Emrah Kazanır: Tolstoy’un Betimlemeleri– 6 – Hayatın Anlamı

Share Button
Tolstoy

Tolstoy

“- O zaman söyler misin bana niye bütün insanlar size düşmanca davranıyorlar, sizi kovuyor, öldürüyor? Niçin sizin aşk dininiz yüzünden anlaşmazlık çıkıyor?

– Bunun sebebi içimizde değil, dışımızdadır. Biz vicdan ve şuurumuzu yönlendiren Allah’ın kanunlarını her şeyden önde tutarız. Biz Allah’ın kanunlarına aykırı olmayan şeyleri yerine getiririz. Kayser’in hakkını Kayser’e veririz, işte insanlar bunun için bizi kovar ya da öldürürler.

– Evet ama kaç kişinin bu işte içi-dışı bir? Sizi daha çok, görünüşte fedakâr olmakla suçluyorlar. Allah uğruna seve seve canınızı veriyorsunuz ama Allah sizin yanınızda değil. Siz toplum hayatının temellerini yıkan gururlu delilersiniz.”

Simon ve Matryona yoksul bir çift. Simon kunduracılıkla evini geçindirmeye çalışıyor. Bir gün palto almak için gittiğinde çıplak ve yardıma muhtaç olan Mikael’le karşılaşıyor. Mikael’i alıp evine getiriyor. Mikael ise Allah tarafından yeryüzüne gönderilmiş bir insanın canını almakla sorumlu melek karakterinde. Canını almasını istediği insanın canını alamayınca Allah tarafından cezalandırılarak yeryüzüne çıplak bir şekilde atılıyor. Bu durumdan ne Simon’un ne de Matryona’nın haberi vardır, yardıma muhtaç bir yoksul olarak tanırlar Mikael’i. Mikael’in yardıma muhtaç hâlini gören Simon’un palto almayı unutmasıyla beraber serüven başlar.

Palto almadan eve dönen Simon’u gören eşi Matryona, Simon’a ağza alınmayacak sözlerle çıkışır. Simon bu durum karşısında suskunluğunu koruyarak Mikael’i rahat ettirmeye, karnını doyurmaya çalışır. Daha sonra Mikael, Simon ve Matryona’yla yaşamaya başlar. İnançları gereği yoksulların sabretmesi gerektiğine inanan bu çift, yoksulların ödüllerini diğer dünyada alacaklarına inanır. Kısacası her dinde yer alan Kundera felsefesiyle yaşamlarını sürerler. Bu felsefeyi açığa çıkaran etmenleri görmekten önce bu “amok hâlinin” temeline inmek daha sağlıklı bir analize yardımcı olacaktır.

Dinler, yoksulluğu ortadan kaldırmaz, yardım edilen yoksulluğu üretir. Herhangi bir dine inanan birey yaşadığı toplumun koşulları nedeniyle Tanrı’nın kanunlarının izniyle ‘yardımı’ kendi vicdanını rahatlatma adına yapar.

Allah bu insanı yoksul olarak yaratmış, bunun kaderi budur, düşüncesi, yoksullaştıran nedenleri din ile maskelemeye neden olur. Tabii bu maske durumun ekonomik yönünü perdelemeye yaramaz sadece, kadınları ikincilleştiren bakış açısını da aşılar. Dine inanan kadın ise hesapçılığa doğru yol almış olur. Erkek duygusal bir zekâya sahipken, kadın, inancının getirisi olan baskılamalardan dolayı alttan iş yürütmeye, iç plân yapmaya elverişli hâle gelir. Psikolojik olarak – değiştiremediği şartlar nedeniyle –  kendine gard almış olduğunu düşünür. İnancının emrettiği yoksula yardım etme durumunun dahi karşısında yer alan Matryona’nın Simon’a bu denli sert çıkmasının nedeni inancı yüzündendir. İnancının gerekleri nedeniyle kendi olmaktan çıkan Matryona hesapçı bir beyine sahip olmuştur. Buradan çıkacak olan sonuç ise şudur: Çok kullanışlı yapısı nedeniyle dinler her şeyden önce yoksulların yoksulluğunu sorgulamasını engeller, insanlara kendi olma şansını tanımaz ve onları tekdüze hâle getirmeyi amaçlar. Din inanan her insanı Amok Koşucusu hâline getirir. Tolstoy’un gözlemlediği gerçeklikler bununla eşdeğerdir. Hayatın Anlamı’nda yer alan öyküler dönemin Rusya’sında yaşanan trajedileri, yokluk-varlık, sevgi-sevgisizlik, inanan-inanmayan bağlamında işlenir ve bu işleniş de dinin yarattığı robotları net olarak görmemizi sağlar.

Hayatın Anlamı

 

Nesnel gerçeklikten uzak, fanatizme neden olan inanç, yapısı nedeniyle psikolojik hastalıklar ortaya çıkıyor. Hangi din olduğu fark etmeksizin sorgulamadan herhangi bir dine inanan bireyde görülen en büyük rahatsızlık Amok Koşuculuğudur.

Dissosiyatif

* Amok, hep cinnet halinde olma, sonunu asla düşünmeden, hesap etmeden şiddet kullanma durumudur. Psikoloji biliminde ise Amok; bir düşünce döneminin sonrasında gelen şiddet ve bazen cinayetle sonuçlanan atakların görüldüğü dissosiyatif bir tablodur. Erkekler arasında daha yaygındır ki bir hakaret sonrasında başladığı gözlemlenmiştir. Kötülüğe uğradığını ya da kötülüğe uğrayabileceğine dair sanrılar bulundurmaktadır.

 

* Kundera Felsefesi günümüzde Sufizm olarak ta bilinir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır