Nilgün Yüksel: Merkezde Olmak Dışarıda Kalmak Merkez Yaratmak

Share Button

Glasgow-logo-old1

Uzun zaman İstanbul’da yaşayıp ürettikten sonra, artık birçoğumuzun dile getirdiği gibi, zaman zaman fazlasıyla yorucu bu şehirden uzaklaşmak uzun süredir üzerinde düşündüğüm bir konuyu yeniden önüme getirdi: Merkez dışında sanatsal yapılanmalar, yerel yönetimlerin sanatla kurduğu bağ.

Konu üzerine araştırma yaparken İKSV’nin Şubat 2016 tarihli “Yerel Yönetimler İçin Kültürel Planlama” raporu elime geçti. Aslında uzun zamandır sıkça tekrarladığımız bir bilgiyi özetliyordu bu rapor.

“Kültür, günümüzün küreselleşen dünyasında sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları ile birlikte dördüncü ayağı olarak kabul ediliyor.”[1]

Öte yandan bu, sadece günümüz küreselleşen dünyasına özgü bir düşünce şekli değil. Kaynakları daha eskiye dayanıyor. Artık yüz yılı aşmış Venedik Bienali’nin her seferinde daha güçlü bir çekim merkezine dönüşmesi tesadüf değil elbette. Her ne kadara uzunca bir zaman dünyanın sanat merkezi New York olarak anılsa da; ki artık böylesi bir tek merkezden değil, merkezlerden söz ediyoruz;  İtalya’nın bu konudaki birikimi, bir kenti günümüz sanatında söz sahibi yapmaya yeterli sanırım.

New York’un sözünü etmişken belirtmekte yarar var. Derslerimde, seminerlerimde 2. Dünya Savaşı sonrası sanatın değiştirdiği yönü anlatırken, zaman zaman Serge Guilbaut’nun çalışmasından hareketle “New York Modern Sanatı Nasıl Çaldı?” konusunu gündeme getiririm. CIA merkezli kapital aktarımının Amerikan kültürü yaratımında oynadığı etkin rol can alıcı bir bilgidir. Ama bunun ötesinde, politik eleştirileri bir yana bıraktığımızda sanatın bir ülkenin gücünü belirlemesindeki payı kavramak açısından incelenmesi gereken bir konudur ki, birkaç yüzyıl öncesi İtalyan Rönesans’ına bakmak bile bu farkındalığı edinmemizi sağlayabilir. Sanat ve kültür yatırımcılarının dünya mirasını iyi okuduklarını kabul etmek gerek!

n1

Ülkeler ve merkezle söz konusu olduğunda İngiltere’de Londra’yı, Almanya’da Berlin’i, Türkiye’de İstanbul’u bir çırpıda dile getirebiliriz. Elbette burada salt pazarın döndüğü yerlerden değil, karar verici mekanizmalardan söz ediyoruz.

Tam da burada madalyonu tersine çevirelim. Karar verici olmayı belirleyen ne? Büyük sermayelere, devletle işbirliğine girmeyeceğim. Bunun da ötesi merkezin çekici olması baştan bir kabullenmenin olmasından kaynaklanmıyor mu? O yapar, zaten her şey orada.

Türkiye ölçeğine gelelim. İstanbul her zaman primadonna oldu. Bununla birlikte, diğer kentleri durduran neydi? Altyapısızlık,  yoksulluk, yoksunluk? Buna rağmen Diyarbakır çok uzun zaman sanat aktörlerinin uğrak yeri oldu. Şener Özmen’e bir kez daha saygılarımızla… Bu alanda biraz daha desteklenselerdi çok daha fazlasını yapacak güçleri vardı.

Sonra Türkiye’nin, o çok da dönüp bakmadığımız doğusunda Mardin ortaya çıkıverdi. Kente kültürel turlar düzenletecek kadar ciddi bir çekim merkezi oldu Mardin. Uzaktan biliyorduk, kültürel miras olduğunu konuşuyorduk. Ama başka bir yerden söz ediyor gibiydik çoğu zaman. Bienal yakınlaştırdı. Hatırlattı.

Bir ara Türkiye’nin başka başka yerlerinden bienal sesleri yükselmeye başlamıştı. Bu konuda sürekliliği ve sürdürebilirliği yakalayan Çanakkale Bienali’ni işaretlemek gerek. Denizhan Özer’le başlayan yolculuğu Seyhan Boztepe ile devam etti. Geçen süre içinde Beral Madra, Deniz Erbaş katılımıyla genişledi. Benim de takip etme şansını bulduğum bienal, merkez dışında olabilirliğin iyi örneklerinden biri. Seyhan Boztepe ile en son görüşmemizde kendisine bienalin ekonomik geri dönüşümünü ve yerel yönetimle ilişkisini sormuştum. Belediyenin bienali zaten baştan beri desteklediğini söyledi. Ekonomik boyutu ise tanırlılıkla bile ölçmek mümkündü. Bienal’den söz eden ulusal ve uluslar arası yayınlar kuşkusuz kentin tanınırlılığını arttırmıştı.

İKSV raporunda örnek olarak gösterilen Sinopale’yi özel bir yere koymak gerek sanırım. Melih Görgün, yurtiçi ve yurtdışında üreten kültür aktörlerinin girişimiyle başlayan Sinopale bugün, kendini aşmış bir çalışma olarak karşımızda. Biz Türkiye’de birkaç kentin adını sayarken ve Sinop’u o saydığımız kentlerin içine almazken Sinopale bir kentin çehresini değiştiren bir tavırla çıktı karşımıza. Dışarıdan bakınca görünen manzara hayranlık uyandırıcı.

Bir süredir İzmir’deyim ve bu kentte kültür sanat adına yapılan çalışmaları takip ediyorum. O yüzden İzmir’i şimdilik bu yazının içinde anlatmayacağım. Onu ayrı bir yazı konusu olarak saklıyorum.

Türkiye’de yerelde çoğu zaman “Bu da var!” mantığıyla kenar süsü olarak değerlendiren sanat etkinlikleri amatör çabaların ötesine geçemiyor. Belki hobi ile profesyonel olanı ayırmanın zamanı geldi. Hepimizi ilgilendiren bir meseleden belirtelim, ekonominin dördüncü ayağı olarak değerlendirilen bir alanın farkına varılmaması aslında ciddi bir potansiyeli öldürmekle eş anlama geliyor. Altını ısrarla çizmekte yarar var. Türkiye’de yaşayan ve üreten sanatçıların potansiyeli görünenden daha fazla, mesele ne kadar görünür olabildikleri.

Yazının başlığı “Merkezde Olmak Dışarıda Kalmak Merkez Yaratmak”. Bugün böylesi geniş bir coğrafyada, iletişim kanallarının bir tıklık mesafede işlediği bir zamanda, hala birçok sanatçı merkezde olmak adına İstanbul’a gitme zorunluluğu duyuyorsa, İstanbul dışında yaşayanlar kendilerini “dışarıda” hissediyorsa ortada hala çözülemeyen bir sorun var demektir. Kaldı ki merkez, ışıltılı görüntüsünün ardında hele de yolun başında olan sanat üreticilerine çok şey vaat edemiyor, etmiyor.

PORTRAIT OF MARGARET THATCHER - GLASGOW'S MILES BETTER CAMPAIGN by Norman Edgar

PORTRAIT OF MARGARET THATCHER – GLASGOW’S MILES BETTER CAMPAIGN by Norman Edgar

Belki böylesi bir manzaranın ardından üçüncü seçeneği öne sürmek gerek. Merkez Yaratmak! Bugün bir mucize olarak anılan Glasgow örneği, bu konuda yeterince veri barındırıyor. 1980’li yıllara kadar yoksul, işsizlik ve suç oranı yüksek olan kent, kültürel mirasını kullanarak bir hamle gerçekleştirdi. “Glasgow’s miles better” sloganı ve mutlu adam amblemi ile yola çıkan Glasgow, kültür, sanat alanını kullanarak yaratılabilecek mucizenin canlı örneği. Neredeyse varlığı unutulmuş bu kent, yaklaşık kırk yıllık süre içinde ivmesini giderek arttıran bir güce ulaşıp kendini bir merkez olarak konumlandırdı. Kullandığı ilk slogan sonra “Glasgow smiles better”a dönüştü. Yöneticiler ve paydaşlar işe algıyı değiştirmekle başlamışlardı. Bugün kültür endüstrisinde edindikleri yerin gururunu ve keyfini yaşıyorlar. Glasgow’un ekonomik ve sosyal anlamda değişimi için internette “Glasgow’s miles better” sloganı ile araştırma yapmanızı öneririm. Daha fazlası için Justin Lewis’in “Art, Culture and Enterprise: The Politics of Art and Cultural Industries” kitabına bakmakta yarar var.

“Kültürel planlama anlayışı Türkiye’de yavaş yavaş hayata geçirilirken, yerel yönetimlerin kaynaklarını doğru yönlendirebilmesi için bu alandaki araştırmaların artması, iyi örneklerin tespit edilmesi ve hem nitelik hem de niceliksel açıdan saptanan performans temelli planlama anlayışının benimsenmesi önemlidir. Planlama süreçlerinde kullanılabilecek, kültür alanındaki istatistikleri derleyen ulusal ya da yerel veri tabanlarının oluşturulması da yine veri ve analiz temelli kararlar alabilmek adına oldukça faydalı olacaktır. Belediyeler bu yolda öncülük edebilir.”[2]

n3

İKSV’nin çalışması istatistikler, örnekler ve yapılabileceklerle devam ediyor. Elbette ki bir de eylem planı var. O zaman sıkça kullandığımız bir cümleye dönelim: “Bir yerden başlamak!”

Dünya’da örnekleri çok. Türkiye’de çoğalıyor. Belki artık daha çok yerel yönetimin dikkatini çekmesinin, fark etmesinin zamanı gelmiştir.

[1] Yerel Yönetimler İçin Kültürel Planlama, İKSV Raporu, Şubat 2016, s.9

[2] Yerel Yönetimler İçin Kültürel Planlama, İKSV Raporu, Şubat 2016, s.68

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır