Nilgün Yüksel: Hıfzı Topuz’un Kara Afrika’sı

Share Button

Baoule! Çocuk Öldü…

İzmir FolkArt’ta 14 Şubat’a kadar sürecek Hıfzı Topuz’un “Afrika Sanatı” koleksiyon sergisi için kendisinin kaleme aldığı kitapta geçiyor bu kelime. Fildişi Kıyısı’nda yaşayan topluluğun adı Baoule. Daha çok insanın hayatta kalması için çocuğunu nehre kurban eden annenin haykırışı topluluğun ismine dönüşüyor.

Bugün Afrika’dan bize geçen imge yok edici bir yoksulluk. Biraz daha geriye gittiğimizde; köle demeye dilim varmıyor; sonsuz bir tutsaklık…

İzlediğim bir belgeselde Afrika’da bir kiliseden söz ediyordu anlatıcı. Kilisenin çarpıcı tarafı ise onun mimari bir şaheser olması değil, bodrumunda onlarca Afrikalının yaşadığı tutsaklık ve ölümdü. Bu bilgiyi aldığımda büyük Batı uygarlığının temelleri, buluşların, düşüncelerin, yaratımların çok derinlerinde uzanan başka bir dünya üzerine farklı çağrışımlar yaratmıştı zihnim.

Hıfzı Topuz

FolkArt’taki serginin adı “Kara Afrika Sanatı””, yazının başlığı “Hıfzı Topuz’un Kara Afrika’sı”. Çünkü her koleksiyon aynı zamanda koleksiyoncunun gözünden yeniden izlemek anlamına geliyor benim için. Atmış yılı aşkın bir ilginin, merakın, emeğin ürünü olan Hıfzı Topuz koleksiyonu, çok uzak bir kültür üzerine düşünmeye, ezber bozmaya ve zihnimizin karanlık köşelerini dönüştürmeye davet ediyor bizi.

Sergi için hazırlanan kitapsa anılarla, öykülerle zenginleşen, Afrika sanatına farklı açılardan bakan bir kılavuz niteliğinde.

Serginin ana teması masklar gibi görünse de günlük kullanım eşyaları, yaşamın düzeninde kullanılan obje ve diğer fetişler de Afrika sanatının sürekliliğine ve etkisine dair farklı okumaları beraberinde getiriyor.

Girişte basitçe “Ruhçuluk” diye tanımladığımız Animizm inancıyla bütünleşen maskeler karşılıyor izleyici. Bu ilk karşılaşma da o basitçe yaptığımız tanımlamaya ilişkin silahları alıyor elimizden.

n1

Her topluluğun farklı üslubunu da belirginleştiren Afrika’nın bu fetiş nesneleri, hem estetiğe hem inanca dair yeniden düşünme olanaklarının kapılarını aralıyor. Tanrıların, koruyucu ruhların ve ata ruhlarının simgeleştiği masklar somut birer sanat objesi olmanın ötesinde insan oluşun derinliklerine dair yüzleşmeleri taşıyor.

Öncelikle Afrika fetişleri, birer put ya da tapınma nesneleri değil. Onlar kendilerini taşıyan kişiyle de bütünleşen ruhların simgeleri. Doğum-yaşam-ölüm dizgisinde insanın eşlikçileri, ruhun sonsuz yolculuğuna dair inanışın göstergeleri.

Başa dönelim. Batı ile özdeşleşen “uygarlık” algısı, Afrika maskeleri ile başka bir gerçeklik algısı ile yer değiştiriyor. Bizim dilimizde sahtenin mecazı maske, burada gerçeğin imajına dönüşüyor. Afrika ritüellerinin başkahramanı maskeler, yüzü saklarken ruhun çıplaklığını ortaya koyuyor. Temelde tüm o davranış kalıplarının ötesinde salt insana dair olanı açık ediyor.

Ekim, hasat zamanlarında, çocukların erginliğe geçiş törenlerinde, evlilik, ölüm ve yas ritüellerinde; kötülükleri kovmak, iyi olanı çağırmak için yapılan törenlerde kullanılan maskeler, neşenin, hazzın, büyümenin, kutlamanın; korkunun, korunmanın, cesaretin simgelerine dönüşüyor.

Joseph Campbell, Türkçe’ye “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” diye çevrilen eserinde insan ruhunun erginleşme serüvenini anlatır. Her şey ilk çağrı ile başlar. Her erginlenme aynı zamanda bir ölüm ve yeniden diriliştir. Kahraman ona yolculuğunda rehberlik edecek ruhsal eşlikçileri ile beraber maceraya başlar. Geçtiği zorlu yolların sonunda öte dünyadan bir armağanla döner.

Jung, mitlerin dünyasını insan ruhunun karmaşık yapısıyla özdeşleştirir. Onun mitler üzerine çalışmaları aynı zamanda insanın yetişkin olma yolunda geçirdiği aşamaları açıklar.

Hıfzı Topuz’un kitabında Afrika’da çocukların geleneksel eğitimine dair anlatımı erginleşmenin bir dönemini anlamak bakımından önemli ipuçları verir. Bu geleneksel eğitim sisteminde zamanı gelen çocuklar öğretmenleri ile beraber ailelerinden uzak bir yere giderler. Burada topluma uyum sürecine hazırlanırlar. Dönüşleri kutlama ve sünnet töreni ile sonlanır. Artık ergenliğe geçmişlerdir ve maskeleri görme onlarla iletişime geçme hakları vardır.

Hristiyan toplumlarının vaftiz, Musevi toplumlarının sünnet gelenekleri, bizim kırk uçurma geleneklerimiz ve bunların ardına eklenebilecek ritüeller, aslında hiçbirimizin bunların dışında olmadığını gösterir. Jung ve Campbell’ın aktarımları ruhun bu törensel yaşayışına dair ayna tutar.

Afrika kültüründe bir dönemi kapatıp yenisine yol açan maske simgesi, batı sanat tarihinde de benzer bir etkinin parçalarından biridir. Bugün birçok sanat tarihi araştırmacısına göre Picasso’nun “Avignonlu Kızlar” eseri modern sanat tarihinde yeni bir dönemin habercisidir. Her ne kadar Picasso kendi sanatı üzerine söylenen onca sözü kibarca “edebiyat” diye nitelendirip resmin resme dair olandan başka bir şey içermediğini söylese de “Avignonlu Kızlar” tablosunun etkili fragmanlarından birinin Afrika maskları etkisi olduğu, üzerinde ısrarla durulan konudur. Nitekim o dönem Avrupa entelektüelleri için farklı kültürler, ama özellikle Afrika kültürü, yeni bir araştırma ve esin alanıdır. Üstelik bunun altyapısı çoktan hazırlanmış, dünyanın başka başka toplulukları Batı’ya esin perilerini çok önceden göndermeye başlamıştır. Bu, bize aynı zamanda insanın evrimi ile toplumların ve yaratımlarının evrimlerinin benzerliğini hatırlatır.

n3

Her varoluş bize bir şey söyler, her sanat eseri sanatçının gözünden yeni bir bakış açısı sunar. Afrika maskları da sessiz ruhların göstergeleri, bin yıllar süren deneyimin fısıltılarıdır.

Sonra koleksiyoncu, o bakışları, göstergeleri, fısıltıları toplar, bir araya getirir, cümlelere dönüştürür ve paylaşır.

Baoule! Ama belki çocuk ölmedi. O sadece bizim ısrarla yaşatmak için uğraştığımız benliğimizin çocuk kalan, o azgın nehirden geçip yeni bir yaşam kurabilmek için bırakmamız gereken yanıydı.

Uzun zaman boyunca tükenmez bir enerjiyle konuşarak, yazarak bize iletişimin farklı olanaklarını gösteren Hıfzı Topuz,  bu kez bir araya getirdiği imgelerle, sessizce anlatıyor.

Duyuyor musunuz?

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır