Emrah Kazanır: Bizim Momo

Share Button

E1

Karanlıkta ışığın parlıyor

Nereden geliyor, bilmiyorum

Çok yakındaymış gibi görünüyor.

Oysa o kadar uzak ki…

Ne olursan ol;

Parla,

Parla küçük yıldız!

Sınırlı saatlerimize sınırlı planlamalar yaparak sınırsız hayaller sığdırıyoruz. Bu sınırsızlıkla sınırlı olanların üstesinden gelmeyi ve arkamızda bırakmayı öğrendik. Sanki yalnızca bunun için yaşıyormuşuz. İnsan, sınırlı saatlerinde yalnızca bir ailenin çocuğu olarak değil, bir toplumun ve yaşadığı dönemin sorumlusu olarak doğmuştur. Burada önümüze upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki insan bunun sonu gelmez sanıyor. O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun. Sonunda nefesin kesiliyor ama cadde hala seni upuzun bir şekilde bekliyor. İşte bu caddeyi azınlığa saatlerimizi satarak geçirmek yerine zamanın üzerindeki egemenliğimizi fark etmemiz gerekiyor. Eğer bunun farkında olmazsak duman oluruz. Zengin olmak marifet değil mesela. Mesela her isteyen zengin olabilir. Birazcık zenginlik için saatlerini ve ruhlarını satanlara bir baksanıza. Onlar gibi olmak isteyeceksek saatimizden ve ruhumuzdan vazgeçmek zorundayız. Yani insanı insan yapan en önemli iki unsur; Zaman ve Ruh.

Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ve herkes onu bilir ama pek az kimse bu konuya kafa yorar. Çoğu kimse onu olduğu gibi benimser ve ona asla şaşırmaz. Bu büyük sır zamandır. Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçir gider. Zamanın bu garip kısalığı-uzunluğu o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Zaman yaşamın ta kendisidir.

Zamanın yani yaşamın kendisini bizden alarak zenginleşenler zaman hırsızıdır. Aylık planlamayla yaşayan birey 30 günün (720 saatin) 25 gününü (600 saatini) satmak ZORUNDA! Satmadığı takdirde aç kalacak. Aç kalmamak için satmak zorunda bırakıldı. Her doğan birey, yaşadığı sınırlı saatin hemen-hemen hepsine yakınını düşünmemeye, ailesi varsa ailesini başından savmaya meyilli olduğu için mi zaman hırsızlarına harcıyor zamanını? Kesinlikle HAYIR.

Kesinlikle HAYIR çünkü zaman hırsızları çaldıklarının farkına varılmaması için örgütlü çalışmakta. Azınlığın örgütlülüğü!

“Bize ne oldu dersin? Artık eskisi gibi değiliz. Şimdi olduğumuz yerde başka bir yaşam var. Şeytanca işler dönüyor. Her gün bir bina bloğu dikiyoruz. Peş peşe. Bu iş eskisinden başka! Her şey önceden hesaplı, planlı, sonuna kadar…

Yaşamda önemli olan insanların bir yerlere gelmeleri, yükselmeleri, bir şeylere sahip olmalarıdır. Kim ötekilerden daha öndeyse, daha iyi yerdeyse ve daha çok şeye sahipse başka şeyler de kendiliğinden gelir. Dostluk, arkadaşlık, sevgi, şeref gibi…

Bizim varlığımızı hiç kimse bilmemeli ve ne yaptığımızı. Kimsenin bizi hatırlamamasına çalışıyoruz. Bizi kimse bilmedikçe işimizi yürütebiliriz. Çok güç bir iş insanların yaşamlarından saatler, dakikalar, saniyeler aşırmak. Çünkü onların tasarruf ettikleri her an onlar için bir kayıp bizim içinse kazanç. Onları biriktiriyoruz. Onlara muhtacız. Zamana doymak bilmeyiz. Zamanınızın ne kadar değerli olduğunu sizler bilmezsiniz ama biz iyi biliriz. Sizleri kemiklerinize kadar sömürürüz. Hep daha fazlasını, daha, daha fazlasını. Çünkü biz böyle çoğalırız.”

Azınlığın örgütlülüğü işte bu düzeneğin üzerine kurulu. Peki ya biz? Azınlığın bizden aşırdıklarına göz mü yumacağız yoksa çoğunluğun, yani zamanı çalınanların zamanlarını kendilerine geri mi vereceğiz? Kendilerinin olanı kendilerine geri vermek!

Saat, gün, hafta, ay, yıl onların olsun.

ZAMAN BİZİMDİR.

Share Button

Yorumlara kapalıdır