Meltem Yakın Üldes: Koreli Bir Sanatçı: Han Ho

Share Button

the gaden of light..

Kore’nin uluslararası sanat ortamında kendisini kabul ettirebilmiş sanatçılarından biri olan Han Ho’nun yapıtları ve sanata yaklaşımı 20. yüzyılda Kore sanatının seyriyle ilgili genel bir fikir edinmemize yardımcı olabilir. 1972 doğumlu Han Ho, Kore Savaşı sonrasında yurt dışında eğitim gören, dolayısıyla Batı sanatıyla doğrudan temas kurabilmiş; dünyadaki sanatsal değişimleri teneffüs etme şansını yakalamış Koreli yeni sanatçı kuşağının genç temsilcilerindendir. Bu kuşak, kanlı Japon işgalini ve işgal altında geçen acı dolu 35 yılı, Kuzey-Güney Kore ve Vietnam savaşlarını, darbeleri yaşamış; altyapısı tamamen çökmüş iken mucizevi bir şekilde dirilmeyi başarmış bir ülkenin toparlanma ve dünyaya açılma döneminin çocuklarıdır. Travmatik bir mirası taşımakta olan bu sanatçıların yapıtları da doğal olarak içinde bulundukları geçiş sürecini yansıtmaktadır. Ancak Han Ho’nun işlerinde de görülebileceği üzere bu dönüşüm sürecinde Kore’nin geçmişteki kültürel ve sanatsal birikimi sanatçıları etkilemeye devam eder.

the gaden of light.

Binlerce yıl öncesine dayanan Kore kültüründe M.Ö 109 yıllarından itibaren Çin’in büyük etkisi görülür. Zamanla ülkede hâkim olan Budizm ve Konfüçyüs felsefesi, öncesinde var olan Şaman inancı ile etkileşime girerek nesiller boyu sürecek bir sanat geleneğinin temellerini oluşturmuştur. Geleneksel Kore sanatında Konfüçyüsçü felsefeye göre zihni açmak ve sadeleştirmek için önemli bir araç olarak görülen resme ve sanatçıya büyük önem atfedilir. Bu yaklaşım 18. yüzyıla kadar sanatçıyı bir zanaatkâr olarak gören Batı anlayışından tamamen farklıdır, aksine tüm Uzakdoğu’da resim entelektüel kesimin soylu bir uğraşıdır (ancak Kore’de de heykel ve mimari zanaat olarak kabul edilmektedir). Çin’de resim, felsefenin eylem halindeki varoluşudur ve evrenin gizini dışarı vuran bir özellik taşır. Kore resmi teknik açıdan Çin sanatını temel aldıysa da Çin resminin katı felsefi altyapısından daha farklı, daha doğacı bir üslubu tercih ederek nispeten gerçekçi ve bireysellikten uzak bir yol izlemiştir. Çin ile Japon resmi arasında köprü işlevi gören geleneksel Kore resminde, inançlar temelinde yaşama dair düşünceler ön plana çıkar. Budizm ve Konfüçyüs felsefesi geleneksel Kore resim sanatının yapıtaşlarındandır ve bugün Kore’de varlık gösteren pek çok değişik inancın da etkisiyle farklı bir tekniğe, yepyeni bir dile bürünmekle birlikte Kore çağdaş sanatında da kendisini gösterir. Tarihteki en güçlü resim ekollerinden birini oluşturan ancak dışa kapalılığı sebebiyle diğer Uzak Doğu ülkelerine göre daha az tanınan Kore sanatı, küreselleşmenin etkisiyle özellikle son yirmi beş-otuz yıldır kabuğundan sıyrılmış ve dünyaya binlerce yılın birikimini özgün, yenilikçi ve yaratıcı bir dille aktarmaya başlamıştır. Bu anlamda 1988 Olimpiyatları ülkenin değişen sosyo-politik ortamını ve yeni yeni hâkim olmaya başlayan demokrasi havasını sembolize ettiği için önemlidir ve Kore çağdaş sanatının atılım yapmasının da 88 Olimpiyatları ile eşzamanlı olarak başladığı düşünülür. Bu dönemde Kore’de her alanda olduğu gibi sanat alanında da son derece dinamik ve üretken bir ortam oluşmuştur. Ancak Kore sanatının gerçek anlamda dünya tarafından tanınması 2000’lerin başlarına denk gelir. 1990’ların başında yurt dışına seyahat etmenin toplumun küçük bir kesimi haricinde genel olarak sınırlandırılmış olduğu düşünülünce dinamizmine, birikimine ve üretkenliğine rağmen Kore’nin uluslararası alanda kendisini ispatlamasının neden bu kadar zaman aldığı anlaşılabilir. 1995 yılında Kore’nin ilk uluslararası bienali olan Gwangju Bienali’nin ve 1998’de düzenlenen Busan Uluslararası Çağdaş Sanat Festivali’nin ardından sayısı hızla artan müzeler, bienaller, galeriler ve sanat fuarları Kore çağdaş sanatının dünya çapında tanınmasında çok önemli yer tutmuşlardır. Büyük oranda hükümet, gelişim politikasının bir kolu olarak, yerel kültürü, ticareti ve turizmi teşvik çerçevesinde sanatla ilgili bu atılımı desteklemiştir. Yurt dışındaki sanat akademilerinde eğitim görüp, Batı’nın özgürleştirici enerjisini taşıyan, teknolojik gelişmelerden haberdar, taze bir bakış açısıyla ülkelerine dönen genç sanatçılar, akademik eğitimin geleneksel yöntemleri yerine sanata daha geniş bir perspektifle yaklaşarak, ülkenin sanat atmosferinin ve sanat izleyicisinin değişmesine neden olmuşlardır. Kâr amacı gütmeyen alternatif mekânların açılması da galerilerin ve müzelerin baskısından uzak olma şansını yakalayabilmiş genç sanatçıların yaratıcılıklarını ortaya koymaları anlamında çok önemli bir işleve sahiplerdir.

hanho  New York-1

Han Ho

Han Ho yukarıda çok genel olarak bahsedilen dönüşüm sürecinin sanatçılarından biridir.  Kore’nin dünyaya açılması ve kapitalizmin yerleşmesiyle birlikte, 1990’ların başından itibaren Kore’de popüler kültür ve Pop Art akımının hâkimiyeti her alanda sürerken, Han Ho’nun yapıtlarında genellikle soyut sanata eğilim görülür. Ülkede 1980’li yıllardan itibaren hâkim olan yaygın sanat anlayışı; biçimsel kaygılardan uzak, geleneksel yöntemleri reddederek toplumsal sorunları ele almak iken Han Ho biçim üzerinde ciddiyetle durur. Sanatçı biçimi göz ardı etmeksizin yapıtlarında ruhani bir arayışı sürdürür. Bu mistik yolculuk yukarıda sözü edilen binlerce yıllık gelenek ve inançların dışavurumudur; sanatçı Doğu’nun kadim bilgeliğiyle Batı’nın enerjisini birleştirerek güzellik kavramının anlamını arar. Han Ho, çağdaş sanatın sınırsız teknik olanaklarından yararlanır; tuval üzerine klasik yöntemlerle yaptığı resimlerin yanısıra sensör ve led kullanarak yaptığı ışıklı interaktif tuvaller, heykeller, enstalasyonlar dikkat çekicidir. Tüm işlerinde evrenden, sonsuzluktan, boşluktan yola çıkarak insana ulaşma çabası sezilir. Bu çabanın sonucunda saf güzelliğe nasıl erişilebileceği önemlidir onun için; kompozisyon veya malzeme sadece birer araçtır ve bu anlamda bitmek bilmeyen arayışı devam etmektedir. Burada temelde Kore’yi etkileyen Çin estetik düşüncesinin, “her zaman doğru olanla ilişkide bulunan güzel kavramını yorumlamaya yönelik” felsefesini buluruz. Çin sanatında bir sanat yapıtının mükemmelliğe ulaşmak için “üstün bir yeteneğin ürünü olan yapıt; olağanüstü nitelikte bir özle dolu olan yapıt” ve en son aşama olarak “tanrısal gücü yakalamış ve mükemmelliğin bütün gizlerini ele geçirmiş yapıt” aşamalarına varması gerekmektedir. Han Ho da bu felsefenin izinde gibi görünmektedir. Güzellik arayışının yanı sıra sanatçının çalışırken çok yoğun bir yalnızlık içinde kendisine döndüğünü ve bu derin yalnızlık aşamasında yapıtıyla bütünleştiğini ifade etmesi onun sanata meditatif yaklaşımının göstergesidir. Han Ho, kaligrafiden de çok etkilenmiştir. Doğu’nun yaşam gücü ve ruhsallığı ile Batı’nın dışavurumculuğunu başarıyla harmanlamayı amaçlar. Bu aşamada sanatçı yapıtlarında ne salt Batı sanatından esinlenme ne de salt Doğu sanatından açık bir yansıma bulunduğunu söyler; ona göre bir birey olarak sanatçı çok fazla mesaj kaygısı taşırsa bu kaygı onun yapıtlarını bozmaktan başka işe yaramaz. Ancak yine de yoğun mistisizmin yanında onun yapıtlarında politik bir alt metin vardır. Her şeyden evvel Han Ho Koreli olmak üzerine kafa yorar; köklerinin duyarlılığını arttırdığına inanır ve bu çerçevede sürekli esas kimliğini aramaktan geri kalmaz. Bu kimlik arayışından yola çıkarak ülkesinin yaşadığı çalkantıları, istilaları, bölünmeleri araştırır; tarihsel doğrulara ulaşmaya gayret eder ve onları tekrar yorumlar. Belki de bu şekilde kapitalist sistemin “insanlığın hafızasını silme” yetisine karşı durmaya çalışıyordur. Han Ho, Kore’nin tarihini kendi kimliği üzerinden süzerek sanatsal olarak damıtılmış bir halde tekrar var eder. İşlerinde kökleri tarihe dayanan ve geçmişi yeniden yorumlayan bir 21. yüzyıl sanatı oluşturmaya yönelik eğilim vardır. Ancak bu alt metin sanatçının kendi yolculuğuyla ilgili bir arka plandır; yapıtlarda mesaj olarak açıkça var olmaz. Han Ho’nun eserlerinin izleyiciye güçlü bir biçimde hissettirdiği, yoğun bir ruhsallık, sonsuzluk, ölüm ve sonrasının bilinmezliği, enerjinin sonsuzluğu gibi kavramlardır.

Eternal, Led Light, 110 x 110 cm., Acrylic on canvas,  LED, 2012-1

Yazının sonunda eklemek gerekir ki; Çağdaş Türk sanatında “özgünlük” kavramı ile ilgili daima sıkıntımız olmuştur. Gerçek anlamda kendi kimliğimizi ve dilimizi oluşturamadığımız için dünya sanat camiasında etkin bir yerimiz olduğu söylenemez. Bu anlamda Kore sanatı, özünü yitirmediği takdirde birbirine zıt görünen kültürlerin birleşiminden nasıl bir zenginlik doğabileceğine dair değerli bir örnek ve araştırılması gereken engin bir sahadır.

Eternal  Light 200x200 canvas on acrylic, LED,2013.

Kaynaklar:
Engin Beksaç, Geleneksel Kore Resim Sanatı; François Cheng, Boşluk ve Doluluk; Miki Wick Kim, Korean Contemporary Art
Bu metin Memlekent Dergisi’nde yayınlanmıştır.
Share Button

Yorumlara kapalıdır