Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin: Asya Sinemasında Kadın ve Kurtuluşu: Ataerkiden Eşerkiye (Patriarkadan Ekiarkaya)

Share Button



ulasbasar@gmail.com

Twitter: ProfUlas

Bu yazıda Afganistan, Çin, İran ve Türkiye’den toplam 6 film üzerinden ataerki ve kadının kurtuluşu temsillerine ilişkin olarak düşünce üretiyoruz. Asya’da 48 ülke var; dolayısıyla 4 ülkeden seçmelerin Asya’nın bütününe genellenemeyeceğini önden belirtelim. Bu, yazının kısıtlılıklarından biridir. Ayrıca, her bir ülkede çekilmiş olan binlerce film içinden 1-2 film seçmek de, bir ülke sinemasının bütününü temsil eder nitelikte olmayacaktır. Bu da yazının ikinci kısıtlılığı.

Afganistan: Çaresizlik

Afganistan sinemasından ‘Usama’ adlı film, kadınların yaşadığı korkunç baskı koşullarını konu edindiği için yazının kapsamına giriyor. Filmde Taliban döneminde kadınlar toplumsal yaşamdan yalıtılmış, evlere hapsedilmiştir. Kadınlara ve çocuklara bakma görevi erkeklerindir. Peki ama dul ve yetimler ne yapacaktır? Onlara bu düzende düşen, açlıktır. Bir çözüm bulunur: Evin 12 yaşındaki kızı, erkek gibi giyinip erkek gibi görünmeye çalışır. Böylelikle, babasının bir arkadaşı olup hallerine acıyan bir fırıncının yanında iş bulur. Taliban toplumunda bile her erkek eşit oranda ataerkil değildir. Fırıncı, durumu bilir, ama ses çıkarmaz. Ancak, Taliban’ın derdi yalnızca kadınlar değildir, çocuklar da hedef tahtasındadır. Taliban, çocukluğu adeta silmeye çalışmaktadır, “her Afgan, mücahit doğar” misali… Erkek çocuklar kampa alınıp yavru-kötüler olarak yetiştirilecektir. Kız çocuğu da erkek bilindiği/sanıldığı için,  fırından zorla eğitime alınır. Elbette, erkek olmadığı kısa sürede anlaşılır. Burada yine de onu korumaya çalışan bir yaşıtı erkek vardır; daha az ataerkildir, ölümü ve zulmü göze alır. Kız, dolandırıcılıktan idam edilecekken yaşlı bir şeyh onu cariye olarak almayı kabul eder, böylece affedilir. Mandela’nın afla ilgili bir sözüyle başlar film. Kadının kurtuluşu nerededir? Bu düzende kurtuluş için küçücük bir umut bile yoktur.

Çin: Erkekleşmeden Eşitliğe

Çin sinemasından ‘Mulan’ filminde yaklaşık 1,500 yıl önce yaşadığı düşünülen bir kadın generalin yaşamı anlatılır. Hunlara karşı savaş için Çin ordusu, erkekleri askere almaktadır. Mulan’ın ailesindeki tek erkek, hasta olan gazi babasıdır. Bir daha savaşa giderse, bozuk sağlığı nedeniyle ölmesi kesin gibidir. Bu nedenle, Mulan, erkek kılığına bürünür ve hasta yatağındaki babasının yerine orduya katılır. Savaşta başarılar göstererek generalliğe kadar yükselir. Bu filmde kadının kurtuluşu, erkeklerden daha erkek olmaktır. Yine de Mulan’da sevecenlik eksik olmaz. Babası için kendisini feda etmesi söz konusudur.

Çin sinemasından bir diğer film olan ve kadın dostu bir başyapıt olarak değerlendirebileceğimiz, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan ‘Kadın Şövalye’de 1881 doğumlu Çinli bir devrimci kadının (Qiu Jin) yaşamı konu edilir. Filmde, başkişinin, yalnızca kadın hareketi liderliğine değil Cumhuriyet devrimi önderliğine yükselişinin çocukluğundan belli olduğu hissettirilir. İlerici bir ailede büyür; babası, ataerkil normların dışındadır. O kadar geri bir dönemde, kızının cinsiyet ayrımcısı geleneklere karşı isyanını destekler. Ona, bir baba olarak, bir erkek çocuğa ne verebilecekse aynısını verir: Dövüş sporları ve düşünsel olarak ileri düzeyde bir eğitim. Başkişinin evlendiği erkek de, ataerkil normlara tümüyle uymaz. Öte yandan, ataerkinin ondan bekledikleri nedeniyle, kendini rezil olmuş hisseder ve bir ‘erkeklik krizi’ne girer. Bu kriz, başkişinin evi terk edip Japonya’ya gitmesine, orada öğrencilik yapıp uluslararası kadın hareketleri ve Çinli devrimcilerle bütünleşmesine; hatta onların da öncülüğünü yapmasına yol açacaktır. Memleketine döndüğünde, onu seven bir eş ve yabancılaşmış çocuklarla karşılaşır. Sonrasında, devrim ateşini iki anlamda da Çin’e taşıyacaktır: Hem ülkenin hem kadınların kurtuluşu için kendini gözünü kırpmadan feda edecektir. ‘Kadın Şövalye’de kadının kurtuluşu, erkek gibi olmanın ötesine geçer: Eşitlik talep edilir ve erkeklik, değişmez, biyolojik bir özellik değil, değişime açık toplumsal bir ideoloji olarak yeniden anlamlandırılır. Kadının kurtuluşu, yalnızca kadınlarla olmayacaktır; bu yolda, erkekliğin dönüşümü zorunludur.   

İran: “Hepiniz Or’daydınız”

İran sinemasından ‘Süreyya’yı Taşlamak’ adlı filmde, bir İran köyünde bir kadına yapılan haksız ‘zina’ suçlaması ve insanlıkdışı cezalandırma anlatılır. Kimi kadınlar, buna tanık olur, ama kendi sonlarının da aynı olacağını düşünerek korkar, ses çıkarmazlar. Kimileri ise ataerkildir, kadının hak ettiğini düşünürler; ataerkil ideolojiyi içselleştirmişlerdir. Filmde yine de daha az ataerkil olan erkekler vardır. Fakat bu kurtlar sofrasında onların sesi her zaman cılız çıkar. Kadının kurtuluşu, bu filmde, köyden kaçmaktadır. Fakat başka köylerde de kurtuluş olmadığı için, asıl çözüm, ülkeden kaçmak olarak belirir; çünkü ülkenin düzelmesinin herhangi bir yolu bulunuyor gibi görünmemektedir. İran ve Afganistan kaynaklı kadın dostu filmlerin bir sıkıntısı da, yapılan kötülüklerin izleyiciyi iyice öfkelendirerek filmin gerisini izlememeye yol açması olasılığıdır. Kötülükler öyle bir biçimde ve dozda verilmelidir ki, film yine de kendini izletebilsin.

Türkiye: Toplumsaldan Bireysele

Tartışmamıza, Türkiye sinemasından ‘Tersine Dünya’yı ve ‘Mavi Gece’yi katıyoruz. ‘Tersine Dünya’, bir Orhan Kemal yapıtından uyarlama. Anlatıda kadın-erkek rolleri tersine çevriliyor. Dünyayı kadınlar yönetir; güçlü olan taraf, kadınlardır. Erkekler kadınları değil kadınlar erkekleri taciz eder. Filmde, bu rollerin değişmezliği reddedilerek, kadınlık ve erkekliğin aslında biyolojik değil toplumsal olduğu vurgulanmış olur. ‘Mavi Gece’de ise, ataerkinin kitlesel eleştirisinin ötesine geçilerek toplumsal cinsiyet, kişiselleştirilir ve psikolojikleştirilir: Ataerkil erkek ve kadın doktor, bir trafik kazası sonucunda beden değiştirir. Kadın bedeninde bir maço vardır; erkek bedeninde ise ayrıcalıklı, üst sınıftan bir kadın. İki film de güldürürken düşündürür. Toplumun beklentileri, bedene göredir; oysa birey, kendini başka bir cinste hissedebilir. Böylelikle, kimi hastalıklar için geçerli olduğu gibi, beden, kişinin hapishanesi olur. Kazayla beden değiştirirler, en umutsuz anlarında, artık bir çözümün olmadığına iyice inanmaya başladıklarında, yine kazayla bedenlerine geri dönerler. Ataerkil erkek ile eşitlikçi kadını bütünleyen ataerkil bir kadın ve eşitlikçi bir erkek vardır. Cinsellik biyolojik olsa da, erkeklik ve kadınlık, filmde bir ideoloji olarak kodlanır. Peki kadının kurtuluşu filme göre nerededir? Erkeklerin kadınlarla empati yaparak dönüşmesindedir. Ayrıca filmde, sınıfsal yön öne çıkar. Eşitlikçi kadın doktorla ataerkil temizlikçi kadın arasındaki sınıf farkı, onların toplumsal cinsiyet ideolojisiyle iç içe geçer. Ataerkil erkekten toplumsal cinsiyet konusunda eşitlikçi olması beklenirken, doktor kadından sınıfsal olarak eşitlikçi olması istenir. Böylelikle film, sınıfla toplumsal cinsiyetin iç içe geçmişliğine dikkat çeker. ‘Mavi Gece’, bu nedenlerle, konuyla ilgili bir tartışma yürütmek için önerilebilecek bir film.

Erkekler Neden Ayrıcalıklarını Bırakacaklar?

Kadının kurtuluşu tartışmalarında yaygın bir soru, “erkeklerin neden ayrıcalıklarını bırakacakları” biçimindedir. Oysa birçok örnekte, özellikle eski sosyalist ülkelerde birçok ayrıcalığı zaten bırakmışlardı. Bu soru, konuya, farkında olarak ya da olmayarak yalnızca ekonomik olarak bakmış oluyor. Daha ayrıntılı olarak ifade edeceksek soru şu: Erkeklerin çıkarı ataerkiden yanaysa, neden çıkarlarından farklı hareket etsinler?

Hayat yalnızca çıkarlardan oluşmuyor; insanlar ideolojik kararlar da alıyorlar. ABD’de köleliğin kaldırılması buna bir örnektir: Kölelik hem siyahların mücadelesi hem de köleliği dinsel ya da ideolojik nedenlerle reddeden beyazların desteğiyle kaldırılmıştır. Kimi beyazlar, kölelikten çıkar sağlamalarına karşın, çıkarlarına aykırı hareket edip köleliğin kaldırılmasına emek harcamıştır. ABD’de, 1960’larda, siyahların yurttaşlık hakları eylemlerinde de yanı başlarında beyaz destekçileri görürüz. Kadının kurtuluşu da, benzer biçimde, biyoloji üstünden başkalarını dışlayıcı değil, ideolojik olarak başkalarını davet edici, yan yana getirici olmalıdır.

Evlilik ve Küfür

Başka bir konu da, eşitlikçi bir toplumda evliliğin konumu. Eşitlikçilik evliliğe engel midir, yoksa evlilik dönüştürülebilir mi? Bu soruya bireylerin kendi kişisel deneyimlerine göre farklı yanıtlar verdiğini görüyoruz. Eşitlikçi evlilikler de var; bunların olanaksız olduğunu ileri sürenler de… Aynı biçimde, “eşitlikçi bir toplumda küfür olacak mıdır?” gibi bir soru akla geliyor. Kimi kadınlar da küfür ediyor. Eşitlik, küfürde eşitlik anlamına mı gelecektir yoksa küfürün kalması mı? Küfürlerin büyük bölümü cinsiyetçidir; ama cinsiyetçi olmayan küfürler de vardır. Cinsiyetçi küfürler kalkıp bu küfürler mi kalacaktır? Bu soruları akla getiren nedenlerden biri, feminist psikolojinin kurucularından olan Naomi Weisstein’in anmasındaki ‘.uck you’ korosu konseridir. Bu, Amerikan kültürüne mi özgüdür, bu da düşünülmelidir.

Eşerki, Erkekleri de Özgürleştirecek

Gerçekte, ataerki, yalnız kadınları değil erkekleri de belli normlara kilitliyor. ‘Kadın işi’ sayılan ev işlerini yapanlar, ‘kılıbık’ denerek aşağılanıyor. Eşitlikçi erkeklerin kadın dinlenirken bulaşık yıkaması gibi durumları gören ataerkiller (kadınlar da dahil) dalgasını geçmektedir. Yalnızca kadınları değil erkekleri de belli bir kalıba sokan bu normların değişmesi gerekir.   

İkincisi, ataerki, hem de ona bağlı kadınlar üzerinden, erkeğin evin geçimini sağlamasını, gidip dışarıda çalışıp aileyi yedirmesini içirmesini vb. bekliyor. Eşitlikçi bir toplumda, erkeğin bu stresli yükü hafifleyecektir; çünkü bu da ev işleri gibi tek sırta değil iki sırta yüklenen bir görev olacaktır. Eşitlik düzeni, eşerki (İngilizcesi’yle equiarchy) olarak burada ilk kez adlandırdığımız o özlenen düzen, yalnızca kadınları değil erkekleri de özgürleştirecektir! Bu altı film, işte bunları düşündürüyor. İzleyelim, düşünelim, daha da daha da düşünelim…

Film Linkleri:

Kadın Şövalye (The Women Knight of the Mirror Lake) (2011):

Mavi Gece (2015): https://www.youtube.com/watch?v=x2-aUA3l014

Mulan: Savaşçı Prenses (Mulan: Legendary Warrior) (2009):

Soraya’yı Taşlamak (the Stoning of Soraya) (2008):

Tersine Dünya (1994) : https://www.youtube.com/watch?v=6LTvWmdwItc

Usama (Osama) (2004): https://www.youtube.com/watch?v=-dUywbgEDdQ

Naomi Weisstein Anması için bkz. Naomi Weisstein Memorial (1939-2015): Founding Feminist, Neuroscientist, Comedian, and Musician

Share Button

Yorumlar kapatıldı.