Dr. Sevda Gülakan Kaman: Yaşar Kemal’in Folklor Derlemesi: “Ağıtlar”

Share Button

yaşar kemal, ağıtlar

 

 

İnsanoğlu en acı çeken yaratıktır çünkü ölümün bilincine varmış tek yaratık, insandır.”  

       İlyada/Homeros

 

İnsanın ölüm karşısındaki çağlara ve toplumlara göre değişen tutumu ölümü kabullenme, isteme, inkâr etme, isyan etme, ölüme meydan okuma şekillerinde kendini göstermiştir. Ağıtlar, ölüm gerçekliğine isyanın, feryadın, çaresizliğin ifadesidir.

Sözlüklerde ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi olarak tanımlanan ağıt,  aynı zamanda edebi bir türdür.  Eski Türk şiirinde sagunun, Klasik Türk şiirinde mersiyenin, Halk şiirindeki karşılığı olan ağıt; ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazıdır.

Ağıt yakmak Türk boylarında oldukça eski bir pratiktir: Birisi ölünce kadınlar toplanır, “ağıtçı” çağrılır. O, yanık bir sesle şiirlerini söyler, saatlerce ağlanır. Ağıtçı,  ölüye ağıt söylemek için ücretle ağlayan (kadın), ağlayıcı, sagucu, mersiyehan diye bilinir.

tumblr_lto4mgdPl31qfm88v

 

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Anadolu’da da daha çok kadınlar ağıt yakar.  İran, Irak, Suriye’de ve Türkiye’de kimi yörelerde olduğu gibi ölülerin üstüne erkeklerin de ağıt yaktığı görülmektedir. Erkekler, ölü mezara götürülürken hep bir ağızdan ağıt söyler ancak çoğunlukla ağıt yakmak eylemi kadına yüklenen bir sorumluluktur. Erkek defin töreninde ve sonrasında ölüme karşı daha metanetli davranmak durumundadır. Erkeklerin ağlamaması ataerkil toplumlarda adeta birer kurala ve tabuya dönüşmüştür. Bu tabu sebebiyle ölüm törenlerinde erkekler gözlerinin dolduğunu bile saklarken, kadınların ağıtlarına gözyaşı ile bütünleşen ezgi ve beden dili eşlik eder. Ölüm gerçekliğine direnişte ağlayamayan erkeklerin tercümanı, ağıt yakan kadınlardır.

“Bölgede o kadar çok ağıt vardı ki, her kadın o kadar çok ağıt biliyordu ki, ben de kadınlardan ağıt derlemenin yolunu öylesine ustalıkla bulmuştum ki, ağıtlardan ciltlerle kitap yayınlayabilecektim.” diyen Yaşar Kemal, Çukurovalı kadınların ölüm karşısındaki uyaklı sözlerini Ağıtlar I, Ağıtlar II adıyla yayımlamıştır.

Ağıtları incelemenin bizi insan gerçeğine yaklaştıracağını ifade eden Yaşar Kemal’in 1939-1942 yılları arasında derlediği ağıtlar, 1943 yılında “Ağıtlar I” ve “Ağıtlar II” adıyla Adana Halkevi Dil, Edebiyat ve Tarih Şubesi Neşriyatı’ndan yazarın asıl adı olan Kemal Sadık Göğçeli imzasıyla basılmıştır. Eser, 1992-2003 yılları arasında Adam Yayınları ve Toros Yayınlarından çıkmıştır.

Yapı Kredi Yayınlarından 2004 yılında “Ağıtlar” adıyla çıkan baskıda ise Yaşar Kemal ismi dikkati çekmektedir. Kitabı resimleyen ise ağıtların yayımlanması için çok çaba sarfeden “Ağıtları toplamak, ölümle kavgaya tutuşmak gibi bir şeydi” diyen Abidin Dino’dur. Bu baskıya “Ağıtların Baskısı İçin Birkaç Söz”den sonra Abidin Dino’nun yazdığı “Yaşar Kemal Bir Uzun Yürüyüştür Sevgi Dolu” yazısı eklenmiştir. İlk olarak 5 Şubat 1979 tarihli Milliyet Sanat Dergisi’nde yayımlanan bu yazıda Abidin Dino, bu bir deri bir kemik köylü delikanlı çocuğun Çukurova’nın avaz avaz bağırtılarından sorumlu olduğunu yazmıştır.

Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’in ölüme ve ağıta dair düşünceleri ile tespitlerinin bulunduğu “Ağıtlar Üstüne” yazısının akabinde eserin birinci bölümü “Ağıtlar I” adıyla ve ilk baskı kapağıyla yer almaktadır.  Eserin birinci bölümünde önsözün ardından ağıdın ne zaman, nerede, nasıl söylendiğini ifade eden bir giriş mevcuttur. Yaşar Kemal bu bölümde 1940-1941 yıllarında Kadirli ve yöresinde gözlemlediği ağıt yakma geleneği hakkında şu bilgileri aktarmıştır:“Bir köyde ölüm olduğu vakit, bunu duyanların hepsi ölü evinde toplanır. Bu sırada, halka olmuş kadınların içinden biri kalkarak, ölünün elbise ve çamaşırları bulunan bohçayı kadınların birinin önüne atar. Önüne bohça atılan kadın, bohçayı açar, içindeki eşyalardan birini eline alarak ağıdı söylemeye başlar. Ağıdın bir beyiti söylenince, söyleyen ve öteki kadınlar hep birden ağlamaya başlarlar. Bu ağlamak, bazen da kıt’a sonunda olur. O, kadının uydurduğu besteye bakar. Artık her beyit söylendikçe arkasından ağlanır. Birinci kadın yorulunca, diğer bir kadın bohçadan bir eşya alarak söylemeye başlar. Böylece söylemek isteyen kadınlar söyler ve ağlarlar. Bu söyleyiş, iki kadın arasında karşılıklı da yapılabilir. Kadınlar yorgunluk duyunca, içlerinden biri bohçayı dürer ve sükûnet içinde yerlerinden ayrılırlar. Ölü de yıkanmak için kaldırılır.”[1]Yazar ayrıca Van’da, Erzurum’da, Burdur’da ölü mezara götürülürken erkeklerin de ağıt söylediğini, Çukurova’da da eskiden erkeklerin bu merasimi gerçekleştirdiklerini ancak derlemeleri hazırladığı sırada artık buna tesadüf edilmediğini ifade etmiştir.

Giriş bölümünden sonra derlenen ağıtlar aktarılırken ağıdın yakılış hikâyesi, ağıtta geçen bazı yerel sözcüklerin anlamı verilmiştir:

Homesick by Appleplusskeleton

 

Gurbet Ağıdı[2]

Kadirlinin Bozkuyu köyünden Sarı Mehmet oğlunun kızı Yüreğire gelin olmuş ve birkaç sene sonra orada ölmüş. Bu ağıdı anası yakmıştır. Yakılış tarihi, tahminen 1910-1918 arasıdır.

Geldiği deniz gıyısı

Geçinden gelir eyisi

Varmış da eline düşmüş

Bozulmuş Ehmet dayısı

 

Babasına düğür vardım

Vardığıma püşman oldum

Emine ata binişin

Ala gözün yaşlı gördüm

 

İpek kefiye başında

 Gazi düzülü döşünde

Gurbet ele geden gizin

Anası görür düşünde

 

Siyah gundura gıçında

Otuz dal örgü saçında

Gizim ay gimi parlıyo

Şo yıldızların içinde

 

(Gazi Gazi altını.

Gazi döşeli döşünde Göğsüne Gazi altınları takmış).

Eserde ayrıca “Lügatçe ve Birkaç Söz” başlığıyla ağıtların halk söylenişindeki haliyle olduğu gibi aktarıldığı bilgisi verilmiş, İstanbul Türkçesine girmemiş, değişmiş, ağızlarda yer alan sözcüklerin  (altmış altı sözcük) anlamlarının verildiği küçük bir sözlük hazırlanmıştır. “Faydalandığımız Kimseler” başlığı altında da otuz ağıdın adının karşısında ağıdın hikâyesini anlatanın adı, köyü, yaşı verilmiştir.  Bu bölümde derlenen ağıtların birçoğunun kaynağının kadın ağıtçılar olduğu görülmektedir. Eserin ikinci bölümünde yer alan “Ağıtlar II” başlığı altında ise derlenen ağıtların ardından Ağıtlar I ve Ağıtlar II’deki tüm ağıtların (yüz ağıdın) ağıt dizini verilmiştir.

Ağıdı ölüm acısını yeynilten (hafifleten) bir ilaç olarak gören Yaşar Kemal, ağıt yakmanın tüm dünyada yaygın bir ritüel olduğunu vurgulayarak karşılaştırmalı ağıtlar araştırması yapılabileceğini ifade etmiş, Gılgamış’tan İlyada’dan örnekler vermiştir.

Romanlarında sözlü kültür ögelerinden yararlanan yazarın henüz yirmi yaşında iken Çukurova ve Toroslar’dan derlediği bu folklor derlemesi onun ilk kitabı olup ağıtlarla ilgili tespitleri ve ağıt yakma geleneğine dair bilgileri ihtiva etmesi açısından önemli bir kaynaktır.



[1] Yaşar Kemal, Ağıtlar, Yapı Kredi yayınları, İstanbul 2005, s. 59.

[2] a.g.e., s. 90

Share Button

Yorumlara kapalıdır