Hülya Küpçüoğlu: Jacob de Baan ‘Tasarımın toplum üzerinde büyük etkisi var’

Share Button

 

Jacob de Baan’ın Dönüşüm(ler) başlıklı sergisi Pasajist’te 12 Aralık’a kadar izlenebilir. Küratörlüğünü Giorgio Caione’nin yaptığı sergi tasarım ve sanat birlikteliğine farklı bir yaklaşım sunuyor. Sürekli dönüşümün yaşandığı İstanbul ve serginin içeriğindeki dönüşüm temaları kesişiyor. Sergideki çalışmalarını İstanbul’da gerçekleştiren Baan ve Caione ile görüştük.

Hülya Küpçüoğlu: Öncelikle serginin oluşum aşamalarını sormak istiyorum?

Giorgio Caione: Jacob de Baan’ı bir sergi yapması düşüncesiyle PASAJ olarak mekanımıza davet ettik. Mahallemizle olan güçlü bağlantılarımızla üretim pratiğimizi sosyal odaklı sanat olarak tanımlayabiliriz. Böylelikle, Jacob’un tasarımlarını deneyimlerimizle ilişkilendirmeye çalıştık ve bu ilginç “Dönüşüm(ler) konseptini bulduk.

Jacob de Baan: Pasaj’ın kelime anlamı yolcu demek ve ben İstanbul’da kendimi yolcu gibi hissediyorum. Eşim ve ben 2 yıldır İstanbul’da yaşıyoruz. Temmuz’da ayrılacağız. Yani, ‘Dönüşüm(ler) başlığı mesaja uyuyor.

 

H.K.: Dönüşüm’lere nasıl bakmalıyız?

G.C.: Herkes bir dönüşüm içerisinde. Farklı mekanlar, ruh halleri, ışıklar… Jacob Amsterdam ve İstanbul arasında mekik dokuyan bir yolcu, ama herkes günlük yaşamında buna benzer tecrübeler ediniyor. Tarlabaşı dönüşüm için mükemmel bir yer: ilk olarak Yunanlılar, Ermeniler ve Yahudiler için memleket niteliğinde; sonrasında ise, Kürtler, Çingeneler, Anadolu göçmenleri ve şimdilere ise Suriyeli mülteciler. Bizim burada ilgilendiğimiz şey ise basit ama önemli ışık dönüşümleri gibi dönüşümleri daha geniş ve metoforik anlamda ilişkilendirmek.

Giorgio Caione

H.K.: Bu yeni sergisinizde ışığın dönüşümü nasıl konumlandırılıyor?

J.B.: Sergilediğim çoğu lamba İstanbul’da geliştirildi. Gizem Akat ile birlikte, İstanbul’daki doğal ışık hallerini anlamaktan, ilham panosu, taslaklar ve ilk prototip oluşturma gibi birçok adımdan geçerek son tasarıma ulaştık. Bu süreci sunumda da göstermeye çalıştım.

 

H.K.: Sürekli dönüşümün yaşandığı İstanbul ve serginin içeriğindeki dönüşüm temalarının kesiştiği ya da ayrıldığı noktalar neler?

G.C.: İstanbul bizim projemiz için mükemmel bir emsal. Daha çok Tarlabaşı bölgesine ve orada yaşayanlara odaklandık. Tarlabaşı sakinlerinin çoğu burada doğan insanlar değil ve muhtemelen de buradan taşınacaklar. Jacob’un lambaları, bir araya getirildiğinde lambayı oluşturan bağımsız parçalardan oluşuyor ve de pizza kutusu gibi yassı bir kutu içine paketlenip, İstanbul’lu insanlar gibi her an taşınmaya hazır hale geliyor.

J.B.: Ben bir gezginim, Tarlabaşın’daki insanlar da gezgin, lambaların parçalarını yassı bir kutuda Amsterdam’daki stüdyom ile İstanbul arasında sürekli taşıyorum.

Aslında, seyahat halindeki insanlar için son derece kullanışlı lambalar.

 

H.K.: Proje kapsamında başka programlarda yapıldı. Bunlardan bahsedebilir misiniz?

G.C.: Etkinliğin tümü 3 parçadan oluşan emsalsiz bir organizma şeklinde tasarlandı: PASAJ Stüdyo’da sergi (ana mekan), PASAJ Tarlabaşı’nda sergi (sokağın köşesinde bulunan güncel sanat alanı olarak da kullanılan küçük bir restoran. Bizim bir vitrinimiz gibi!) ve Tarlabaşı’nda yaşayan çocuklarla yaptığımız, çocukların düşünceleri ve hayallerinden yola çıkarak tasarladıkları 2 lamba atölyesi. Çocukların tasarladıkları lambalar üretilecek ve serginin son haftası sergilecek.

Jacob de Baan

H.K.: Sanat-tasarım yakınlaşmasını estetik ve işlevsel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

J.B.: Sanat ve tasarım bir çok noktada ilişkili. Ben kendimi ortasında duruyor gibi hissediyorum. Tasarımın toplum üzerinde büyük etkisi var ve gümümüzün önemli bir sorunsalı. Ben ayni zamanda takım çalışmasına inanıyorum. Hem sanatçılarla hem de tasarımcılarla birlikte proje yapmaya bayılıyorum. ‘ArtDesign’ veya ‘Sanaatasarım’!

 

H.K.: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

J.B.: Pasajla işbirliği yapmak büyük bir keyif. Benim için bir ev gibi. Her zaman yeniden döneceğim.

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır