Umut Yalım: Hiperrealizm’in Dayanılmaz Kolaycılığı

Share Button

fahri çağdaş

Son yıllarda üniversiteliler üstüne yapılan araştırmaların ortak paydası aynı: Okuduğunu anlamama ve anlatamama. Alt metin, satırarası ya da benzeri belli bir derinlik isteyen konuları artık üniversite düzeyine gelmiş kişiler anlayamıyor, algılayamıyor. Bunun birçok nedeni kuşkusuz vardır; ancak artık okuduğunu anlama gereksinimi duymaması başlıca neden gibi geliyor bana. Neden duysun ki? Günümüzde sosyal medya etkileşime değil sadece iletişime dayanıyor. Bu iletişim için de günlük ve sınırlı bir kelime dağarcığı yeterli kalıyor. Görselin ne demek istediği yeterince açık değilmiş gibi, bir de görselin altına o görseli açıklayan bir metincik yerleştiriliyor. Kırmızıyı, Kırmızı yazmak gibi. Bu beyin tembelleşmesi, biraz derinlemesine olan bir metni anlamamaya ve anlatamamaya neden oluyor. Beyin sürekli bir biçimde anlama ve anlatma için Kırmızı’yı arıyor.

 Goings.RedMenu

Sanat sözkonusu olduğunda yüksek perdeci bir bakış açısıyla “sanattan anlama” kampında hiç olmadım. Sanatın “anlama”dan çok  bir “beğeni” olduğunu hep düşündüm. Ancak bu beğeni de kolay oluşmuyor. Bir şeye baktığında beğenmek vardır; bir de baktıkça beğenmek. Aşkla sevgi arasındaki fark gibi. Baktığında beğenmek aşk, baktıkça beğenmek ise sevgidir. Kişinin tercihine göre değişse de baktıkça gelişen, oturan, demlenen sevgi, ilk bakıştaki aşktan her zaman daha güçlü, daha uzun soluklu ve daha sağlamdır. Sevgi zamana yenik düşmez, tıpkı sanat gibi. Baktıkça beğenmek, düşünmeyi ve düşünmede sebat etmeyi gerektiriyor. Bu iki eylem de günümüz insanı için oldukça zor çünkü yaşamda bir karşılıkları yok artık. Günümüzde hangi eylemimizi düşünerek ve o eylemimizin sonunu getirme azmiyle yapıyoruz ki? Eylemleri yalnızca yapıyoruz artık. Yapıyoruz ve yaptığımız eylemi boşluğa bırakıyoruz. Bunun yansımaları acı oluyor: Toplu kıyımlar, ırza geçmeler, çevreyi kirletme ve sâire. Yeniden sanata dönersek de, eylemi yalnızca yapma işlemini en açık seçik bir biçimde Hiperrealizm’de görüyoruz. Yapılıp  biten, yani sürmeyen bir süreç. Bakmak yeterli, bakmayı sürdürmeye gerek yok. Yalnızca bir teknik ve taktik. Sanat değil, bir zanaat. Tam da günümüz insanı için icât edilmiş bir dal. Bakması ve anlaması arasındaki süre mili-sâlise. Ve  bu anladığını tüketmesi ân bile değil. Bu kolaycılık günümüz Türk sanatını da epey esir etmeye başladı. Genç sanatçılar, bu genel kabul gören akıma kendilerini kaptırmada çok hızlı davrandılar. 2000-2010’lar kuşağı sanatçı topluluğu, günümüz insanın doğal uzantısı olarak bir derdi anlatmayı değil sunmayı tercih etti. Tıpkı, bir sosyal medya paylaşımı gibi. Ve çevresinden ne kadar “Like” aldıysa sanatçı olarak geliştiğini sandı. Oysa ki, “Like”ların takipçi sayıları gibi geçici olduğunu görmesi gerekiyordu. Ancak Hiperrealizm buna en büyük engel. Bunun iki ana nedeni var: 1) Yeni ve sonradan görme zenginler sınıf atlama ve yatırım yapma amacıyla sanata yönelip, sanatta da en kolay anlayacağı ve beğeneceği Hiperrealistik işlere keseyi açınca, genç sanatçı mal bulmuş Mağribî gibi Hiperrealizm’e daha çok abandı. Ârz-tâlep ilişkisiyle de beraber, bu sakat ilişki kendisini kendisiyle besledi. Burada bir besin ve kan zehirlenmesi olması kaçınılmazdı. 2) Yine sosyal medya. Sosyal medyanın enbüyük zararı kuşkusuz gerçeklikle hakikati eş değerlemesidir. Oysa ki ikisinin arasındaki değer ve anlam fârkı uçurumdur. Bu ikisinin arasındaki farkı bilmeyen kişi sanat yapamaz. Sanat yapamayınca da zanaata başvurur; yani Hiperrealizm’e. Bu kolaycılık, ne yazık ki, sanatımızın önündeki en büyük engellerden biridir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır