Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin: ‘Papa: Hemingway Küba’da’ Üzerine

Share Button

hemingway-kuba-da

 

 ulasbasar@gmail.com

 

‘Papa: Hemingway Küba’da’ filmi, adından anlaşılacağı gibi, Ernest Hemingway’in (1899-1961) Küba yıllarını konu alan bir film. Ülke kadar yıl da önemli. Yazar, tam da Küba Devrimi’nin yaklaşmakta olduğu sırada Küba’da. ‘Papa: Hemingway Küba’da’ gerçek olaylara dayandığını söylüyor. Filmde, yazar, teknesiyle Kübalı devrimcilere el altından silah taşıyor. Gerçekse çok önemli bir bilgi. Yoksa sansasyon için mi konmuş bu sahneler? Hemingway’ın İspanya İç Savaşı’na katılımı düşünülürse bu kaçakçılık şaşırtıcı gelmeyecek. Ama Küba’daki burjuva yaşamı düşünülürse gelebilir.

Küba Devrimi’nden sonra tümüyle Küba’da çekilen ilk Hollywood filmi olduğu söylenen ‘Papa’da Hemingway 4. eşiyle Küba’da yaşamaktadır. Geçimsiz bir insan olduğu için, evliliklerini ve genel olarak ilişkilerini sürdürmekte zorlanmaktadır. Ancak 4. eşi de geçimli birine benzemez. Sürekli olarak boşanma lafı geçer, fakat sık sık küsüp barışarak evliliklerine devam ederler. Bir kez daha, yazar yaşamlarının öyle ahım şahım olmadığının farkına varırız. Ünlü olmak bile çoğu zaman mutlu olmaya yetmeyecektir.

Papa filmi bir depresyon filmi olarak da izlenebilir. Filmde Hemingway’in babasının kendi canına kıydığını öğreniriz. Ailesinde intihar çok yaygındır. Filmde Hemingway’in defalarca intihara kalkıştığını görürüz. Filme çekilen dönemden 18 ay sonra kendi yaşamına son verecektir. Peki Hemingway’i hayatının doruğunda ölüme sürükleyen nedir? Filmde anlatıldığı gibi, yazarın hayatta mutlu olmak için her şeyi vardır. Gepgeniş araziye inşa edilmiş geniş ve güzel bir evi, güzel bir eşi vardır. Maddi sıkıntısı yoktur. Ününün doruğunda olduğu için yazdıklarından iyi bir gelir elde etmektedir. Şehre indiğinde çevresini hayranları sarmaktadır. Peki neyi eksiktir? Filme bakılırsa, onu ölüme sürükleyen neden, artık yazamamasıdır.

Yazamama konusunda biraz daha düşünelim. Yaratıcı çalışmalar öngörülemez bir niteliktedirler. Ayrıca usta bir yazar ya da sanatçı, her yapıtında aynı başarıyı gösterecek diye bir kural da yok. Çeşitli müzisyenlerin başarının doruğuna çıktıktan sonra ileri yaşlarda kimi zaman ağır ağır kimi zaman hızlı hızlı bayır aşağı düşüşünün tanığıyız. Kimi sanatçılar için, “keşke falanca yapıtından sonra üretmeyi bıraksaydı” dediğimiz olmuştur. Hemingway gibi yazarlar ise olaya böyle yaklaşmazlar. Onlar için, “işleyen demir ışıldayacaktır”. Ne kadar çok yazarlarsa, o kadar çok yaşama sevinci kazanırlar. Oysa filmde anlatılan 59 yaşındaki usta yazar, bundan sonra yazamasa bile, önceki yapıtları onun adını tarihe çoktan yazdırmıştı. Diğer bir deyişle, öyle bir noktaya gelmişti ki yazmasa da olurdu.

Onun yanlışı, kendine yönelik aşırı beklentisinden kaynaklanıyordu. Oysa yaratıcılık öngörülebilir bir olgu olmadığına göre, yazamamasını kendine yüklemiyor olmalıydı. Hemingway’in yazamadığı zamanlarda, yazmak dışındaki boş zaman etkinliklerine yönelmesi gerekirdi. Teknesiyle açılabilir; çocuklara yardım edebilir; büyük balıklar tutup ihtiyaç sahiplerine dağıtabilir; bahçecilikle uğraşa bilirdi. Film izleyebilirdi, şarkı söyleyebilirdi, kumsalda yürüyüş yapabilirdi. Kitap okuyabilirdi. Hemingway’in filmde kitap okuduğunu nadiren görüyoruz. Düşünsel yaşamda fazla içine kapanık olmak da iyi değil.

hemingway-kubada

Filmde genç gazeteci ile Hemingway arasında baba-oğul ilişkisi kurulduğunu görürüz. Zaten yazar adada ‘Papa’ olarak anılmaktadır. Fakat bu ilişki, inişli çıkışlı olacaktır. İlişki, yanlış anlamalar dışında Hemingway’in evliliğinin iç çalkantılarından da nasibini alacaktır.

Peki Hemingway’in Castro, Che ve yoldaşlarıyla ilişkisi nasıldı? Yakın bir ilişkileri olmadığı anlaşılıyor, fakat bir olumsuzluk da yok. Yazar, devrim olduğunda, bir yazısında devrimi selamlıyor. Castro, Hemingway’le 1960’daki görüşmelerinde, Sierra Maestra’daki gerilla mücadelesindeki esin kaynaklarından biri olarak Hemingway’in ‘Çanlar Kimin Çalıyor?’ romanını anıyor. Roman İspanya İç Savaşı’nı konu alıyordu, Hemingway onu Küba’da yazmıştı. Castro ve yoldaşlarına ilk gerilla eğitimini veren ise İspanya İç Savaşı’na katılmış olan bir Kübalı’ydı.

Hemingway, 1954’te Nobel Ödülü aldığında, bunu Küba halkına armağan etmek istemişti. Fakat Batista rejimine vermemek için, ödül olan altın madalyayı, sergilenmek üzere Küba’daki bir kiliseye bağışlamıştı. Yazarın kendini Kübalı gibi hissettiği söyleniyor.

Film bir yazarın iç dünyasını bize yansıtması dolayısıyla benim hoşuma gitti. Hollywood çölünde bir vaha gibi geldi. Daha iyisi çekilebilir mi? Elbette. Aslında açıkçası, filmi değil, türü sevdim. Yazarların yaşam öykülerini konu alan her tür filmi izlerim, iyi olsun kötü olsun. Bir de bu aralar yaşın film beğenileri üstünde ne kadar etkili olduğunu fark ediyorum. Bu filmi 20 yıl önce beğenmeye bilirdim.

Bugün Hemingway’ın çevrilmediği bir dil neredeyse yok. Küba Devrimi birtakım olanaksızlıklara karşın ayakta. Hemingway’in Küba’daki evi, bugün müze. Hep savaşın üstüne üstüne gitmiş, adeta ölmek için üstüne üstüne gitmiş Hemingway’in filmde Küba Devrimi’nin bir parçası olan başkanlık sarayı saldırısını, bir arabayı siper alarak izlediğini görüyoruz. Bugün Hemingway aramızda olmasa da, o üstüne üstüne gitme hali dünyanın çeşitli ülkelerinde sürüyor. Filmin tek başına bize bu ruhu anımsatması bile yeterli…

YAZI_875_koçan_396

Share Button
Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

Hakkında Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

1978 İstanbul doğumlu Gezgin, Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 17 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Araştırma ve öğretim konuları, iletişim, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı, Asya çalışmaları vb. gibi geniş alanları kapsamaktadır. Eğitimini Darüşşafaka, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve yurtdışında tamamlayan Gezgin’in yayınlanmış 14 kitabı, internette yayınlanmış 16 elektronik kitabı, yayınlanmayı bekleyen 5 kitabı olmak üzere toplam 35 kitabı ve çok sayıda kitap bölümü, makalesi, gazete yazısı ve yazınsal çalışmaları bulunmaktadır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü, şarkı, deneme, yazınsal inceleme, öykü, film öyküsü, film çözümlemesi, masal ve roman türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri ve şarkıcıları Türkçe’ye kazandırmaktadır. Son dönem çalışmalarına yazın ve toplumbilim tartışmalarıyla yüklü güncelerini de katmıştır. Çalışmalarını Orta Vietnam kenti Hoi An’da, 1983’de babasının ölümünün ardından 2017’de yitirdiği annesinin anısı için oluşturduğu Edibe Gezgin Sanat Evi’nde sürdürmektedir. 1990’dan bu yana tüm yapıtlarının dökümü için bkz. Gezgin Kaynakça (1990- ) https://www.slideshare.net/dr_gezgin/gezgn-kaynaka

Yorumlara kapalıdır