Hakan Erol: Korku (Stefan Zweig)

Share Button

41201b12b2

Avusturya’lı yazar Stefan Zweig 28 Kasım 1881’de Viyana’da doğmuştur. Kendini yetiştirmeye çocukluğundan itibaren başlayan ve beş dil bilen Zweig, edebiyatla ilk olarak lise yıllarında tanışır. İlk şiirini bu dönemde yazmaya başlar. Neredeyse bütün dünyayı dolaşmıştır Zweig, Belçika, Hindistan, İngiltere, Portekiz, Küba, Almanya, Amerika, Brezilya…

Zweig, maddi olarak hayatı boyunca hiçbir sıkıntı çekmemiştir. Ancak Yahudi kökenli olmasından dolayı, Hitler faşizminin en etkili olduğu dönemlerde gördüğü baskı ve tehditlerden dolayı ülkesi Avusturya’yı terk etmek zorunda kalmış, İngiltere’ye ve daha sonra Portekiz’e taşınmıştır.

Roman, deneme, şiir ve biyografi dallarında çokça eser veren Zweig’in en ünlü eserleri Satranç, Korku, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Amok Koşucusu’dur. Hepsi birbirinden güzel, muazzam bir dile, üsluba sahip…

Korku’da Zweig, insanın en doğal hâlini yansıtır. Korkmak ve korku insanın doğasında olan bir şeydir. Korkunun, insanlara elinde olmadan yaptırdıkları, korkuyla geçen her dakikanın ölümden farksız oluşunu Zweig bize çok açık anlatmıştır. Sırf tekdüze hayattan kurtulabilmek için maceraya atılanların hikâyesidir Korku…

Avukat olan kocasını, hayatının sıkıcılığından, ne isterse elde ediyor oluşundan dolayı aldatan Irene, her şeyden habersiz, günden güne korkunun pençesine düşmektedir:

detail

Irene’de macera merakını uyandıran da hayatının tehlikesiz ve güvenli oluşuydu. Yaşadığı ortamda onu zorlayan hiçbir şey yoktu. Elini nereye atsa pürüzsüzdü, bütün hayatı özenle, şefkatle, sevgiyle ve evcimen bir rahatlıkla sarmalanmıştı; Irene, varoluştaki bu ölçülülüğün hiçbir zaman dış kıstaslara vurulamayacağını, aksine insanın içiyle ilişkisizliğinin bir yansıması olduğunu fark etmeksizin kendini bir şekilde bu rahatlık tarafından kandırılmış ve gerçek yaşamdan uzaklaştırılmış hissediyordu.”

Çıktığı bu macerada yakalanan Irene, şantajcısının korkusundan onun bir lafını iki etmez. Şantajcı kadın, her defasında Irene’den biraz daha fazla para alır. Irene ancak para verdiğinde iki üç gün rahat edebilmektedir. Kadın onu iki üç günde bir rahatsız eder, bunu rutin hâle getirmiştir. Şantajcının para istemesi o kadar sıradan hâle gelmiştir ki bir mektupla dahi para alabilmektedir:

“Mektup hanımefendiyeydi ve yanıtı bekleniyordu. Irene tanımadığı el yazısına şaşkınlıkla bakarak zarfı hemen açtı, daha ilk satırda sararıverdi. Birden yerinden fırladı ve diğerlerinin ortak hayretini görünce düşüncesizliğiyle kendini ele verebileceğini anlayıp iyice korktu.

Mektup kısaydı. Üç satır: ‘Lütfen bu mektubu getiren kişiye derhal yüz kron veriniz.’ İmza ve tarih yoktu, değiştirilmiş olduğu anlaşılan bir el yazısıyla sadece o korkunç ve kesin emir!’’

Irene’nin korkusu dışarıdan eve geldikçe ve ev ahalisinin durumlarında farklı bir şeyler sezdikçe artar:

Sokaktan eve dönmüş ve holde içeriden yükselen sesleri duymuştu, kocasının sert ve kararlı sesi, mürebbiyenin karşı çıkışları, çocukların ağlamaları ve iç çekişleri birbirine karışıyordu. Irene’nin ilk hissettiği şey korku oldu. Ne zaman seslerin yükseldiğini duysa veya evde bir gerilim hissetse ürperiyordu. Olağandışı her şey karşısında gösterdiği ilk tepki korkuydu, mektubun gelmiş ve sırrını ortaya çıkartmış olabileceğinden duyduğu o yakıcı korku.’’

Korku

Dışarı çıkıp, şantajcısının karşısında, baskı ve tehditler görmektense eve kapanıp, korkusuyla yüzleşen Irene, her gelen mektupla  daha fazla korkmaya başlar. Ev ahalisinin olayları öğrenmemesi için ise olağanüstü çaba sarfeder. Kocası Fritz ise Irene’deki bu değişimi fark eder ve onu kendisiyle konuşması, içini kocasına dökmesi için ikna etmeye çalışır:

Aslına bakarsan hâlâ anlayamadığım şey, insanın tehlikesini bilerek bir suçu işledikten sonra itiraf etme cesaretini bulamayışıdır. İtirafı engelleyen bu basit korkuyu her türlü suçtan daha zavallıca buluyorum.’’

Irene, iki haftaya yakın bir süre boyunca şantajcısıyla ve korkusuyla mücadele eden İrene sonunda gücünün tükendiğini hissetmeye başlar:

Dört gündür kadından ses çıkmıyordu, fakat korku bedenine öyle işlemiş, kanına öyle karışmıştı ki, kapı her çaldığında, bir şantaj mektubu gelmişse diye kendi almak için yerinden fırlıyordu. Bu telaşında bir sabırsızlık, neredeyse bir özlem vardı, çünkü her ödemeyle, hiç olmazsa bir akşamlık huzur, çocuklarla geçirilecek birkaç dingin saat, bir gezinti satın almış oluyordu. O akşam ve ertesi gün boyunca rahat nefes alabiliyor, sokağa çıkabiliyor veya arkadaşlarına gidebiliyordu, fakat uykunun bilgeliğini, sürekli yakınında olan tehlikenin böyle zayıf bir avuntuyla geçiştirebileceğine ikna etmek mümkün değildi, gecelerine yine korkulu rüyalar eşlik ediyordu.’’

Irene her defasında şantajcasına daha fazla şey kaptırır. Parasını, evlilik yüzüğünü, onurunu… En sonunda korkusuna yenik düşüp intihara kalkışan Irene’yi kocası engeller. Şantajcının kimliği ise bu şekilde ortaya çıkar.

Stefan Zweig

Zweig’in kitaplarında, kendisini bulmanız mümkün. Hitler faşizmiyle mücadele yerine, Brezilya’da intiharı yeğleyen Zweig, bunu kitaplarına da yansıtır. Ölüm, her zaman mücadeleden üstün gelir onun hayatında ve dolayısıyla kitaplarında. İntihar ettiğinde ise şu notu bırakır Zweig:

Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum…’’

Her şeye rağmen Zweig’i hiç tanımamış ve onun kitaplarını okumamış bir insanın her zaman bir yanı eksik demektir. 30 yaşına gelmeden önce okunması gereken kitaplar arasındadır Zweig’in kitapları.

Modern klasiklerden olan bu eser yetmiş sayfadan oluşuyor, dilinin sadeliği ve akıcılığı sayesinde, bir kahve eşliğinde başlayıp bitiyor. Keyifli okumalar…

(Not: 28 Kasım, Dünya Edebiyatının en önemli yazarlarından olan Zweig’in doğum günüdür. Bu yazı, bu büyük edebiyatçının doğum gününe özel olarak yazılmıştır. Zweig 134 yaşında!)

Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır