Vecdi Uzun: Ender Güzey İle…

Share Button

Yurtdışı sanat eğitimi, sanat eğitimciliği yanında yoğun yurtdışı etkinlikleri

ve Arthill Ender Güzey Müzesi’nden hareketle Ender GÜZEY gözünden 

Türkiye’de sanatın sorunları ve çözüm yollarını  konuşmaya çalışacağız.

Vecdi Uzun: Öncelikle Ender Güzey’in sanatı hakkında ne söylemek istersiniz?

????

Ender Güzey: Sanatım yaşamım, yaşamım sanatımdır. Kendimi çok farklı tekniklerle ifade ediyorum. Bu heyecan verici bir macera ve risk; Tanınmamışlarda yol almak. Gelmiş geçmiş medeniyetler ve doğadan besleniyorum. Bir şaman gibi keşfe çıkıyorum, bilinçaltı ve gerçek üstü ile iletişim kuruyorum. Eserlerim bir nevi meditasyon sonunda vücut buluyor. Kendimi evrenin bir pazl parçası olarak görüyorum. Hem çok önemli hem de çok önemsiz bir bütünün mikroskobik bir parçası.

“Gesamt Kunstwerk” = “Bütünsel Sanat”ı temsil eden bir sanatçıyım. Farklı tekniklerle kendimi ifade ediyorum; Resim, Heykel, Obje, Fotoğraf, Performans, Land Art, Environment benim vizyonlarımın dış dünyamla iletişimin.  İzleyiciyi vizyonlarımın içine çekerek, buluşturarak yaşatmak bana heyecan veriyor.

V.U.: Kendinizi Arthill’de insandan uzak, ama tarihin tam göbeğinde yoğun bir sanat çalışmasına vermenizin nedeni nedir?  

E.G.: “Susayanın suya ihtiyacı olduğu gibi, suyun da susayana ihtiyacı vardır” Bu anlayışla “Sanata Susayanlarla” buluşmak istiyorum.  Diğerleri bana fuzuli gibi geliyor. Bir insanın kendini biraz zahmet vererek bir adım geliştirmiş olması gerekiyor ki; sanatla buluşabilsin. ARThill / Sanat Tepesi bu buluşmalar için çok doğru bir yer oldu.

Sanat emek ister, sanatla buluşmak da emek ister. ARThill’ in en değerli misafirleri benim için çocuklar oluyor. Çevredeki okullardan öğretmenleri ile birlikte ilk ve ortaokul çocukları gelince onlarla “Düşler Seyahati” yapıyoruz.

Anlayacağınız burada insanlardan uzak değilim. Doğru insanlara odaklanma şansına sahibim.

V.U.: Çalışmalarınızda arkeolojiden izlerin gözlenmesinde  bu yaşantının etkisi  var mı?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

E.G.: Hiç olmaz mı? ARThill’in konumu çok özel.  Karşımdaki tepe Leleglerin ilk yerleşim yerlerinden biri, önümden geçen yol Leleg yolu. O dönemler de Tanrıçalar Geçidi / Ana Tanrıça’ya giden yol olarak anılmış. Daha ne olsun? Sanat tepesinin enerjisi o kadar yüksek ki;  bunu her gelen hissediyor, adeta büyüleniyor. Bu olumlu enerji henüz çok tanıtım yapılmamasına rağmen yurt dışından birçok insanı çekiyor. Dünyanın her köşesinden Sanat severler galericiler koleksiyoncular geliyorlar. Önümüzdeki hafta Florida dan çok önemli bir galeri sahibi ve bir koleksiyoncu özellikle benim eserlerimi ve ARThill’ i görmek üzere ilk defa Bodrum a gelecekler.

Eserlerimdeki bir çok motif Anadolu medeniyetlerinden esinlenmiştir.  Mitoloji ve arkeoloji beni çok etkiliyor ve ilham veriyor. Tanrılar ve tanrıçalar resimlerime hep konu olmuştur. Zeus benim iyi bir dostumdur. Onunla çok güzel sohbetlerimiz oluyor; muzurluklarına bayılıyorum. Birçok performansıma ve resimlerime konu olmuştur efsaneleri.

TÜRKİYE’DE SANAT

V.U.: Öncelikle profesyonel ve amatör sanat kavramlarını ve farkları  nasıl açıklayabiliriz?  Amatör ruhla profesyonelce sanat yapmak neden mümkün değildir? Bu sınıflandırma sanatla uğraşanlara hangi sınıflandırmayı ve görevleri zorunlu hale getirir?

E.G.: Nedense bizde bazı kavramlar yanlış anlaşılıyor gibime geliyor.  Örneğin: “Amatör ruhla resim yapıyorum” demek bana o kişinin mesleğinin yanı sıra hobi olarak resim yaptığını ifade ediyor! Yani bu kişinin yaşamının bir özü değil. Resimle vakit geçiriyor ve kendini sanata adamış değil. Hayatını ciddi bir şekilde sanata endekslemiş değil.

Sanat seni tamamen eline aldıysa, gecen gündüzün sanatsa, sevişirken, müzik dinlerken, seyahat ederken,  yemek yerken ve düşlerin harekete geçip vizyonlara dönüşüp eserlerle kendini ifade ediyorsan sanatçısındır. Buna amatör ruh/hobi diyemezsin, eğer böyle bir yaklaşımla çalışıyorsan yapıtlarında sanat eseri olmaktan çok uzakta kalıyor. Örneklerini de bildiğiniz gibi çok görüyoruz.

V.U.: Türkiye’de sanatla uğraşanların önemli kısmı devletin sanat ve özellikle sanatçıyı desteklemediğini, sanatçıların  bu zorluklar nedeniyle sanat eseri üretemediklerini ve devlet doğrudan sanatçıya yardım ederse Türkiye’de sanatın çok hızla gelişeceği ifade edilmektedir? Gerçekten ülke sanatının tek çözümü  için sanatçıya doğrudan yardım yapılmalı mıdır? Konu mali yapıdan daha çok düşünsel veya devlet yapımızdan mı kaynaklanmaktadır?

E.G.: Bu sorunuz çok kapsamlı ve tam bir makale konusu. Kısaca cevap vermek gerekirse; Bir ülkenin politik kimliği ve ülke profili kültürlü bir toplumu işaret ediyor ve sanata değer veren bir ortam sergiliyorsa dünyada farklı bir prestije sahip olur. Böylelikle o ülkenin sanatçısı ve sanatı baştan bir bonusla algılanır. Örneğin Rönesans yaşamış İtalya ve sanatçısı gibi. Eğer ki; Sanat bir ülkede genel olarak değer görmüyorsa, devletin dünya çapında müzeleri ve koleksiyonları ve ciddiye alınacak bir sanat piyasası yoksa yapılan hiçbir şey değerlide olsa algılanmaz ve ciddiye alınmaz. Bir ülke düşünün ki; kendi tanıtımlarında hala geçmişte kalan el sanatlarıyla ve folklor gösterileriyle dünya fuarlarında tanıtım yapıyor ve hiçbir şekilde çağdaş sanatıyla ortaya çıkmıyorsa, sanatçısı da uluslararası bir seviyede tanınmaz. Bu açıdan Devlet desteği daha doğrusu kimliği çok önemlidir. Demek istediğim konuyu çok daha global ele almak gerekir. Tabi ki;  birebir destek de önemlidir. Örneğin;  Hollanda ülkesindeki her profesyonel ressama eserler karşılığında belli bir katkıda bulunuyor. Sonunda bu satın aldıkları eserlerin bir kısmı önemsiz ve değersiz de kalsa da önemli bir koleksiyona sahip oluyor. Ama mesele birebir maddi destek değil, ülkenin kültür seviyesinin yüksek olmasıdır. Bundan doğal olarak yalnız Devlet değil o ülkenin bireylerinin de çok önemli bir rolü vardır. Çoğu zaman sergilerde ve fuarlarda karşılaşılan tavır “Ben pazarlıksız ve indirimsiz resim almam” yaklaşımı veya atölyelere gelen “sanat toptancılarına” (koleksiyoncu diyemiyorum) “Amatör” ruhlu sanatçılarımızın kendilerini temsil eden galerileri devre dışı bırakarak aşırı indirimlerle resim satmaları toplumumuzun ve sanat piyasasının nasıl bir seviyede olduğunun göstergesidir.

MÜZE

V.U.: Türkiye’de son dönemde bazı ressam ve heykeltıraşların yönlendirmesi sonucunda yerel yönetimlerce müze adı altında sergi salonları açıldı. Bunların bir çoğunun müze belgesi olmaması dışında, müze mantığı ve müze eseri niteliğinde sanat eseri bulunmamaktadır. Bu konudaki düşünceniz ve çözümünüz nedir?

E.G.: Müze konusunda bizde en önemli sorun, müze koleksiyonu oluştururken çarpık ve amatörce bir anlayışın gelişmiş olmasıdır. Ciddiye alınacak bir müze koleksiyonunun çoğunluğunu sanatçıların bağışlamış olduğu eserler ile kuramaz. Bu tavır tesadüfi ve inişli çıkışlı kalitede eserlerden oluşan bir koleksiyonu beraberinde getirir. Müzenin alımları için bir bütçeye sahip olması kurulacak müzenin olmazsa olmazı vazgeçilmez temelidir. Sanatçıların egolarından faydalanarak oluşturulan “Toplantı Eserler” bir müzeye yakışmaz ve o müzeyi değerli kılmaz. Sanat tarihi açısından da topluma bir katkı sağlamaz.

  1. Müzelerin öncelikle eser alımı için ciddiye alınacak bir sermayesi olması gerekir.
  2. Misyonunun belirlenmesi önem arz eder: Ulusal / Uluslararası / Çağdaş / Klasik / Antik vs. gibi hedeflerin konulması önem taşır.
  3. “Koleksiyoncu Müzesi” veya “Sanatçı Müzesi” de ayrı kurallara sahiptir
  4. Bu farklı kuruluş ve hedeflerin de kendilerine ait resmi mevzuatları olmalıdır:

Arkeolojik eserler koleksiyon kuralları her bir müzeye uygulanamaz. Örneğin yaşayan bir sanatçının kendi eserleriyle kurduğu müze devletin mevcut eski eserlere uyguladığı yaptırım ve kısıtlamalarıyla ölü doğmuş bir projedir. Sanatçı müzesi bir nevi sanat platformu gibi değişken yaşayarak aktif ve enerjik olmalıdır.

Burada devlet destekleri gerçekten önemlidir. Özellikle sanatçıya köstek değil destek olmalıdır.

V.U.: Türkiye’deki önce arkeoloji müzeleri ve sanat müzelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

E.G.: Örneğin;  Anadolu medeniyetleri müzesi tam bir hayal kırıklığı. Dünyada eşi benzeri olmayan müthiş bir koleksiyona sahip olan bu müzenin alanları ve sergi binası son derece kısıtlı. Bu eserlerin sergileneceği alan en az on misli büyüklükte olmalıdır. Çağdaş mimarisi olan bir müze düşlüyorum. Mevcut müzenin sunum vitrinleri çağımızın imkanlarına hiçbir şekilde sahip değil. Bugün dünyada müzecilik ve sunumları teknik açıdan o kadar gelişmiş durumda ki; Bu muhteşem eserlerin çağdaş teknik ve aydınlatma imkanlarıyla sergilenmesi gerekir. İnanılacak gibi değil!  Bu eserlerin değerlerini algılamamak nasıl bir zihniyettir?  İşte kendi ülkesinin, tarihinin ve sanatının değerini bilmeyen kişiler bunların nasıl bir katma değer olduğunun da farkında değiller.

Eğer “Bütçe meselesi” deniyorsa? Ben de zihniyet meselesi derim. Neye öncelik verdiğiniz sizin elinizde! Artık ülkemizde müzecilik eğitimi veren üniversiteler de var ve bu Fakültelerden mezun olan gençlerimiz bu işi başarabilirler. Onlara güvenmek ve bir şans tanımak gerekir.

V.U.: Sanat eğitimi alan gençlerin eğitimi için gerekli olan müze yapılanmamız bu ülkede mevcut mudur? Özellikle ülkenin sanat müzesindeki eksikliği gençler  nasıl gidermelidir? Yurt dışına gitme imkanı olmayan gençler bu eksikliği nasıl giderebilir?

E.G.: Eğitim başlı başına bir sorun. İçi doldurulmamış özel üniversiteler ticari para makinelerine dönüştürülmüş durumda.  Yurtdışında özel üniversitede eğitim aldığınız takdirde size en yüksek seviyede eğitim verilir. Burada aynısı iddia edilemez.  Ayrıca eğitim devletin sorumluluğudur. Bu kadar özel üniversiteye ihtiyaç olmadan devlet en üst düzey eğitim olanakları sağlamak durumundadır. 

SANAT EĞİTİMİ

V.U.: Yurtdışı eğitimli ve yurt dışında sanat eğitimcisi olarak çalışmış bir kişi olarak mevcut sanat eğitimiyle gereken donanımda bir eğitim veriliyor mu? Her şehre bir güzel sanatlar fakültesi  yaklaşımıyla galerisi olmayan bir şehirde güzel sanatlar fakültesinin olmamasının sanata katkısı var mı? Sanat eğitimi nerede ve nasıl yapılmalıdır?

E.G.: Gördüğüm kadarıyla ülkemizde sanat eğitimi anlayışı artık çok basit bir seviyeye indirgendi. Ayrıca toplumsal kültür seviyesi, müzeler vs. eğitimi besleyen faktörlerdir. Dünya çapında koleksiyonu içeren müzelerin olmadığı bir ortamda “görgü” ve kültür gelişemez. Sanat eğitimi alan öğrencilerden defalarca duyduğum eğitmenlerinin “sergi gezmeyin etkilenirsiniz” tavsiyeleri beni şok etti! Doğru olmadığını içtenlikle diliyorum. Çıplak model ile desen çalışmaları çoğu fakültelerden kaldırılmış. Halbuki anatomi plastik sanatlarda temel eğitimdir. Sansürlenen sergiler, baskına uğrayan sanat galerileri, açık alanda tahrip edilen sanat eserleri tabi ki olumlu bir ortam yaratmıyor. Buna rağmen dinamik gençlerimizin üretmeye ve başarılı işler çıkartmaları bir mucizedir. Bir de önlerinin açık olduğunu düşünün. Endüstri tasarımı bölümlerinden mezun olmuş, müthiş cin fikirli gençlerimiz iş bulamıyorlar. Halbuki üretici bir endüstrimiz olsa ürünler ham madde olarak değil,  tasarım ürünleri olarak dünyaya ihraç edilerek katma değer elde edilir. Tüm bunlar zihniyet ve kültür meselesidir.

ARTANKARA FUARI

V.U.: Artankara Fuarı’nı birlikte izledik ve her aşamada görüşme imkanımız oldu. İnternet dünyasından alınma birbirine benzeyen yüzlerce çalışma olduğu göz önüne alınınca; Türk sanat  üreticileri özgünlüğün anlamını mı bilmiyor? Yoksa sadece satış kaygılarıyla mı davranıyor? Ortada ciddi bir etik sorunu mu var?

E.G.: Bence temelde bir etik sorun var! Toplum değerleri basitleştikçe gençlerin tercihleri de etkilenir. Bu etkileşimde her şey rol oynar: TV’lerin Prime Time’da yayınladıkları şiddet içeren dizilerden, sinemalar da devlet desteği ile yapılmış konuları basit, şivesi bozuk sözde komedi filmlerden tutun da taklit üreten endüstrimize kadar.

Ekonomik sorunlar tabi ki bir rol oynar, ancak mesleki haysiyet, dürüstlük, sorumluluk dik duruş karakterdir. Bu da genetik olmasıyla beraber aile içinde görgü ve ebeveynlerin örnek tavırlarıyla gelişir. Bu eksiklerden her birey kendi sorumludur.

Gençler satış kaygılarını ön plana çıkarırsa o gençlere başka bir meslek seçmelerini tavsiye ederim. İdealleri çok para kazanmaksa o doğrultuda kafa çalıştırıp ona göre bir iş seçsinler. Gönlünü sanata adamış bir genç aç kalmayı da bilecek. Gençlere soruyorum..!  El Greco, Van Gogh ve birçok değerli sanatçı para kazanmak için mi resim yaptı? Picasso ısınmak için eskizlerini sobada yaktı! Giacometti’nin, Caspar David Fiedrich’in hayatlarını hiç mi okumadınız?  Max Ernst ve sürrealist arkadaşları Elli yaşlarını aştıktan sonra tek tük resim satmaya başladılar.

Gençler biraz sanat tarihi okuyun lütfen.

V.U.: Artankara fuarının bir katılımcı ve konuşmacısı olarak fuarı sanatçılar, galeriler, sanatseverler ve fuar organizasyonu  açısından  nasıl değerlendirmektesiniz? 

????

E.G.: Bu sene sergilenen eserlerin kalitesinin geçen seneye nazaran kısmen daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Ancak yine de arada bazı galeriler toplama amatörleri sergilemişlerdi, bu da fuarın kalitesini çok olumsuz etkiliyordu. Fuar yönetiminin ciddi bir seçim yapması ve bu galerileri kabul etmemeleri gerekiyor. Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi üst katta gayet kaliteli bir sunum yapmıştı. Bazı gençleri de umut verici ve başarılı gördüm.

GENÇ SANATÇILAR:

V.U.: Gençlerin akademik eğitimde aldığı yetersiz eğitim ve usta-çırak yolunun kapalı olması bizim gelecekteki sanat yapımızı nasıl etkiler? Bu kadar negatif anlatım sonucunda; gerçekten sanatın gelişi açısından hiç umut yok mu? Bu çıkışı nasıl yapmalıyız? 

????

V.U.: Sevgili Hocam; bu kadar olumsuz yaklaşımdan sonra şu sormak isterim; Biz  buradan nasıl çıkacağız?  Bu konudaki çözüm önerileriniz nedir?

E.G.: Öyle bir soru sordunuz ki; yine bir makale yazmam gerekirdi. Daha iyi bir eğitim ve genel kültürün gelişmesi için ilkokuldan başlamak gerekir. Eğitimde herhalde dünya standartlarının sonlarına doğru hızlı adım ilerliyoruz. Amerika’yı yeniden keşfetmemize gerek yok. Dünya da başarılı eğitim modelleri var;  İsveç’i örnek almak yeter. Çocuklar deney tahtası değildir, her biri değerli bir cevherdir. Biz çocukları okullarda eğitmiyoruz “Eğriltiyoruz” . Kendi hallerine bile bıraksak çok daha düzgün bireyler olabilirler.  Mevcut eğitim tarzı yalancılığa, şiddete, bencilliğe, materyalist bir zihniyete sahip olmalarını teşvik ediyor.  Eğer eğitimi sıfırdan düzeltmeyi başarırsak birkaç kuşak sonra toplum olarak etik açıdan yüksek bir seviyeye gelebiliriz.

Belki de bu kadar karamsar olma diyeceksiniz. Peki sormak gerekmez mi neden gençlerimiz çoğunlukta mutsuz ve umutsuz? Neden? Olumsuzlukları değiştirmek için Gerçekleri görmek gerekmez mi? Daha mutlu ve umut dolu bir gelecek için derhal faaliyete geçmek lazım. Gerçeklerin üstünü örterek hiçbir yere varılmaz

V.U.: Sanatın dalga halinde yayılan bir etkisi bulunmaktadır. Biz bu etkili dalgayı hangi paydaşlarla birlikte yaratabileceğiz?

  • Cesaretle Sanat yaparak!
  • Her şeye rağmen dürüst ve sorumlulukla üreterek.
  • Aç kalsan da inandığını yaparak!

V.U.: Sanatın her alanında yaşanan muhafazakarlaşma gelenekselleşme adı altında topluma  sunulmaktadır? Bu gidişatın toplum dinamiğine etkisi nelerdir?

E.G.: Gerçek sanatçı;

Muhafazakar değildir, bu işin tabiatına terstir!

İleri görüşlüdür risk alır aykırı davranma hürriyetine sahiptir.

İnandığından vazgeçmez dik durur.

Maddiyat için yalakalık yapmaz, cesur ve dürüsttür.

İşine ve topluma karşı sorumluluklarını bilir, boyun eğmez

Gerçek sanatçı toplumun Barometresidir !

V.U.: Türk sanat camiasında mevcut yabancı dil eksikliğinin yurt dışına açılmasının etkisi nedir? 

E.G.: Yabancı dil; her medeni toplumun bireyleri için olmazsa olmazıdır! Öncelikle dünya insanı olmayı her alanda bilgilenmeyi sağladığı gibi iletişimin temelidir.  Her bir yabancı dil önemli bir artıdır.  Kültür ve kimlik göstergesidir: Kültürsüz bir sanatçı düşünemiyorum. Eskiden “Her bir lisan bir insandır” derlerdi.  Ne yazık ki artık ülkemizde bir yabancı dil bile bilmeyen üniversite mezunları ve akademisyenler var.

V.U.: Bizim son dönemde yurt dışında gerçek anlamda sanatıyla etkin bir sanatçı ortaya koyamamış olmamızın temeli sadece devletin maddi destek eksikliği mi? Yoksa sanat ile uğraşanlar  dünyadaki büyük resmi görmemekte  ısrar mı ediyor?

E.G.: Bunun nedenini başlangıçta belirtmiştim. İlave etmek gerekirse; dünyada sanat piyasası da bir alış veriş temeline oturuyor. Dünya çapında müzelerimizin ve ciddiye alınacak koleksiyonlarımızın olmaması sanatımızın da yurtdışında az rağbet görmesini beraberinde getiriyor. Kendi ülkesinde bile değer verilmeyen sanata yurt dışında neden değer verilsin?

Önce sanatçınıza ve sanata kendiniz sahip çıkacaksınız! Bir Josef Beus’un arkasında Alman devleti olmasaydı dünya çapında kabul görür müydü?

V.U.: Özgün eser üretemememizdeki  nedenler nedir?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

E.G.: Kendi kültürünü ve değerlerini tanımamak ve kestirmeden kopyacılıkla para kazanmak hırsı.  Bir de tabi ki; özeleştiriden uzak megaloman bir Ego.

KOLEKSİYONERLİĞİN ÖNEMİ:

V.U.: Son dönemde artan galeri ve müzayede sayısı sonunda koleksiyoner adı altında galeri veya müzayede dolaşan alıcılar bulunmaktadır?  bir koleksiyon neye dikkat etmelidir? İyi bir koleksiyon nasıl yapılır? Bu koleksiyon için de çok abartılı bütçelere gerek var mıdır?

E.G.: İyi bir koleksiyon bir kuşakta gelişmez.  Bu bir aile kültürüdür.  Anne ve babadan çocuklara geçen bir merakla sevgiyle doğar. İlle de sanatla başlamayabilir; koleksiyonculuk ruhu sevilen nesneleri toplamakla başlayabilir. İlle de büyük paralara bağlı değildir.

En önemlisi tutku dur ve iyi bir koleksiyonun vazgeçilmezi sevgidir. Aşık olmak gibi.

“Onsuz yapamamak” sevdiğine kavuşmaktır. Bunun için aşırı bir maddi güce sahip olmak gerekmez, keşfetmek gerekir.  Gönlünüzün ve ruhunuzun açık olması gerekir. Bir koleksiyon birden bire oluşmaz, adım adım gelişir ve zamanla eğitilirsiniz, Bakmaya değil, daha hassas görmeye başlarsınız. Keyif alırsınız ve keşif ruhunuz coşar.  Ressam isimleri değil yapıtları sizi ilgilendirir. Zamanla sözde uzmanların söyledikleri tavsiye ettikleri sizi ilgilendirmez. Kendi hislerinize güvenmeye başlarsınız. Kim ne demiş umursamazsınız.

Sevdiğinizle buluşursunuz ve yakınınızda olmasını istersiniz. Bakarsınız ki; bu bir öğrenci işidir ve ruhunuza hitap etmiştir. Coşarsınız ve çok uygun bir fiyatla kavuşabilirsiniz. Belki de size derinden dokunan bu resmi yapmış olan öğrencinin ilk satışı olmuştur. Onun da özgüveni artmış önündeki aydaki geçim sıkıntısına merhem olmuştur.

Bir zaman sonra ömrünün çoğunu sanatında kendini keşfetmeye adamış ve hala tüm zorluklara hayal kırıklıklarına üzüntülere rağmen tutkuyla sevgiyle sanatının zirvesine ulaşmaya çalışan gerçek bir duayen ustanın eseriyle karşılaşırsınız. Bu eser sizin maddi imkanlarınızı ciddi şekilde aşar. Fakat hiç düşünmeden bir teklifte bulunursunuz ustaya; “Ben bu eserinize kavuşmak istiyorum, ancak şu an imkanlarım elverişli değil ve alabileceğim zamana kadar bana bu eserinizi benim için ayırabilir misiniz”? Usta gülümseyerek olumlu bir şekilde size gözleriyle cevap verir. Mutluluktan uçar gibi olursunuz. Birkaç sene para biriktirdikten sonra büyük bir heyecanla ustaya gider sizi büyüleyen esere kavuşursunuz.

Belki de bu buluşma sizin yeni bir eser almanızı uzun bir süre ertelemiş veya engellemiş olabilir,  fakat mutlusunuzdur. İşte koleksiyonculuk böyle bir şeydir.

Önemli olan koleksiyonunuzun adedi değil sevgiyle buluştuğunuz bir eserdir.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.