VECDİ UZUN, YÜCEL DÖNMEZ’LE BİRAZ SANATTAN BİRAZ HAYATTAN…

Share Button

Sanatla ilgilenmeye ne zaman ve nasıl başladınız?

Sanat benim için ilkokul birinci sınıfın ilk gününde başlayan bir merak olarak kendini gösterdi. Alfabedeki at resmini çizerek başladım. Yeteneğimin annemden geldiğini  sanıyorum;  çünkü annem koca turşu küplerinin içini doldurmadan kara sakız denilen asfalt malzeme ile üzerine rölyef çiçekler yapar ve rengarenk boyardı.

Ortaokuldayken resim öğretmenimiz bana sen Güzel Sanatlara gidebilirsin demişti ve ben o günden sonra Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okuluna girmeyi hayal ederek  yılları geçirdim. Ortaokuldan sonra Yapı Enstitüsüne  yazdırdı babam; çünkü kısa yoldan ya  inşaatçı olmamı veya yükseğini de okuyarak mühendis olmamı düşünüyordu. Ayrıca ben Yapı Enstitüsüne girdiğim zaman okul  2 yıllıktı ve  üniversite yolu kapalıydı. Fakat ben okula girdikten sonra okul 3 yıla çıkarıldı ve üniversite yolu açıldı. Sevinmiştim fakat öğretmenlerimiz benden hiç de memnun değildi .  Sanat okumayı düşündüğüm için dersleri asıyordum ve  öğretmenlerde bana hayal görüyorsun diyerek beni sınıfta bırakıyorlardı.  Böylece orta öğretimde 6 yıl kayıp yaşadıktan  sonra, Tatbiki Güzel Sanatlara birincilikle girerek  bana hayal gördüğümü söyleyerek  yıllarımı yiyen öğretmenlere de  bir ders vermiş oldum.

Tatbiki, 4 yıllık üniversite düzeyinde bir okuldu ve  sanat eğitimi Almanların ünlü Bauhaus ekolüyle yapılıyordu. Yani o zaman gördüğümüz sanat eğitimi bugün yapılanlardan çok daha önemliydi ve temel sanatı kavrayarak yetiştik.

Yücel Dönmez

Hiç unutmam;  okulu kazandığım zaman şunu söylemiştim kendi kendime: “Ey Tatbiki! Beni  almakla tarihindeki en önemli işlerden birini yaptın.” Sonra sanat eğitimi için orta öğrenimde bana kaybettirilen yıllarımı düşünerek, acı acı gülümsedim.  Tatbiki yıllarımda  Kuzgun Acar ile Genç Sinema kuruluşunda birlikte çalıştım. Mehmet Ulusoy, Ali Özgentürk gibi isimler ile tiyatro yaparak Türkiye’nin ilk sokak tiyatrosunu gerçekleştirdik. Sanatın içinde sürekli yenilikleri kovalıyordum ve “Bir şey yapacaksam birilerinden örnek alarak değil,  kendim yapmalıyım.” diye düşünürdüm. Bu nedenle  resim sanatında kendi teknik ve üslubumu geliştirdim. 1987 yılında Chicago’daki Art Enstitü müzesinde de tescil edilmiş oldu. Şimdilerde yüzbinlerce  sanatçı dünyanın çeşitli yerlerinde benden yayılmış olan “Kontrollü Akıtma Tekniği”ni geliştirmekle uğraşıyorlar ve epey de yol aldılar.

Amerika’nın 3 çağdaş müzesi   Metropolitan, Chicago Art Enstitü ve Washinton, Ulusal Galeridir (National Gallery) dünya çapında birer değerdir. Chicago’da 1987  Temmuz ayında, Muhteşem Süleyman sergisi sırasında bir ay  Junior müzede sergi yaptım ve 12 gün boyunca  müzeyi gezenler performanslarımı izlediler. Performanslarımı önce yapmak istemedim,  fakat müze yetkilileri, “dünyanın önemli bir müzesinde  teknik ve üslubunu  tescil ettirmiş olacaksın ve ne kadar yayılırsa o kadar kredisi sana gelir” dediler ve ben de kabul ettim.  Müze sergim sırasında  WGN ulusal televizyonu da müzede röportaj yaptı ve 2 gün ana haberlerde 2 dakika 30 saniye yayınladı.

Müze yayımladığı hakkımdaki metinde, benim dünya görsel sanatlarına yeni bir teknik getirdiğimi de vurguladı ve televizyonda da konu aynıydı.  Şimdilerde Chicago’daki avukatım müze ile temasa geçerek bu konunun tekrar gündeme getirilmesini isteyecek.

Müze sergisinden sonra  Illinois eyaleti çevresinde ve Chicago’da  birçok okulda 11 yıl 70 bin öğrenci ve 20 bin veli ile workshoplar yaparak görsel sanatlara kazandırdığım “kontrollü akıtma tekniği”nin çeşitli versiyonlarını öğretmeye çalıştım. Ortaya koyduğum teknik Çağdaş Ebru (Contemporary Marbling olarak  tanındı).

Yücel Dönmez

Yeri gelmişken tekniğinizden de bahsetseniz…

Teknik;  görsel sanatlarda  sanat açısından bence çok önemli değil. Önemli olan ortaya koyduğunun felsefesi ve mesajıdır.  Benim resimlerimde verdiğim mesaj;  sanatçının kendi coğrafyasından, kültüründen, göreneklerinden ve  geçmişinden faydalanması gerektiği üzerinedir ve bunu yapacak sanatçıların ancak evrensel olarak değere ulaşabileceğini vurguluyorum. Felsefem ise;  insanoğlunun renkler ile olan bağı üzerinedir. Sanatçının özgürce  renkleri kullanmasını, yüzeydeki lekelerin dengesizlik içinde denge yaratabildiğini ortaya koyarken, yan yana gelen renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini de sorguluyorum.  Resimlerim  doğadaki bitkilerin evrimi gibidir.  Önceden eskiz çizmem, doğaçlama iç güdüsüyle  çalışır kollarım, gözlerim sürekli  bir tartı aleti gibi hassas dengeyi kurar ve çalışmamın sonunda tuval veya malzeme üzerine attığım ilk lekenin, koca bir bitki, canli veya dağ gibi karşımda büyümüş olduğunu görürüm. O zaman resim bitmiştir.

Yücel Dönmez

Eserlerim ortaya çıktıkları zamandaki ruh hâlimi yansıtır. Eğer  çok neşeli bir durumda yapmışsam eserimi  cıvıl cıvıldır. Çok neşesiz zamanımda yaptığım eserlerimde mutlaka bir karamsarlık belirir,  fakat o durumda da lekeler, denge belli bir özellik gösterir.  Resimlerimde ebru, hat, kaligrafi, tuğra, süsleme sanatı ve Bizans’tan etkiler görülür.  Eserlerimin temeli  geleneksel sanatlarımızdan yola çıkarak çağdaş anlamda geliştirmiş olduğum sentezlerdir. Eğer bir görsel sanatçı gelenekten günümüze çağdaş sentezler ortaya koyabiliyorsa  bu önemlidir.

İstanbul’da yaptığım  sanat çalışmalarımı 1980 yılında gittiğim Amerika’da devam ettirdim ve 13 yıl önce tekrar İstanbul’daki atölyemi faaliyete geçirerek, kamusal alanlardaki çalışmalarımı gerçekleştirdim. Chicago ile İstanbul arasındaki koşturmaca zamanla Avrupa ve İngiltere’yi de kapsadı. Hep dünya sanat tarihinde yer almayı amaçladım;  bu yüzden de sanatta parayı ikinci plana attım. Bugün ise sanatı sanki borsa gibi ele alanlar türedi ve de sanat yerine artık popülizm koşturuluyor.  Yeni bir şeyler üreten sanatçılar parmakla bile zor gösteriliyor. Teknoloji sanatı da içinde aldı ve sanat piyasası bence bir çıkmazın içine girmiş ve ayıklanmayı bekler gibi…

Yücel Dönmez

Resimlerimde  kendi geliştirdiğim teknik ve üslûbu kullandığım için, herhangi bir ustadan alıntı yaptığım iddia edilemez ve de bugüne kadar da böyle bir konu olmadı. Oysa benden etkilenen ustalar da var ve bunlar medyada da zaman zaman yer aldı.

Chicagho Tribune gazetesi sanat eleştirmeni Alan Artner, bu konuda şunları söylüyor: “Sanat tarihinde herhangi bir ustaya baktığımda mutlaka az da olsa geçmişteki bir ustadan iz görebiliyorum. Yücel Dönmez’in resmine baktığım zaman  herhangi bir ustadan iz göremiyorum fakat Türkiye penceresinden bakıldığında geleneksel sanatlarından, kültüründen izler görülebiliyor bu da doğru yolda olduğunu ortaya koyuyor.”

Sanat açısından Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Görsel sanatlarda sanatçının arkasında mutlaka ülkesinin bulunması gerekiyor ki uluslararası platformlarda ülkemizin sanat açısından önü açılsın. Bugüne kadar bu konuyu göz ardı ettiğimiz için dünya sanat piyasasında  ülkemizin adı pek geçmiyor . Sanata meraklı birçok zengin insanımız  sanat piyasasını yanlış yönlendiren müzayede şirketlerinin kurbanı olarak, sanata yatırım yapmaktan vazgeçtiler ve yabancı sanatçılara yatırım yapmaya başladılar… Üç beş kişi ceplerini doldurma pahasına, görsel sanatlarımızı linç ettiler. Bugün sanatçılar zor durumda ve atölyesinin kirasını ödemekte zorluk çekenleri duyuyoruz. Birçok sanatçı resim yapmaktan uzaklaştı.

Sanatın durumu böyleyken Güzel Sanatlar Fakültelerinin sayıları da gün geçtikçe artıyor. Elbette bu da güzel bir şey -fakat bu fakültelerden mezun olanların çoğu bir üniversite bitirmiş olmaktan başka bir şey kazanmış olmuyorlar- çünkü sanatçı, bir kuşak oluşturma açısından önemlidir. Çünkü sanatçı kuşağı olan ülkelerin ekonomileri de daha iyi oluyor. Ülkemizdeki zengin insanlar ülkemizin ve çocuklarının geleceğini düşünüyorlarsa  mutlaka sanata destek olmalıdırlar ki ülkemizde sanatçı bir kuşak oluşturabilelim ve bu devam etsin.

Türkiye’de  sanat adına  çalıştıklarını ileri süren kurumların gerçekte kendilerini aldattıkları da ortada; çünkü bugüne kadar hiçbir sanat kurumu örneğin bana ulaşmadı ve ben ulaştığım zaman da görmezden geldi. Ülkemdeki eş, dost, akraba menfaat ilişkileri ile  sanat yürütülürse sonuç bugün gördüğümüz gibi olur.  Ülkemizde bir tek Elgiz Müzesi kendi çapında örnek bir müzecilik sergiliyor. Onun dışındakilerin ülkemiz sanatı ile ilgili sanatımızı ileriye taşıyacak bir şeyler yaptıklarını pek göremiyoruz…

Yücel Dönmez

Genç sanatçı adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Genç sanatçı adaylarına tavsiyem; köklü araştırmalar yaparak kendi üsluplarını geliştirme yoluna gitmeleridir. Birilerinin yaptıklarından esinlenilerek de sanat yapılır,  fakat önemli olan  kendi coğrafyamızdan yola çıkarak çağdaşı etkileyecek çalışmalar yapabilmektir. Güzel sanatlar fakültelerinde  öğrenciler ile kendi yollarını bulma açısından önemli çalışmaların yapılmadığını görüyoruz. Eğer yapılmış olsaydı sürekli benzer işler görmezdik. Ne yazık ki; Türkiye’de müze anlamında açılmış olan kurumların koleksiyonlarında benzer işleri gördüğümüz gibi, bir müzede yer alamayacak derecede işler de görebiliyoruz. Bir sanatçının müzeye girebilmesi için mutlaka bulunduğu ülkenin sanatına yeni bir şeyler katmış olması veya dünya görsel sanatlarında bir yenilik yapmış olması gerekir. Oysa bizdeki müzelerde bu konu göz ardı edildiği için  çoğu müzemiz sadece  birer gezi yeri olarak önem kazandı. Yani sanatsal önemden çok insanların çeşitli sanat eserleri görebilmek ve vakit geçirmek için gittikleri bir yer olarak akıllara kazındı. Bunun arkasında da müze kurulurken müzenin belli bir kritere dayandırılmamış olması yatmaktadır. Oysa müzelerin belli kriterleri vardır ve o kriterleri tutturmuş olan sanatçılar ve eserleri müzenin ana kısmında sergilenirken, diğer  bölümlerde ülkedeki çeşitli sanatlardan seçilmiş örneklere yer verilir ki  Türkiye gibi görsel sanatlar açısından dünya sanat platformunda ağırlık kazanmamış ülkelerde sanatın önü açılmış olsun.

Örneğin benim Elgiz Müzesi koleksiyonunda bir eserim var fakat diğerlerinde nedense yok. Düşünüyorum da demek ki benim sanatımı değerlendirecek derecede uzmanları yok o müzelerin J Çünkü Amerika’nın önemli bir müzesinden sanatımı dünyaya açarken herhâlde o müze yetkilileri bizdeki bazı müzelerin uzmanlarından(!) geri değillerdi sanat açısından…

Sanatçının biyografisi ve çalışmalarını incelemek isteyenler için :

http://www.yuceldonmez.com/

Share Button
Vecdi Uzun

Hakkında Vecdi Uzun

1959 Mersin Doğumludur. İşletme Fakültesi mezun olup, uzun yıllar Banka ve Finans sektöründe üst düzey yönetici olarak çalıştı. Halen bir dış ticaret şirketinin ortağıdır. Yayınlanmış romanları ve bazı resim sanatçıları anlatan biyografik kitapları bulunmaktadır. Şu an düzenli olarak çeşitli gazete ve dergilerde başta “Genç Ressamlar” olmak üzere plastik sanatçıları tanıtıcı yazılar yayınlamaktadır.

Yorumlar kapatıldı.