıllar sonra Seher’le konuşup, sevdiği kızla son bir kez görüşebilmek için ipucu ister…

Kahverengi Pardösölü Adam, Bal Gözlü Kız Rita’yla son kez görüşebildi mi bilmiyoruz, ancak şunu çok iyi biliyoruz ki; gerçek bir aşkın ve sevginin önünde hiçbir engel duramaz.

‘’Ne çok istemişim bir kez daha gözlerini görmeyi, sesine soyunmayı. Kolay hallederim sandımdı. Bir yanı hasret, ötesi intikam belki. Ama ‘’Gidiyorum’’ demek için de sevgili aranmaz ki!

Artık yollarımız ayrı. Aynı acıya yas tutamadık.’’

Aysever’in soL dergisinde yazdığı dönemdeki köşe yazılarının betimlemelerini ve tasvirlerini bu kitabında göremesek de bunu beklentilerin fazlalılığına vermek gerek diye düşünüyorum.

‘’Soğuk yüzüne çarpsın diye geminin kıç bölümündeki üst güverteye koştu. Sarhoş bir gecenin ardından uyanmak için yüzünü yıkayan adamlarınkine benziyordu ifadesi.’’

Kitap tabiki, yine bir Cemal Süreya dizesi ile son buluyor;

“Yaralı avuçlarım, güvercinlerin ayak izleri kanıyor…”

Okuduktan sonra pişman olmayacağınız bir kitap “Bu Roman o Kız Okusun Diye Yazıldı”. Günümüzde aşkın, sevginin ve değer verme kavramlarının metalaştırılmasına karşı, gerçek duyguyu, aşkı hissetmeniz ve en önemlisi kitabı bir solukta bitirmeniz dileğiyle…

İyi okumalar…

‘’Ayrılık sözleri yakışmaz İstanbullu aşka

Seni bana getirdi dizelerle Cemal Süreya

Bu mektup o kız okusun diye yazıldı

Bu şarkı o kız söylesin diye yapıldı.’’

 

*”Romanda kullanılan Cemal Süreya şiirleri Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sevda Sözleri’nden alınmıştır.”

Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır