Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin: Vietnam Ho Çi Min Kenti Gezi Rehberi

Share Button

Ho Çi Min Kenti

ulasbasar@gmail.com

On yılı aşkın bir süredir Asya ülkeleriyle ve Vietnam kentleriyle ilgili çokça gezi yazısı kaleme aldım. Mini gezi rehberleri hazırladığım da oldu. 2007-2012 arasında yaşadığım Ho Çi Min Kenti için,(*) böyle bir gezi yazısı ya da bir mini gezi rehberi hazırlamamış olduğumu, bir tanıdığın Vietnam’a gelecek olması dolayısıyla şimdi yeni farkettim. Belki kenti bir üs olarak görmemden kaynaklanabilir bu durum ya da kendi kentim gibi benimsememden. Aslında çokça yazdım Ho Amca’nın kenti hakkında, ama bunların hiçbiri gezi yazısı değildi. Sokak adlarını yazdım; büyümeyi, çevre kirliliğini, müzeciliği, sanat dünyasını ve hepsinden önce Fransız sömürgeciliği döneminden kalma tarihsel yapılarını… (bu yazıyı ekte bulabilirsiniz) Vietnam şehirleri Hanoi, Hoi An ve Nha Trang’ı ve Phu Quoc Adası’nı yazıp da Ho Çi Min Kenti’ni yazmamak olmazdı (bu yazıları da ekte bulabilirsiniz). İşte şimdi bu gecikmiş gezi yazısını yazma zamanı.

Ho Amca’nın Kentine Nasıl Gidilir? (**)

Türkiye’den, THY’nin her gün, yol üstündeki Bangkok’ta yolcu almak üzere 1 saat duraklamalı bir uçuşu var, toplam 13 saat sürüyor. Malezya Havayolları, Qatar Havayolları ve Emirates de diğer seçenekler; ancak bunların aktarma süreleri genellikle daha uzun oluyor. Bunların yerine, Bangkok aktarmalı uçuşlar da bulunabilir. Bangkok, bölgenin hava başkenti gibi bir işlev görüyor.

Ho Çi Min’de şu an tek bir havaalanı var: Tan Son Nhat Havaalanı (Tân Sơn Nhất, 10.818758, 106.658851). İleride kentin bir hayli uzağında daha büyük bir havaalanı yapılacak. Havaalanında taksi için Dolar ya da Avro bozdurmalısınız. Vietnam para birimi, Dong; kısaltması, VND. Döviz kuru, son zamanlarda Çin’deki gelişmeler dolayısıyla dalgalı. Bu nedenle, buraya kuru yazmıyoruz. Ancak, gelmeden önce, Vietnam’ın önde gelen bankalarından olan Vietcom Bank’ın sayfasına bakabilirsiniz (https://www.vietcombank.com.vn/default.aspx?&lang=en ).

Tan Son Nhat Havaalanı, şehir merkezine çok yakın. Taksiyle yarım saat sürüyor. Aslında, mesafe, 8-10 kilometre; ama trafik yavaş akabiliyor ve şehir içinde hız limiti düşük. Taksi, şehir merkezine gideceğinizi varsayarsak, 10 Dolar civarında tutacaktır. Ho Çi Min Kenti’nin dünyanın kişi başına en çok motosiklet düşen şehir olduğunu da not edelim. Bu, hem arabalara uygulanan lüks vergisinden kaynaklanıyor hem de motosikletlerin ucuz ve çok daha pratik olmasından. Vietnam’ın uluslararası kuruluşlardan övgü aldığı noktalardan biri, enerji verimliliği açısından araba yerine motosiklet kullanımı.

Tan Son Nhat International Airport

Havaalanından Nereye?

Ho Çi Min, Fransız döneminden kalma şehir planlarına dayanıyor. İlçelerin bazılarının bizdeki gibi adları var (Üsküdar gibi), bazıları ise numaralı (İlçe 1, İlçe 2, İlçe 3 gibi). Şehir merkezi, İlçe 1 (District 1). Kalınabilecek oteller de, görülecek yerler de çoğunlukla burada. Havaalanından taksiye ya da aceleniz yoksa ve saat geç değilse (20:00’ye kadar), otobüsle İlçe 1’e gideceksiniz. Oteller için iki seçenek var: İş için gelenler (yani otel masraflarını şirkete ödetenler), İlçe 1’de Dong Khoi (Đồng Khởi, ‘ayaklanma’ anlamına geliyor; ‘Domkoy’ diye okunuyor. 10.776234, 106.703204) ya da Nguyen Hue (Nguyễn Huệ, ‘Nuvinhue’ diye okunuyor. 10.774266, 106.703528) caddelerindeki bol yıldızlı otellerde kalabilir. Her tür seçenek var. Kendi bütçesiyle gelip hesaplı olması gerekenler, Pham Ngu Lao (Phạm Ngũ Lão, 1279’da Vietnam’a saldıran Moğol ordusunu püskürten Vietnamlı komutanın adı. 10.769062, 106.693473) ya da onun arka paraleli olan Bui Vien (Bùi Viện, 10.767262, 106.692931) sokaklarında kalabilirler. Burada da düşük ve orta bütçe için her tür seçenek bulunuyor.

Nereye Gitmeli?

İlçe 5’teki tarihsel önemi olan Çin Mahallesi (‘Cholon’ diye geçiyor. Chợ Lớn, 10.758381, 106.672160) gibi örnekleri saymazsak, kentin görülecek yerlerinin çoğu, bugün Asya’nın en yüksek gökdelenlerinin birkaçına sahip olan İlçe 1’de, Dong Khoi ve Nguyen Hue caddelerinde ve bunların çevresinde. Kentin en lüks caddesi olan Dong Khoi, Saygon Irmağı’ndan Fransız sömürge yapısı olan postane ile başkilisenin bulunduğu Paris Komünü Meydanı’na (Công xã Paris, 10.779583, 106.699203) uzanıyor. Meydan ve çevresi, şehrin en turistik yerlerinden biri. Mutlaka görülmeli. Diğer cadde, Nguyen Hue. Dong Khoi’un paraleli olan bu cadde, Saygon Irmağı’ndan yine bir Fransız sömürge yapısı olan Halk Komitesi’ne (Ủy Ban Nhân Dân Thành Phố Hồ Chí Minh, 10.777035, 106.701112) çıkıyor. Vietnam’da, eski sosyalist ülkelerde olduğu gibi, belediye, ‘Halk Komitesi’ olarak adlandırılıyor. Diğer bir deyişle, Nguyen Hue’de göreceğiniz yapı, adı ‘Halk Komitesi’ olan Ho Çi Min Kenti Belediyesi yapısı. Bu iki caddenin çevresinde çokça sömürge yapısı var; farklı biçimlerde işlevlendirilen bu yapıların bir bölümüne girilebiliyor (örneğin müze, kafe ve lokanta olanlar), bir bölümüne girilemiyor (özel mülk, askeri bölge, şirket, okul vb. olarak kullanılanlar). Ayrıntılar için ekteki ‘Ho Çi Min Kenti’nde Fransız Sömürge Yapıları’ başlıklı yazıya bakılabilir.

Dong Khoi üzerinde, Fransız döneminden kalma opera yapısını göreceksiniz (Nhà hát lớn Thành phố Hồ Chí Minh, 10.776534, 106.703070). Bu yapı, Ho Çi Min Kenti’nin kartpostal simgelerinden biri. Onu arkanıza alıp Le Loi Caddesi’nde (Lê Lợi, 10.774007, 106.700361) yürüdüğünüzde, çevrenin hediyelik eşya almak için uygun dükkanlarla dolu olduğunu göreceksiniz. Kentin en ünlü caz kafesi de bu caddede (Sax n Art Jazz Club, http://www.saxnart.com/modules/general/ , 10.774701, 106.700830). Caddede ilerleyip göbeğe geldiğinizde, sağda kentin bir diğer kartpostal simgesiyle karşılaşacaksınız: Ben Thanh Pazarı yapısı (Chợ Bến Thành, 10.772743, 106.698268). Savaşlarda zarar gören yapı, biraz modern bir formda onarılmış. ‘Yarı-geleneksel’ diyebileceğimiz bu pazar, görülmeye değer. ‘Yarı-geleneksel’ diyoruz; çünkü geleneksel bir içeriğe sahip olmakla birlikte turistikleşmiş bir pazar burası. Yine de, görmemek olmaz.

Dong Khoi Street

Müzeler ve Diğer Görülecek Yerler

Paris Komünü Meydanı’na yürüme uzaklığında olan Yeniden Birleşme Sarayı (Reunification Palace, diğer adıyla Bağımsızlık Sarayı. Dinh Độc Lập, 10.777397, 106.695430), Nam Ky Khoi Nghia (Nam Kỳ Khởi Nghĩa) Caddesi’nde. Saray, Fransız sömürgeciliği döneminde yönetim yapılarından biri olarak kullanıldıktan sonra, Vietnam-Amerikan Savaşı’nda Amerikan yanlısı Güney Vietnam hükümetinin ana komuta merkezi oldu. 30 Nisan 1975’te Vietnam Halk Ordusu’nun tanklarla içeri girip savaşı sonlandırmasından sonraki yıllarda müzeleştirildi. 30 Nisan, Vietnam’da resmi tatil. 1 Mayıs’la birlikte kutlanıyor.

Vo Van Tan Caddesi’ndeki (Võ Văn Tần, 10.779535, 106.691628) Savaş Müzesi (War Remnants Museum, 10.779738, 106.692089) ve Le Duan Caddesi’yle (Lê Duẩn) Nguyen Binh Khiem Caddesi’nin (Nguyễn Bỉnh Khiêm) kesişiminde olan Vietnam Tarihi Müzesi (Museum of Vietnamese History, Bảo Tàng Lịch Sử Việt Nam, 10.788292, 106.704868) en sık ziyaret edilen müzeler. Tarih Müzesi’nin hemen yanında hayvanat bahçesi var (Thảo Cầm Viên Sài Gòn, 10.788402, 106.706505). Ben Thanh Pazarı yakınlarında olan Vietnam Güzel Sanatlar Müzesi ise (Bảo tàng Mỹ thuật Thành phố Hồ Chí Minh, 10.769953, 106.699297), sanat dostlarının uğrak yeri. Eski bir konaktan dönüştürülen müze, Pho Duc Chinh (Phó Đức Chính) Caddesi’nde.

Son yıllarda, kent merkezinde çok sayıda AVM açılmış durumda. Fransa’dan gelen kimi turistlerin belirttiği gibi, Paris’te bulunan her tür lüks ürün Dong Khoi Caddesi ve çevresinde bulunabiliyor. Kent, gün geçtikçe daha da ticari bir görünüm kazanıyor ve en yüksek yapı yarışını soluksuzcasına sürdürüyor. Yine de, eski sömürge yapıları sayesinde, İlçe 1, alışveriş dışında arayışları ve beklentileri olan turistler için de bir anlam ifade edebiliyor.

War Remnants Museum

Ho Çi Min Kenti’nden Nereye…

Ho Çi Min Kenti’nden kent çevresine, kent dışına ve ülke dışına çeşitli turlar düzenleniyor. Bunlar çoğunlukla, Pham Ngu Lao ve çevresindeki sokaklarda. Bunlar içerisinde en bilinen ve en güvenilir olanlarından biri, De Tham Caddesi’nde bulunan (‘Albay Tham’ anlamına gelen Đề Thám, adını Fransız sömürgeciliğine karşı 25 yıl direnip kendi kurtarılmış bölgesini yaratmış ayaklanma önderinden alıyor) Sinh Tourist (http://thesinhtour.com/ ; 10.768240, 106.693806). Burada herhangi bir pazarlık yapmak zorunda kalmadan standard rakamlarla turlara da katılabilirsiniz; otobüs bileti de alabilirsiniz. Aynı caddedeki Kim Cafe ise, Vietnam yemeklerini denemek için birebir (10.768384, 106.693899). Ho Çi Min’den en yaygın olarak gidilen turlar şöyle:

Zamanınız darsa, Ho Çi Min’in en uzak ilçelerinden biri olan Cu Chi’ye (Củ Chi, ‘Guçi’ diye okunuyor) gidip burada Vietnamlı gerillaların gizlendiği tünelleri görebilirsiniz. Cu Chi, şehirden uzaklığı sayesinde arsa ve tarlaların ucuz olması dolayısıyla, birçok orta ve üstü yaştaki Vietnamlı sanatçının atölyelerini kurup yaşadıkları yer olarak geleceğin sanat ilçesi olmaya aday; ancak, sanat alanlarına herhangi bir tur sözkonusu değil ve belki de şimdilik böylesi daha iyi.

Biraz daha zamanınız varsa, bir Mekong turu satın alabilirsiniz (Mekong’un Vietnamcası, ‘Sông Cửu Long’). Bu tur, 1, 2 ya da 3 günlük olabiliyor. Mekong Irmağı’nın suladığı kentlere götüren bu tur, kırsal Vietnam’ı deneyimlemek için birebir; başka şehirler görmek de, bonus. Vietnam içi ikinci bir seçenek, deniz otobüsüyle ya da otobüsle 3 saat süren Vung Tau (Vũng Tàu). Vung Tau, denizi ve kumsalı sevenlerin uğrak yeri olan bir yarımada. Tek bir kenti görmek yerine, kendini Vietnam turuna hazırlamış olanlar için ise, en yaygın olarak şu seçenekler var: Doğa ve dağ havası için Dalat (Đà Lạt); kumsal için Nha Trang, Phan Thiet (Mũi Né) ve Danang (Đà Nẵng); kumsal ve ada havası için Phu Quoc (Phú Quốc); doğa, dağ havası ve azınlıklar için Sa Pa; doğa, kumsal, mağaralar, tekne gezisi ve dağ havası için Ha Long Koyu (Vịnh Hạ Long); tarih ve kumsal için Hue (Huế); tarih, kumsal, dağ, doğa ve ada için Hoi An (Hội An)… Başkent Hanoi’u da (Hà Nội, ‘Hanoy’ diye okunuyor) unutmayalım. Bu şehirlerin hepsine uçakla ya da otobüsle gitmek olanaklı. Birçoğu için tren seferleri de bulunuyor.

Cu Chi Tünelleri

Ülke dışı en yaygın seçenek ise, Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh’e (‘Pınom Pen’ diye okunuyor) gitmek. Kamboçya tarafındaki bakımsız yollar ve sınırda bekleyiş nedeniyle 6 saati bulan yolculuk, başka bir ülke görmek isteyenler için oldukça uygun. Kamboçya için önceden vize almak gerekmiyor, sınırda veriliyor. Phnom Penh’den kumsal için güneyde Sihanoukville’e (‘Sihanukvil’ diye okunuyor), tapınak-kent Angkor Wat’ı görmek için ise kuzeyde Siem Reap’e (‘Sim Rip’ diye okunuyor) gidiliyor.

Bitirmeden şunu da not edelim: Vietnam’da savaş 40 yıl önce bitti. Amerika’ya karşı tüm Vietnamlılar savaşmadılar; hatırı sayılır bir kısmı, Amerika’ya çalıştı. Bugün Vietnam, uluslararası kuruluşların parlayan yıldız olarak gördüğü, hızla kapitalistleşen  bir ülke. Bunları ve dahasını bilmeyenler için Vietnam da Ho Çi Min Kenti de bir hayal kırıklığı olabilir.

Öte yandan, havaalanından başlayarak sık sık orak-çekiçli bayrak görmek, yine de birçokları için heyecan verici olabiliyor. Birçok öğrenci, ezber dersi olarak görüp hoşlanmasa da, öğretimin her düzeyinde, Marx-Engels-Lenin dersleri bulunuyor. İlkokul öğrencileri bile, Ho Amca’nın yanında Marx Amca’yı ve bir kahraman olarak Che’yi öğreniyor. Türkiye’den bakınca heyecan verici olabilecek birçok ayrıntıyla turistik bölgelerde karşılaşmak olanaksız. O nedenle, dünyanın her yerinde, turistik bölgelerin bir ülkenin aslını yansıtmadığı gerçeğini unutmamak gerekiyor; bir ülkenin tümüyle turistikleşme olasılığını da elbette göz ardı etmeden…

Şimdiden iyi yolculuklar!

(*) Eski adı ‘Saygon’ olan kentin 1975’te biten savaştan sonraki adı olan ‘Ho Chi Minh City’, Vietnamca’da ‘Teynfo Ho Çi Min’ diye okunuyor (yazılışı: Thành phố Hồ Chí Minh). ‘Teynfo’, kent demek. Ho Amca’nın adının okunuşu, Türkçe’ye Fransız sömürgecileri üstünden yanlış bir biçimde geçmiş.
(**) Bu metinde anılan yerlerin yanına koordinatları verilmiştir. Bunlar Google Maps’te aranarak konumları bulunabilir. Diğer bir nokta da şu: Vietnamca, Latin harfleriyle yazılan tonlu bir dil. Aynı hece, tonuna göre farklı anlamlara gelebiliyor. Bir yer sorduğunuzda derdinizi anlatabilmeniz için metinde yer adlarının Vietnamca yazılışları da verildi.

*****

Ekler: Ho Çi Min Kenti, Hanoi, Hoi An, Nha Trang ve Phu Quoc Yazıları:

Ho Çi Min Kenti’nde Fransız Sömürge Yapıları

 3 Aralık 2011

Eski adı ‘Saygon’ olan Ho Çi Min Kenti’nin tarihe ilk olarak bir Khmer balıkçı köyü olarak kaydı düşülüyor. Kentin topu topu 250 yıllık bir geçmişi var. Vietnamlılar eliyle kentleşen Saygon, 1859’da Fransız sömürgeciliğinin eline düşüyor ve bu kara günlerden, ancak, 1954’te kurtuluyor. Diğer bir deyişle, Saygon’u, Fransız sömürgecileri, yüzyıl kadar, kendi kentleriymiş gibi tasarlıyor; kenti Fransızlaştırmak için ellerinden geleni yapıyor. Saygon, bir Fransız kenti olarak, Fransız Hindiçini’nde ilklerin yaşandığı yer oluyor: 1863’te ilk botanik bahçesi Saygon’da kuruluyor. Bu bahçe hâlâ aynı işlevi görmektedir. Saygon’da ilk sokak lambaları, 1867’de dikiliyor. Bunların başlangıçta hindistan cevizi yağıyla yakılması dikkat çekici. Saygon’un ilk sokak ağaçları, 1870 tarihli –ki bu ağaçların çoğu, hâlâ dev ağaçlar olarak kenti süslüyor. 1873’te Saygon’da ilk kaldırımı ve ilk su kulesini görüyoruz. Evlerin numaralandırılması, 1879’da başlıyor. 1882’de ilk demiryolu döşenirken; tramvay, ilk kez 1888’de hizmet vermeye başlıyor. Kentte ilk elektrik, 1900’de kullanılırken; ilk otomobil, 1903 tarihli. 1905’te, Saygon’da, ilk kez, asfalt kullanılıyor. 1907’de ilk temizsu borusu; bir sonraki yıl ise, ilk kanalizasyon borusu döşeniyor. İlk elektrik santrali 1909; uçağın ilk gelişi ise 1910 tarihli. 1914’te, bugün de kullanılan havaalanına kavuşan Saygon’da, 1915’te ilk şehiriçi otobüs seferleri başlıyor. 1930’a geldiğimizde, Saygon, artık, ‘Uzakdoğu’nun İncisi’ olarak adlandırılıyor. Askeri bir yönetim altında inim inim inletilirken, bunca hizmete kavuşmak, Fransız Aydınlanması’nın karanlık yönü ile ilişkilendirilebilir.

Saygon: ‘Uzakdoğu’nun İncisi’

Saygon için ‘Uzakdoğu’nun İncisi’ denmesi, yalnızca, bölgede kent hizmetlerinin ilk geldiği yer olmasından kaynaklanmıyordu; kent, aynı zamanda, bölgenin en görkemli Avrupalı yapılarına sahipti. Madem ki burası Fransız toprağı olmuştu; bir Fransız kenti gibi donatılmalıydı. 19. yüzyılın sonlarından ve 20. yüzyılın başlarından ve ortalarından günümüze kalan Saygon kent haritaları, bize sömürge döneminde Saygon’u hangi yapıların incileştirip incelttiğini bildiriyor:

Bugün de ayakta olan askeri liman, bugün Devrim Müzesi ya da Kent Müzesi olarak bilinen Hindiçini Genel Vali Sarayı, kütüphane, bugün aynı işleve sahip olan Demiryolları Ofisi, bugün de banka olarak kullanılan banka yapıları, tapu kadastro türünden çeşitli devlet yapıları, günümüze kalmamış sömürge karakolları ve sömürge hapishaneleri, tümüyle günümüze kalmış katedral, başpiskoposluk ve kiliseler, çoktan yıkılmış tiyatro/sinema yapıları, mezarlık, elçekmiş rahibelerin hâlâ yaşadığı manastır, spor klübü, askeri mahkeme, ticaret odası, bugün iki üniversite arasında paylaştırılmış kışla (kışla ile üniversite benzerliğine ne hoş bir örnektir bu), bugün de ayakta olan denizci kışlası, bugün de aynı işlevle kullanımda olan gümrük yapısı, bugün hepsi ayakta olan Vietnamlı ve Fransız öğrenciler için okullar (ki o dönemin en hoş yapılarını armağan etmiştir Saygon’a), Genelkurmay ve general yapıları, bugün de aynı biçimde kullanılan jandarma yapısı, yine bugün aynı amaçla kullanılan belediye yapısı, bugün yerine bir gökdelen dikilmiş uzlaşma mahkemesi yapısı, bugün kentin simgelerinden biri olan opera binası ve diğerleri.

Saygon: Küçük Bir Paris

Saygon’daki Fransız sömürge yapılarında, 1920’lere dek, yeni-klasik Paris biçemi görülüyor. Paris’teki birçok yapının benzerlerinin Saygon’da yapılması hedefleniyor. Bu yaklaşımın bir ürünü olarak ortaya, belediye yapısı, opera ve katedral çıkıyor. 1920’lerden sonra ise, karışık bir mimarlık yaklaşımı benimseniyor: Hem Fransız mimarlığından hem de Güneydoğu Asya’nın yerel mimarlıklarından yararlanılıyor. Ortaya ne Fransız ne de Güneydoğu Asyalı diyebileceğimiz ya da “her ikisi birden” diyebileceğimiz ilginç bireşimler çıkıyor. Bunlardan biri, bugün tarih müzesi olarak kullanılan yapı. Bu yapı, bir yandan tipik bir Asya tapınağı havası verirken, bir yandan da Fransız esintilerine sahip. Bunun karşısındaki tümüyle Vietnam mimarlığı örneği olan tapınak ise, Fransız askerleri tarafından, anı olsun diye yapılıyor. Bu bireşimin bir başka örneği olan ve bugün Merkez Bankası yapısı olarak kullanılan yapıda, Art Deco yanında, Hint kültüründen etkilenmiş olan Khmer ve Çam esintileri görülüyor. Saygon’da bir kendine özgülük varsa; bu, asıl, bu bireşim yapılarda.

Fransız Mezarlığı Artık Yok

Bu noktada şu soruyu sormalı: Fransız sömürgeciliğinin simgesi sayılabilecek bu yapılar, korunmalı mı yoksa sömürgeciliği yıktıkları gibi bunları da yıksınlar gitsin mi? Sömürgecilikten arınmak, bu simgeleri de temizlemeyi gerektirir. Öte yandan, bu yapılar, Vietnamlı işçilerin sömürgecilik koşullarında alınterleriyle dikmiş oldukları yapılar. Ayrıca, bu yapıları yıkmak yerine, sömürgecilik dışı amaçlar için kullanmak daha mantıklı görünüyor. Zaten yapılan da bu. O günden bugüne, dikkat çekici bir nokta, Fransız mezarlığının kaldırılıp taşların ve kemiklerin Fransa’ya gönderilmiş oluşu. Bu mezarlığın yerinde şimdi bir park var. Parka adını veren Le Van Tam, kendini Fransız cephaneliğinde yakıp, düşmana büyük zararlar vererek kendini feda etmiş 13 yaşındaki bir fıstık satıcısı. Kimileri, bu öykünün uydurma olduğunu söylese de, ‘Le Van Tam’ adı, birçok okula, bursa, sokağa, anıta vb. verilmiş durumda. O, direnişin simgesi olarak Vietnamlılara umut olmuştu. Fransız mezarlığı yerine açılan parkta, Le Van Tam’ı simgeleyen bir alev anıtı var bugün.

Le Van Tam Park

Ya Bugün?

Bugün, sömürge dönemi haritalarında gösterilen hemen hemen tüm yapılar, korunmuş durumda. Ancak, haritalarda yer almayan ev ve villa türü yapılar için tehlike çanları çalıyor. Bu büyük yapılar, Vietnam-Amerikan Savaşı’ndan sonra birkaç aileye bölüştürülüyor. Her bir ailenin kendi parçasını yıkma olanağı var. Yasalar bunu engellemiyor. Dolayısıyla, örneğin, dört aileye bölüştürülmüş bir evin orta bölümünün yıkıldığını, yerine daha yüksek bir yapı dikildiğini sıklıkla görebiliyoruz. Başka yapılarda ise, cephelerin çirkin reklamlarla kapatıldığını görüyoruz. Kimi durumlarda ise, şirketler, tarihsel yapının cephesini kafasına göre düzenliyor, reklamlar kadar çirkin bir biçimde. Tarihe direnemeyenler, ara sokaklarda unutulan yapılar oluyor. Onlar parça parça ve bütün olarak yıkılırken, bu genç kentin kısa tarihinden bir parça da yıkılmış oluyor.

(*) Bu yazı, aşağıdaki çalışmanın çok kısa bir özetidir:
Gezgin, U.B. (2011). Catalogue, location, use and history of French colonial buildings
in Ho Chi Minh City (Saigon). Şehir plancılığı yüksek lisans tezi. Darmstadt Teknik Üniversitesi, Almanya.
Künye
Gezgin, U. B. (2011). Ho Çi Min Kenti’nde Fransız sömürge yapıları. Özgür Gündem
Gazetesi, 11 Aralık 2011.
 

Bir Gölkent: Hanoi

30 Aralık 2011

Dünyada merkezi göl olan kaç tane kent vardır bilemiyoruz; ama Vietnam’ın başkenti Hanoi, bunlardan biri (‘Hanoy’ diye okunuyor). Hanoi’un merkezindeki gölün adı, Geri Verilmiş Kılıç Gölü. Efsanelere göre, yaklaşık 600 yıl önce, tanrılar, Vietnam kralı için, Çinli sömürgecileri yensin diye bu gölün yüzeyine bir kılıç çıkartıyor. Kılıcı kullanan kralın ordusu zafer kazanıyor. Daha sonra gölde kayıkla giderken, sudan bir kaplumbağa çıkıyor, kılıcı alıp gölün derinliklerine dalıyor. Gölde hala büyük bir kaplumbağa yaşıyor. Kaplumbağaya Hanoilular gözleri gibi bakıyorlar. Gölün üstünde, kısacık bir köprüyle gidilebilecek bir tapınak var, görülmeye değer. Bu tapınak, birçok ortamda, Hanoi’un simgesi olarak kullanılıyor. Göl kıyılarında, her gün, sabahın köründe, Vietnamlıları spor yaparken, koşarken, sohbet ederken görmek, göle de kente de ayrı bir hava katıyor. Hele buraya Vietnam bayraklı bir tişörtle giderseniz, Vietnam’ı sevdiğinizi düşünerek size yardımcı olmaya çalışacak çokça insanla tanışacaksınız.

Hanoi

Eski Hanoi

Hanoi’un en eski bölgesi, göl yakınında. Bu bölgeyi yüksek yapılaşmadan koruyan düzenlemeler bulunmakta. Bu düzenlemeler sayesinde, bölgede en yüksek yapı, 5 katlı. Evlerin birçoğu, ‘tünel-ev’ olarak adlandırılan biçemde. Bu evlerin sokaktaki cepheleri dar; ancak, evler, uzun bir dikdörtgen olarak tünel gibi uzanıyor. Neden böyle? Çünkü eski zamanlarda, ev sahipleri, evlerinin sokakta kapladığı yere göre vergi ödüyorlardı. Ayrıca evler, krala saygı amacıyla, Saray’ın boyundan daha yüksek olamazdı. Hanoi’un Fransız döneminden kalma 100 yıllık bir opera yapısı var. Bağımsızlık sonrasında opera, birçok siyasal etkinlik için kullanıldı. Görülmeye değer.

Lenin Parkı ve Hanoi Hilton

Hanoi’da, Geri Verilmiş Kılıç Gölü dışında, ondan çok daha büyük ve İstanbul Boğazı havası veren bir göl var. Bu, Batıgöl. Bunun dışında, Hanoi’da bir de Lenin Parkı var. Dünyada Lenin heykelinin sökülmediği az sayıdaki yerden biri olan park, Vietnamlı yaşlıların spor ve dans dersi yeri olarak oldukça popüler. Parkın bir bölümünün kapatılıp yerine lüks bir otel dikilmesine Hanoi’lular razı gelmediler; parklarına da, Leninleri’ne de sahip çıktılar. Bir başka görülecek yer, Hanoi Hilton. Savaş döneminde, büyük bir ironi örneği olarak ‘Hanoi Hilton’ biçiminde adlandırılan Hoa Lo Cezaevi’nin ağırladığı Amerikan askerleri arasında, o zamanlar Hanoi’u bombalamak üzereyken uçağı düşürülüp öfkeli Vietnamlıların lincinden zar zor kurtarılan, Obama’nın rakibi, eski Amerikan devlet başkanı adayı John McCain de var. Bir diğer Hanoi Hilton sakini Amerikan askeri ise, yıllar sonra, 1995’te, Amerika’nın ilk Birleşik Vietnam büyükelçisi oluyor. Hoa Lo, Vietnam-Amerikan Savaşı öncesinde Vietnamlı devrimcileri ağırlamıştı uzun yıllar. ‘B-52 Gölü’ olarak adlandırılan küçük göl de görülebilir. Bu gölün tabanında, Vietnamlıların düşürdüğü bir Amerikan savaş uçağı yatıyor.

Ho Çi Min’in Anıtmezarı

Hanoi, oldukça önemli müzelere ev sahipliği yapıyor: Bunların en başında, Ho Çi Min’in Anıtmezarı geliyor. Burada ulu önderin bedeni sergileniyor. Ho Çi Min’e ulusal ve uluslararası turistlerce öyle bir ilgi var ki, anıtmezar, açık olduğu her saatte kuyruklarla dolup taşıyor. Anıtmezar, Vietnamlılar için bir tür Mekke gibi. Ülkelerinin kurtarıcısını görmek için geliyorlar. Burada, nöbetçi değişiminde tören yapılıyor. Bunu da görmek iyi olabilir.

Ho Çi Min’in Anıtmezarı

Hanoi’un Müzeleri

Vietnam Kadın Müzesi’nde, savaşta birçok kahramanlıklar göstermiş kadın savaşçılar ve asker anaları yanında, Vietnam’ın anaerkil gelenekleri ve kadınların gündelik yaşamları da tanıtılıyor. Vietnam’ın çeşitli etnik kesimlerinden kadınların yaşantıları da sergileniyor; Vietnam-Amerikan Savaşı sırasında uluslararası kadın hareketlerinin eylemlilikleri de. Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki Vietnam yapıtları da görmeye değer. Ordu Müzesi’nde, tarihten günümüze Vietnam askerleri tarafından kullanılan savaş araçları ve Fransız ve Amerikan ordularından ele geçirilen askeri gereçler sergileniyor (ki bunların içinde bir savaş uçağı da var). Hava Kuvvetleri Müzesi’nde ise çeşit çeşit uçak ve helikopter sergileniyor. Vietnam Tarihi Müzesi’ndeki tarihsel nesneler, dikkate değer. Vietnam Devrimi Müzesi ise, hem sergileri hem de Fransız sömürge döneminden kalma yapısıyla ilgiyi hak ediyor. Etnoloji Müzesi’nde, Vietnam’ın 54 etnik grubunun yaşantıları sergileniyor; müzenin bahçesine, geleneksel azınlık evleri kurulmuş durumda. Burada, ünlü konik Vietnam köylü şapkasının nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz.

Tapınaklar

Müzeler yanında, bin yıl önce hizmete açılmış olan ve Vietnam’ın ilk üniversitesi olan Yazın Tapınağı da görülmeli; tapınağın bahçesindeki taş yazıtlarda, mezunların adları listelenmiş. Hanoi’un en eski tapınağı olan Bach Ma Tapınağı, Vietnam kralı tarafından, kendisine yol göstermiş olan beyaz bir at anısına kuruluyor. Günümüzde, tapınağın bahçesinde, bir beyaz at heykeli var. Bir diğer görülmeye değer tapınak, Trung kardeşlerin anısına yapılmış Hai Ba Trung Tapınağı. Bunlar, İ.S. 1. yüzyılda Çinli işgalcilere direnen ve teslim olmaktansa kendini ırmağa atan Vietnamlı kızkardeşler. Yüzyıllar sonraki Vietnamlı savaşçıların güç kaynaklarından biri, bu direniş idi.

Burada yazılanlardan anlaşılacağı gibi, Hanoi, görülmeye değer bir kent. Asya’ya yolu düşenlerin ‘görülmesi gereken kentler’ listesine alınması önerilir.

Künye
Gezgin, U.B. (2012). Bir gölkent: Hanoi. Haberajans, 21 Şubat 2012.  
 

Vietnam’ın 7 Harikası’ndan Biri: Hoi An

29 Aralık 2011
 

2012 UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne göre, Vietnam’ın, dünya mirasına 7 katkısı var: Bunlardan beşi, kültürel nedenlerle listede; ikisi ise, doğal nedenlerle. Doğal nedenlerle listede olanlar, kireçtaşı tepelerinin arasında masalımsı bir görüntüye sahip olan Ha Long Koyu ve dev mağaraları ve çeşit çeşit bitkisi ve hayvanıyla ziyaretçi sayısını her yıl arttıran Phong Nha-Ke Bang Ulusal Parkı. Kültürel nedenlerle listeye girmiş olanlar, Hanoi-Thang Long Kalesi, Ho Hanedanlığı Kalesi, Hue Anıtları Bölgesi, My Son Tapınağı ve Hoi An (Eski Kenti). Hoi An, Vietnam’ın kültürel miras listesine ilk girenlerden. Hoi An, eski bir liman kasabası. Liman dolayısıyla, çeşitli Asya kültürleriyle iç içe geçmiş. Bu nedenle, Hoi An’ın eski evleri, yalnızca Vietnam etkisini değil, Japon, Çin vb. etkilerini de taşıyor. UNESCO’nun resmi açıklamasına göre, Hoi An’ın Vietnam’ın 7 Harikası’ndan biri olarak yerini almasının nedeni, kültürlerin içiçe geçmişliği ve geleneksel Asya liman kasabasının büyük oranda korunmuş olması. Yapılan kazılar, Hoi An’ın İ.Ö. 2. yüzyıldan beri liman olarak kullanıldığını gösteriyor. Kimilerine göre, Hoi An, İ.S. 1. yüzyılda Güneydoğu Asya’nın en büyük limanıydı. Hoi An’da yakın yüzyıllarda ırmağın taşıdığı alüvyonlar nedeniyle karalar genişlediğinden ve Hoi An’ın hemen yanı başında Da Nang gibi büyük bir liman kurulduğundan, Hoi An, eski görkemini yitiriyor. Ancak, tam da eski görkemini yitirmesi dolayısıyla, eski yapılar korunmuş oluyor. Hoi An, bugün, çirkin gökdelenlerin, gri yapıların, karaoke salonlarının uğramadığı bir coğrafya olarak hergün daha çok turist çekiyor. Gerçi, burada bir açmaz var: Bu nedenle turist çeken Hoi An, yine turizm nedeniyle hızla kentleşiyor. Gelen turist, gökdelen yok diye geliyor; ama o geldi diye kente ileride gökdelen dikilme olasılığı da artmış oluyor. Yine de, en azından şimdilik, kent merkezi, motorlu araçlara kapalı. Bu nedenle Hoi An, yürümeyi sevenlerin ve bisiklet sevdalılarının cenneti.

Hoi An

Hoi An’ın Simgesi: Japon Köprüsü

Hoi An’ın logosu, kentin en önemli simgesine dayanıyor. Bu, ‘Japon Köprüsü’ ya da ‘Uzaklardan Gelenlerin Köprüsü’ diye bilinen kıpkısacık köprü (yani ‘Japon Köprüsü’ denince, bir teknoloji harikasından söz ettiğimiz sanılmasın. Köprü, Japonya’nın henüz bir teknoloji devi olmadığı dönemlerden, 17. yüzyıldan). Köprü, özellikle baharat ve ipek ticaretine tanıklık etmiş bir yapı. Köprünün çıkışlarından birinin bitişiğinde bir Budacı tapınağı var. Köprü ve tapınak, Vietnam paralarında yer alıyor (20 bin Vietnam Dongu üzerinde). Bu köprünün ve tapınağın, hareketleriyle sellere ve fırtınalara yol açtığına inanılan bir dev deniz canavarını sakinleştirmek için yapıldığı sanılıyor. Hoi An’daki kimi Japon evlerinin benzerleri Kyoto’da bulunuyor. Hoi An’da 1,360 tane tarihsel yapı bulunuyor; bunların çoğu ev. Bu yapılar arasında, mezartaşları, tapınaklar ve kuyu yapıları da var.

Hoi An: Kültürel Miras mı Doğal Miras mı?

Hoi An’ın doğal miras yerine kültürel miras listesine girmesine şaşabilir insan; çünkü Hoi An, hem okyanusu hem ırmağı hem de çevresindeki dağlık alanlarıyla bir doğa harikasında aranabilecek hemen hemen tüm özelliklere sahip. Vietnam’ın 7 Harikası’ndan bir diğeri olan My Son Tapınağı, Hoi An’a araçla 1 saat uzaklıkta. My Son, eski imparatorluk kurucusu olan ve bugün etnik bir azınlık olarak var kalan Çam halkının tapınağı. Buradaki yapıların özgün biçiminde altın kaplama olduğu söyleniyor. Ancak, My Son da, Vietnam’ın diğer bir çok yeri gibi, Amerikan bombalarından nasibini aldığından, bugün yıkıntı halde. Hoi An’a yine araçla 40 dakika uzaklıktaki Mermer Dağı, görülmeye değer. Hoi An’da ırmak yolculuğu da çok çekici. Şirin kentin adaları da bir harika.

Hoi An: Seramik, Fener, Terzi Memleketi

Hoi An’ın tarihi, Çamların tarihiyle özdeş. Hoi An, bir denizci imparatorluğu olan Çam İmparatorluğu’nun ticaret başkentiydi. Çamlar, okyanus ticareti yanında, ırmaklar üstünden Tayland ve Laos’la da ticaret yapıyordu. 16. yüzyıla geldiğimizde, Hoi An’da büyük değişiklikler olduğunu görüyoruz. Çam İmparatorluğu yıkılırken, bölge, Vietnamlıların denetimine giriyor. Dahası, Hoi An’a Çinlier ve Japonlar yanında, Avrupalılar da gelmeye başlıyor. İlerleyen yıllarda Hoi An, Çinliler ve Japonlar tarafından, Güneydoğu Asya’daki en iyi ticaret bölgesi olarak görülürken; Avrupalılar da, burayı, Asya ve Avrupa arasındaki ticarette (özellikle seramik ticaretinde) önemli bir liman olarak değerlendiriyor. Hoi An, bir seramik kenti olarak öyle ünlü ki; bugün Hoi An seramikleri, Topkapı Sarayı’nda bile sergileniyor. Hoi An’ın yemekleri ve ev yapımı biraları da ünlü. Hoi An’ın yemekleri, geleneksel Vietnam yemeklerinden farklı; çünkü Hoi An mutfağı, Çin ve Vietnam mutfaklarından da etkiler taşıyor. Hoi An, bir de, Çin/Japon tipi fenerleri ile ünlü. Bu fenerler, Hoi An’ın köprüden sonraki ikinci simgesi sayılabilir. Hoi An’ın terzilerinin de ünlü olduğunu, çok kısa sürede muhteşem işler çıkardıklarını burada anmamak olmaz.

Sakın Ha Gitmeyin…

Bugün Hoi An, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesinden olacak, hızla değişiyor. HoiAnlılar, memleketlerinin turizm adına çirkinleştiğini üzülerek izliyor. Hani bu UNESCO’ya girmek, tarihsel değerleri korumak için büyük olanaklar sağlıyordu? Bugün Hoi An, tersini yaşıyor. Hoi An’ın tarihsel göbeğinde yaşayanlar, ekonomik nedenlerle, evlerini hızla Hoi An’ın yerlisi olmayanlara bırakıyor. Bu ‘yabancı’lar, büyük kent alışkanlıklarını bilerek ya da bilmeyerek Hoi An’a aşılamış oluyor. Eskiden Hoi An’da evlerin kapıları kilitlenmezdi. Komşular birbirinin kapısını çalmazdı; doğrudan girerlerdi. Mahalleden birisi hastalansa, tüm mahalleliler aralarında para toplar, hastaya bakarlardı. Pazarda kimse kimseye kazık atmazdı. Köylülerin o yüce değerleriyle donanmıştı Hoi An. Şimdi öyle değil. Kalkınıyor işte Hoi An ne olacak… Sakın bu yazıyı okuyup da Hoi An’a gitmeye kalkmayın. Ne kadar az insan giderse Hoi An’a, o kadar güzel kalacak bu mavi-yeşil memleket. 2008’de kent statüsüne geçen Hoi An’a 120 binlik nüfusu da fazla. Bir de siz gelip kalabalıklaştırmayın…

Künye
Gezgin, U. B. (2012). Vietnam’ın 7 Harikası’ndan biri: Hoi An. Haberajans, 17 Şubat 2012.
 

Vietnam’ın İncisi Nha Trang’da

3 Aralık 2011

Vietnam, Pasifik Okyanusu kıyısında ejderha gibi uzanan ve hem tarihi hem de doğal güzellikleri açısından çok özel olan bir ülke. Bu özel ülkenin bir incisi varsa, o da, Nha Trang’dır. Nha Trang, 500 bin nüfuslu şirin mi şirin bir kıyı kenti. Türkiye’de pek tanınmasa da, Türkiye ve Rusya kaynaklı turizm şirketlerinin yeni gözdesi olarak, hızla tanınacağa benzer. Kentin kış yaşamayan, dönencesel bir iklime sahip oluşu da, bu durumu büyük ölçüde destekliyor. Kentin en turistik bölgesi olarak bilinen Nha Trang Koyu, dünyanın en güzel koylarından biri olarak değerlendiriliyor. Kıyı, otel zincirlerinin atağıyla hergün şekilden şekile girse de, özellikle balıkçı köyü ve ıssız yanları, doğal değerlerini korumayı sürdürüyor. Kent, okyanus kıyısında olmasının üstünlüğünü Vietnam’ın deniz bilimlerinde öncü rolü oynayarak sürdürüyor. Kentteki Okyanusbilim Kurumu, Nha Trang’dan, Vietnam’dan ve dünyanın çeşitli bölgelerinden balıkları ve deniz canlılarını sergiliyor. Deniz aşıklarının mutlaka görmesi gereken bir kurum bu.

 

Nha Trang Plajı

Rusya Dışındaki En Büyük Rus Üssü

Nha Trang’ın tarihini biraz kazınca, Vietnam-Amerikan Savaşı (bu arada, Vietnamlılar, ‘Vietnam Savaşı’na ‘Amerikan Savaşı’ diyor) dönemi sonrasından, savaş döneminden (1955-1975), Fransız sömürgeciliği döneminden (1859-1954) ve Vietnam dönemi öncesinden (1471 öncesi) öyküler çıkıyor karşımıza: Kentin havaalanı, 35 kilometre uzaklıktaki Cam Ranh Uluslararası Havaalanı. Bu havaalanı, savaş sırasında ABD tarafından kuruluyor ve kullanılıyor. Savaşın bitiminden 2002’ye dek, önce Sovyet, sonra Rus üssü olarak askeri haritalarda yerini alıyor. Bu üssün özelliği, 2002’ye dek, dünyada, Rusya/S.S.C.B. dışındaki en büyük Rus/Sovyet üssü oluşu. Doğu Asya’daki Amerikan üslerinin bolluğu (Filipinler, Güney Kore, Japonya) düşünüldüğünde, bu üssün stratejik önemi ortaya çıkıyor. Kentin Fransız sömürgeciliği dönemindeki en ünlü sakinlerinden biri, İsviçreli-Fransız doktor ve bilim insanı Alexandre Emile Jean Yersin (1863-1943). Ömrünün son 50 yılını Nha Trang’da geçiren Yersin’in evi, müzeye çevrilmiş durumda. Yersin Müzesi, turistlerin uğrak yeri. Yersin, Nha Trang’da, yarım yüzyıl boyunca birçok hastayı iyileştirdiğinden, bir tür aziz sayılıyor.

Eski Çamlar Ne Oldu?

Vietnam’da, resmi kayıtlara göre, 54 etnik grup var. Bunların, Vietnam’ın Marksist-Leninist geçmişi dolayısıyla, ana dilinde eğitim ve yayın hakları var; yoksaymacı bir siyasa uygulanmıyor. Bunların içinde belki de en ilgi çekicisi, Nha Trang’ı da yurt eylemiş Çamlar. Günümüzde, nüfus sırasıyla, Vietnam, Kamboçya ve Tayland’da yaşayan Çamların dedeleri ve nineleri, günümüzde Orta ve Yukarı Güney Vietnam’a karşılık gelen bölgede 7. ile 15. yüzyıl arasında bir denizci imparatorluğu oluşturmuşlardı. Çamlar, tarih içinde, Hintli deniz tüccarlarından etkilenip Hindu olmuş; geleceğe, kendi diktikleri Hindu tapınak-kulelerini bırakmışlardır. Bugün, Çamlar, yine Hint etkisi dolayısıyla, çoğunlukla Müslümanlardır. Hatta Vietnam’daki en büyük Müslüman nüfusu oluştururlar. İşte onlarca ‘Kauthara’ olarak adlandırılan Nha Trang’da, Çamlardan bugüne kalan en büyük Hindu tapınaklarından biri var. Bu, Po Nagar. Po Nagar, balıkçı köyünde, ırmak kıyısında uzanıyor. Köprüye, köye, ırmağa ve okyanusa bakan bir tepede kurulmuş. İ.S. 781’de kurulmuş bu tapınak-kulede, Çamlar, konuklar için, kendi müziklerini icra ederek Çam kültürünün yaşaması için para topluyorlar. Çamlarla Vietnamlıların birararada yaşaması sonucu, Vietnamlıların da gelenekleri değişmiş, Çamların da. Çamların tanrıça olarak taptıkları ve kökleri Hindu tanrıçaları Bhagavati’ye ve Mahishasuramardini’ye (Durga) uzanan Yan Po Nagar, Vietnamlıların inanışına Thiên Y Thánh Mâu (ya da Thiên Y A Na) adıyla bir balıkçı/denizci tanrıçası olarak giriyor. Çam inanışlarına göre, Yan Po Nagar, Çam ulusunun kurucu anası. Belli ki, o, insanlığın anaerkil dönemlerinden kalmış günümüze.

Özgürlük için Kendini Yakan Rahiplerin Tapınağı

Nha Trang, bu güzelim Pasifik kenti, gelecek kuşakların, geçmişteki acıları unutmamasını istemiş olmalı. Tren Garı yakınlarındaki Long Son Tapınağı’nda dev bir Buda heykeli var. Heykel, 1963’te, Amerikancı Güney Vietnam’ın İsacı baskıcılığını ve Budacı düşmanlığını protesto etmek amacıyla kendilerini ateşe veren Budacı rahipler için dikilmiş. Sekizgen bir temele oturtulmuş olan heykelin, giriş dışındaki  her bir yüzünde birer rahibin taş kabartması var. Bunlardan en ünlüleri, Thich Quang Duc (1897-1963). Onun kendini yakma görüntüleri, savaşın yazgısını değiştiren dönüm noktalarından biri olmuştu. Heykelin içinde, Buda ve rahip heykelleri ve kabartmaları var. Budacı mimarlıkta çok yaygın olduğu biçimiyle, heykelin içinin göbeğinde kaplumbağa yonutu var.

Ayrılırken…

Ayrılırken, kentin dününü, bugününü ve yarınını düşünüyoruz. Yüksek yüksek binaların jet hızıyla dikildiği kent, belki de birkaç yıl sonra tanınmaz duruma gelecek. Onu bu güzel günlerinde görebilmiş olmak, büyük şans. Vietnam’ın incisinin diğer güzelliklerin kötü sonuna uğramaması için, temiz turizm uygulamalarına geçilmesi gerekiyor. Hem de hemen şimdi… Yarın çok geç olabilir. 10 yıl sonra, bu yazıya yeniden bakıp “biz demiştik zaten” demek, iç burkucu olacak. Umarız, böyle bir durumla karşılaşmayız.

Künye:
Gezgin, U.B. (2011). Vietnam’ın incisi Nha Trang’da. Özgür Gündem Gazetesi, 5 Aralık 2011.
 

Asya-Pasifik’te Bu Hafta (161): Vietnam’ın En Büyük Adasında, Phu Quoc’ta

Phu Quoc (okunuşu, ‘Fu Kuvok’), Vietnam’ın en büyük adası. Phu Quoc’un güney kumsalları, kimi uluslararası sıralamalarda, dünyanın en el değmemiş kumsallarından biri olarak anılıyor. Kimisi ise, adayı, Vietnam’ın ‘İnci Adası’ olarak adlandırılıyor. Ada, ülkenin en büyük adası olsa da, bir kentle oranlandığında küçük olduğundan, kalacak yer bulmak, başlı başına bir sorun olabiliyor. Özellikle, Vietnam’ın kamusal dinlencelerinde gidip bir sonraki uçakla geri dönmek zorunda kalınabiliyor.

Phu Quoc’un temel geçim kaynağı, balıkçılık, deniz ürünleri, karabiber ve özellikle son zamanlarda, gezmenlik (turizm). Adada yükselen bir diğer gelir kaynağı, inci ve deniz kabuklarından yapılma mücevherler. Ada, dünyanın en iyi balık sosunu üretiyor. Adadan çıkma kurutulmuş balık ve deniz ürünleri, yurtiçinde de yurtdışında da biliniyor. Adanın ünlü olduğu bir diğer yönü ise, adaya özgü olan çizgili sırtlı Phu Quoc köpeği. Bu köpeğin akrabaları, Rodezya’da ve Tayland’da yaşıyor.

Uçaktan inip havaalanı çıkışındaki yolu izliyoruz. Yol boyunca, herhangi bir kentte görebileceğimiz Vietnam manzaraları sözkonusu: Sokakta bekleyen sabah çorbacıları, sabah çorbasını yudumlayanlar; bir pazar ortamı, pazar ortamında canlı satılan tavuklar; kahveciler… Derken bir ırmağa varıyoruz. Bu, Duong Dong Irmağı. Irmağın kıyısı, derme çatma taşlık bir yol. Irmağın üstünde tahta bir köprü var yine derme çatma. Bunun, daha sonra, kaldırılabilir bir köprü olduğunu öğreniyoruz. Günün belli saatlerinde, gemilerin ırmaktan denize açılması ve denizden ırmağın içlerine doğru gitmesi için kaldırılıyor. Denizi bulduktan sonra bir motosiklet tutuyor; ada turuna çıkıyoruz.

Phu Quoc Island

Altyapıdan nasibini almamış bir ada. Sahil yolu diye bir olay yok. Sahile koşut geçecek yollar, gelişigüzel yapılmış teneke evlerle tıkanmış durumda. Adanın yollarının çoğu toprak olduğundan, ada, çiftteker (bisiklet) ve motosiklet sürmek için uygun değil. Yolun tozu, insanı çileden çıkarıyor. 80 bin nüfuslu adada, ‘kent özeği’ diye bir kavram yok; ada, sıra sıra dizilmiş köylerden oluşuyor. Adada, el değmemiş birçok kamusal kumsal bulunsa da, burada hiçbir toplumsal hizmetin olmaması, insanı sıkıyor. Gezmenler, Phu Quoc’u su altı dalışları için yeğliyor. Gerçi, bu açıdan, ada, Vietnam’daki en pahalı olanakları sunuyor. Ayrıca, adanın birçok kumsalı, lüks gezmenevlerine (otel) dönüştürülmüş durumda. Buraların oda ücretleri, uçuk.

Vietnam-Amerikan Savaşı sırasında Güney Vietnam’ın bir parçası olan ada, Vietnamlı savaşçıları hapsetmek ve türlü işkenceden geçirmek için kullanılıyordu. Cezaevi, bugün de, tarihin bir utanç sayfası olarak ziyaret edilebiliyor. Güzelim adanın böyle kötü ünlü olması, garip. Adanın cezaevinde, 1973’te 40 bin mahkum olduğu belirtiliyor. Bugün 80 bin nüfuslu olan adada, eskiden 40 bin tutsak olması da çarpıcı.

Phu Quoc, Vietnam’a bağlı olmasına karşın Kamboçya’ya çok yakın (15 kilometre uzaklıkta). Savaş sonrasında, ada, Kızıl Khmerler ile Vietnam Halk Ordusu arasındaki çatışmalara sahne oluyor. Kızıl Khmerler, Phu Quoc’un Kamboçya ile tarihsel bağı dolayısıyla, ada üstünde hak iddia ediyor. Birkaç kez adayı alıp Vietnamlılar tarafından geri püskürtülüyorlar. Bugün adada Khmerlerin izlerine rastlanmıyor.

Adaya yalnızca iki havayolu gidiyor (Vietnam Havayolları ve Air Mekong). Adanın küçücük bir havaalanı var. Bu, yıllık olarak 248 bin yolcu taşıma gücünde. 2020 yılında, yılda 2.5 milyon; 2030 yılında ise, yılda 7 milyon yolcuyu adaya taşıyacak bir uluslararası havaalanının yapılması tasarlanıyor. Bunun yapılmasıyla, adanın hızlı bir gelişim sürecine gireceğine kuşku yok; ancak, aynı zamanda, bu, büyük sorunlara da yol açacak. 2011’de Vietnam’da yalnızca üç uluslararası havaalanının (Hanoi, Ho Çi Min Kenti ve Danang) olması da, bu veriyle birlikte dikkat çekici. Ada için düşünülen bir başka izdüşü (proje) ise, kumarhane. Böylece, yabancı kumarbazları soyup soğana çevirmek hedefleniyor.

Adada, gezmenliğin gelişiminden önce de çöp sorunu vardı; şimdi de var. Birçok adalı, çöplerini adayı göbeğinden kesen Duong Dong Irmağı’na atıyor; başkaları da bu çöpleri toplayıp geri dönüşümle para kazanmaya çalışıyor. Mantık, basit: “Irmağa atılan, zaten denize gidiyor.” Evden toplamak varken, ırmaktan toplamak garip; belki de taşıma giderleri dolayısıyla ucuza geliyor. Bu çöpün bir bölümü, evlerden gelirken; önemli bir bölümü de, kayıklardan ve küçük gemilerden atılıyor. Bu yüzer çöp atıcıların ikibini bulduğu düşünülürse, 80 bin kişilik adanın çöp açmazı da ortaya çıkmış oluyor. Ayrıca, balık sosu üreticileri, yapımevleri (fabrikalar), aşevleri vd. de atıksularını aynı ırmağa boşaltıyor. Bu çöp üretimi ve çöp atış hızıyla, adanın başına çok çoraplar örülecek. Dahası, yeni izdüşülerle, adanın ormanlık alanlarının canına okunabilir. Ada, çevre dostu bir biçimde gelişirse, diğer Vietnam adalarına ve gezmenlik kentlerine örnek olacak. Olmazsa, çevreye de insana da zarar… Uluslararası havaalanının yapımıyla, adayı ziyaret edenlerin sayısının artacak olması, daha çok yapı ve yol anlamına geliyor. Ada, toprak yollardan kurtulursa, bu, kamu sağlığı açısından bir ilerlemedir. Ancak, yapılaşma, bugünkü gibi düzensiz bir biçimde sürerse, 10 yıl sonra bu adanın Phu Quoc olduğuna bin tanık gerekecek…

Künye
Gezgin, U. B. (2011). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (161): Vietnam’ın en büyük adasında, Phu
Quoc’ta. Evrensel Gazetesi, 30 Temmuz 2011.
 

Asya-Pasifik’te Bu Hafta (28): Sosyalizm ve ‘Milli Tarih’

Vietnam’daki cadde adlarının genel olarak 3 kaynağı var: Vietnamlı devrimciler ve ulusal kahramanlar ve Vietnamlı olmayan bilim insanları. Caddelere yabancı adlar verilmesinin tek ayrıcalıklı durumu, birkaç bilim insanı için oluyor. Örneğin Ho Çi Min Kenti’nde, bilim adamı Louis Pasteur (1822-1895), bilim adamı Alexandre Emil John Yersin (1863-1943) ve bugün kullanılan Latin harflerine dayalı Vietnam abecesini oluşturan ve ilk Portekizce-Latince-Vietnamca sözlüğü yazan Alexander de Rhodes (1591-1660)’dan adını alan caddeler var. Ho Çi Min Kenti’nin en büyük caddesinin adı, ‘Ayaklanma’ anlamına geliyor. Bir başka cadde, adını eski Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri (1960-1986) Le Duan’dan (1907-1986) alıyor.

14. yüzyılda yaşamış generalin adının verildiği sokak olan Pham Ngu Lao Sokağı, bugün Ho Çi Min Kenti’nin turist sokağı. Vietnam’dan en kopuk bölge. Bu sokakta kalan turistler, ki çoğu burada kalır, Vietnamlıların paradan başka birşey düşünmediği gibi bir kanıya kapılabilir. Bu sokağa kimin adı verilse, o kişiye hakaret sayılmalı.

Bir diğer cadde olan, Ly Tu Trong Caddesi, Vietnam, Fransız sömürgesiyken, bir Fransız sivil polisi öldürdüğü için 17 yaşında idam edilen devrimcinin adını taşıyor. Fransız kolonicilerine karşı gerçekleşen köylü ayaklanmasının önderi, Fransız ordusuna karşı 100,000 askerli bir köylü ordusu kurmuş De Tham da (1858-1913), ayaklanma sonucu yakalanıp idam edilen Tran Cao Van (1866-1916) da cadde adlarında yaşıyor. Kuzey Vietnam’ın Ho Çi Min’den sonraki devlet başkanı Ton Duc Thang (1883-1980) da, adı caddelerde yaşayanlar arasında. Gençliğinde devrimci bir liman işçisi ve denizci olduğu için olsa gerek, adını verdiği cadde, hemen Saygon Irmağı kıyısında.

Bir diğer cadde, 1788-1792 arasındaki yönetimi sırasında Vietnam’ı birleştirmeyi başarmış Kral Nguyen Hue’nin (1753-1792) adını taşıyor. Le Loi (1384/1385-1433) da, adını caddelere vermiş Vietnam kralları arasında; hatta, hanedanlık kurucusu olduğu için, en başta o geliyor. Tran Hung Dao (1228-1300) da, Pham Ngu Lao gibi, ismi caddelere verilmiş Vietnamlı komutanlardan. Kubilay Han’ın utkulu ordusunu geri püskürterek dünya askeri tarihine adını çoktan yazdırmış bulunuyor. Hai Ba Trung (ykl. İS 12-43), Çin işgaline karşı Vietnam’ı savunmuş iki kız kardeş. Onlar da caddelerde yerlerini alıyorlar. Nguyen Du (1765-1820), ünlü bir şair olarak cadde adlarında yaşatılıyor.

Hai Ba Trung

Bütün bu adlandırmalar, geçmişe ilişkin ve tarihi, sosyalist bir açıdan yeniden yazmaya yönelik. Fakat bu bakışın, Vietnam’a -Rusya’dan farklı olarak- sosyalizmin bağımsızlıkla birlikte gelmesi nedeniyle, ulusal tarih anlayışıyla uyuştuğu noktalar bulunuyor. Krallar, Vietnamlı sosyalist tarihyazımı açısından, bağımsızlık yanlısı oldukları için yüceltilirken, ulusal tarih de onları benzer nedenlerle göklere çıkarıyor. Vietnam’da bir nazici devlet olsaydı; elbette devrimcilerin adı, sokaklara verilmeyecekti; ama kralların adı, mutlaka verilecekti.

Daha önceki bir yazımızda, Kamboçya’nın sosyalist prensi Sihanuk nedeniyle, sosyalizmin bir ekonomik düzen olarak, sosyalist düşünceye sahip bir kralın siyasal yönetimiyle çelişmeyebileceği biçiminde görüşler ortaya atıldığını söylemiştik. Evet, Sihanuk için, bu, doğru olabilir belki; ancak, tarihteki Vietnam kralları, sosyalist düşüncede oldukları için değil, Vietnam kralı olup Çinlilere karşı savaştıkları için yüceltiliyor. Aslında, bu, düpedüz ulusalcılıktır. Türkmenistan’da, Saparmurat Atayeviç Niyazov (1940-2006) da, aynı nedenle, getirdiği yeni takvimde, Haziran’a ‘Oğuz’, Ağustos’a ‘Alp Arslan’ adını vermişti.

Tarihsel diyalektiği geçmişe uygularken, bundan, yalnızca devlet içi çatışmaları ve devletçi bir kalın çizgiyi anlarsanız, Türkiye’de kimileri gibi, Alp Arslan’ı Bizans’a karşı bir ‘ilkel sosyalist’ ve dolayısıyla ‘ilerici’ olarak adlandırabilirsiniz. Oysa Alpaslan, bir ayaklanma önderi değildir. Tarihi, diyalektikten okurken, sınıf çatışmalarını devlet-içi ve devletler-arası çatışmalara indirgeyeceksek, o zaman diyalektiğe gerek de kalmıyor. Çünkü geleneksel tarih anlayışı, zaten, devlet içinde tutucularla yenilikçilerin çatışmasından ve devletler-arası savaşlardan başkacasını söylemiyor.

Sokak adları, anlaşılan o ki, Vietnam hükümeti tarafından, bu çarpık tarihsel diyalektik anlayışına dayalı bir ‘yaygın eğitim’ aracı olarak kullanılıyor. Oysa sosyalist bir devlet, yüzünü geçmişe değil geleceğe dönmeli; sokak adları da, geleceğe yönelik olmalıdır. Çünkü zaten ders kitapları, Vietnam’ın genç kuşağına yeterince tarih bilgisi sağlıyor ve çünkü zaten geçmişe gömülü bir toplum, geleceğin sosyalist insanını yaratmaktan da oldukça uzaklaşıyor… Birgün bu konudaki yeni bir yazıyı, ‘Kral Bilmemkim Sokağı’ yerine ‘Yeni İnsan Sokağı’nda yazmak dileğiyle…

Künye
Gezgin, U. B. (2008). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (26): Sosyalizm ve ‘milli tarih’. Evrensel Gazetesi Evrensel Hayat Eki, sayı 185, 20 Ocak 2008.
 

Asya-Pasifik’te Bu Hafta (130): Ho Çi Min Kenti’ne Kala(maya)nlar

Eski adı Saygon olan Ho Çi Min Kenti’nin göbeği, kapalı çarşı, opera yapısı, kilise ve ırmak dörtgeninde bulunuyor. Bu dörtgendeki en önemli sokaklardan biri, Dong Khoi. Dong Khoi, Vietnamca’da ‘ayaklanma’ anlamına geliyor. Güney Vietnam döneminde sokağın adı, Özgürlük (Tu Do) idi. (Bunun, Vietnam’daki tüm polis karakollarının kapısında bulunan sarı-kırmızı yazıyla garip bir yakınlığı var. Tüm karakolların kapısında, Ho Çi Min’in sözü olan “Hiçbirşey özgürlükten daha önemli değildir” yazıyor.) Evet, sokağın bugünkü adı, ‘Ayaklanma’; ama bu sokak, ne yazık ki, kentin en alsatçı sokağı. Ünlü markalar, plazalar, alışveriş özekleri, lüks gezmenevleri (otel) hep burada. Fransa’dan gelen bir dostun sözleri, duruma bir kuşbakışı veriyor: “Burası aynı Paris. Paris’te bulunup da burada bulanmayan hiç bir ürün ve hizmet yok!” Dong Khoi’un Paris havası vermesinin diğer bir nedeni, Fransız sömürgeciliği döneminden kalma yapılar.

300 yıllık Ho Çi Min Kenti’nin kalıtlarını (miras) 5 başlık altında değerlendirebiliriz:

1) Vietnam Öncesi Kalıtlar: Vietnam ordusu, Saygon’u ele geçirmeden önce, burası, bir Khmer (Kamboç) yerleşimiydi. Vietnam, Osmanlı örneğinde de olduğu gibi, tarihte eski bir sömürgeci. Kızıl Khmerlerin 1978’de Vietnam köylerine saldırı düzenlemesi, tarihsel sınırlara geri dönme isteğinden ileri geliyordu. Bugün Ho Çi Minliler, Kuzey’de kalan başkent Hanoi’dakilere göre daha esmerler, çünkü Orta Asya’dan gelen Türkler örneğinde de olduğu gibi, yerli halkla karışma sözkonusu. Kuzey ve Güney Vietnam arasındaki ekinsel farklılıklar, hem iklime hem de bu Khmer geçmişine bağlanabilir. Bu dönemden, kente, karışmış insanlar dışında pek birşey kaldığı söylenemez.

2) Fransız Sömürgeciliği Öncesindeki Dönem: Bu dönemden pek kalan yok. Fatih Sultan Mehmet’in, Konstantin’in mezarının bulunduğu kiliseyi yıktırıp aynı yere, mezar ve kilise taşlarını da kullanarak Fatih Camisi’ni diktirmesi gibi, Fransız sömürgecileri de, kentin göbeğindeki tapınağı yıkıp kilise dikiyorlar. Bu kilise, bugün, Fransızlarca sömürgeleştirilmiş Vietnam İsacıları’nın buluşma noktası.

3) Fransız (ve Amerikan) Sömürgeciliği Dönemi: Ho Çi Min Kenti’ne en çok kalan kalıt, bu dönemden. Birçok sömürge yapısı, bugün ya gezmenevi ya alışveriş özeği ya da aşevi. Kentin en pahalı hizmetleri bu yapılarda. Toplumsalcı (sosyalist) bir düzende bunlar ya buluntuevi (müze) ya da okul olarak kullanılmalıydı. Ancak bugünün Vietnamı için, para herşeyden önce geliyor.

4) Sömürgecilik-karşıtı Dönem: Sömürgecilik varsa, eytişimin (diyalektik) bir gereği olarak, onun karşıtı da olur. Vietnam sömürgeciliği karşıtı Khmerlerden hiçbirşey kalmasa da, Fransız ve Amerikan sömürgeciliği karşıtı Vietnamlılardan kalan çok var. Bir kere, Vietnam’da kimi sokaklar, sömürgecilik karşıtı adlar taşıyor. Vietnam, bir suikastçinin adını sokağa veren az sayıdaki ülkeden biri. Nguyen Van Troi (1947-1964), 1963’te Amerikan Savunma Bakanı McNarama’ya suikast girişiminde bulunan 16 yaşındaki işçi. Yakalanma haberini alan Venezuelalı savaşçılar, bir Amerikan subayını kaçırıp Nguyen Van Troi’un serbest bırakılması için pazarlığa başlıyorlar. Pazarlık başarısız oluyor. Nguyen Van Troi, 17 yaşında kurşuna diziliyor; son sözü, ‘Yaşasın Vietnam!’ oluyor. Nguyen Van Troi adı, bakana saldırı düzenlediği sokağa ve Küba’da bir spor sahasını da içermek üzere dünyanın farklı ülkelerinde birçok yere veriliyor. Sokakta anıtı var. Venezuela büyükelçisi, bu devrimci dayanışmayı anmak üzere,  2009’da Nguyen Van Troi Anıtı’nın önüne İspanyolca ve Vietnamca bir plaka çaktırdı, tören yapıldı. Diğer bir sokağın adı, Ly Tu Trong. Vietnam Devrimci Gençlik üyesi Ly Tu Trong (1914-1931), bir Fransız sivil polisi öldürdüğü için 17 yaşında idam ediliyor. Sokak adları ve kentin yükselen ölçeğiyle birlikte minicik kalan anıtlar dışında, sömürgecilik-karşıtı dönemden kalan pek yok. Ho Çi Min, 1945’te Hanoi’da Vietnam’ın bağımsızlığını ilan ederken, aynı gün, aynı bildiri, Saygon’da da okunmuştu. Ho Çi Min Kenti’nde bağımsızlığın ilan edildiği yapı, yıktırılıp plaza yapılmış durumda! Hanoi, daha iyi bir koruma altındayken ve Hanoi’lular bu tür konulara çok duyarlıyken, Ho Çi Min Kenti’nde koruma çabaları zayıf. Şimdiye dek görülmedik bir durum, kamusal alan olarak kabul edilip alsatçı tasarlamalara sokulmayan gezeneklere (park) de ilişilmesi. Dong Khoi’da bir gezeneğe bir gökdelen daha yapılıyor. Savaştan sonra doğmuş genç kuşak (ki nüfusun % 65’ini oluşturuyorlar), son derece bilinçsiz. İçlerinden Saygon gibi güzel bir kenti tasarlayıp geliştirdikleri için Fransızlara teşekkür edenler bile var!

5) Bağımsızlık Sonrası Dönem

Bu dönemden belki de en önemli kalıt, Ernst Thalmann Lisesi. Ernst Thalmann (1886-1944) Hitler döneminde Alman KP başkanı idi; 1933-1944 arasında Hitler tarafından hapiste tutuldu ve 1944’te “savaşta öldü” süsü verilerek Naziler tarafından öldürüldü. Adı, Vietnam’da bir okul yanında Küba’da küçük bir adada (Cayo Ernesto Thaelmann) yaşatılıyor.

Bu dökümde, 3. dönem dışındaki kalıtları bilenler yok denecek kadar az. Nguyen Van Troi ve Ly Tu Trong, bugün Vietnam’da değil Afganistan’da ve Irak’ta yaşıyor ve yaşatılıyor…

LY TU TRONG

Künye
Gezgin, U. B. (2010). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (130): Ho Çi Min Kenti’ne kala(maya)nlar. Evrensel Gazetesi, 12 Eylül 2010.
 

Asya-Pasifik’te Bu Hafta (148): Ho Çi Min Kenti’nde Sanat Dünyası

Her kent karşılaştırmasında olabileceği gibi, Ho Çi Min Kenti’nin sanat dünyasıyla İstanbul’un sanat dünyası arasında çeşitli benzerlikler ve farklılıklar var. Bunlara geçmeden, Ho Çi Min Kenti’nde birkaç gün önce katıldığımız bir sanat etkinliğini analım: Etkinliğin adı, ‘Döküntü’ (‘Xa Ban’, ‘Rubble’). Etkinlik, kentin uzak bir köşesinde. Neden? İstanbul’da da olduğu gibi, taşınmaz mallar çok pahalı. Metrekare başına verilmesi gereken kira, uçuk. Bu, Vietnam’ın toplumsalcı bir geçmişi olan bir ülke olduğu düşünüldüğünde, şaşırtıcı. Taşınmazların bu kadar pahalı olmamasını bekliyor insan. Bangkok’ta taşınmazlar, kimi bölgelerde, Ho Çi Min Kenti’ndekilere göre daha ucuz. Vietnam’ın temel gelir kaynağı, dışasatım ürünlerinden (çay, kahve, kauçuk, pirinç, dönencesel (tropikal) meyveler vb) önce, taşınmaz mal kesimi. Ülkenin en varsılı, bu kesimden geliyor. Bu başvarsıl, geçenlerde, kendisi için özel uçak satın alan ilk Vietnamlı olarak gündeme oturdu. Bundan sonra o gündemden düşmesi de zor zaten.

Dönelim, ‘Döküntü’ etkinliğine. Etkinliğin neden kentin uzak bir köşesinde olduğunu yukarıda açıkladık. Etkinliğin yapıldığı mahallede dikenli telle ya da ağır kapılarla korunmuş birçok bahçeli ev dikkat çekiyor. Mahallede, döküntü olan tek yer, etkinliğin yapıldığı yer. 200 metrekarelik alan, betonlanmış bir bahçeden ve yaklaşık 100 metrekarelik tek odalık bir evden oluşuyor. Evden çok, işlik havası veriyor. Burayı kiralayan Vietnamlı sanatçıyla sohbet ediyoruz. Eve/işliğe, özellikle dokunmamış; hiçbir süsleme yok. Çirkin görünmüyor ama Nişantaşı’ndaki galeriler gibi varsıla yönelik olmadığı çok açık. Sanatçıyı, sanatçının konuk beklemediği sırada yakalanması türü bu doğallığı dolayısıyla kutluyoruz. ‘Döküntü’ yeri, çevresindeki evler gibi, duvarlarla çevrelenmiş. Sanatçı, bu duvarları, izdüşerden (projektör) görüntü yansıtmak üzere ve duvar resmi türü etkinlikler düzenleyebilmek amacıyla, tümüyle beyaza boyatmış. Bizi, bu duvarlardaki çeşitli resimler karşılıyor; geleneksel Vietnam çizimleri yanında, soyut çalışmalar da var. ‘Döküntü’ yerinin kapıları, herkese ardına dek açık…

Sonra, ‘Döküntü’ etkinliği başlıyor. İki sanatçı, bir heykel gibi beyaza boyanmış. Pek fazla hareket etmiyorlar; yonut (heykel) gibi kıpırtısız kalmaya çalışıyorlar. Onlardan, en çok, mahallenin çocukları hoşnut. İçeride, dikenli tel içinde dalınçta (meditasyon) olan bir sanatçı olduğunu görüyoruz. Çevresinde tuvalet kağıtları rastgele serpiştirilmiş. Bir başka sanatçı, tel örgü içindeki sanatçının çevresinde gezgin satıcı arabasıyla dolaştırılıyor. O, ortalama insanı temsil ediyor. Sanatçı için ‘bok’ diyor; tuvalet kağıtları boşa konmamış. Gezgin sanatçı, sanatçı ile ortalama halk arasında köprü olmak gibi bir işlev taşıyor. Yoksul mahalleliler toplanmışlar; merakla izliyorlar. Onlar, etkinliğe geldiklerinde, belki, gezgin sanatçı gibi düşünüyorlar. “Böyle sanat mı olur, böyle sanatın içine tüküreyim” diyorlar belki içlerinden. Gezgin sanatçı, doğaçlama yapıyor. İzleyicilerle gülünç sohbetlere giriyor. Mahalleli, yediden yetmişyediye katıla katıla gülüyor. Burada, sanat adına birşeyler öğreniyorlar bir yandan eğlenerek. Sonra, iki yonut sanatçı geliyor; sanatçıyı tel örgüden çıkarıp onu tuvalet kağıtlarıyla mumya gibi sarıyorlar. Etkinlik, diğer gösterilerle sürüyor. Sonunda, yonut sanatçılar, çevreye tuvalet kağıdı saçıyor.

Elbette, bu etkinlik, toplumsal yönü olmayan, kendi içine kapalı, sanatçıya özel bir oynayım (rol) biçen bir nitelikte. Yine de, övgüyü ve tanıtımı hak ediyor. Neden? Çünkü Vietnam’ın kısa sürede, sonradan görme varsıllarla dolmasıyla birlikte, sanatın alsatçılaşması (ticarileşme), büyük tehlike. Genç kuşak sanatçılar, düzenin çarklarına teslim olup varsıl için sanat yapmak durumunda kalıyor ya da AB(D) ürünlerini eşlemleyerek (kopya) kendinin özel olduğunu falan sanıyor. Genç kuşak sanatçıların, halkla ilişkileri zayıf. Onlara göre, “halk, sanattan anlamaz”. Bunları ‘Olimpos sanatçıları’ olarak adlandırmak yanlış olmaz. (Türkiye’deki arabesk tartışmasının bu açıdan okunmasının yararlı olacağını düşünüyoruz – bkz. Gezgin, 2010.)

Toplumdaki sınıflaşmayla sanattaki ayrışma arasında bir ilişki olduğu görülüyor. Vietnam’da çeşitli izdüşülerde (proje) çalışan Macar bir mimar dosta göre, yeni yerleşim bölgeleri, güvenlikli, kapılı, kapalı site biçiminde değilse, satışında zorluk yaşanıyor. Vietnam’ın sonradan görmeleri, daha birkaç yıl önce komşu oldukları yoksullarla aynı yerlerde yaşamak istemiyor. Onların bu uzamsal ayrışması, sanatta ayrışmayı da getiriyor. Genç kuşak sanatçılar ise, sonradan görme sanat ürünü toplayıcılarının beğenileri dolayısıyla, özgün ürünler veremiyor; ama onların, ileride, bu sonradan görmeler tarafından parlatılıp ‘büyük sanatçı’ vb. konumuna yükseltileceğine kuşku yok.

Ho Çi Min Kenti’nde, sanat dünyasında, her kentte olduğu gibi, çeşitli sorunlar olmasına karşın, sergi basan, “şarap içti” deyip dayak atan vb. mahalleliler bulunmuyor. Ortalama bir Vietnamlı için, sanat, yine de değer verilmesi gereken bir etkinlik; sanat ürünlerini her zaman anlamasalar da. Hani nerede Türkiye’de, sanatta ‘ileri demokrasi’…

İlgilisine Kaynak
Gezgin, U. B. (2010). Arabesk mi klasik müzik mi? Peki sol müzik nasıl olmalı? http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=765&Itemid=30
Künye
Gezgin, U. B. (2010). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (148): Ho Çi Min Kenti’nde sanat dünyası.
Evrensel Gazetesi, 31 Ekim 2010.
Share Button
Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

Hakkında Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

1978 İstanbul doğumlu Gezgin, Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 17 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Araştırma ve öğretim konuları, iletişim, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı, Asya çalışmaları vb. gibi geniş alanları kapsamaktadır. Eğitimini Darüşşafaka, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve yurtdışında tamamlayan Gezgin’in yayınlanmış 14 kitabı, internette yayınlanmış 16 elektronik kitabı, yayınlanmayı bekleyen 5 kitabı olmak üzere toplam 35 kitabı ve çok sayıda kitap bölümü, makalesi, gazete yazısı ve yazınsal çalışmaları bulunmaktadır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü, şarkı, deneme, yazınsal inceleme, öykü, film öyküsü, film çözümlemesi, masal ve roman türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri ve şarkıcıları Türkçe’ye kazandırmaktadır. Son dönem çalışmalarına yazın ve toplumbilim tartışmalarıyla yüklü güncelerini de katmıştır. Çalışmalarını Orta Vietnam kenti Hoi An’da, 1983’de babasının ölümünün ardından 2017’de yitirdiği annesinin anısı için oluşturduğu Edibe Gezgin Sanat Evi’nde sürdürmektedir. 1990’dan bu yana tüm yapıtlarının dökümü için bkz. Gezgin Kaynakça (1990- ) https://www.slideshare.net/dr_gezgin/gezgn-kaynaka

Yorumlara kapalıdır