Hakan Erol: Swastika Geceleri

Share Button

Hakan EROL

Hakan EROL

Yeryüzünde yalnızca iki devlet kalmıştır: Alman İmparatorluğu(Avrupa ve Afrika’da) ve Japon İmparatorluğu(Asya, Avustralya ve Amerika kıtasında). Alman İmparatorluğunda kilise ve devlet bir duruma gelmiş ve Führer, Papa olmuştur. Kiliselerde töreni yönetme işini rahipler değil, Şövalyeler yapmaya başlamıştır. Bu imparatorlukta Hıristiyanlık, kadınsı bir din olmasından dolayı yasaklanmış, Yahudilik tamamen yok olmuş, Hitler İncili diye birtakım kurallar silsilesi ortaya çıkmıştır. Hitler İncili’nden, saçma sapan efsanelerden ve teknik kitaplardan başka okunacak hiçbir şey kalmamıştır.

Sadece Şövalyelerle Hıristiyanlar istedikleri gibi hareket edebilmektedir. Hıristiyanlara hükümet tarafından yardım yapılmaz, üstelik çalışmaları da yasaklanır. Köylerde yaşayıp, yasadışı birtakım işler yaparak geçimlerini karşılasalar da hiçbir maddi güçlük yaşamazlar. Yine sadece ev ve üst aramasından Şövalyeler ve Hıristiyanlar muaftırlar. Şövalyeler saygın bir konumdadır. Hıristiyanlar ise tam tersi… Almanlar, Hıristiyanları o kadar aşağılarlar ki, onların evlerinde arama yaparak asil ellerini o pis eşyalarla kirletmek dahi istemezler.

Şövalyelerin soyadları vardır, ancak başka milletten insanların ve sıradan Nazilerin soyadları yoktur. Alman olmayan insanların soyadlarının yasaklanma sebebi ise, Nazilerin onları kıskanmaması…

Kitabın yazarı elli yıl boyunca takma isimle gizlenir. En sonunda, yani yazarın ölümünden yirmi küsur yıl sonra, yayınevi yazarın ismini açıklar. Katharine Burdekin’dir bu isim… Burdekin, feministtir, bunu ‘’Swastika Geceleri’’nde alabildiğine yansıtmıştır. 27.yy’da yani kitabın yazıldığı dönemden tam 750 yıl sonrasını kurgulamıştır yazar. Romanda Nazizmin egemenliği altındaki bir Avrupa’yı görürüz.Yazar, faşizmin tehlikelerine dikkat çeker.

Hitler, Gök Gürültüsü’nün infilak etmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. İri yarı, sarışın ve asildir. Tipik Alman burjuvazisinin görünümündedir. 750 yıldır insanlara hiçbir şey okutmamışlar, tüm kitaplar 100 yıl içinde toplanıp yasaklatılmıştır. Kimse, bilgiye ulaşamaz. Yazdıklarını ve fotoğraflarını kimse hatırlayamasın diye Hitler’in kitapları bile yasaklanmıştır. Bu yüzden Hitler, tüm heykellerinde iri yarı, sarışın ve asildir. Hitler, Alman imparatorluğunda artık Tanrıdır, kendisine ölümüne tapılır!

swastika

Hitler’in kadına bakışını yansıtan “onlar ırkımızı üreteceklerdir!” cümlesi inekten süt sağılması kadar normal karşılanır. İşte bu ülkede, artık tecavüz kurumsallaşmış, yozlaşmış toplumun bir izleği hâline gelmiştir. On altı yaşından küçük olmamak kaydıyla, kolunda “sahibi” olduğuna dair bir bez parçasının işareti olmayan her kadın tecavüz edilmeye açıktır. Yasalar kadınlara karşıdır, tecavüze ise sınırsız tolerans vardır.

Kadınlar Bölgesi, bir cezaevinden farksızdır. Şövalyenin yatağında olmayan tüm kadınlar burada tutulurlar ve izin almadan buradan çıkamazlar, günde bir defa yemek yerler. Bu binada kadınlar istedikleri her şeyi yapabilirler, dolaşmak dışında yapacakları bir şey olmasa da. Ayda bir defa bu kafesten çıkarılarak başka bir kafese, yani kiliseye giderler ve ibadetlerini; ağlayarak, oğullarına feryat ederek gerçekleştirirler. Kadınların kulak hizasından fazla saç uzatmaları ise yasaktır. İmparatorlukta hiç kimse evlilik kurumunu hatırlamaz. Evlilik, bir insana bağlanma onlar için artık çok yabancı kavramlardır. Kadınların toplumsal hayattaki rollerinin ise lafı bile edilmez. Kadınlar, erkek çocuk doğuracak ve Alman ırkını yaşatacaklardır!

Kitap, distopya olması bakımından çoğu zaman Orwell* ile anılıyor. Burada Orwell konusuna girmeyeceğiz, satırları Orwell ile boğmaya niyetimiz yok. Ancak tek kelimeyle, Orwell bir yazar değildir. En hafif tabirle, bir tetikçidir. Para karşılığında yazdıramayacağınız şey yoktur ona…

Swastika Geceleri’nin eksikleri de var elbette. Şövalye Von Hess’in kurduğu  “Ruhsuzlaştık. Tam olarak barbar değiliz; teknik bilgi ve becerimiz var, doğadan korkmuyoruz, açlık çekmiyoruz.’’cümlesinde olduğu gibi faşizmi salt kadın sorunu, Yahudi sorunu ve Hıristiyan değerler üzerinden ele alan Burdekin, bir şeyi atlıyor aslında; faşizm, sınıfsaldır! Kimliklere gömülen feminizm, sınıfsallığın üzerinden atlıyor. Durum böyle olunca da kitapta faşizmin kadınları bir hayvana çevirmesini, Hıristiyanları ve Yahudileri bitirme noktasına geldiğini görüyoruz, ancak faşizmin tavan yaptığı bu ülkede kimse açlık çekmiyor, hatta faşist devlet belli başlı noktalarda halkına ‘destek’ çıkıyor, birçok kesime istihkak bile veriyor. Hitler faşizmini, arkasındaki büyük sermaye desteğinden ayrı gösteremezsiniz. Hitler Paris’e girdiğinde, Paris burjuvazisinin, Alman burjuvazisine silah sattığını unutmamak gerekiyor. O yüzden, faşizm dibine kadar sınıfsaldır. Ve kitabın en büyük eksiği de sınıfsal çelişkilere değinmemesi, bunu kitaba yansıtmamasıdır. Faşizm elbette kadınları da yok edecektir, ama bu, sınıf mücadelesinden bağımsız bir durum değildir.

Bir diğer eksik ise içerikte göze çarpıyor. Kitap, neredeyse her sayfada uzun diyaloglar barındırıyor. En az üç bölüm Şövalye Von Hess, Hermann(Alman Nazi) ve Alfred’in(İngiliz) konuşmalarına odaklanıyoruz. Bu diyalogların bazılarında da sıkıntı oluşturabilecek durumlarla karşılaşıyoruz. Mesela, İngiltere’nin bir imparatorluk olduğunu bile bilmedikleri ve unuttukları geçerken bir konuşmada, diğer bir diyalogda Mısır, Babil ve Roma’ya kadar uzanıp birkaç söz edebiliyorlar… Bunu Von Hess’in elindeki gizli kitaptan öğrenmeleri ise imkânsız durmaktadır.

Von Hess’in, neredeyse hiç tanımadığı Alfred’e, bir anda güvenmesi ve çok önemli sırrı, yani onunla ‘’insanlığı kurtaracak’’ bilgiyi paylaşması da göze batıyor  ve gerçekçi de durmuyor. Distopyada elbette gerçekçilik aranmaz, ama bazı noktaların okuyucuda soru işareti bırakmaması gerekir. Son bölümde ise beş Nazi askerinin ‘tesadüf’ eseri gizli sığınağı tespit etmesi, kitabın bir an önce sonunu getirme kaygısını akla  getiriyor.

Son olarak, kitapta pratik olarak Hitler faşizmi daha iyi anlatılabilecekken, son bölüm haricinde, Nazilerle hiçbir doğru dürüst ‘’kavga-gürültü’’ yaşanmıyor. Aksine, birkaç noktada “gurur kırıcı” söylemler dışında Naziler, hiç tiranlık kurmamış gibi yansıyor okuyucuya.

Bach, Beethoven, Mozart ve daha birçok isim geçiyor kitapta. Tüm bunların, Alman müziğindeki önemine  değiniliyor. Fransız, İtalyan, İspanyol ve Rus bestecilerin bile Alman olarak adlandırılması diyaloglarda veriliyor. Çaykovski, bu konuşmalar arasında  ‘’büyük Rus besteci’’ olarak anılıyor. Bu konuşmalar, okumayı çeşitlendirmiş ve ona güzel bir de tat katmıştır.

Her şeye rağmen, sonunda umut kapısını açık bırakıyor Burdekin.O, Hıristiyanlar’a göndermede bulunarak, umudu orada görse de, Hitler faşizmini yeryüzünden silen; Stalin ve bu uğurda yirmi beş milyon insanını kaybeden Sovyet halkları oluyor…

Lenin ve Stalin kitabın birkaç yerinde “büyük liderler” olarak övülürken bir yerinde ise “şeytan” olarak nitelendirilirler:

‘’Lenin ve Stalin şeytan gibiydi, çünkü Rus liderleriydiler. Almanya’nın en büyük mücadelesi onlara karşı oldu. Lenin, Hitler iktidar olmadan çok önce öldü; Stalin’le de karşı karşıya gelmediler hiç.’’

Acaba Burdekin, bu kitabı yazdıktan sadece yedi-sekiz yıl sonra, faşizmi ortadan kaldıran Sovyetlere, kitabında birtakım göndermelerde bulunduğu için bir huzursuzluk yaşamış veya kendini eleştirmiş midir? Bu da Burdekin’in, yaşamını yitirdiğinden dolayı, hiçbir zaman cevap veremeyeceği bir soru olarak zihinleri kurcalasın…

*  http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/cia-ajanlarina-bakin-34065

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/orwelle-stravinskiye-haksizlik-etmek-34115

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/sule-suzuk-toker/hukumsuz-1984-158177

**   http://haber.sol.org.tr/blog/serbest-kursu/hakan-erol/kavga-onlarin-omuzlarinda-yukseliyor-devrimci-kadinlar-199331

 

 

 

 

 

Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır