NİLGÜN YÜKSEL, BİR KOLEKSİYONER PORTRESİ, İZİ MORHAYİM

Share Button
1

İzi Morhayim

Bir an bir koku etkiler bizi. Küçük bir görüntü, ansızın kulağımıza çalınan bir ezgi. Bazen anlamlandıramadığımız, o kadar çok şey içinden neden sadece onu böylesine çekici bulduğumuz sorusuna yanıt veremediğimiz anlardır bunlar. Bazen unuttuğumuz bazen hep yanımızda taşıdığımız ama çoğunlukla güzel bir anıya, mutluluğa, yaşama karşılık gelen duyumlardır oysa hissettiğimiz. Her koleksiyoncunun kendine özel bir öyküsü vardır. Onu eser almaya iten böylesi bir başlangıç.

Büyük bir evde doğar İzi Morhayim. Salonda o zaman kime ait olduğunu bilmediği resimler vardır. Resimlerin kime ait olduğunu bilmez ama onların kendisinde yarattığı mutluluk hep belleğindedir. Tam da o duygu onun koleksiyoner olmasının ilk adımıdır aynı zamanda. 2000 yılında aldığı ilk eserle de bugün mutluluk ve huzur diye tanımlayacağı koleksiyonunu oluşturmaya başlar.

Nilgün Yüksel: Resim alma serüveninizin başına dönelim mi?

İzi Morhayim: Bir gün eşimin apartman arkadaşı olan Hüseyin Kocabaş’ın galerisini ziyarete gittik. Antika da satıyordu kendisi. Sohbet ederken çocukluğumdaki o resim sevgisi yeniden ortaya çıktı. Onunla sohbetimiz ilerledi. Ondan sonra resim almaya başladık. Elbette ki birden 10.000 TL verip bir resim almıyorsunuz, çünkü ne olduğunu bilmiyorsunuz, kafanızda bir değer tespiti yok. Sadece beğeniyorsunuz. Önce küçük fiyatlarla, küçük resimlerle başladık. Daha sonra Artium müzayede evi ve Rüştü Sungur ile tanıştık. Orası yeni başlayanları alıştıran bir müzayede evi. Yeni sanatçıların eserlerini oldukça uygun fiyata alabiliyorsunuz. O yüzden ben Rüştü Bey’i çok takdir ederim. Bizim için çok uygun bir ortamdı. Hem keyifli sohbetler yapıp hem de alabileceğimiz resimlere ulaşabiliyorduk. Tabii, olay 200 TL.’den başlayıp gidiyor, sonra eserlere daha çok para yatırmaya başlıyorsunuz. Neden? İçine giriyorsunuz, araştırıyorsunuz, araştırdıkça keşfediyorsunuz. Sonra keşiflerle düşünceler uyum sağlamaya başlıyor. Bir de ben sanatı ve sanatçıları çok seviyorum çünkü onlar yaratıcı insanlar ve her gün bir şey yaratıyorlar. Örneğin ben de iş hayatımda değişik şeyler yapmayı seviyorum. İş hayatımda kimsenin yapmadığı şeyleri yapmaya çalıştım ama onlar her gün yapıyor. O yüzden benim gözümde ayrı bir değerleri var.

N.Y.: Bir koleksiyonla yaşamanın yarattığı birçok duygu vardır. Sizin için belirleyici olan hangisiydi?

İ.M.: Benim için en önemlisi huzur bulmaya başlamak oldu. Resme bakınca, sanatçıyla konuşunca huzur buluyorum. Çünkü çok dolu insanlar, geniş dünyaları var. Çok fazla para pulla işleri yok, sanat yapmaya çalışıyorlar. İş hayatında parayla o kadar çok uğraşıyoruz ki yoruluyoruz zaman zaman. Bu yüzden sanatın içinde, sanatçıyla iletişim hâlinde olmak benim için bir mutluluk kaynağına da dönüştü. Çok sıkıntılı günlerimde de sanatçılar sayesinde çok rahatladığımı hatırlıyorum. Ağabeyimi kaybettiğimde onlarla yaptığım sohbetler acımı hafifletti, dikkatimi dağıtmamı, kendimi iyi hissetmemi sağladı. Barış Sarıbaş’a, Yiğit Yazıcı’ya gidip sohbet ediyordum o dönemde.

Barış Sarıbaş-İzi Morhayim

Barış Sarıbaş-İzi Morhayim

N.Y.: Koleksiyon yapmak iş hayatınızda da olumlu geri dönüşler sağlıyor mu?

İ.M.: Elbette ki. Başka insanlar da bunu görüyorlar. İlgilerini çekiyor. Bazen soruyorlar ve ben onlara küçük bilgiler veriyorum. Elbette ki hoşlanıyorlar bundan. Sanattan kim hoşlanmaz ki…

N.Y.: Bütün eserleri asıp izlemeniz mümkün olmuyor belki. Bir eseri görmek istediğinizde ne yapıyorsunuz?

İ.M.: Çoğu zaman hayal ediyorum. Örneğin Nazmi Ziya geldi aklıma onu kafamın içinde izliyorum. Bir Yiğit Yazıcı’ya bakarken aslında onun diğer eserlerini de görüyorum. Bazen insanlar “Ne yapacaksın bu kadar eseri?” diye soruyorlar. Ben o eserleri hep izliyorum. Her zaman hepsinin duvarımda asılı olması gerekmiyor.

N.Y.: Hiç bir eserin peşinden koştuğunuz oldu mu?

İ.M.: Eserin peşinden koşmadım ama bazen bir sanatçı şöyle bir eser yapsa ne güzel olur, dersiniz. Ben sanatçının yapmasını istediğim bir eseri, yaşama geçirmesi için sanatçının peşinden koştum. Örneğin ofisimdeki Yiğit Yazıcı çalışması bunlardan biri. Yiğit Yazıcı böyle bir eser yapsa ortaya muhteşem çizgiler çıkar, diye hayal kuruyordum ve bunu yapması için Yazıcı’nın peşinden bir buçuk yıl koştum.

N.Y.: Eserlerin seçiminde kriterleriniz var mı?

İ.M.: İlk yıllarda kriterim ucuz fakat beni etkileyen resimlerdi. Şimdi de önce eseri sevmem gerektiğini düşünüyorum. Sonra sanatçısına bakıyorum. Tanıyorsam ne âlâ, tanımıyorsam hakkında araştırma yapıyorum. Kim bu sanatçı? Bu işe ne kadar emek vermiş? Kişiliği, eğitimi, özgünlüğü, sergileri, müzelerdeki varlığı, piyasa değeri… Bunun dışında renkli bir sanatçı mı? Mesela tarz değiştirmiş mi? Yoksa bir yere takılıp yaşamı boyunca benzer işler mi üretmiş? Bütün soruları sorup ona göre yapıyorum değerlendirmemi. Tabii, daha sonra resme bakarken daha mutlu oluyorum. Çünkü dolu bir eser görüyorum karşımda. Özgün olması da önemli benim için. Tabii özgünlük ne kadar, nereye kadar, bu tartışılabilir ama en azından bu ülkenin şartlarında olabildiği kadar. Bir de sanat piyasası geliştikçe sanatçılar da gelişiyor. Neden? Gelir elde edebiliyorlar dolayısıyla ayakta kalıp kendilerini işlerine verebiliyorlar.

İzi Morhayim

Yiğit yazıcı-İzi Morhayim

N.Y.: Özel bir ritüeliniz olur mu bazen koleksiyonundaki eserlerinizi izlemek için?

İ.M.: Hayır. Ben sadece giderim koltuğuma otururum ve eseri izlerim. Ama çok özen gösteririm onlara. Örneğin şimdi ofisimi düzenliyorum. Buraya getireceğim, izleyeceğim eserler şimdiden aklımda. Sadece bunu yapmak, nereye ne koyacağımı düşünmek, aklımdan bir sanatçıyı, eseri geçirmek bile beni mutlu ediyor.

N.Y.: Koleksiyon yapmak, bir yerden buna başlamak isteyenlere önerileriniz neler olur?

İ.M.: Önce hisleriyle baksınlar. Gerçekten sevsinler bu işi. Bir sanatçıyı öğrenip başkalarında olduğu için bende de olsun duygusuna kapılmasınlar. Bir koleksiyonerin Sabri Berkel ile böylesi bir anısı var. Kendisi Berkel’in atölyesine gidip bir fiyat önererek bütün eserlerini almak istemiş. Böyle yapıt toplarsanız, evet büyük bir koleksiyonunuz olur ama haz alamazsınız. Bu işi yaparken haz almak çok önemli. Üç resmi olsun ama sevsin onları.

N.Y.: Birçok koleksiyonerin ileride koleksiyonunu kamulaştırmak, müzeye dönüştürmek gibi bir hayali vardır? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

İ.M.: Benim böyle bir hayalim yok ama bu koleksiyonun bir aile mirası olarak kalması, nesilden nesile büyüyerek devam etmesi gibi bir hayalim var. Bir de sanatçılarla ilgili hayallerim var. Örneğin Bubi benim çok takdir ettiğim bir sanatçı. Örneğin bir gün İstanbul’daki büyük bir binanın cephesini Bubi’ye verseler, o cephe onun çalışması olsa ve insanlar da başka başka yerlerden bunu görmeye gelseler ne güzel olur. İşleri de buna çok yatkın. Böyle bir şey olsa parayla yapamayacağınız reklamı yaparsınız İstanbul için.

N.Y.: Aslında sanata verilen desteğin yapılan yatırımın nasıl muhteşem bir şekilde geri döneceğini anlatabilmek gerek bizim ülkemizde de…

İ.M.: Kesinlikle. Bir Picasso’yu, Dali’yi düşünün. İnsanlar sırf onların eserlerini görebilmek için İspanya’ya gidiyor. Dali’nin yaşadığı yeri görmek istiyorsunuz örneğin. Örneğin ben onu görmek için bayağı kilometre yol yapmıştım.

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlar kapatıldı.