Şeref Akşit: Atölye Günlükleri 8: Ali Elmacı

Share Button

Ali Elmacı

Temmuz ayı için genç ve başarılı ressam Ali Elmacı’nın atölyesine konuk olduk. Humor duygusu ve çok renkli figürleriyle dikkat çeken ressam, kara mizahı ve ters köşe şaşırtıcı karakterlerine “can” vermeye, izleyicileri rahatsız etmeye ve şaşırtmaya devam ediyor. Hoş ve samimi sohbetiyle ve akıllı kedileriyle güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şeref Akşit: Biraz standart, didaktik sorularla başlayacağım, Kolaj Art okurlarına çocukluğundan, resme nasıl ilgi duyduğundan ve resmin nasıl tutkuya, yaşam biçimine dönüştüğünden bahseder misin?

Ali Elmacı: Sinop’ta doğdum ve büyüdüm. Çok az nüfusa sahip bir yerdi. Tabi ben de her çocuk gibi ilkokulda resim yapmaya başladım… Çizimlerim ilgi görüyordu. Günümüze kalan çizimim yok ama o yıllarda özellikle televizyonda gördüğüm Humeyni’yi çizmem ailem tarafından epey şaşkınlık yaratmıştı.

Ş.A.: “Çize çize bunu mu çizdin?” gibi mi?

A.E.: Hem o, hem de gerçekçilik açısından etkiliydi yani, başarılı çizmiştim. Hala silüetini hatırlıyorum, başarılı bir portre denemesiydi gerçekten. Ortaokulda imam hatip maceram da oldu.

Ş.A.: Pilav gününlerine katılıyor muydun?

Gülüşümeler…

Şeref Akşit & Ali ElmacıŞ.A.: Ee sonra..?

A.E.: Derslerde arkalara oturup duvarlara bakardım. Hoca soru sorardı, neden o kadar ilgisiz olduğumu merak ederdi cevap bile vermezdim. Oraya buraya kömürden resimler çizerdim.

Ş.A.: Lise?

A.E.: Lisede de elektrik okudum. Sonra sıkıcı aile ritüellerini görevlerimi yerine getirdikten sonra İstanbul’a taşındım. Aslında on yıl kadar da elektrik projeleri çizdim. Uzun dönem askerlik yaptım. Askerdeyken, tabi çok düşünecek zaman oluyor, “Yapmak istediğin şeyi yap kardeşim, hayat çok kısa, en kötü ne olabilir ki bir şekilde hep yaşamını sürdürüyorsun, sahip olduğun tek şey hayallerin..” diye kendime telkinlerde, tavsiyelerde bulundum. Askerden döndükten sonra Karga Bar’da falan çalıştım, diğer yandan güzel sanatlara hazırlandım. Daha sonra Mimar Sinan’ı kazandım. Yirmi yedi yaşımda okula girdim. Ahmet Orhan’ın atölyesindeydim, sonra üç yıl onun asistanlığını da yaptım. Çok çalıştım… deniz kenarında olmasına rağmen kantine gitmeden denizi görmeden pek çok zamanım geçti, çok çalışkandım, öyle olmak zorundaydım.

Ş.A.: Müzik neler dinliyorsun, resim yaparken müzik dinler misin?

A.E.: İlk gençlik yıllarım Akmar Pasajı’nda geçti. Tabi o yıllarda basına kötü yansıtılıyordu, “Alkolikler, uyuşturucu bağımlıları..” diye ama orada yaşayan bir kültür vardı ve uzun yıllar devam etti. Kitap okumayı orada öğrendik, iyi müzik dinlemeyi, paramızı bölüşmeyi, dertleri paylaşmayı… Tabi uzun yıllar, yoğunlukla rock müzik türevleri dinledim, hala da dinlerim punk rock da dinlerim, hard rock da ama tabi değişik müzikler de dinliyorum doğal olarak…ama resim yaparken konsantrasyonumu dağıtacak müzikler dinlemiyorum artık.

Ş.A.:  “mood”una göre…

A.E.: Evet. Son zamanlarda, ilk çıktığı zamanlar Nicholas Jaar’ın Dark Side albümünü çok dinledim.

Ali Elmacı AtölyesiŞ.A.: Atölyede vaktini nasıl geçiriyorsun?

A.E.: Her gün belli bir mesaim var. Her gün geliyorum ve öyle ya da böyle çiziktiriyorum, çalışıyorum.

Ş.A.: Sergi hazırlığına başladığı zamanlarda daha fazla ve yoğun çalışan ressamlardan mısın yoksa dönemsel çalışmak yerine her gün istikrarla ve düzenle çalışanlardan mı?

A.E.: Evet, aslında okul döneminde de öyleydim tertipli ve düzenli biri olduğum için işleri her zaman sıkı tutuyorum, iyi çalışıyorum yani. Günlük hayat içinde de çok çalışkanım işim bitmeden hiçbir şey yapmam. Çalışırken alkol yerine çay yada kahve içiyorum, sonra işim bitince eğleniyorum ya da gezip tozuyorum.

Ali Elmacı, Onu Öldür Beni Güldür III, 175 x 220 cm.Ş.A.: Biraz da resimlerine geçelim. Ama sorulara bu sefer tersten başlamak istiyorum. İlk olarak resimlerine aldığın en ilginç yorum  nedir, desem ilk ne hatırlarsın?

A.E.: İnstagramdan bir yorum gelmişti yurtdışından; “Senin resimlerini izlemek morga girmek, morgda gezi yapmak gibi..” demişti. Bazıları da; “Aman korkunç, bakamıyorum ki” diyor.

Ali Elmacı, Onu Öldür Beni Güldür V, 175 x 220 cm.

Ş.A.: Belki bu tam da vermek istediğin. Rahatsızlığı bile bile verdiğin bir durumdur.

A.E.: Hayatın kendisi daha farklı değil ki! Her an neler oluyor, haberleri izlediğimizde, gazetelerin üçüncü sayfalarına baktığımızda her şey ortada..En azından benim resmimde mizah var. İzleyenler mizahı görüyorlar zaten, anlayanlarla beraber eğleniyoruz.

Ali Elmacı, Mutluluktan Öldür Beni, 100 x 100 cm.Ş.A.: Eleştirel tarzda resim dilin var. Ama çok da sivri değil, yani kimi medya patronları ya da bir şekilde muhaliflikten güç alanlar bu tarz sanatçıları yani ressam, müzisyen, şair.. hep yeteri kadar sert olmamakla suçlar, -hani bazı insanlara ne yapsanız yaranamazsınız ya- sana da böyle eleştiriler geliyor mu?

A.E.: Evet, böyle eleştiriler geliyor, “Yeteri kadar sert değilsin, daha eleştirel, sert olabilirsin.” diye. İlk önce estetik olmalı, “kör göze parmak” asla tercih edeceğim bir şey değil.

Ş.A.: Evet toplumcu gerçekçi sanatçılar da vardı..gelip geçtiler, anı dışında neler bıraktıkları ise muamma. Figürlerine baktığımızda diğer yandan küresel temaları görüyoruz, figürler “avrupai” ya da “Amerikalı” tiplemeler ve konular dünyasal sorunlar veya ironik tavırlar var. Karakterler üst dilden konuşuyor, zengin iş adamları veya zengin zümreye ait olduğu belli olan gençler…peki daha sonraki çalışmalarında altkültür öğeleri, diyelim roman kadınları, manavlar, bakkalar, berberler, genelev kadınları, yada tip olarak bıyıklı, yağız, esmer, kıllı adamlar görecek miyiz?

Ali Elmacı

A.E.: Açıkçası tam olarak emin olmamakla birlikte cevap verebilirim, öyle görünmüyor! Tabi böyle deyip bir gün yapmaya başlarım, sonra “Böyle böyle demiştiniz ama yapıyorsunuz demeyin!”

Gülüşmeler…

A.E.: Ben otoritenin resmini yapıyorum ve küresel bir dille anlatmaya çalışıyorum, dünyanın her yerinde otorite aynı karakterlerim bu yüzden neredeyse aynı ve benzer.

Ali Elmacı Atölyesi Ş.A.:  Sence sanat dünyamızdaki en güncel ve önemli sorun ne, neyin değişmesini istersin?

A.E.: Bence, sanatı yönlendiren “trendy” işler, bu tarz sanat yüzünden birbirine çok benzeyen, neredeyse aynı olan işler çoğalıyor. Tabi “garanti” tutar, düşüncesiyle yapılan projeler çoğaldıkça ruhsuz, farbrikasyon işler ortaya çıkıyor. En büyük sorun da meselesiz insanlar olması. Sanatımızın daha oturaklı, ayağı sağlam yere basan bir yere gelmesi için bu kopyalamalardan vazgeçip özgünlüğe ulaşmamız lazım. Aslında herkes kendi kişşiliğine, alışkanlıklarına, zevklerine uygun bir yoldan gitse bu sağlanır ama “bu trend” “bu popüler” “bu satar” diye sanat yapmaya çalışınca bahsettiğim tek tipleşme doğıyor. Eğitimin de iyi olması lazım çünkü kopyalama da okulda başlıyor, hocalar kendilerini taklit eden öğrencilere iyi puan veriyor, onları destekliyor, farklı olanları, ya da kendi yolunda ilerlemek isteyenleri dışlıyorlar. Herkes kendisinin kötü örneğini istiyor.

Ali Elmacı AtölyesiŞ.A.: İşte tam da bu yüzden asıl iyi sanatçılar akademik dönemleri boyunca bu yüzden okulda tutunamamış kişilerden çıkıyor. En iyi bilinen güzel sanatlar okullarında okuyan arıza arkadaşlarım, en özgün sanatçı kişilikler ve en yaratıcı işleri ortaya koyanlardı ama okulda da hiç tutunamayan bütün hocaların atölyelerinden kovulmuş tiplerdi, aynen de bu doğrudur.

A.E.: Evet bana da fikir danışan öğrenciler var, “akademiyle ilgili ne tavsiye edersin?” diyorlar ben de, onlar ne diyorsa tersini yapın diyorum.

Gülüşmeler…      

A.E.: Ben de öyle yaptım yani…

Ş.A.: Peki genç sanatçıları nasıl buluyorsun?

A.E.: Aşırı bir özgüven ve ilgisizlikle sürdürdüğü yaşamlarında hataları ve faturayı başkalarına kesiyorlar. O kadar meseleleri yok ki uzun vadede başarılı olmamaları, çok kolay silinmeleri acımasız piyasa koşullarında gayet doğal görünüyor. Meseleleri de olmadığı için, trendi tuttursalar da uzun ömürlü olamıyorlar.

Ş.A.: Sanat piyasasında başka olumsuz bulduğun durumlar veya kurumlar neler?

A.E.: Önemli sorun, galericilerden bahsedecek olursak, tabi iyi ve etik tavır sergileyenler de var, mesela çalıştığım galeri X-ist, ülkemizin standartlarının üzerinde etik ve profesyonel çalışıyorlar, sanatçıyı hiç mağdur etmiyor ama iyi olanlar bir elin parmaklarını geçmezler. Genel olarak galericilerin  sadece kendilerine yatırım yapmaları, piyasayı vahşi bir para/finansal kaynağı alanına sokmaları en önemli sorun bence! Sanatçılar da mağdur oluyor, koleksiyonerler de… Sonra piyasa şişip şişip patlıyor.

Ş.A.: Tekrardan senin tekniğine ve sanatına dönecek olursak, tuval, figür geleneği, pentur işçiliği devam ediyor diyebiliriz..Dijital çalışmaların var mı, ilgi duyuyor musun, ileride bu tarz çalışmalar görecek miyiz?

A.E.: Dijital sanatta beğendiğim işler, sanatçılar var. Ansen’i severim ve beğenirim mesela. Ben disiplinlerarası işler düşünüyorum video çekmek gibi, zaman zaman baskı işlere, heykele bulaşmak..hepsine açığım aslında onu seviyorum bunu sevmiyorum diye bir şey yok.

Ş.A.: Sosyal medyayla aran nasıl?

A.E.: Facebook ve instagram’a yoğun bakıyorum, onlar yetiyor bana.

Ş.A.: Peki sonraki projelerin neler desek,önümüzdeki sene kişisel sergi var mı vs.?

A.E.: Şu anda galerim X-ist’te karma bir sergi var ona katılıyorum. Ondan sonra Art International için “Silahlar Çekilince Gölgeler Büyür” serisi yer alacak ve Contemporary İstanbul’a da iş yetiştiriyorum. Devletin işleyiş sistemlerini ele alıyorum…

Ş.A.: Yurtdışına açılma durumları var mı resimlerinin yurtdışında tanıtımı için neler yapıyorsunuz?

A.E.: Tabi pek çok ressamın böyle hayalleri vardır, ben de hayallerin ötesine geçmeyi hedefleyip galerimle de birlikte çalışmalarımı sürdürüyorum. Tabi Türkiyeli sanatçı için bu durumlar, malum zor, ilişkilerimiz gayet olumlu ilerliyor üç yıla kalmadan yurtdışında kişisel sergimi yapmış olacağım gibi görünüyor. Hep birlikte göreceğiz.

Ali Elmacı AtölyesiŞ.A.: Son olarak Kolaj Art okurları için eklemek istediğin, yeni sezon için söylemek istediğin bir temenni var mı?

A.E.: Umarım sanat alemi biraz daha canlanır. Güzel, bereketli sezon olsun. Güzel işler çıksın ve karşılığını alalım, en büyük temennim bu.

Ş.A.: Çok teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum.

A.E.: Ben teşekkür ediyorum.

Share Button

Yorumlara kapalıdır