Hülya Küpçüoğlu: Mühürlü Zamanlar

Share Button
Yildanur Ketenci

Yildanur Ketenci

 

1-27 Haziran tarihleri arasında Yıldanur Ketenci’nin son dönem gerçekleştirdiği heykeller İzmir’de bulunan Galeri A’da izlenebilir. Ketenci farklı malzemelerden oluşturduğu heykellerinde zaman kavramını sorgularken, kendi hayat sürecinden yola çıkıyor. Mühürlediği olayları heykelleri aracılığı ile görselleştiriyor. Dantelden bakıra, telden buluntu malzemelere kadar çeşitlilik içeren heykeller, mühürlendikleri yerde izleyicilerini bekliyor.

 

Hülya Küpçüoğlu: ‘Mühürlü Zamanlar’ adlı serginiz nasıl bir süreçte oluştu?

Yıldanur Ketenci: Aslında serginin adını belirlerken bir kaç kez fikir değiştirdim..Önce rastlantı daha sonra ‘Nostalgia’ mı olsun diye düşünürken bir arkadaşımın önerisiyle Tarkovski’nin ‘Nostlgia’ adlı  filmini izledim… Her sergi öncesi heykellerimi ve duygularımı anlatacak doğru kararı vermek benim üzerinde önemle durduğum konulardan biri… Tarkovski’nin çalışmaları ile yoğun bir dönem yaşadım. Daha önceden de bildiğim bir yönetmendi ama bu kez farklı bir gözle baktım. Kendime daha yakın hissettim ve doğal olarak bilinç akışını anlamak için araştırma yaptım. Sanki her şey kendiliğinden şekilleniyordu, aslında sanatımda spontonelik çok önemsediğim bir durum. Sonra Tarkovski’yi daha iyi tanıdıkça ve ‘mühürlenmiş Zaman ‘ kitabını okurken, geçmişe olan özlemimi, özlemlerimizi anlatan en iyi başlığın, birçok insanın hayatında da önemli olan o çok özel olan anları kendi dilimde mühürlemeye karar verdim. Yani önce heykelleri yapıp sergi adını sonra belirledim. Bazen tersi olabilir ama bu serginin adı,  özlemi, çok değerli an’ları anlatan özel bir başlık olmalıydı. Şimdi tam anlamıyla o adı bulduğuma eminim. Yani serginin isim babası Tarkovski…

Yildanur Ketenci

Yildanur Ketenci

H.K.: Eserlerinizde kullandığınız malzemelerden bahseder misiniz?  Bu malzemeleri kullanırken çıkış noktanız neydi?

Y.K.: Geçmiş yıllarda bronz dökümler, terra-cotta, bakır, kağıt ve ahşap kullanarak yaptığım heykeller  var. Fakat son senelerde bronz artık çok sık kullandığım bir malzeme değil. Başka bir elin değmesindense, final malzemeyle çalışmayı seviyorum. Yani kendiliğinden olan o anki duygularımla oluşmasını… Elbette öncesinde birçok desen, çizim ve düşünce var. Ama oluşum aşaması o an ki duygularımla ilgili diyebilirim. Bunun yanı sıra kültüre ait, anısı olan malzemeler vazgeçilmezim, yanı sıra genelde kaide olarak kullandıklarımı da doğal malzemelerden seçiyorum. Basın Bülteninde de yazdığım gibi deniz kenarından bir taş, veya yıkılmakta olan bir evin yer döşemesi ve hatta eski bir gardropun bir parçasını kullandığım oldu. Kafes telleri, halatlar, bakır teller, benim düşünceme göre sıcak malzemeler..

Yildanur Ketenci

Yildanur Ketenci

H.K.: Heykellerinizin temasını zaman kavramı üzerine oturtuyorsunuz. Öncelikle zamanı ne şekilde ele alıyor ve eserlerinizde konumlandırıyorsunuz diye sormak istiyorum?

Y.K.: Zaman akıyor biz istesek de istemesek de… Bir şeyleri hep geride bırakıyoruz. Geleceği o kadar çok düşünüyoruz ki, geçmişteki anlarımızı unutuyoruz, belki de siliyoruz. Ben bu sergiyle kendime bir hatırlatma yaşarken, izleyiciyi de geçmişine götürmek istedim. Kendi geçmişimi, belleğimi, duygularımı heykellere dâhil ettim. Zaman bende, yani eserlerimde duygu ve gerçekçilik olarak gel-gitler şeklinde ortaya çıktı. Sergi afişimde kelebek figürü var. Kelebek hem duvardan çıkıyor hem de diğer zamanlarda ki heykellere tek tek dokunuyor. İşte tam da bu bilinç akışını anlatan bir durum. Zamanın ritmi…

Yildanur Ketenci

Yildanur Ketenci

H.K.: Sizin çalışmalarınız aracılığı ile zamana mühürlediğiniz konular yada olaylar neler?

Y.K.: O kadar çok ki mühürlü an’larım, iniş-çıkışlı zamanlarım var ki… Sanırım birden fazla sergi açarsam ancak bir kısmını anlatmış olurum. İnsan yaşamı hep mutluluk veya hep hüzün olmuyor. Mutluluklar kadar hüzünler, kayıplar da var. Mesela yakın zamanda boşaltmak durumunda kaldığım atölyem gibi. Üzerinde o dönemde çalıştığım heykelin adını ‘Veda’ koydum. Sergi süresince çalmasını istediğim müzik Şirin Pancaroğlu’nun ‘İstanbul ‘un Ses Telleri’ adlı cd. si olacak. Bu da hem Şirin’le olan arkadaşlığımız hem de en sevdiğim kent olan İstanbul’a bir gönderme gibi…

 

Yildanur Ketenci

Yildanur Ketenci

H.K.: Türkiye’de heykel üretmek ve sürdürmek hiç de kolay değil. Siz bir heykeltraş olarak ne gibi güçlüklerle karşılaştınız?

Y.K.: Türkiye’de bir çok sanat dalını hele hakkıyla yapmak istiyorsan, kolay dememiz yalan olur. Buna bir de İzmir’de yaşamayı eklersek daha da zor elbette. Zorlukları aşabiliyor muyum? Ya da bunun yöntemi nedir?  Artık kafamı yormuyorum. Sadece sevdiğim işi yapıyorum. Üretmekten, kendimi ifade etmekten, kendimce bir dil bulmaktan mutluyum. Amaç farkındalıklar yaratmak, özgün olanı yapabilmek ve yaptığın işi sevmekse, o zorluklarla da bir şekilde baş etmeyi öğreniyorsun. Ben böyle hissediyorum.

 

H.K.: Çağdaş heykel sanatını, günümüz Türkiye’sinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Y.K.: Çok iyi heykeltraşlarımız var ve arkadan gelenler de… Heykel teknik olarak zor bir sanat dalı. Sabır, güç, enerji ve birikim gerektiriyor. Üç boyutlu çalışmanın da avantajları yadsınamaz. Özellikle günümüzde potansiyel varken daha çok ilgi görmeli, daha çok heykel sergileri açılmalı, insanlara göstermeli diye düşünüyorum. Sanat eğitiminin çok küçük yaşlarda verilmesi, bunun için çocukları özendirmek, gelecek nesiller açısından da çok önemli… Günümüzde tv, cep tel. insanların daha fazla ilgisini çekiyor. O görgüyü, sanat görgüsünü oluşturmak,  küçük yaşlardan başlamalı…

 

H.K.: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Y.K.: Son olarak sözlerimi Tarkovski’den bir alıntı ile bitirmek istiyorum..

‘Sanat, bir insanın müktedir olduğu en iyi şeyi, yani umudu, inancı, aşkı, güzelliği ya da istediği ve umduğu en iyi şeyi güçlendirir. Yüzme bilmeyen bir insanın suya atladığında vücudu- kendisi değil-kendini kurtaracak içgüdüsel hareketler yapmaya başlar. İşte sanat da suya atılmış bir insan bedenine benzer, insanlığın manen boğulmasını engelleyecek bir içgüdüdür. Sanatçı, insanlığın manevi içgüdüsünün temsilcisidir’.

Share Button

Yorumlara kapalıdır