Sabahattin Şen: Picasso’yu Eleştirmek Derken

Share Button
Pablo Picasso

Pablo Picasso

Bundan önce yayınlanan “Picasso’suz Olmuyor” yazım bu yazıya ilişkin ön bir yazıydı. Özkan Eroğlu’nun Picasso’yla Matisse’i niteliksel açıdan karşılaştıran yazısındaki tutarsızlıkların ortaya koyduğu sanat yıkımına yanıt vermek gerekiyordu. Çünkü ülkemizde sanat henüz evrensel ve çağdaş anlamda bir yere oturamadı. Yanlış ellerle de yozlaştırılarak önü kesildi. Hele son zamanlarda ülkedeki her alandaki çöküşle birlikte sanat da yozluğun içinde daha da yozlaştırıldı. Sanatta ayağımız bir türlü yere basmadı ve gerilere doğru hızla kaymakta. Bu kaymayı hızlandıran Picasso ve Matisse karşılaştırması sanatı çok acı bir duruma sürükledi. Sanatı arayan insanımız bu tür yazılarla sanat yerine kokuşmuşluğun çukuruna düşürülmekte. Ben de buna karşı tepkimi ortaya koyuyorum.

Picasso & Matisse

Picasso & Matisse

Özkan Eroğlu’nun “Bir Picasso Eleştirisi” adı altındaki yazısında Picasso eleştirisiyle değil, Picasso’yu alçaltmaya yönelik bir yaklaşımla karşılaşıyoruz. Bir anlamda Picasso’yla yaratılmış büyük bir sanat devrimi dengesizleştirmeye kalkışılmıştır. Picasso’nun sanatta yarattığı olağanüstü düzeydeki bir sanat dünyasının arkasından günümüz sanatçılarında da Picasso’dan bir parça vardır. Ortalığı şaşkına çeviren “Kavramsal Sanat” temelini Picasso’dan alır. Picasso’yu alçaltmaya kalkanlar ve sanatta başarılı olamayan, sanatı anlayamayan da olmuştur. Psikologlar da Picasso’ya kendi psikolojik dengesizlikleriyle saldırmaya kalkışmışlardır.  Picasso, sanatın dengeleri içindeki özel konumdaki büyüklüğüyle yerini korumuştur. Özkan Eroğlu, Picasso’yu geçmişte eleştirenlerin, alçaltıp küçültmeye kalkanların ne olduğuna şöyle bir baksaydı hepsinin yerin yedi kat dibinde olduklarını görürdü. İtler ürüdü; Picasso yürüdü ve büyüdü. Kendini çok önemli psikolog düzeyinde görenler siliklikten kurtulup kendilerini öne çıkarma hastalığıyla Picasso’yu psikolojik hasta yaptılar. Şimdi onlar kim ve neredeler? Bilen yok… Çünkü hasta olan kendileriydi.

Alman psikolog Alfred Adler der ki: “Eğer ruhsal hastalığı olan herkesin başına birer beyaz bere giydirilseydi dünya pamuk tarlasına dönerdi.” Almanların çok sık kullandığı bir söz var: “Herkeste bir kaçıklık vardır.” Sanatçılar en iyi kaçıklardır, Almanlara göre… Bu bağlamda Picasso’yu eleştireceğim diyerek çirkinleştirmeye kalkanların içlerindeki çirkinlikleri örtmeye kalkışma çabası olarak görmenin gerçeklik yanının olduğu düşünülse iyi olur.

Matisse & Picasso, MoMA

Matisse & Picasso, MoMA

Picasso’yu elbette eleştirebiliriz, eksiksiz insan olmaz. Eleştireceğim diye niteliksel bir alçaltmayla Picasso’yu ve sanatta yarattığı devrimciliği çirkinleştirip alçaltamazsınız…

Picasso’yu böyle dolaylı yoldan eleştirmeye kalkışarak dünyanın devrimci ve eşsiz sanatçısını yerlerde sürükleyecek nitelemelerle alçaltmaya kalkışmak ne sanat tarihçisinin ne de sanattan anlamayıp kendini sanat eleştirmeni yerine koyanların işidir. Bunu meydanı boş bulmak, Abdurrahman Çelebi’liktir. Bunu da tinsel sorunlar açısından değerlendirmek gerek.

Picasso

Picasso

Neden mi?

Sanattan anlayanları bir yana bırakıyorum; gerçek sanat eğitimi alan ve henüz bir yıl eğitimini sürdürmüş olan bir sanat öğrencisi sanatçıları koç toslaştırmak gibi niteliksel bir karşılaştırma yapmaz. Onlara sanatı öğreten, dünya sanatında yer almış Richter, Lüpertz, Tony Cragg, Beuys, Krieg, Immendorff,   Hödick, Penck, Uecker gibi Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi’nin öğreticilerinden hiç biri Picasso’ya böylesine saldırmamışlardır. Almanya’nın diğer akademilerinde de durum değişmez. Paris ve Fransa’da da… Böylesine düzeysiz bir eleştiriyle “Kütleşmiş ve mitleşmiş isimleri eleştirmeden yola devam etmek çok zor. YENİDEN İNŞA” diyerek sanatın temellerini yok etmeye kalkışmak akla zarar. Özkan Eroğlu sanat için bu sözlerle yola çıkıyor. Oysa böyle bir yol yok. “Tanrım beni baştan yarat!” diye kullandığımız bu sözü “Tanrım sanatı ve evrenselliği baştan yarat!” denilecek bir yere taşımaya kalkışmak aklı başında olanların işi değildir. Sanatta “YENİDEN İNŞA” olmaz. Yapılanların tümünü yık ve yeniden sanat temeli oluştur, diye bir sanat yolu henüz var olmadı. Olamaz da… Sanat on binlerce yıllık temelleri üzerinde yükselmektedir.  Her yenilik ve atılım o temeller üzerinde kurulan yapıyı yükseltir. Yeni bir yapı yoktur. Yeni bir yapı arayanların da sanatta yeri yoktur.

Picasso

Picasso

Picasso’yu sevmeyebilirsiniz. Yapıtları size sert ya da anlaşılmaz gelebilir. Bu kişinin kendi kararı… Ancak onun yapıtlarını beğenmedim, diyemezsiniz. Kişiye uyar, uymaz; söz konusu sanattır. Bu noktada durmak gerek.

İster ünlü isterse ünsüz olsun her sanatçı en yüksekteki sanat düzlemi üzerindedir. O düzlemde hiç kimse, bir başka sanatçının üzerinde değildir. Herkesin kendine göre özgün bir yeri vardır. Dünya sanatının evrensel değerleri içindeki düzlemde yer almış olan sanatçılar niteliksel açıdan karşılaştırılamaz. Düzey karşılaştırması da yapılamaz. Niteliksel açıdan evrenseldir, yaşadığı dönemde çağdaş ve özgündür. Yapılacak olan her sanatçının birbirinden farklı olan sanatsal özgünlüğünü ve özelliklerinin değerlendirmesini yapmaktır. Bir sanat tarihçi ve eleştirmen bunu yapmalıdır. Çünkü bunlar buz dağının ancak üstünü görebilirler. Altına doğru inmeye kalktıkça da saçmalamalar başlar.

m2

Bu yazıdaki saçmalıklara bakacak olursak yazan kişi buz dağının üstünü de görememiş. Picasso’yu eritip yok etmiş. Biz buna kişinin kendini yok etmesi diyebiliriz.

Sanatı anlamak ve resim eleştirisi konusundaki kitapları iyi ki yazmış. Böylece sanat konusunda sanatta olmayan cevherleri nasıl yumurtladığını da anlama olanağı elde etmiş olduk. Kitaplarına ilişkin şöyle bir eleştirisi var: “Benim bütün kitaplarımı okumadan yazdıklarımı eleştiriyorlar…” Ben de diyorum ki: “ Recep İvedik filmlerinin ne olduğunu anlamak için tümünü mü izlemek gerekiyor?”

Bernard Schultze

Bernard Schultze

Bernardt Schultze Köln’de yaşamış büyük bir sanatçıdır. Benim çok iyi bir dostumdu. Bir söyleşide bana: “Picasso Leonardo’dan sonra sanatta dünyaya gelen ikinci bir sanat dahisidir.” demişti. Bu yazıyı yazanın Picasso’yu aşağılamasına mı yoksa dünya sanat tarihi’nde yer almış olan Schultze’nin dediğini mi göz önüne alacağız? Akıl; akıl, işte…

Picasso için yaptığı bu eleştiride Picasso’yla Matisse’i karşılaştırarak ve “YENİDEN İNŞA” diyerek ortaya bir sanat dengesizliği sorunu yaratan cevher çıkmış. Örnek verdiği diğer sanatçıları da hiç anlayamadığı anlaşılıyor. Böyle şeylere “Burası Türkiye” diyenler oluyor. Elbette sormak gerek, “Türkiye’de insan yaşamıyor mu?”

Böyle bir Picasso eleştirisine sizler artık, utanmazlık mı, kendini bilmezlik mi, tinsel dengesizlik mi, fırsatçılık mı yoksa başka şeyler mi dersiniz; bilemem…

Matisse

Matisse

Sanatı ve sanat tarihçiliğini nasıl anlamışsa işi Picasso’yla Matisse’i niteliksel açıdan karşılaştırmaya kalkmış. İşin içine El Greco ve Goya’yı da karıştırmış. Picasso nitelik olarak bu sanatçıların da gerisine düşürülmüş. Bence çok da iyi olmuş. Çünkü Matısse’i, El Greco’yu ve Goya’yı da anlayamadığını anlamış olduk. Matisse sağ olsaydı ve Picasso’yu aşağılayan böyle bir yazıyı okusaydı oldukça öfkelenirdi. 2. Dünya Savaşı’nda Matisse çok büyük bir geçim sıkıntısı yaşar. Picasso, Matisse’e karşı kırgın olsa da onu bu geçim sıkıntısından resimlerini satın alarak kurtarmıştır. Bu bile başlı başına büyük bir sanat ve sanatçılıktır… Matisse’in değerini bilmek ve böyle büyük bir sanatçının zarar görmesini engellemek az şey değil. Yaşam ve sanat için yarışma değil; dayanışmadır öz olan. Picasso budur…

Matisse

Matisse

Share Button

Yorumlara kapalıdır