Utku Varlık: Hiçbir Yerde

Share Button

u1


Işığın kırıldığı o çizginin ötesini gösteriyorum, gitmek istediğimi, düşlediğimi, bir kurtuluşu bence; olabilirlilik nasıl tanımlanır? Hani seni çağıran, kulağına fısıldayan, sana gitmen gerekiyor diyen ses! Belki diye yanıt veriyorlar; “…mutlu değil misin? Korku bir “yalnızlığın” uzantısıdır; ne yalnızlığımı ne de korkumu anlatabilirim; kafamda akıp giden bir nehir var, tüm anılarımı da beraber götüren; belki onlarla beraber. Ariake gibi hani gün ağarırken solup giden ay misali, silinmek bu yalnızlıktan.

u2

 

Antik kentler, yıkık saraylar, yaşanmış parklar; belleğimde gezindiğim o kadar mekân, bana hep ölümü çağrıştırır. Akşamüstüleri o hüzünle buluşma anlarıdır; alkolü özletir nedense, esrik, suskun. Yıllar sonra oraya döndüğümde yağmur yağıyordu. Gri, puslu, bu büyük parkta Villa Borghese’e doğru yürürken Kardinal Scipione Borghese’in bir ağacın arkasından karşısına çıkacağını, hiçbir mekânın boş olmadığını düşünüyordum. Birden o grinin içinden onlarca yeşil papağan çığlıklar atarak geçince, Ovide’in söyledikleri geldi aklıma; “ruhun bir bedenden öbürüne geçişi, insandan hayvana örneğin”,  düşünürken yolumu yitirdim, seslerin geldiği yöne, epey yürüdükten sonra önüme Giardino Zoologico çıktı, biliyordum bu parkta bir hayvanat bahçesi olduğunu, kader mi beni buraya çağıran? Biraz önce geçen yeşil papağanlar ağaçlara tünemiş, bahçenin içindeki tüm kuşların ve de yine yeşil papağanların olduğu büyük kafese bakıyorlardı, oradan kaçmış olabilirlerdi.

u3

 

Düşümde yine aynı kentteyim, bir türlü kaçamıyorum; korkumu ürkütmek için aradığım ışık alanı da beni aldatıyor, bir labirent, çıkmaz sokaklar ama bu bir gerçekti, Floransa’da açlığımın ikinci günü parkta kapalı kaldığım geceyi, karabasanı; çıkamamak adına ama hangi labirent bu, sanki üstüme geliyor, beni kovalıyor mermer yontular; gölgeler daha beter; bir ağaca sığındım, korkudan açlığımı da unutmuştum, yavaş yavaş ışığa alışarak korku silüetlerini tanımladım, ta uzakta tepede Medici’lerin sarayında, en üstteki bir salonun ışıklarını sezdim, peki ne olabilir bu saatte orada, müze bekçisi olabilir, gece yalnız tüm yaşanmışlıkların dirildiği, karanlık uzun koridorların duvarlarında asılı portreler, gözler onu izliyor; müzelerin gece bekçilerine özgü bir korku vardır, tanımlanması güç.
Geceye dair çok öyküm var; anlatılacak korkularım bitmez; dedemin evinde uyuduğum gecelerde beni korkutan duvar saati, gece yarısı çalacağını bilerek direnirdim uyumamak için. Bilerek onu sakladım, şimdi atölyemin duvarında, suskun!

u4

Düş mü bilmiyorum; kentin silüetinden kaçmıştım, gecenin ışıkları “fictif” dir, ne kadar uzaklaşırsan o kadar yanılırsın. Bu kez tekrar kendimi bulduğumda, hesaplaşma acımasız oldu. Biliyorum yalnızlığın bir gezisiydi bu, çantam tüm yapamadıklarımla dolu, her gün daha ağır, dönüşü yok biliyorum; uzaklaşmalıyım!

u5

 

Bu kez karar verdim, Arko adasına gidecek bir tekneyi bekliyorum; gece yarısı demişti teknenin sahibi. Rıhtımda dolaşanlar biraz sonra çekip gidecekler, hava serin, yelkenlerden tekneyi bulmaya çalışıyorum; bir tanesinde kıpırdamalar var, buluşacağımız yer bu merdivenlerdi, yanılmış olmayayım, tedirgindim, belki ay ışığı tüm bu gizemi yapan, bir balıkçı teknesi sessizce denize açıldı.

u6

 

Ben yitmiştim, hep ışığın çekimine inanıp, serseri bir metafor gibi dolaştım. Amaç bir seçimdi biliyorum, ama hangisinin doğru olduğunu bilmeden yitmek; sen hep yüzeyde kaldın diyordu içimdeki his, bir sürü dostun şimdi yok, belki gitmek istediğin, düşlediğin o ada mı senin barışın olacak?

u7

 

Eski asırlarda ışığı arayan kuzeyli ressamlar gibi, hayallerimin peşine takılıp buraya geldiğimde önce şaşırmıştım; sonuçta buldum kendimi diyordum, biraz dinlenip, beni çağıran denize doğru yürümeliyim. Ravenna’yı bulacağıma inanmıştım.

u8

Bir tutkuydu beni yönlendiren ama yine içimde bir kuşku var, yol soruyordum ama o uçuk maviliğe doğru yürümemi, bulamazsam bile kurtulacağımı söylüyorlardı..

u9

 

Her şey tek tek yiterken bir pişmanlığı götürüyorum bilerek; yaşanmışlıklar biraz uzakta duruyor, sevdiğim bir kadını bırakıyorum uzakta kalan bir yaz denizine.

Share Button
Utku VARLIK

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlara kapalıdır