IŞIL SAVAŞER: TÜRK RESİM SANATINDA SOYUTLUK ALGISI

Share Button

Türkiye’de 1950’den itibaren yaşanan gelişmelere bakacak olursak, II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği, çok partili dönemin başladığı ve çeşitli toplumsal, siyasal değişimlerin yaşandığı 1950’ler Türkiye’sinde toplumsal gerçekçilik anlayışını benimseyen ve soyut resimler yapan ressamların varlığı görülmektedir. 1950’li yıllar, soyut resmin Türkiye’ye girdiği yıllardır. 1930’lardan 1955’e kadar yapılan çalışmalarda renkten çok biçim bozmaları egemendi. 1950’li yıllarda, özgürlükçü demokrasinin ülkenin sanat yaşamına Batı’daki sanatsal akım ve yeniliklerle birlikte çok yönlü eğilimler getirdiği görülmektedir.

“Türkiye’de resim ve heykel sanatının hızla soyut akımların içine girdiği dönem budur. 1940’lı yıllarda toplumsal içerikli resimler yapan sanatçılar bile 1950’li yıllarda soyut sanatın başlıca savunucuları olmuştur. “(Tansu, 2012:245)

Türkiye’de ilk soyut girişimler geometrik, non-figüratif çerçeve içinde olmuştur. Renk soyutlaması mantığı ise ilk defa Müstakiller ve D Grubu’nda görülmeye başlanmıştır.

Türkiye’de modern sanat gelişimin çıkışları 1950-1990 yılları arasında, Batı sanat anlayışı çerçevesinde Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilmiştir. Modern sanattan söz ederken de Batı’da olduğu gibi birbirini izleyen, boyasal ya da zihinsel akımların sürekliliğinden değil de çıkış gücünü 20.yy’da Almanya ve Fransa’dan alan kendi özgün çalışmalarını ortaya koymasıyla oluşmuştur.

1940’lı yıllarda toplumsal içerikli resim yapan sanatçıların 1950’li yıllarda soyut sanata yönelmelerinde ve sanatın gelişimde ünlü sanat yazarlarının, eleştirmenlerin katkısı büyüktür. 1950’lerde başlayan modern sanatın gelişmesinde deneyim ve birikimleriyle katkısı olan Nurullah Berk, Cemal Tollu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Zeki Faik İzer, Sabri Berkel, Zühtü Müridoğlu gibi sanatçılardır. 1950’li yıllar ve onu izleyen dönem Türkiye’de soyutçu eğilimlerin satışsızlık riskine rağmen tutunma uğraşı verdiği çabalarla geçmiştir. Birer yeni çıkış olarak yorumlanması gereken soyutçu eğilimlerin devreye girdiği yıllarda Türkiye’de resim anlayışları genel anlamda kübist biçimlendirme yöntemlerine ve fovist görüşe yakın bir yol izlemekteydi.

1950’li ve 1970’li yıllarda ise modern sanatta soyutluğu araştıran ve bunu İslam kaligrafisi ve yerel motiflerle işlemeye çalışan sanatçılar; Şemsi Arel, Cemal Bingöl, Abidin Elderoğlu, Ferruh Başağa, Adnan Turani ve Nuri İyem’dir.

“Soyut sanata yönelişlerin resmi kesimlerde olumlu karşılanmasına bir örnek ise 1949 yılında düzenlenen 11. Devlet Sergisi’nde, “Aşk” adını taşıyan soyut figüratif düzenlemesiyle birinci ödülü Ferruh Başağa’nın kazanmasıdır.” (Tansu, 2012:251)

Adnan Turani, soyut sanat eğilimlerinin yaygınlaşma nedenlerini incelemiş ve Türkiye’de soyut sanatçıların, geometrik soyutlama yönündeki çalışmalarını akademideki geometrik konstrüktif biçim eğilimiyle, eski hat düzeni geleneklerine bağlamıştır. Adnan Turani, soyut non-figüratif alanda, sanatçıların eğilimlerini geometrik ve lirik olarak iki kısma ayırmıştır.

1950-1975 yılları arasında kişiye dönük arayışalar artmaya başlamış, soyut resim çabaları yoğunlaşmıştır. Soyut resim 1960’lı yıllarda gelişme kaydetmiştir. Figüratif resimsel biçimleme soyut resimdeki biçimleme mantığı ile zıttır. Soyut resmin yapısında doğa izlenimi yoktur. Soyut sanat yeni bir resim düzeni, yeni bir boya gerçeği ve değerlendirmesini ortaya koymuştur.

“Doğa biçimi bir inceleme aracı olan desen, soyut resimde gerekliliğini yitirmiştir. Bu durum karşısında soyut resimdeki desen içeriğinin anlaşılması ve saptanması gerekiyordu. Tüm bunlar Batı’da olduğu gibi bizde de soyuta atılan ilk adımlarda sorunlar yaratıyordu.” (Eroğlu, 2015:125)

Diğer bir sorun da (modle) işleminin soyut resimde değerini yitirmesidir. Figür resminde “modle” işlemi doğa biçiminin üç boyutlu görüntüsünü kesinlikle saptamak için bulunmuştur. Ancak soyut sanatın nesnenin görüntüsü ve inşası ile ilgilenmemesi modle işleminin anlamsızlığını ortaya çıkarmıştır. Bir diğer ayrılık da, soyut resmin yüzeyindeki düzenleme mantığıdır. Soyut resim, doğa görüntülerinin mekan içinde sıralanmasına dayanan derinlik yaratma işlevine gereksinim duymaz. Figür resmin mekansal kuruluş mantığı soyut resimde önemini yitirmektedir. Nesnelerin sıralanmasına ilişkin perspektifin ortadan kalkması ile bir sonsuzluk oluşmuştur. Böylece yeni bir hacim anlayışı biçimlenmiştir. Soyut resimdeki bir diğer özellik de açık kompozisyondan uzaklaşan tamamen resimsel gerçeklerden oluşan bağlantılarla inşa edilen bir kompozisyon kurulmasıdır. Türkiye’deki soyut resim sınıflandırmasını; geometrik, lirik, geometrik non-figüratif, lirik non-figüratif soyutlamacılar olarak özetleyebiliriz. 1946 yılında çok partili dönem ile birlikte, Türkiye’de sanatın gündemine non-figüratif soyut resim kavramları girmiştir. Non-figüratif çalışan sanatçıların başında Cemal Bingöl gelmektedir. Sanatçı çalışmalarına kolajla başlamıştır. Cemal Bingöl, çalışmalarını geometrik biçimlerin yüzey bölüntülerinin ve çizgi ile ortaya çıkan düz renkli geometrik yüzeylerin, yatay dikey doğrularla oluşan dengesinde yapmıştır.

Cemal Bingöl, 70 x 100 cm, yağlıboya, özel koleksiyon

Refik Epikman’ın soyutlamasında, eski figüratif, geometrik inşalı resminden birçok eleman vardır.

Refik Epikman, Soyut, 70 x 100 cm., tuval üzeri yağlı boya

Geometrik soyut sanatın geleneksel Türk süsleme ve yazı sanatları ile biçimsel ilgisinin kurulması, araştırmaların öncelikle bu yönde başlamasında etkili olmuştur. Bunun nedeni, Türk resminin buradan hareketle yaratılacağı düşüncesi olup, birçok sanatçıyı soyut sanata katılma çabası içine sokmuş ve coşkulu uygulamalara başlanmıştır. Ancak, geleneksel sanatın düşünsel ve estetik yönlerinin yeterince özümsenememesi sonucu, sanatçılar evrensel düzeyde çağdaş yorumlara gidememiş, yaratıcı olmayan ve Batılı örneklere bağımlı çalışmalar ortaya koymuşlardır. “Bununla birlikte, Batı soyut sanatındaki düşünsel temeli kavramaya çalışan Halil Dikmen’den sonra, Nuri İyem ve Ferruh Başağa, 1949’da; Sabri Berkel ve Cemal Bingöl 1950’de, Adnan Çoker 1951 ve Lütfü Günay 1952’de geometrik-soyut sanat yönünde ve çağdaş sanata katılma isteği ile araştırmalara başlamışlardır. 1951’de geometrik-soyut çalışmalarıyla Türkiye’de ilk soyut sanat sergisini açan Ferruh Başağa aynı zamanda taşist yapıtlarını da sergilemişti.” (Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Daire Başkanlığı, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,80258/geometrik-soyut-sanat-egilimi.html)

İsmi soyutla özdeşleşen Sabri Berkel geometrik-non figüratif bir üslup içinde Türk resim tarihinde modernleşmenin öncülerinden sayılmaktadır. Sanatçı, geometrik soyut yapıtlarında ve lekeci çalışmalarında kurgulama anlayışını ön plana çıkarmıştır.

Sabri Berkel, “Simitçi”, kontrplak üzeri yağlı boya, 61 x 34 cm, 1952, İstanbul Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu

“Aşk” adını taşıyan soyut çalışmalarıyla Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik ödülü alan Ferruh Başağa’nın soyut resimleri organik kavramlar üzerine temellenmiştir. Başağa çalışmalarında geometriden faydalanmaktan ziyade geometri düşüncesinden hareketle çalışmalarını sürdürmüştür. Sanatçı bu yaklaşımını “Geometri bir problemdir, ben problem dışına çıkarak geometrinin estetiğini aradım” sözleriyle özetlemiştir. Sanatçının resimlerinde, mozaiklerindeki küçük parçaların titreşiminden kaynaklanan etki görülmektedir. Başağa çalışmalarında sınırsızlık, süreklilik izlenimi vererek gizemli bir durum yaratmaya çalışmıştır.

Ferruh Başağa, “Aşk”, 1948, tuval üzeri yağlıboya

Adnan Çoker, önce inşacı sonra serbest ve action painting’e dönük, daha sonraları ise geometrik kristalize biçim unsurlarını kompoze eden bir gelişme göstermiştir. Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden esinlendiği kubbe, sütun, kemer gibi mimari ögelerle koyu fon üzerinde biçim ve renk dengesinde ulaştığı yalınlığı, günümüze kadar geliştirerek minimalist bir anlayışa yönelmiştir.

Adnan Çoker, “Konstrüksiyon”

Şemsi Arel ise, tek rengin tonlamalarıyla geometrik yüzey bölüntülerinin üzerine uyguladığı yazısal eğrilerle, yüzey-çizgi karşıtlığında biçimleri dengeli olarak yerleştirmiştir.

Şemsi Arel

“İnsan doğa-kültür bütünlüğünde, çevre faktörünü irdeleyen, geçmiş kültür dönemlerini inceleyen Halil Akdeniz, asal geometrik formlarla ortaya koyduğu yeni mekan önerilerinde, geometrik ölçü araçları, harflerle yapıtları ölçülebilirlik içinde, izleyeni anlam üretimine yöneltmiştir.” (Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Daire Başkanlığı, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,80258/geometrik-soyut-sanat-egilimi.html)

Halil Akdeniz

Halil Akdeniz

Adem Genç, “Tasarım Gerçekliği” olarak tanımlanan anlayışını soyut-somut imgeler taşıyan yüzeylerde simgeledi. Çalışmalarında soyut geometrik uzaysal boşluk ve somut dinamik lekeler karşıtlık oluştururken, simgesel görüntüler de ön plana çıkmıştır.

“1970-1980 arasında soyuta karşı azalan ilgi 1980’den sonra biraz daha artmıştır. Bu türde çalışan sanatçıların bir kısmı hala 1955-170 arası soyutçuluğun kısır döngüsü içinde bocalayıp dururken, S.Berkel ve 1970’den sonra yeni bir üslup arayışı içine giren A.Çoker geometrik soyuttan hareketle farklı sonuçlara ulaşmışlardır. S.Berkel, sadece göze hitap eden katışıksız bir soyut görselliği, A.Çoker ise, mistik ve öznel bir etki yapan geometrik temelli biçimsel kuruluşları yeğlemiştir. Gene Burhan Doğançay, Tamer Akakıncı, Halil Akdeniz, Süleyman Saim Tekcan, Bekir Sami Çimen, Adem Genç ve Mehmet Mahir geometrik soyuta kişisel düzeyde değişen oranlarda ilgi duyan sanatçılardır. Buna karşılık Erol Eti, Güngür Taner, Zafer Gençaydın, Zahit Büyükişliyen, Hasan Pekmezci gibi soyut dışavurumcu vb. eğilimleri temsil ederler.” (Gergedan Kültür ve Sanat Dergisi, Eylül 1988, Türk Resim Sanatı özel sayısı)

“Lirik soyutlama, soyut dışavurumculuğa yakın; daha Avrupa biçemli bir yaklaşımdır. Resimsel lirizm, sanatçının iç dünyasındaki fırtınaların bir dışa vuruşudur. İfadenin malzemesi de boya ve fırçalardır. Lirizmin önemi şudur; sanatçı, çerçevesindeki görüntüleri değil, kendi iç dünyasındaki konseri vermektedir. Bu konser bir iç savaştır. Bu savaşın görüntülerinin nasıl başladığı ve nasıl bittiği sanatçının kendisi tarafından bile bilinmemektedir. Fakat çalışma bittiğinde sanatçı bile şaşırdığı, daha önce aklına bile gelmeyen bir motif çıkmaktadır karşısına. Lirik soyutlamada doğasal bir motiften hareket edildiğini gözlemlemekteyiz.” (http://www.turkresmi.com/klasorler/geometrik-lirik/index.html)

Zeki Faik İzer’in 1937’de lirik soyut anlayışının ilk örneği olarak çalıştığı “Sultan Ahmet Camii’nin Camları” adlı eseri 1961’de New York Guggenheim Müzesi’nde Türkiye birincisi olarak sergilenmiştir. 1976-80 döneminde, ritmik çizgiler, coşkulu fırça darbeleri ve saydam renklerle lirik-soyut anlayışını ortaya koymuştur.

Zeki Faik İzer, “Sultan Ahmet Camii’nin Camları”

Ercüment Kalmık “Marinada Yelkenliler” adlı eserinde manzara resmine ilgisi ve doğa sevgisini soyutlamıştır.

Ercüment Kalmık, “Marinada Yelkenliler,”75 x 152 cm, özel koleksiyon

Bedri Rahmi Eyüboğlu lirik non-figüratif çalışmalar yapmıştır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Ebabil Kuşu”, tuval üzeri yağlı boya, 60 x 110 cm

Özdemir Altan 1966 ile 1975 yılları arasında soyutlamaya yönelik çalışmalar yapmıştır. 1975’ten sonra figüre dayalı pop etkilerinin görüldüğü lirik soyutlamalar görülmektedir. 1965-66 yılları sanatçının “Kral ve Kraliçeler” adını verdiği dönemdir. İmgesel olarak insan figürünün kendisini gösterdiği çalışmalardır, insan imgesinin farklı metamorfik yapılanmalarını çalışmıştır.

Özdemir Altan, “Kral ve Kraliçe”, karton üzerine yağlı boya, 39 x 37 cm, 1965

Özdemir Altan, “Kral ve Kraliçe”, karton üzerine yağlı boya, 39 x 37 cm, 1965

Modern Türk resminin lirik soyut geleneğinin önde gelen isimlerinden olan Zekai Ormancı, kompozisyonlarında ışığı ve rengi eserlerinin dışa vurumcu ifadesinde önemli bir etken olarak kullanmıştır.

Zekai Ormancı, Kompozisyon, tuval üzeri yağlı boya, 146 x 180 cm, 1999

Devrim Erbil 1962’den sonra lirik soyutlama çalışmalarında kendi tarzının arayışına girmiştir. Grafik etkisi veren yazısal tuşlarla, kuş bakışı İstanbul planını soyutlamaktadır.

Devrim Erbil, “Haydarpaşa”, 2006, tuval üzeri yağlıboya, 125 x125 cm

Devrim Erbil, “Haydarpaşa”, 2006, tuval üzeri yağlıboya, 125 x125 cm

1945’te Melih Nejat Devrim ve Selim Turan soyut resme yönelen bizdeki ilk lirik non-figüratif sanatçılar olduğu bilinmektedir.

Melih Nejat Devrim
Selim Turan

Abidin Elderoğlu, İslam kaligrafisi ve yerel motifleri işleyerek yarı kübist bir anlatım benimsemiştir. Sanatçının çalışmaları Doğu sanatından gelen etkinliklerin Batılı resim anlayışı ile karışımıdır.

Abidin Elderoğlu, “Kaligrafik Soyutlama”, Kağıt üzerine karışık teknik, 25 x 38 cm, 1960’lı yıllar

“Erol Akyavaş, modern çağdaş resmimizle geleneksel sanatlarımız arasındaki en kuvvetli bağları evrensel boyutta kurmuş olan yegane sanatçıdır. Bu durum sanatçının önemli bir modern zihinsellik içerisine yerleşmesini de sağlar.” (Eroğlu, 2015:129).

Erol Akyavaş, “Düşük Şehir”, tuval üzerine karışık teknik, 137 x 264 cm

Erol Akyavaş, “Düşük Şehir”, tuval üzerine karışık teknik, 137 x 264 cm

KAYNAKÇA

Share Button

Yorumlar kapatıldı.