Şeref Akşit: Atölye Günlükleri 10: Gazi Sansoy

Share Button

S1-GAzi Sansoy ve Atölye

Şeref Akşit: Gazi Sansoy’u yıllardır tanıyorum ve başarılarını, özellikle son üç sergide yükselişini ilgiyle, keyifle izliyorum. Onu ilk keşfettiğim yıllar minyatür serilerini yaptığı yıllardı. Sanat camiasının bu uyarlamaları/yorumları daha ne kadar görmezden geleceğini… Tabii bazı sanatçılara ömürleri boyunca böyle davranılır o ayrı… Aksi hâlde sanat piyasasına sinirim katlanarak artacaktı. O idealizmine, sanatına, duruşuna, hicvine, humour’una bayıldığım sanatçılardan biri…

Şeref Akşit: Kısaca sanat hayatının başlangıç yıllarıyla başlayalım. Çizim/desen/resim çalışmalarınız ne zaman tutkuya, hatta mesleğe dönüşmeye başladı?

Gazi Sansoy: Açıkçası genel olarak okulla aram iyi olmamıştı. Özellikle lise birde kadın hocadan dayak yiyince okul ve eğitim korkum oluştu. Okula ara vermek zorunda kaldım. O dönem çizime kapandım. Beş altı yaşımdan beri rahmetli babamın yurt dışından getirdiği müze kitaplarına, kataloglarına tutkuyla bağlıydım. Sürekli eskizler yaptım, onlar üzerine çalıştım. 1979’da erkek öğrenci de almaya başladılar diye Kadıköy Kız Meslek Lisesi’ne kaydoldum, hayatımın en mutlu yılıydı!

Gülüşmeler..

G.S.: El üstünde tutuluyorduk tabii, sonuçta dört erkek vardı koca okulda. 1980’de de darbe geldi, okullar kapatıldı. Yine ara verdim. Neyse, liseyi de geçelim, asıl 1994’te Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümüne girince kendime geldim. Bana benzeyen, benim gibi yaşayan, sanat soluyan insanlarla tanışınca her şey yoluna girdi, sanki uzun yıllardır eksikliğini duyduğum şey tamamlanmıştı. Sonunda okul da ilk defa çok iyi oldu ve ilk defa resim, desen derslerinden yüz almaya başladım. İlk gördüğümde çok şaşırmıştım, sınav sonuçları açıklanmış, yüz alan bir kişi var,hayal edemiyorum bile, altmış, yetmiş rakamları arasında kendimi aradım, bulamadım. Yüz aldığımı görünce, Vay be olabiliyormuş, dedim. Sonra hep de öyle sürüp gitti. Sürekli çizim yapıyorduk ve akşamları saat 11 oldu mu bekçi zorla gönderiyordu bizi, kapatıyoruz artık köpekleri salacağım haydi toparlanalım, diyerek. Lisans ve yüksek lisans hayatım çok başarılı gitti yani, keşke bizim zamanımızda güzel sanatlar lisesi olsaydı, o zaman muhtemelen lise hayatım da çok huzurlu ve mutlu geçerdi.

Ş.A.: Ütopya Platform Sanat Galerisi’nden bahsedelim biraz da. Bağımsız sanat mekânında yüzlerce sergi yaptınız, hem kendi sergilerinizi hem değerli bulduğunuz sanatçıların sergilerini yaptınız.

G.S.: Evet çok yorucu süreçti, insanlara laf anlatmak çok zor malum, epey zorlandık. Sergileri yaparken insanlarla anlaşmak, taleplere cevap vermek zor tabii, amme hizmeti yaptık deyim yerindeyse. Hâlimizden anlayan, empati kuran çok az sanatçı çıktı. Ama malum bizim iş biraz da akıntıya karşı kürek çekmek, elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sürdürdük.

S2-Gazi SAnsoy Atölye

Ş.A.: Resimlerinizdeki çok renklilikten, çok seslilikten bahsedecek olursak…

G.S.: Çok renklilik… Anadolu toprakları o kadar karmaşık ki zaten her şey iç içe. Aslında şöyle özetleyebilirim belki, çoğunlukla geçmişte yaşıyorum: tarihsel geçmiş, aile, anılar, yakın çağ tarihi… Kendimi geçmişe daha yakın hissediyorum. Geçmişle şimdi arasında köprü kurduğumuzda da zaten resimlerimde bahsedilen absürt ögeler ortaya çıkıyor, benim kompozisyonu oluşturmam yeterli oluyor. Bunu da çok büyük bir bilinçle yapmıyorum, hatta sanatçının her şeyi bilmesi, her şeyi kontrol altında tutması gereken bir varlık olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine kendini bırakmalı, koyvermeli resmine, resmin tekniğini, ikonografik açıklamaları, göndermeleri, metaforları sanat tarihçileri, eleştirmenler açıklamalı, sanatçı değil!

Ş.A.: Sanatta bilinçdışı da rastlantısallık ve tesadüfler de önemli diyen sanatçılardansınız yani.

S3-Gazi Sansoy Eseriyle ben1

G.S.: Evet. Teknikler bazen tesadüf… Mesela “Yüzsüzler” serisinde Rubens’in bir resmini croplamıştım,figürü taşırken geride bıraktığı boşluk dikkatimi çekti. Sonra o boşluğu renklendirsem nasıl olur diye düşündüm ve bu sergi ortaya çıktı. Minyatürler serisinde de Levni’nin çalışmalarını gördüğümde çarpıldım ve kendime yakın bir şey yakaladım. Eski minyatürleri kendi döneminde çağdaş yorumla elden geçirirdi.

Ş.A.: Müziğin hayatınızdaki yeri nedir? Atölyede ne vakit müzik dinlersiniz, resim yaparken dinlediğiniz olur mu?

S4-Gazi Sansoy

G.S.: Atölye’de her zaman müzik olur.Rock türevi müzikler de dinlerim; Duman, Guns N Roses, ama alaturka, mesela Zeki Müren de dinlerim, yeri gelince Orhan Gencebay da…

Ş.A.: Film izler misiniz?

G.S.: Atölyede film izlemem, evde izlerim.

Ş.A.: Atölyede gününüzü nasıl geçirirsiniz, her gün gelir misiniz, yoksa yalnızca konu, tema, iş çalışacağınız zaman mı?

G.S.: Her gün gelirim, çizim yapmasam da araştırma yapıyorum, minyatür çalışmaları da sürüyor. Bazen uzun uzun düşünürüm, bazen planlarımı yaparım, o anlamda yazarım, çizerim. Asıl buraya gelmediğim zaman mutsuz oluyorum, en sevmediğim zamanlar evde geçirdiğim hasta olduğum zamanlar.

Ş.A.: Bu yoğun geçirilmiş atölye zamanları size çok sabretmeyi öğretmiş belli ki, başka…

G.S.: Benim bu yaşımda öğrendiğim en önemli şey ,her şey zamanında oluyor,olmuyorsa da olmuyor. Zamanı geldiğinde altın tepsiyle bu sana sunuluyor.

Ş.A.: Size de böyle mi oldu?

G.S.: Ütopya’yı kurduktan sonra 2007den itibaren çok yoğun çalıştım. 2009’da minyatür serisini yaptım. Cem Yılmaz magazincilerden kurtulmak için kendini Contemporary’den alt kata atmış. Karşıdan baktım, benim tarafa doğru geliyordu. Resimlerimin dikkatini çekebileceğini düşündüm, tarihsellik, belirgin mizah… Resimlerimi keşfetti. O resimlerimi aldıktan sonra medya ve diğer koleksiyonerler, galeriler beni tanımaya ve bana gelmeye başladılar. Göbeğimi kendim kestim ama…

Ş.A.: Resimleriniz geçmişle iç içe, paralel evren gibi. Geçmiş/şimdi/gelecek aynı anda, zaman algısı muğlak, Doğu/Batı iç içe. Resimleriniz ilk bakışta şaşkınlık uyandırıyor, klasik olacak ama, bu absürtlük zaman zaman güldürürken zaman zaman da düşündürüyor.

S5-Gazi Sansoy, Fikirtepe Meydan Muharebesi 2012-2013, 170x290cm, tuval üzerine yağlıboya_preview

G.S.: Aslında bana göre o kadar da şaşırtıcı değil, çok renkli olsunlar ya da çok absürt,komik, kışkırtıcı olsunlar diye onları yan yana koymuyorum zihnim zaten böyle çalışıyor. Yalnızca onları gelişi güzel yerleştiriyorum, sonra ne olduklarına bakıyorum. Sanatçı, bir bilim insanı gibi her deneyini açıklamak, her attığı adımı bilmek zorunda değil.

Ş.A.: Peki diğer sanat dallarının resme olan katkısı nedir, resimle ilişkisi nasıldır? Edebiyattan, filmlerden, müzikten etkilenme oluyor mu?

G.S.: Tabii oluyor ama filmlerde belirgin bir etkiden söz edilemez. Yaptığım okumalar açıkça etkili. Daha sonra düşünebileceğim “Katli Vaciptir” sergisi Osmanlı araştırması sayesinde çıktı. Fermanlar ve başı kesilen dönemin devlet büyükleri hakkında bir sergi olacak, malum sadrazamların bile amiyane tabirle kellesi gitti.

S6-GAzi Sansoy (2)

Ş.A.: Tarzınız muhalif ama biraz gizli ve örtük sanki, kör göze parmak sokmuyorsunuz, net bir hedef yok sanki?

G.S.: Belli bir kişi ya da kuruluşu değil de daha geneli eleştirdiğimizde sanat daha iyi ortaya çıkıyor.

Ş.A.: Hiç ağır eleştiri almadınız mı? Mezar Taşım, Ölüm Allah’ın Emri, 3. Viyana Kuşatması ve Mülteciler, Karşılama,İstanbul’un Gazisi, Gezi,Fikirtepe Meydan Muharebesi ve Fikirtepe’nin Sonu adlı  çalışmalarınız epey kışkırtıcı! Hiç tehdit edilmediniz yani?

G.S. : Hayır!

Ş.A. : Hakaret?

G.S. : Hayır.

Ş.A. : Şaşırdım doğrusu, aynı ülkeden ve topraklardan bahsediyoruz değil mi?

-Gülüşmeler…

Ş.A.: Levni etkileri de minyatür sanatı kapsamında “pop minyatür”ler serisinde etkili. Tabi diğer yandan aldığınız baskı, grafik sanat eğitimi de etkisini göstermiş ki trans baskıları, kendi çalışmalarınız olan başka dijital işleri tuvale ve hatta yağlı boya resme 2007’lerden beri tematik sergiler eşliğinde uygulayabiliyorsunuz.

G.S.: Eskiden beri bu disiplinleri iç içe kullandığım için belli bir sırayla veya formülle yapmıyorum. Levni keşfi de tesadüf oldu biraz, sanat dergisini karıştırırken gördüm, etkilendim, mutlaka bununla ilgili bir çalışma yapmalıyım dedim, tema, zamanla kendisi belirdi.

Ş.A.Sanat üretiminde bilinç-bilinç dışı uyumu sanırım böyle ortaya çıkıyor.

G.S.: Bir resmi yaparken tam anlamıyla bilinçli olamam. Leonardo da Mona Lisa’yı yaparken gülümseyen yüz mü/ kederli yüz mü? diye düşünmemiştir herhâlde.

Ş.A.: Peki, yıllarca bağımsız bir sanatçı olarak hem diğer bağımsız sanatçılara destek oldunuz hem de bu kulvarda ilerlediniz. Mainstreem diyebileceğimiz Anna Laudel gibi bir galeriyle anlaşma nasıl oldu? Nirvana hikâyesi gibi bir şey mi yoksa? İlk albümleri Bleach’i arkadaşlarıyla kendi aralarında topladıkları parayla çıkartıyorlar. İkinci albümlerini dünyanın en büyük müzik şirketlerinden biri olan Geffen’la imzalayıp bütün dünyayı kasıp kavuruyorlar. Kurt Cobain’e sorulduğunda “Biz onlara gitmedik ki onlar bize geldi ve bütün şartlarımızı kabul ettiler, biz hayatımızdan taviz vermedik.” diyordu.

G.S.: Benzeri bir şey oldu. Arkadaşlık vardı zaten, Anna Laudel galeriye davet edildiğimde çok memnun kaldım, galeriyi benimsedim.Sergi açmayı istedim yani, içimden geçirdim. Yaklaşık 3 ay sonra buraya, atölyeme teşrif ettiler. Akşam 6’da geldiler 12’de çıktılar. Contemporary İstanbul, karma sergi, kişisel sergi ve sonrası… Her şey konuşuldu ve anlaşmış olduk.

Ş.A.: Son on yıllık çalışmalarınız kapsayan ve 23 şubata kadar devam edecek olan “Dönemler”, isimli serginize ilgi nasıl oldu, memnun kaldınız mı?

G.S.: Evet gayet memnun kaldım, mutlu oldum, güzel bir sergi oldu,tanıtımı da iyi yapıldı. Balamir Nazlıca’yla da bu sergi kapsamında tanışmış olduk, beraber belgesel video çektik, o da çok beğenildi. Çok mutlu oldum.

Ş.A.: Sizce başarı nedir,başarıya nasıl ulaşırız?

G.S.: Başarı, inandığın şeye istikrarla, azimle sarılmak ve elinden geldiğince çalışmaktır. Gerisi gelir, birisi bir sebepten sizi bulur. Mevzubahis olan ticari başarıysa ilerleyen yaşlarda da denk gelebilir. İşin içinde manipülasyon olsa da Ferruh Başağa, 80 yaşındayken resim yarışmasında sadece sergileme alıyor. Amerikalı jüri, Ahmet Kabakçı’ya “Çok iyi soyut yapıyor. Mutlaka beş, altı tane resmini al” diyor, o da alıyor… Sonra bunu duyan Sabancı ailesi vb.derken yaşlı ressamımız bir anda beğeniliyor, kendini ispatlıyor.

S7-GAzi Sansoy

Ş.A.: Sonraki sergi için ne düşünüyorsunuz?

G.S.: Henüz çalışıyorum, iki konu arasında karar vereceğim. Muhtemelen, “Dün, bugün, gelecek”…olacak, bunlardan ikisi sergilendi. Ve de biraz bahsettiğim gibi henüz yeni çalıştığım “Katli vaciptir”.

Ş.A.: İlginç ve iddialı bir proje olacağa benziyor, merakla bekliyoruz.

8-Gazi Sansoy-eseriyle ben

 

 

NOT: Bir atölye günlüğünün daha sonuna gelirken Gazi Sansoy’u daha yakından tanımış olmanın keyfi ve sefası içindeyim. Vakur, kendinden emin, ama alçak gönüllü, rahat tavrı dikkatimi çekti. Aslında konu/tema/uygulama olarak ülkemizdeki en özgün, bir o kadar da bu topraklardan beslenen ressamlardan birinde kendine veya sanatına dair hiçbir övücü  ya da yüceltici ima, tasvir,gizli sözcük görmemem beni olumlu anlamda şaşırttı. Gazi Sansoy, ne sanatıyla ne de diliyle ajitasyon yapmayan, kibirden, rekabetten, ego savaşından uzak bir sanatçı.

Belki deneyimle belki sezgileriyle, doğru dengeyi yakalamış bir ressam. On- on üç yıl önce yaptığı minyatür uygulamaları sanatımızda yeni denemeler vaat ederken, ileriki yıllarda klasikleşmiş resimler olacak gibi görünüyor. Ve yazarını klasikleşmiş deyimlere, benzetmelere yani, aslında adabımuaşerete neva makamından bir ney taksimiyle kibarca, usulca sufleyle çağırıyor sanki: Geçmişten geleceğe, Doğudan Batıya, formdan sezgiye, matematikten içselliğe, çığlıktan sükunete, akustikten elektroniğe, baştan sona, Anadolu’dan Avrupa’ya bağlıyor, kültürel ve tarihsel boğaz köprüsünü sanatla kuruyor. Batılı sazlarla türkü söyleyen bir müzisyen ya da Mercan Dede gibi alaturka makamda türküleri neyle üflerken Batılı elektronik müzikler eşliğinde çalan, bu toprakların imgelerini Batılı enstrümanlarla boyayarak anlatan ressam Gazi Sansoy. Kendisinin de dediği gibi, her malzeme aynı zamanda bir teknolojidir: fırça, boya, kâğıt, bilgisayar, photoshop… Hiçbirine karşı değil bununla birlikte yalnızca birinin yanında hiç değil! Resimleri zaman zaman Flaman Ressamı Jan Van Eyck gibi lirik, Pieter Bruegel gibi düşsel, sürreal veya Levni’nin (modern) minyatürlerinden,karikatür çizimlerine yaklaşsa, çok çeşitlilik gösterse de izleyiciyi tarihselliğin şaşmaz bekçiliği gözetiminde sergi turuna çıkarmış  tematik bir realist sergi gibi. İstanbul’un son beyefendilerinden Gazi Sansoy’a konuk olduk. Yaklaşık üç yıldır yapmayı planladığımız atölye söyleşisini de gerçekleştirmiş olmanın huzuruyla bir dahaki ayın ortasında görüşmek üzere.

Share Button

Yorumlara kapalıdır