Derviş Ergün: Eserin Kamusal Varlığı

Share Button
ataturk-heykeline-yapilan-saygisizlik

Atatürk heykeline yapılan saygısızlık

 

Toplumun ortak kimliğini temsil eden sembol ve şekillerin plastik nesne ifadesiyle, kamusal alanda yer alması, yazılı olmayan kültür tarihinde görsel bir yazılımdır. Şehrin mimari dokusuna eklenen heykel, obje, sembol, şekil veya anıt gibi eserler, sadece bulundukları meydanlara değer katmaz, aynı zamanda o kente bir ayrıcalık da katar. Paris’teki, Eyfel kulesi; “biz de çelik endüstrisinde varız” manasında, bir kutlama adına inşa edilmişti. Sembol veya plastik açıdan Paris halkı tarafından sevilip, sahip çıkılınca sökülmekten kurtuldu. Şimdi Paris’in sembolü olarak kendisine milyonlarca turist çekiyor. Kentin hafızasını oluşturan mimari yapılar veya sanat eserleri tarih içinde geçmişten geleceğe köprü kuran görsel belgelerdir. Bu belgeler sayesinde toplumlar kendi kültürünü tarif etme fırsatı yakalar. İçlerinde barındırdıkları anlam ve mana o topluma ait heyecan ve duygulardır ve bu nedenle her toplumun sanat eseri kendine benzer, kendini anlatır, buradan evrensele ulaşır. Kültürel zenginlik denilen değer olgusu, eserlerin varlığını garanti altına alan ve onun çoğaltılmasına olanak tanıyan düşünce ikliminde vücut bulur. Eğer sahip çıkılmazsa “ alıcısı olmayan sanat o yeri terk eder” örneğinden hareketle, eser üretmeyen, yani kültür yoksunu bir topluma dönüşmesi kaçınılmazdır. Kaç yüz ton et ve ekmek tüketim belgesini, kültürel zenginliğe hiçbir katkısı olmadığını kavramak zorundayız.

ataturk-heykeline-yapilan-saygisizlik-2

Kamusal alanda sergilenen sanat eserinin yaşama şansı kamuoyunun ilgi ve alakasına mı(?) yoksa siyasi geleneğin tavrına göre mi (?) şekillenir. Anıt özelliği taşıyan eserlerin, kamusal alanı işgal etme nedenleri; estetik veya plastik olduğu kadar, bir anlatımı ifade eden tarihi bir olayı ya da onun kahramanını anlatmasıdır. Toplumun ortak belleğini temsil eden bu eserler; içlerinde barındırdıkları derin manayı, zamana karşı her gün yeniden izleyicisine aktarmakla görevlidir. Tapusunu devraldığı kamusal alan, o eser için özel mülkiyet konumundadır ve görsel hafızanın her an canlı kalması için geçmişe tarihlenen zamanı geleceğe taşır. Toplumun tasada ya da sevinçte ortak olduğu moral değerleri, o toplumun karakteristik özelliğinde derin izler oluşturur ve bu değerler bellekte canlı olarak yaşamaya devam eder. Bir anıt eserin konusunu oluşturduğunda görsel, plastik bir dil olarak tekrar izleyicisine döner. Kendi mülkiyetinde toplumun ortak sesini haykırır, bu sesleniş; bazen bir kahramanlık destanı bazen bir aşk öyküsü ya da hüzünlü bir yok oluşu anlatır. Eserler bu özellikleriyle toplumun hissedip anlatamadıkları duygulara tercüman olan görsel hafızanın yaşayan canlı nesneleridir. Bu açıdan On dokuz mayıs zafer anıtı sadece atın üzerinde bir adam figürü değildir.

ataturk-heykelin-yapilan-saygisizlik-3

O anıt bir tarihtir; Galata köprüsü üzerinde, beyaz bir ata binmiş (Fatih Sultan Mehmet gibi) Fransız general d’Esperey’in “hoş geldiniz” diyecek olan! Osmanlı bandosunu, “atımı ürkütüyorsun” bahanesiyle kamçılamasına… İşgal kuvvetlerinin vatandaşa zulüm etmesi, aşağılaması,  kolunu bacağını kırmasına… Ancak biri dur demeli bu dayanılmaz acıya, acaba kim kurtaracak? Sorusuna… Büyük taarruzda kritik bir tepe olan Çiyiltepe’yi söz verdiği zaman diliminde ele geçiremeyen ve bu durumu onursuzluk kabul edip, intihar eden kahraman Reşat albaya… Üzerinde yaralı asker düştüğü halde, hiç oralı olmayan ve Kula’dan, İzmir’e sanki zafere kilitlenmişçesine koşan yağız ata… Alaşehir’de her yer yangın yeri, dumanı tütüyor, yarı çıplak bir kadın kendini parçalıyor, düşman, kızının ırzına geçmiş bir anaya… Yani mazlum bir milletin var oluş zaferini anlatılıyor, anıtın her bir kıvrımında. Bu nedenledir ki; kamuya mal olmuş eserler toplumun ortak değerleri hatta ortak mülküdür. Yaşamaları ya da ölümleri bir kişinin tasarrufuna bağlı kalamaz.

ataturk-bustune-yapilan-saygisizlik-4

Devleti ve siyaseti yalnızca iktidarı ele geçirme ve genişletme tekniği olarak değerlendiren öğreti Makyavelist öğreti ye karşı, siyasi tekniğin iktidar idealine, hukuk ve adalet kavramlarıyla karşı çıkış gündeme geldi. S. 58. Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

“Özgürlüğü yaratan sanattır” Kant, kendi döneminin siyasi inancının, yani kamusallığın gelişmesine duyulan inancın ve halkın özgür olduğu sürece kaçınılmaz biçimde kendini aydınlatma yeteneğine sahip olduğunun ifadesidir. S. 60. Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

1640 Long Parliament’ı sırasında iktidar yoğunlaşmasına karşı, kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler dengesine karşı ilk teoriler ortaya çıktı. s. 63, Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

Bütün bir hukuk devleti öğretisi, önceden yürürlüğe konmuş, ,istisnasız herkesi bağlayan ve kural olarak tüm zamanlar için geçerli olan yasa ile somut spesifik ilişkileri dikkate alarak, hal ve icaba göre şekillenen kişisel emir arasındaki zıtlığa dayanır. S.65. Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

Kamusallık ve değeri hakkında Hegel, şu son derece özgün açıklamalarda bulunur: “ Zümre meclislerinin yarattığı kamusal alan, yurttaşların mükemmel bir şekilde eğitildiği büyük bir piyestir ve halk en çok bu yolla kendi çıkarlarının gerçek niteliğini öğrenir” kamusallık;  “Devletin çıkarları açısından en büyük eğitim aracıdır.” Halkın istekleri ve görüşlerinin açıklandığı “örgütlenmemiş bir usul”olan kamuoyu ancak bu şekilde ortaya çıkar. S.73. Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

Sosyal ilerleme ve her türlü ilerleme; temsili kurumlar yani düzenlenmiş özgürlük aracılığıyla- kamusal müzakere, yani akıl aracılığıyla gerçekleşir. S. 75. Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

Bugün insanların kaderini belirleyen büyük siyasal ve ekonomik kararlar artık kamusal tartışma içinde dengelenen fikirler ve parlamentodaki müzakereler sonucu ortaya çıkmamaktadır. S. 76. Parlamenter Demokrasinin Krizi, Carl Schimitt

Share Button

Yorumlara kapalıdır