Utku Varlık, Çağdaş Sanatı Anlamak Seminerleri 1

Share Button

Ekran Resmi 2019-02-21 ÖÖ 10.45.06 (1)FRAC – Fransız Kültür Bakanlığına bağlı 23 bölgenin Çağdaş Sanat müzeleri ve fonu; şimdiye dek 5700 sanatçıdan satın alınan 30.000 eser, her yıl 500 sergi, 1300 aksiyon, tartışma ve “şamata” benim deyişimle! Blog’da “Öttüğüm Düdük” te Frac’ı anlatmıştım; hiçbir ön  yargı gütmeden satın alınan contemporary eserler depolarda “autodestruction” la eriyip, yapışıp yok olurken; medyatik anlamda kimsenin bunu eleştirememesi, “..ben anlamam dediklerine göre çağımızın sanatıymış…” gibi saptamalar sonucunda, ortada dönen paradan kimse hesap sormaması, buna aracılık eden galeriler, müze danışmanları, küratörler ve tüm değnekçilere yıllardır önemli bir “rant” sağlamıştır! İşte yukarıda, ağzımızı bozmadan Türkçeye çevirdiğimizde: “…canınızı sıkmak için elimden geleni yapıyorum!” diyen sanatçı: ressam Philippe Mayaux, işlerini Frac’a bolca satan bence hiç önemsiz biri, biliyorum ki onu buraya oturtan galerici Hervé Loevenbruck, sistemi iyi biliyor ki Frac yargılamadan onları yaşatıyor.

P. Mayaux

P. Mayaux

Özellikle bunu anlatmamın nedeni şu:  Fransa’da geçen gün önemli bir gazetede kendisiyle yapılan bir röportajda sanatçı, kendini “dolapçı”, “aşağılık bir sanatçı” olarak tarif ederken, burjuva düşüncenin de karşıtı olduğunun altını çiziyor! Bu 58 yaşındaki “gösterişsiz”liği oynayan Mayaux 2006 yılında çok önemli olarak kabul edilen Duchamp ödülünü kazanmış ama atölyesindeki bu konuşmada sehpanın üstündeki hâlâ çalışmakta olduğu işini gösterirken işinin bir “rezalet” olduğunu da belirtiyor.

2

P. Mayaux

“Önemli Müzeler benim gibi artisanal endişeyle çalışan ve de gizemsi sanatçıları sallamıyorlar, belki figürü seçtiğim için, belki çok “littéraire”(edebi) olduğumdan! Tek yapmak istediğim: “burjuva düşünceye karşıtlık, belki biraz kötü niyetli; yok, kötünün kötüsü!” “Duchamp ödülünü “Cheddar”  peyniriyle pentür, pastayla heykel yaparak kazandım; Dali’nin haklı olarak  dediği gibi: “..21 yüzyıl sanatı yenebilir olacaktır!”  Marcel Duchamp da şunu ekliyor: “Sanatta şanslı olmak, yetenekten daha önemlidir.” Bana söylemeden Paris’teki galerim, Hervé Loevenbruck, oradan buradan değişik dönemlerimi içeren 30 işimi satın almış; “…bak, senin bir sergini yapacağım ama sana ihtiyacım yok! Bir de ne göreyim, ta okulda yaptığım resimlerimi de bulup almış, sonra da bunu  Frac’a satmış!”

3

Philippe Mayaux

Ülkemize gelirsek: benim de kötü niyetten öte, gözüme çarpan ya da batan haberler, konuşmalar, sanat olaylarını izlerken, dikkatimi çeken daha çok “bilinçdışı” ya da absürt olaylar var, örneğin4

Peki, neyi anlamak; durmadan örnek verdiğim “düzmece” ‘contemporary’yi mi, çürümekte ve yok olmaktaki anlamsızlığı mı? Bu müzeleri dolduran, “gadget”  objeler, tekdüze resimler, bit pazarına özgü birikim mi anlatılmak istenen? Anlatım ne kadar sıradışı ise, onu bir bilince oturtmak endişeleri yani “ŞEY”i sanat yapmak çabaları o kadar gülünçtür.

5

KAVRAMSALI KAVRAMAK

Blog’umda sanata özgü güncel “sürtüşmeler”, farkında olamadığımız yanlış öğretiler, bizi “manipulé” edenler ya da albenisiyle bizi şaşırtanlar, yol gösterenler vs. konuları kendi görüş açımla yazarken, o güne dek farkında olmadığım “conceptuel” markalı “Art Unlimited” – lüks bir dergi ve Internet sitesi – içeren bu yayınların yönetmeninden gelen teklife önce şaşırmadım; Blog yazılarımı ilginç bulduklarını, gerekirse onları yayınlayabilmek isteğini içeren bu dostça yaklaşım, biraz da ön yargılarımı ters çevirdi! Internet’te dergiyi izlediğimde, grafik tasarımından baskısına dek çok lüks bir yayın organı ancak Türkiye’de olabilir; “şaşırt beni”.Sordum soruşturdum arkasında hani Basel’de lüks bir otelde VİP salonunda fuara gelen Türk müşterileri ağırlayan, satın almaları için onlara kredi veren bir banka var ya işte o banka çıktı; ayrıca bunun uzantısında yine  “conceptuel”i kendine bayrak edinen bir galeri de var. İlk yazımı  -“Dediğim Dedik”- gönderirken uyardım: “Yazılarımı yayınlamak isteğinize saygım var ama “kuzuların olduğu bir ahıra ‘kurt’u da davet etmek” sizin için bir risk olmaz mı?” “Hayır, görüşlerimiz her düşünceye açıktır.” diye yine dostça yanıtladılar. Ben bu lüks dergide yazımı beklerken, Internet sitelerinde karmaşık bir cümbüş içine yayınlanan yazımı kanımca kimse okumadı. Birinci yazımın devamı “Öttüğüm Düdük” çekmecede unutuldu, benim alın yazım: “zorla güzellik olmaz” bir kez daha haklı çıktı. Kendi Blog’umun dışında “Kolajart”ta da paralel yayınlanan yazılarımı daha da başka çevrelere okutmaktı amacım, biliyorum ki bu konular bir tabudur, sesini çıkaranın parmaklarına inecek cetvelin korkusudur bunların kanunu, çıkarları olanlar özellikle ama nice güvendiğim kişiler: Ali Şimşek dışında ağızlarını bile açmadılar. İşte Dolapdere’de oynan “kavramsal” oyunun birinci partisi.
Şimdi “Art Unlimited” dergisine beleş Internet’den bakıyorum ve de beni eğlendiriyor; sayfa sayfa açıldığında lüks ilanlarla yaşadığınız boyut birden değişiyor: örneğin, “Life is Outside” giderek saatinizi değiştirmek isteği: ” Engineered for men, Who Leave Footsteps in the Sky “, başka bir espace size “Less is More” diyor ve inanıyorsunuz. Grafiğinden içeriğine her şey “sterilize” edilmiş, kişiler sanki fictif (kurgusal), sanat ortamı Dolapdere değil; pencereden baktığınızda Newyork’ta Soho’da ultra modern snop bir sanat ortamında, örneğin bir vernissage’dasınız(açılıştasınız); sizi kale almıyorlar, içkinizi içerek onlara bakıyorsunuz gibi bir duygu kaplıyor (içinizi); farkında olmadan ” Velvet Buzzsaw ” filminin çekim alanındalar, İstanbul değil Miami’desiniz! Sayfaları açtıkça başka bir kompleks kapınızı çalıyor; sanki sizden banka hesabınızı soracaklar gibi! Bu dergide söz konusu sanat değil, uzaktan yönetme, çaktırmadan ukalalık, üstten bakma ama daha çok özendirme; ‘boş’u ve ‘şey’i pazarlama, biliyorum ki durmadan mekân değiştiren bir galerinin dergisi gibi gözükse de bir bankanın vitrini olmak kolay değil. Şimdi daha iyi anladım dergideki “Kavramsalı Kavramak” denemesini alıcı gözle okuduğunuzda, galerinin ve ona bağımlı olan derginin sanatsal tutumunu, anlaşılması zor da olsa biraz çıkartabiliyorsunuz. Örneğin: “..Bir manzara resminin aksine, kavramsal sanatın huzur vermek gibi bir amacı olmadı pek.” yazarını bulamadım ama sanki Pessoa’dan -Huzursuzluğun Kitabı’ndan- hareketle yazılmış gibi! Benim yanıtıma gelirsek “şeytan azapta gerek” diyorum ama daha sonra “huzursuzluk”, Duchamp’ın “Pisuvar”ı ve de Manzoni’nin “bok”u nun analitik açıdan ele alınmasıyla İstanbul Bienaline geliyoruz: “..Türkiye’den ve yakın geçmişten örnek verecek olursak Ali Elmacı’nın 2. Contemporary İstanbul’da sergilenen 2016 tarihli metaforik düzeyde konuşabilen hayli kavramsal işi “Ben Senin Duygularına Karşılık Veremem Osman”, Manzoni’ninkine benzer bir önermeyle, sanat toplayıcısına “beni alma” dedi. Bir başka yazıda Evrim Altuğ, “Güncel İstisnalar Kaideyi Bozuyor”: daha önce İstanbul Bienali’nden ve Salt’a yaptığı projelerinden tanıdığı bir performans sanatçısı Michael Rakowitz’in, İşid’in yok ettiği antik Asur heykeli Lamassu’ya hurma şerbeti ambalaj malzemeleri üzerinden “geri dönüşümlü” kültürel bir gönderme vs… Tüm bunlar sanatı saptırmadan öte gereksiz detaylar ama biliyorum petro-dolar’ın kokusuna uyanıyorlar bizim çağdaş galeriler, daha doğrusu “Galerist”.

İmran Qureshi /Blessing Upon the Land of My Love/ Biennale de Sharjah 3

İmran Qureshi /Blessing Upon the Land of My Love/ Biennale de Sharjah 3

3.Sharjah Bienali ve de ona paralel onun Türkiye ayağı Bahar; ben anlamadım ne döndüğünü ama bizimkiler de şunu daha anlayamadılar: güya Art Dubai’yle çekişmeli -arap saçı misali- bu tür etkinlikler Çağdaş Sanatı Orta Doğuda pazarlayan kaynağı İngiliz uluslararası önemli bir lobidir, sana “göz dağı” verirler ama seni orada otlatmazlar! Amaçları kendi Arap sanatçılarını İstanbul’daki etkinliklere yollamaktır! Kendi varoluşunda, kafasında “reform” yapamayan bu Arap ülkeleri Louvre’u, Vinci’yi, çağdaş sanatı ayağına getirerek mi 21. yüzyıla varacak?

Bu kısa gezintiden sonra başladığım konuyu bitireyim: Çağdaş Sanat adına -müze, koleksiyon vs.adına -biriken tüm artıklar (nükleer artıklar misali) bir gün başımıza belâ olacaktır.

 

Share Button
Utku VARLIK

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlara kapalıdır