Vecdi Uzun: Madam P. İle Sanat Üzerine

Share Button

G1

 

“Figür ve desenle anlatılabileceklerin her zaman
kısıtlı olduğunu düşünüyorum.”

Vecdi Uzun: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Madam P kimdir?

Madam P.:1975 Kopenhag doğumluyum. Üniversiteyi kısmen Almanya’da ve Çanakkale’de tamamladım. Madam P renkleri kendine sözcük edinmiş bir sanatçıdır. Altı dil biliyor olmama rağmen, kendimi en iyi sanatın dili ile ifade edebiliyorum. Resimle kuracağım cümleyi düşünmek zorunda değilim. İmla kuralları yok. Sadece olduğu gibi, çıktığı gibi… Benim resmim içten içe bir iletişim aracıdır, tamamıyla evrenseldir ve benim için lirik bir dünyadır. Tuvalimle göz göze geldiğimde şiir gibi bir hayat başlar. Resmimdeki bu şiirselliğin yanında; sözlerim çoğu zaman protest ve bir o kadar da naiftir. Resimlerimdeki sessiz anlatımlarımı kimseye hakaret etmeden ve üzmeden aktarırım.
g2
V.U.: Çalışmalarınızı ve çalışma prensiplerinizi nasıl özetleyebilirsiniz?

M.P.: Anlatımlarımı genellikle İzmir’deki atölyemde, bazen de evimde gerçekleştiririm. Aslında nerede olduğumun önemi yok. Önemli olan anlatacak bir şeylerinizin olmasıdır. Anlatacak bir şeyiniz yoksa yirmi dört saat atölyede kalsanız bile sonuçta ortaya anlatım çıkmaz. Ben herkes gibiyim. Halkım yani herkesim. Dolayısıyla hepimizim. Çalışmalarımla çocukluğumdan beri biriktirdiklerimi anlatırım. Herkes gibi, durduramadığım her şeye ben de karşıyım. Kötülükleri ortadan kaldırmaya gücüm yetmez; ama savaşlara, çocuk ölümlerine, açlığa ve kadın cinayetlerine sadece dikkat çekebilirim. Ben de öyle yapıyorum. Olayları yaşandığı gibi resmedebilirsem yani acıyı resmedebilirsem ve karşı tarafa aktarmayı başarırsam birçok olayın yaşandı bitti olmadığını anlatabilirim. Bu anlamda bir misyonum var. Benim hedefim “Mutluğun Resmi” değildir.
“Bana ne ?” dediğimiz sürece sorunlar tarih boyu devam eder. Tersine modern dilde empati denir. Birbirimizi anlarsak bir sinerji oluşur, ancak ben empatinin düşüncede kalmasının yetersiz olduğunu düşünüyorum. İnsan çoğu zaman unutur. Unutmadığımız tek şey duygulardır. Hissedersek anlarız. Anlarsak çoğalırız.

g3
V.U.: Son dönem soyut çalışmalarınız öne çıktı. Bu resimlerinizi detaylı olarak anlatırmısınız?

M.P.: Doğru, artık sadece soyut resimler yapıyorum. Çünkü figür ve desenle anlatılabileceklerin her zaman kısıtlı olduğunu düşünüyorum. Bana göre figür ve desenle anlatım dili artık çok yüzeyseldir. Oysa ben daha içten, daha derin ve katman katman olanı anlatma gayreti içerisindeyim. Bu nedenle salt görüneni anlatmak yeterli gelmiyor. Sadece görünenin hikâyesi bende yoğun duygular uyandırmaz. Benim yolculuğum görülenlerden öteye doğru olup, tek duygu ya da düşünceye yönelik olmamalı, hem geçmiş hem geleceği sarmalı ve çoklu dönemlere hitap etmelidir. Resmimin her noktasında büyük bir cesaretin yansıması olmalıdır. Renklerim de öyle olmak zorundadır. Resmim bana ait olmalıdır.

g4
V.U.: Resimleriniz içinde sizi en çok etkileyen hangisidir? Bu resimle ne anlatıyorsunuz?

M.P.: “Ya Esaret, Ya Cesaret” yani “Encouge Or Bondage” beni etkilediği gibi özellikle Londra’dada çok ilgi gördü. Hikâyesi bir bağımsızlık mücadelesidir. Bunu kişisel de alabilirsiniz ülkeniz için de düşünebilirsiniz. Aslında arasında pek bir fark yok. Bağımsızlık bir bütündür her zaman. Hem içten hem dıştan olursa bir anlamı vardır. Dediğiniz gibi soyut anlatımlar yapıyorum, ama aslında yaptığım şey renklerin dilini kullanmak. Renkler gözler gibidir, asla yalan söylemez. Bu sebeple resimlerim samimi bulunur.

g5
V.U.: Sanatın geleceği üzerine ne iletmek istersiniz?

M.P.: Sanat, benim için bir dildir. Bu dil içten olduğu sürece geliştirilebilir. Sanat toplumların gelişimi için zorunlu bir anlatım biçimidir. Her şeyi sadece bağıra bağıra söyleyemeyiz, ama sanat her ses tonunda kimi zaman bağırır, kimi zaman fısıldar ve kendini ifade eder. Sanat yoluyla her şeyi çok daha geniş kitlelerin çok daha yüksek sesle duymaları sağlanır. Biz şu an sanatın önemi hakkında çok da bilgi sahibi değiliz. Toplum olarak sanatın önemini anlayabildiğimiz zaman birçok soruna daha akılcı yaklaşabileceğiz. Dünyada durum bizden biraz daha farklı. Sadece bizde eksik olan sanata ilgiden değil, aslında bizde eksik olan sanata saygıdan da bahsediyorum. Bence ilgi zaman içinde gelip geçici olsa da, saygı daha kalıcı olduğu için bu eksikliği anlamamış olmamız çok daha önemli olumsuzluklar yaratmaktadır. Sanatla uğraşan insanlar geleceğe iz bırakan kişiler. Onların çalışmaları yüzlerce yıl sonra bugünler hakkında bilgi verecektir. Tabii gerçekleri yansıtıyorsa, diyebilirsiniz. Sanatın bir başka özelliği ise yalanının olmamasıdır. Kendinizi anlattığınız için sanatta yalan söylemeniz mümkün değildir. Sonuçta anlattığınız da kendinize ait yalanlardır. Tam buraya “kopya çalışmadığınız sürece “ şartını koymakta yarar var. Çünkü kopya bir başkasının düşüncesi ve duygusudur. Bu zaten baştan sona yalanın kendisi demektir.

g6
V.U.: Ülkemizde sanatın geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz?

M.P.: Ben çok umutluyum. 1989 da resim yapmaya başladım. O zaman daha deli işiydi. Şimdi daha iyi durumda. Hiç olmazsa resim yapana deli muamelesi yapmıyorlar. Fakat bu defa sanatla uğraşanlarca şimdi de sanatın sadece belli bir sınıfa has bir olguymuş gibi lanse edilmesinden rahatsızım. Sanat sadece bir topluluğa yönelik değildir. Toplum olarak sanatı sevelim ve sevdirelim dedik, ama sahip olma duygumuzu yenemediğimiz için ortasını bulamadık. Sanatı doğru anlayabilmek için hangi ihtiyaçlardan doğduğuna bakmamız gerekiyor. Sanat ile toplumun ne zaman birbirinden ayrıldığı sorusuna yanıt verebildiğimiz gün bu sorunu çözeriz. Oysa çıkış noktası neydi? Neyi anlatıyordu sanat bir zamanlar.
Bu konuda kitap yayınlamış çok sayıda sanat yazarlarımız var. Bu konuda çok üretken olanlar da bulunmaktadır. Bunların ne kadar çok kitap yazdığını parmaklarımla göstermek isterdim, ama o kadar parmağım yok. Demek ki hikâye uzun bir hikâye. Fakat okuyan yok ya da yeterli değil. Yoksa bugün bunları anlatıyor olmazdım. Sanatı kendine dert edinenlerin öncelikle oturup uzun uzun inceleme ve araştırma yapması gerekiyor. Ama her katmanı dâhil olmalı. O yüzden öncelikle neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızı sorgulamamız gerekir ki sanat bizde öyle “el âlemin kaftanı” gibi durmasın.
Yeni olanın yerleşmesinin uzun sürdüğünü biliyorum ama aynı hataları devam ettirmeye devam edersek kendi dalımızı kesmiş oluruz. Sanat üretimlerinde en önemli nokta bağımsızlıktır. Üniversite eğitimlerinde bağımsızlık konusunda ciddi sıkıntılar var. Öğrenciler belli bir zaman sonra kendi hocalarının, daha sonra da beğendiği sanatçının kopyası olmak durumunda kalıyor. Sanatta kendimiz olmadığımız sürece aslına kopyacı olarak zincirlerle bağlı esir oluruz.
Sanat eserleri imzadan farklı değildir. Sanat eğitiminde öğrenci bir başkasının imzasını atılmaya zorlanmamalıdır. Bu döngü böyle devam ederse çok sayıda GSF mezunumuz olur, ancak bırakın sanatçı olmayı içlerinden sanatçı ruhlu kimse çıkmaz. Ressam demedim. Resim sanatçısı ve ressamların kapsamları çok farklıdır. Yaklaşık otuz yıldır sanatla uğraşan biri olarak öncelikle çocuklarımızın kendi bağımsızlıklarını kazanmalarını gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bağımsızlık verilen değil, alınan bir şeydir.

g7

V.U.: Kolaj Art okuyucularına iletmek istediğiniz nedir?

M.P.: Hepinizi seviyorum. Sanatla kalın. Özgür kalın. Mutlu kalın…
g8

Share Button

Yorumlara kapalıdır