Nilgün Yüksel: Eleştiriyi Görüyor musunuz?

Share Button

Jean Baudrillard

 

Baudrillard, çağdaş sanatın hükümsüzlüğünden söz ettikten sonra, “Sanatla işbirliği içindeki paranoya şu anlama geliyor: Artık eleştirel bir yargı mümkün değildir, sadece hükümsüzlüğün dostane biçimde, zoraki bir güleryüzlülükle paylaşılması mümkündür”,[1] der.

İşte bu noktada eleştirmenin kafa karışıklığına ve duruşuna yeniden dönebiliriz. Böylesi bir yapı içinde, gerçekten tüm bu sistemden sıyrılarak söz söyleyebilecek bir eleştirmene ihtiyaç duyulmakta mıdır? Bu kadar çoğulcu görünen bir ortamda, görünürlükle ilgili bir sorun varken, altını çizerek yazalım: Eleştiri ne kadar görünür olabilir?

Don Thompson’ın “Sanat Mezat” kitabının tanıtım metninde “Küreselleşmeyle birlikte, kültürün özelleştirilmesi ve finansın ekonomide egemen olması sonucu, sanat da önemli bir finans aracına dönüştü. Finans dünyasını yöneten spekülasyon giderek sanatı da teslim aldı. Bu süreçte müzayede, sanatın değerlendirildiği bütün diğer ortamların önüne geçti.

Müze, fuar, bienal ve galerilerin işleyişi üzerinde, hatta sanat tarihi ve eleştiri yazınında bir hegemonya oluşturdu. 1990’larda tırmanan bu gelişmeyi, çağdaş sanatın yoğun olarak piyasalaştırılması izledi. Sanat bir lüks, sanatçı da bir girişimci olmaya yönlendirildi. Aralarından işini bilen bir azınlık, tarihte hiçbir sanatçının hayal edemeyeceği servetler kazanırken, çoğunluk kaybetti. Don Thompson, Sanat Mezat kitabında, “çağdaş sanatın ve müzayede evlerinin bu tuhaf ekonomisi”ni araştırıyor. Müzayedeci, Mark Rothko’nun “Beyaz Merkez” adlı tablosu için 72,8 milyon dolara çekici indirdiğinde, salondan uzun bir alkış yükselmişti. Kutlanan neydi? Alıcının zenginliği mi? Egosunun zaferi mi? Estetik beğenisi mi? Yeni bir rekor fiyat mı? Müzayede çekici indiğinde, fiyat değere eşitlenmiş olur ve bu, sanat tarihine geçer. Fiyat, sanat tarihinin artık bir çek defteriyle ne kadar kolay yeniden yazıldığını göstermektedir.”, yazar.

Kitapta çizdiği günümüz eleştirmen profiliyse fazlasıyla iç karartıcıdır. Günümüz eleştirmen figürü, süreli yayınlara düşük bir telifle yazan, yaşamını sürdürmek için akademilerde yer almaya çalışan, ücret karşılığı sergi-müzayede katalogları metni kaleme alan, bazen bir sanatçı eşi olan figürdür. Dolayısıyla eleştirmenin bağımsızlığı yoktur. Özgür olmayan bir eleştirmenin ise gerçek anlamda eleştirmesi pek mümkün değildir.

Exit Through The Gift Shop Movie

 

Exit Throuh The Gift Shop belgeseli günümüzdeki dönüşümler, geçişler ve eleştiri pratiği üzerine neler söylenebileceğini görmek açısından incelenmesi gereken bir yapım.

Banksy’yi anlatma derdiyle çekilen Exit Througgh The Gift Shop (ETGS) belgeselinin asıl kahramanı Thierry Guetta, henüz on bir yaşındayken annesini kaybeder, üstelik Thierry’nin onun hastalığından bile haberi yoktur. Sonraki yıllarda her şeyi kameraya alma takıntısı ortaya çıkar. Kaydetmek, onun için kayıpla ilişkilidir. Görüntüleri saklamak, depolamak kaybetmenin önüne geçecek bir eylemdir.  Bir gün tesadüfen grafitici olan kuzeninin aracılığıyla sokak sanatçılarının dünyasına girer. Artık bir amacı vardır: Sokak sanatçılarının belgeselini yapmak… Çekmeye başlar. Bu uzun serüven onu Banksy’ye götürür. Yeni amacı bu gizemli sanatçıya ulaşmak ve onu çekmektir. Sonunda tanışırlar. Thierry, Banksy’nin sokaklardan müzayede salonlarına ulaşan sanatsal kariyerini kaydeder. Ama bir noktadan sonra her şey dönüşmeye başlar. Thierry, Banksy’nin yaptığını kendisinin de yapabileceğini düşünür. Önce “Bay Beyin Yıkayıcı”yı yaratır. Sokaklardan kendi galerisine giden bir yol izler.

Sonuç: Thierry, popüler kültür ve daha önceki yaratımlarla harmanladığı işleriyle, büyük bir reklam kampanyasını da ardına alarak bir sergi açar. İlk sergisinde bir milyon doların üzerinde kazanç sağlar. Thierry kazanmıştır. Başta Banksy olmak üzere ona destek verenler şaşkındır.

Filmin bittiği yerde kayıt dışı bir bilgi algılarımızın yer değiştirmesine neden olur.

Banksy, filmin bir yerinde, Thierry’nin berbat bir kurgu yaptığını ve belgeseli en baştan yeniden kurguladığını söyler. Aslında, Banksy’nin yönettiği “Exit through the gift shop”, günümüz sanatının piyasa ile kurduğu ilişkiye, sanatın yapılanmasına dair tam da Banksy’den beklenecek kurmaca bir belgeseldir. Birçoğumuz için, sanatın anarşist tavrının altını çizen heyecan verici bu yaratımda Banksy, bize fena halde dil çıkarmıştır.

n3

 

Bu durumda yapıt üzerinden okuma yapmaya yeltenen eleştirmen ilk elden şu soruları sorar:

  1. Gerçekle kurmacanın sınırları üzerine bir saptama yapmak mümkün müdür?
  2. Thierry Guetta ile ilgili elimizde iki farklı bilgi vardır. İlki doğrudan belgeselin sonunda belgeseldeki sanat izleyicisi ile girişilen ilişki. Bu izleyici Thierry Guetta’nın izlediği yolu bilmemektedir. Karşılarında büyük bir sergi açmış Bay Beyin Yıkayıcı vardır ve öncesinde aldıkları bilgi ile bu etkileyici sergiyi görmeye gelmişlerdir. İkincisi belgesel izleyicisinin bilgisi. Belgesel izleyicisi Thierry Guetta’nın bir tür amaçsızlıktan amaca vardığını bilmektedir. Thierry Guetta, sanat yapmak için değil para kazanmak için yola çıkar, amacına ulaşır ama sonunda kendini bir sanatçı olarak tanımlar. Başka bir açıdan gerçekten yaratıcı bir içgüdü ile hareket etmiştir. Bu durumda elimizdeki bilgiler konumlandırmamızı ne kadar farklılaştırır?
  3. Kurgu belgeselin gösterdiği gibi, iletişim, reklam ve nesnenin (ya da sanatçının) ekonomik değere dönüşmesinin eleştiri üzerindeki yaptırımı nedir? (Banksy, sistemi eleştirdiği kurmacanın sonunda Thierry Guetta’nın belki de gerçekten bir sanatçı olduğunu söyler). Bir eleştirmen şaka gibi diyerek paradoksu yineler. Son noktada söylediği bu söz, çoklu anlamlar barındırır. Aslında hiçbir şey yoktur ve her şey şaka olabilir.

1980’li yıllar sermayenin dönüşümüne de işaret ediyordu. 1990’lı yıllarda postmodernizm, globalizm gibi kavramların yaşamımızda belirgin şekilde yer etmesi, özellikle 2000’lerle birlikte her ne kadar başlangıçta bunlara heyecanla sarılmış olsak da çelişkililerini de görmeye başlamımızı getirdi.

Başlangıçta farklı kültürler ve düşünüşler arasında bir geçişlilik sağlayacağı, Batı merkezli bir eksenin kaydırılması fikri, giderek ötekinin parodileşmesi tehlikesini doğurmaya başladı. Sonuçta sanat belli bir açıdan hala Batı tarafından yönetiliyordu ve ait olunmayan bir kültürün içeri alınması çabası, kültürel ögelerin pastişe dönüşmesine de neden oluyordu. Elbette ki bu, derinleşmeyi engelleyen bir yazın biçimini de beraberinde getiriyordu. “Özellikle postmodernizm etkisiyle eleştiri yazınını fazlasıyla işgal eden kitsch ve popüler kültür kategorilerinin anlamsızlaşmasıyla aynı zamanda, sanat eleştirisi de süregelen anlam krizinden etkilenmiş ve giderek referanslarını tüketmeye başlamıştır.”[2]

Hal Foster, bir makalesinde bu kez postmodernizmin çıkışı ile örtüşmeyen yetersizliğine bir eleştiri getiriyordu. “Sonuç olarak, formalist bir modernizme meydan okuyan genişletilmiş bir postmodernizm modeli, artık sanat ya da eleştiri alanındaki önemli gelişmeleri yönlendirme ya da betimleme gücüne sahip değil.  … Asıl önemlisi 1970’li ve 1980’li yıllarda neo-avangard üzerine eleştirel perspektiflerle düşünülmüş olması, 1990’lı ve 2000’li yılların da 1960’ların tamamlanmamış projelerini yeniden ele alma yönünde çeşitli girişimlere sahne olması. Özellikle, kavramsal sanat, süreç ve beden sanatına karşılık, bu projeleri canlandırmak üzere yeni bir “neo” ilişkisi kurulmaya çalışıldı. Ama bu çalışmalar henüz, kavramsal sanat, süreç ve beden sanatı gibi münferit eleştirilerin çağdaş pratiğe dayanak oluşturacak kadar bütünlüklü bir geleneğe (ya da geleneğin yerini tutacak bir şeye) dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği konusunda fikir vermiyor. Bunun sonucunda, tekrar tekrar başvurulan neo stratejisi, tıpkı post ekindeki muhalafet mantığının tükenmiş olması gibi, bugün zayıflamış görünüyor. “Neo” ilişkisi, sanat ya da eleştiri pratiği için güçlü bir paradigma oluşturmaya yetmiyor, bunların yerine geçebilecek bir model de mevcut değil.”[3]

Sanatın özerkleşmesinden bu yana sanatsal dilin tükenmişliği sanatın sonu gibi düşünceler hep vardı. 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başı ise yokların ve hiçlerin ilan edildiği bir döneme işaret eder. Aslında sürekli kendini tekrar eden, tekrar ederek gerçekliğini iptal eden ya da kendini asla gerçekleştiremeyen bir sistem vardır. Buna belki de bir tür (çağı anlamaya ve yorumlamaya çalışmanın kafa karışıklığının da yarattığı) umutsuzluk krizi demek mümkün. Bununla birlikte postmodernizmin bir parçasına dönüşen “son” düşünceleri, birbirlerinin üzerine kapanan saptama, yorumlama, eleştirme fikirleriyle de okunabilir.

Boris Buden

 

Boris Buden, “Krizsiz Eleştiri: Eleştirisiz Kriz” makalesinde krize ilişkin şu saptamada bulunur: “…zamanımızın en büyük deneyimi, zamandan herhangi bir deneyim elde edemeyeceğimiz gerçeğidir. Sonuç ise, krizi görmeyen bir eleştiri ve eleştiriyi duymayan kalıcı bir krizdir. Yani kısaca özetlemek gerekirse durum şudur – mükemmel bir uyum!”[4]

Aslında burada dikkat çekilen eleştirinin yokluğu değil bir yandan eksikliği öte yandan duyulmuyor oluşudur. Baudrillard, farklı bir açıdan benzer bir düşünceyi umursamazlıkla ilişkilendirmektedir.

“Sanat alanındaki hiçbir şey diğerine karşıt değil. Yeni-Geometricilik, Yeni-Dışavurumculuk, Yeni Soyutlamacılık, Yeni-Figürasyon; tüm bunlar tam bir farksızlık içinde bir arada bulunuyorlar. Bu eğilimlerde özgün bir yaratıcılık kalmadığından aynı kültür alanı içinde bir arada bulunabiliyorlar. Biz de bunları derin bir umursamazlık uyandırdıklarından aynı anda benimseyebiliyoruz.”[5]

Belki, yukarıdaki soruyu yinelemek gerek. Bu kadar çoğulcu görünen bir ortamda, görünürlükle ilgili bir sorun varken, eleştiri ne kadar görünür olabilir?

Aslında karşıtlıklar temelde modernizmin sorunudur. Postmodernizm, tam da yanyanalık fikrini benimser. Bu yanyanalığın bizde bir umursamazlık yarattığı fikri ise ne kadar geçerlidir?

Aydınlanma dışarıdan eleştirmiştir, Modernizm ise içeriden eleştirir, der Greenberg. Bugün geldiğimiz noktada eleştiri dışarısı ve içerisi dışında tam olarak nerede durmaktadır? Günümüze ilişkin kriz ve tükenmişlik ifadelerini aynı zamanda yeni bir arayışın sancıları olarak görmek mümkün mü?

Estetiğin ölümü, resmin ölümü, sanatın ölümünden sonra yanyanalık, biraradalık fikrine geri dönelim.

n5 lifeinaday

 

2011 İstanbul Filmekimi’nde gösterilen “Life in a Day” filminin internetteki tanıtımından bir alıntı, bu fikrin dönüşümüne ilişkin ipucu niteliğinde. “Beşinci yıldönümünü kutlayan YouTube, Ridley ve Tony Scott’la işbirliği yaparak internet üzerinden, herkesten 24 Temmuz 2010 günlerini anlatan bir video günlüğü çekmelerini istedi. 192 ülkeden toplam 4.500 saatlik başvuru arasından işte bu film kotarıldı. İskoçya’nın Son Kralı filmiyle adını duyuran yönetmen Kevin Macdonald, Scott kardeşlerin yapımcılığında, “antropolojik bir çalışma” olarak tanımladığı son filmi Dünyada Bir Gün’de insana dair küçük anları, her tür âlemden sessiz, komik, iç burkucu anları bir araya getirdi. Sonuç, günlük hayatın evrenselliğini anlatan, tuhaf olduğu kadar göz alıcı bir kolaj; 21. yüzyıl yaşamının nasıl olduğunu gösteren, uzun metrajlı, müthiş “röntgenci” bir film”.

“Life in a Day” yüzlerce kişinin üretime katıldığı bir yapıt. Belki bu bize ulaşılabilirliğin ve yanyanalığın geçişliliğini de gösteriyor. Farklılıkların birlikteliği bir tür yeni beslenme kaynaklarının varlığına dikkat çekiyor. Belki bu noktada eleştirinin değişen anlayışlarla bakışını ve dilini değiştirmesinden söz edebiliriz. Her ne kadar umutsuz bakış açıları, (belki buna indirgemeci de diyebiliriz) ekonomik gücün ya da çek defterlerinin değeri belirlediğinden ve sanatın tarihinin bunun üzerinden yazıldığından söz etse de tam da bu çoğulculuk içinde, alternatifin varlığını da inkâr etmemek gerekiyor. Gerçek şu ki, sanatın ve kültürün eleştirisi hala görüntülerle, seslerle ve yazıyla yapılıyor. Tarihi ise rakamlarla değil hala yazıyla yazılıyor.

“Günümüzde, sanat alanında neden kurumsal eleştiriden bahsediyoruz? Bunun yanıtı çok basit: Çünkü biz (hala) sanatın eleştirel bir potansiyel taşıdığını düşünüyoruz. Tabii ki burada yalnızca sanat eleştirisinden bahsetmiyoruz. Bunun ötesinde, biz, – sanatın kendi sınırlarının dışında, dünyayı ve yaşamı eleştirme ve hatta bunu yaparak her ikisini de değiştirme yetisinden bahsediyoruz.”[6]

Kaynakça
 
Adorno, Theodor W.; Edebiyat Yazıları, Çev. Sabit Yücesoy, Orhan KoÇak, Metis Yayınları, İstanbul 2004
Adorno, Theodor W.; Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi, çev. Nihat Ülner, Mustafa Tüzel, Elçin Gen, İletişim Yayınları, İst. 2009
Adorno, Theodor W.; Minima Moralia, çev. Orhan Koçak, Ahmet Doğukan, Metis Yay., İst. 1998
Artun, Ali; “1-Sanat ve Eleştiri”, Modernliğin Sınırında Sanat- Eleştiri, Özerklik, Siyaset, Üç Konuşma içinde (İstanbul: MÜGSF, 2006)
Artun, Ali; Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi – Estetik Modernizmin Tasfiyesi İletişim, Sanat Hayat Dizisi, İstanbul 2010
Artun, Ali; (ed) Sanat Siyaset: Kültür Çağında Sanat ve Kültürel Politika, çev. Mustafa Tüzel, Elçin Gen, Esin Soğancılar, Haluk Barışcan, Nurdan Gürbilek, Sabir Yücesoy, Ufuk Kılıç, Emrehan Zeybekoğlu, İletişim, Sanat Hayat Dizisi, İstanbul 2010
Baudelaire, Charles; Modern Hayatın Ressamı, İletişim Yayınları, İstanbul 2004
Baudrillard, Jean; Sanat Komplosu, çev. Elçin Gen, Işık Ergüden, İletişim Yayınları, İst 2010
Baudrillard, Jean; Kötülüğün Şeffaflığı: Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme, çev. Işık Ergüden, İletişim Yayınları, İst.2010
Benjamin, Walter; “Sanat Yapıtı”, Benjamin, Yay. Haz. Besim F. Dellaloğlu, Çev. Zeliha Burtek, Besim F. Dellaoğlu, Say Yayınları, 2005
Benjamin, Walter;, Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri- Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı, çev. Elçin Gen, Mustafa Tüzel, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010
Buden, Boris; “Krizsiz Eleştiri: Eleştirisiz Kriz”, Çeviri: Erden Kosova, Pınar Üner, The Turkish version of this text has been published in: Önder Özengi (Ed.), Göreli Konumlar / Relative Positions, İstanbul 2011
Connor, Steven; Postmodernist Kültür, çev. Doğan Şahiner, YKY, İst. 2005
Crary, Jonathan; Gözlemcinin Teknikleri: On Dokuzuncu Yüzyılda Görme ve Modernite Üzerine,  çev.  Elif Daldeniz, Metis Yayınları, İst. 2010
Danto, Arthur C., Sanatın Sonundan Sonra, Ayrıntı Yayınları, İst. 2010
Dellaloğlu, Besim F.; Romantik Muamma, Bağlam Yayınları, İst. 2002
Dellaloğlu, Besim F.; Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum, Say Yayınları, İst. 2007
Foster, Hal; Tasarım ve Suç, çev. Elçin Gen, İletişim Yayınları, İst. 2009
Foucault, Michel; “Bir Konuşma”, Sanat ve Kuram: Değişen Fikirler Antolojisi 1900-2000, ed. Charles Harrison, Paul Wood, çev. Sabri Gürses, Küre Yayınları, İst. 2011
Krauss, Rosalind; “Bir Modernizm Görüşü”, Sanat ve Kuram: Değişen Fikirler Antolojisi 1900-2000, ed. Charles Harrison, Paul Wood, çev. Sabri Gürses, Küre Yayınları, İst. 2011
Kuspit, Donald; Sanatın Sonu, çev. Yasemin Tezgiden, Metis Yayınları, İst. 2006
Shiner, Lary, Sanatın İcadı, Ayrıntı Yayınları, çev. İsmail Türkmen, İst. 2010
Simmel, Georg; “Metropol ve Zihinsel Yaşam”, Sanat ve Kuram: Değişen Fikirler Antolojisi 1900-2000, ed. Charles Harrison, Paul Wood, çev. Sabri Gürses, Küre Yayınları, İst. 2011
Thompson, Don; Sanat Mezat çev.  Renan Akman, İletişim Yay., İst. 2011
West, David; Kıta Avrupası Felsefesine Giriş, Çev. Ahmet Cevizci, Paradigma Yayınları, İstanbul, 1998
Wilde, Oscar; Sanatçı: Eleştrimen, Yalancı, Katil, çev. Esin Soğancılar, Kaya Genç, Fatih Özgüven, Türker Armaner, İletişim Yayınları, İst. 2008
Witte, Bernd; Walter Benjamin, YKY Yayınları, İstanbul, 2004
Wu, Chin-tao; Kültürün Özelleştirilmesi, çev. Esin Soğancılar, İletişim Yay. İst. 2005

[1] Jean Baudrillard, Sanat Komplosu, çev. Elçin Gen, Işık Ergüden, İletişim Yayınları, İst 2010, s. 53

[2] Ali Artun, Kitsch Patlaması ve Eleştirinin Anlamsızlaşması “Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi – Estetik Modernizmin Tasfiyesi” (İstanbul: İletişim, SanatHayat Dizisi, 2010) içinde.

[3] Hal Foster, Tasarım ve Suç, çev. Elçin Gen, İletişim Yayınları, s. 171

[4] Boris Buden, “Krizsiz Eleştiri: Eleştirisiz Kriz”, Çeviri: Erden Kosova, Pınar Üner, The Turkish version of this text has been published in: Önder Özengi (Ed.), Göreli Konumlar / Relative Positions, İstanbul 2011.

[5] Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı: Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme, çev. Işık Ergüden, İst.2010, s. 20

[6] Boris Buden, “Krizsiz Eleştiri: Eleştirisiz Kriz”, Çeviri: Erden Kosova, Pınar Üner, http://eipcp.net/transversal/0106/buden/tu, The Turkish version of this text has been published in: Önder Özengi (Ed.), Göreli Konumlar / Relative Positions, İstanbul 2011

 

 

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır