Vecdi Uzun, Kadir Arslan’la “VAR OLABİLMEK” Üzerine

Share Button

Sanat dışındaki her eylem bana gelir geçer bir şey olarak görünür. Sanatın ise kökü binlerce yıl önceye dayanan,  yolu sonsuza kadar süren mükemmel bir özgürlük alanı ve ifade yöntemidir.

Kadir Arslan

Vecdi Uzun: Yaşam ve sanat süreçlerinizi ana hatlarıyla anlatır mısınız? Sizi resim sanatına yönelten köşe taşı nedir?

Kadir Arslan: Henüz okuma yazma bilmediğim zamanları hatırlıyorum. Sekiz çocuklu bir annenin en küçük çocuğuydum. O zamanlar ortaokula giden,  fakat şimdi hayatta olmayan abimin defterlerinde çizmiş olduğu resimleri görürdüm. Bende derin bir hayranlık uyandırdığını çok net hatırlıyorum. Onu taklit etmeye çalışırdım. İlkokul birinci sınıfa başladığımız ilk haftalarda öğretmen bir şeyler anlatırken sürekli  bütün defterlerime ve kitaplarıma resimler çizerdim. Ailemiz ve çevremizde sözlü edebiyat güçlüydü, fakat  nedense görsel sanatlara pek önem verilmezdi. Bu yüzden ne yazık ki o günlerden  bugüne kalan ne abimin yaptığı  ne de benim yaptığım bir şey var.  Bu konudaki asıl maceram ise sanırım ortaokul yıllarında başladı. Sınıf öğretmenim çizdiğim bir resimden etkilenip bana güzel sanatlar lisesi sınavına katılmam için öneride bulundu. Ben de kazandım. Sanat birikimi olan bir aileden gelmediğim için sanatın ne olduğunu anlamak zordu. Sanatın matematik ya da fizik gibi yasaları yoktu. Zaman içinde sanatın mekanik bir ezberden uzak ve inanılmaz bir özgürlük alanı olduğunu fark ettim. Sanatta yine de her şeye bir kulp bulunması bana tuhaf gelirdi. Böylece sanatın ruhani bir durum olduğuna lise hazırlık sınıfındayken kanaat getirdim. Böylece öğrenmeyi bırakıp hep hissetmeye yöneldim. İlham bağımlılık yapan müthiş bir duygu. Benim için köşe taşı  belki de bu dürtüdür.

Kadir Arslan

Vecdi Uzun: Sanatseverlere resimleriniz hakkında ne anlatmak istersiniz? Resimlerinizi nasıl tanımlayabilirsiniz? Resminizde vermek istediğiniz mesaj nedir? Eserlerinizdeki yansımaları ve ipuçlarını nasıl görebiliriz?

Kadir Arslan: Resimlerim güncel gelişmelere göndermeler içerir.  Hâlihazırda ağır bir doğum sancısı çeken Ortadoğu’nun yarattığı devinim dünyadaki en ilkel kabileden tutun da en çağdaş medeniyete kadar zincirleme bir şekilde etki ediyor. İzleyicilerin resimlerime bakarken bu devinimin ritmini dinler gibi hissetmelerini istiyorum. Feminizmden demokrasiye, kapitalist modernizmden popüleriteye ve sosyalizme kadar insan etrafında örülü illüzyonun çözüldüğüne şahit olan her bir kişi resimlerimin de dilini çözebilir.

Konularım yaşamın ta kendisidir. Nasıl ki bir fotoğrafçı önüne gelen her şeyi fotoğraflamıyorsa,  ben de konu seçerken oldukça dikkatli bir ön hazırlıktan geçiyorum. Hayat sürprizlerle dolu, her gün bir sürü farklı şeyle karşılaşıyor olsam da önüme gelen her şeyi hemen işlemiyorum. Benim için bir konunun işlenmeye değer olması için bir hikâyesinin olması gerekiyor. İnsana ve ekolojiye dokunan bir hikâye. Öğrencilik yıllarımda bildiğim her konuya dair bir iş üretmeye çalışırdım. Üniversite yıllarında bu hataya çok düştüm. Fikirlerim oturmuş olsa da anlatım dilimdeki ve seçtiğim konulardaki farklılıklar, hepsi birbirinden çok uzaktı. Buna “arayış içindeydim’’ gibi saçma bir bahane uydurmak istemiyorum, aslında olan şey bir arayış değil, akademi ortamının insanı hissedebiliyor olmaktan soyutlamasıydı. Hissedebiliyor olmak gerçekten de çok önemli. Bilmek genelde sizi kısıtlar, cesaretinizi kırar, sonucunu önceden biliyor olmak ya da en azından kestirebiliyor olmak kişiyi tamamen bir “Oblomov” yapar. Bu bilgiyi reddettiğim anlamına gelmiyor, sadece hislerime daha çok güveniyorum.

Resimlerimdeki mesaja gelince; şöyle bir resim çizeyim de izleyici bu mesajı anlasın demem. Kısacası resimlerimde olup bitenleri fark edebilmek için benimle aynı duyguları paylaşmalısınız  ya da dışa dönük iyi bir gözlemci olmalısınız. Sadece resmi tek başına ele almak da yetmez. Resme verilen isim, yapıldığı tarih, üzerine sarf edilen açıklamalar gibi bütünleyici olarak nitelediğim olgularla birlikte resmi ele almalısınız. Yine de mücadelemin (üretim süreci) öncelikli arzusu ortaya üretilmeye değer bir iş çıkarabilmektir. Teknik olarak işçiliğe ve özgünlüğe önem veririm. Bazen resimlerimi on katmanlı bir yapıyla üst üste ekleyerek yaparım ve bazen de değişik ve alakasız malzemeler kullanmaya çok meraklı olurum, bu durum bazen saatlerime hatta günlerime mal olabiliyor.  Hatta direkt resmime mal olabiliyor, ama yine de meraklı olmak güzel. Tabii ki bazen de olabildiğince ikna edici sonuçlar elde ediyorum. Sade resimler yapmak beni ikna etmiyor, ama bu tamamen benim resim yaparken ikna sürecimdir. Örneğin  P.Mondrian’ın resimlerini çok beğenirim.

Vecdi Uzun: Zaman zaman yaptığımız söyleşilerde Mezopotamya, dinler, siyasi ve tarihi konularda konuşmuştuk. Yıllarca bu konuda inceleme ve okumalar yaptığınız ve bunun sonuçlarını eserlerinize yansıtmak istediğinizden bahsetmiştiniz. Hangi kaynaklardan çalıştınız ve neler elde ettiniz? İlk kişisel serginiz olan BABİL’de bunu nasıl işlediniz?

Kadir Arslan: John LOCKE insan doğuştan boş bir levhadır der. Ben de herkes gibi içinde yaşadığım ortama göre şekillendim ve mayalandım. Söylenceler, eskatolojik anlatılar, büyüye dair gizemler, peygamberlerin hayatları ve daha nice konu. En büyük kaynağım içinde yetiştiğim Kürt sözlü edebiyatıdır. Malum sebeplerden ötürü eskiden yazılı kaynağa fazla rastlayamıyorduk, ama inanılmaz zengin bir sözlü edebiyat var. Hemen hemen her yerde bir ozana rastlayabiliyorsunuz ve o ozandan binlerce yıllık geçmişi olan hikâyeler bile duyabilirsiniz. Tabi 2000’li yılların başlarından itibaren gelişen interaktif ortam zamanla tamamlayıcı kaynaklara da ulaşmama olanak sağladı. İngilizce kaynaklardan ve çeşitli dillerden Türkçeye çevrilmiş eserler okudum.

Dinlerin kutsal kitaplarına daha derinlemesine yaklaştım.  Carl Gustav JUNG’un “İNSAN VE SEMBOLLERİ’’ kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim. İnsanın ilkel güdüsünden doğan kutsallara yer vermiş. Sigmund FREUD, Albert CAMUS, Umberto ECO, Renas JIYAN  beni etkileyen yazarlardır. Siyaset ve tarih konularına gelince; Ortadoğu’da diyalektik bir okuma henüz çok zor olsa da en azından kendini yetiştirmiş biri için bu mümkündür. Beş bin yıl boyunca imparatorlukla yönetilmiş bir coğrafyada son birkaç yüzyıldır derin krizler yaşanıyor. İmparatorlukların mutlak gücü altında ezilen insanların ardılları olarak bizlerin tam olarak nasıl bir nokta inşa edeceğimize iyi karar vermemiz gerekiyor.

İlk kişisel sergimin ismi ‘’BABİL’’. Babil; Sami dillerinde tanrının kapısı anlamına gelir. Babil benim için de bir giriş kapısıdır. Bundan bir arkadaşıma ilk bahsettiğimde benim Mezopotamya mimarisine uygun peyzajlar çizeceğimi zannetmişti. Oysa resimlerimdeki ana vurgu portreler üzerindedir. Hatta bazıları çok tanıdık figürlerdir, fakat ben Babil’i bir kavram olarak ele aldım. Babil’in ilginç bir mirası var. Kendisinden pek az şey kalmış olsa da yok oluşundan binlerce yıl sonra bile etkisini tüm dünyada hâlâ hissettirebiliyor. Sergiye ismini veren resim 120x120cm büyüklüğünde akrilik boyayla resmedilmiş bir kadın portresidir. Kafasında bir parti şapkası, derisinin altındaki et ve kanda büyümüş sarı bir çiçek, gözbebekleri ise yılanlarda olduğu gibi dikine, arka fonda ise eski Mezopotamya mimarisi ve kozmos algısına gönderme ve bir puhu ve ayrıca kadının yüzünde alaycı bir gülümseme var. Yılan yaradılış, puhu ise bilgeliktir; resmi anlatmaya devam edebilirim tabii ama bunu istemiyorum. Çünkü böyle anlatırken kendimi tuhaf hissediyorum. Ben sanat eleştirmeni değilim bir sanatçıyım. Sergi 13 Kasım’da F Sanat Galeri’de.

Kadir Arslan

Vecdi Uzun: Sizce sanat nedir? Sanatın yönü nereye dönük olmalıdır?

Kadir Arslan: Sanat ürünü ortaya çıkarmayı bir ifade yolu olarak tanımlıyorum,  ama iş sanatı tanımlamaya geldiğinde bunun yapılamayacağını,  hatta yapanların sürekli saçmaladığını hissetmişimdir. Gizemler içeren bir kavramdır sanat. Sanatın ne olduğundan ziyade, ne olmadığını konuşmak daha doğru olur diye düşünüyorum. Ezber değildir mesela. Bir öğretmenden teknik dersler alan ve öğrendiği teknikleri bir şeyler anlatacağım diye kavramlara boğan çok kişi var. Düşünsenize ne kadar sıkıcı? Belki bunu “plastik sanatlar nedir?”  gibi daha dar bir çerçevede soracak olursak o zaman bir tanımlama yapmak mümkün olabilir. Hatta bunun cevabını plastik sanatlara dair ders kitabı niteliğindeki piyasadaki birçok kitaptan öğrenmek bile mümkün. Boyayı zemine doğru uygulamak, pentür bilgisi, malzemelerin kullanımı vesaire.

Sanatın yönüne gelince; buna da sanatçı üzerinden değinmek gerekir. Sanat ürünü ve sanatçının her ne kadar halktan kopuk olmaması gerektiğini düşünsem de özellikle tarihi eser ve kültür miraslarının yağmalanıp tahrip edildiğine şahit olmak bende halka dair çekincelere yol açtı. Buna rağmen sanatçı halktan kesinlikle kopuk olmamalı ve toplumun içinde topluma rağmen bile olsa diri kalmalı, sanatını bir şekilde insanlara ulaştırabilmelidir diye düşünüyorum. Aksi takdirde ‘’Ulaşılmaz bir dağın zirvesinde izole duran soğuk bir kaya’’dan farkı kalmaz.

Kadir Arslan

Vecdi Uzun: Sanatta  özgünlük konusundaki düşünceleriniz nelerdir? Sizin resimlerinizi özgün yapan nelerdir?

Kadir Arslan: Eğer sanatçı daha önce yapılmamış bir teknikle ortaya çıkıyorsa ve izleyici o sanatçının resimlerini tekniğinden tanıyorsa özgündür gibi temel bir yargı var. Yanlış bir tanımlama değil  ama hissettikleriyle yola çıkan sanatçılar bu duruma pek aldırış etmezler. Van GOGH’un birçok resmi Fransız ressam Milet’in yeniden yorumlamasıdır ama aynı Van GOGH ekspresyonist sanatçıların da çıkış noktasıdır. Sanat tarihi bu örneklerle doludur. Picasso’nun Georges BRAQUE’tan ne kadar aldığını herkes bilir. Benim de etkilendiklerim var tabii  ama illâki sanatçılar bariz noktalarda birbirinden ayrışır ve kendi öznelliğini yaşar. Ayrıca sunum ve ifade boyutu vardır. Bu da galerici, küratör ve diğer paydaşların işidir.

Diğer soruya gelince ebru sanatını örnek vermek istiyorum, bütün ebru işleri birbirinin kopyası gibi görünse de aslında değildir. Ebru sanatçıları “Her bir işten dünyada sadece bir tane var.” derler.

Resimlerimi bir defa gören tanıyor. Resimlerimi özgün yapan da herhâlde budur. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum; çok fazla ressam tanımıyorum, çalışmalarına hayranlıkla baktığım sanatçılar var tabii  ama biraz kenarda durmayı sağlıklı buluyorum. 21. yüzyıl  interaktif bir yüzyıl, dolayısıyla bilgi insanın yetişebileceği hızdan çok daha hızlı yayılıyor ve türüyor. Bir şeyi henüz öğrenmişken,  o şeyden onlarca şey türeyebildiğini ve öğrenmiş olduğunuz bilginin modasının geçmiş olduğunu görebiliyoruz. Bu kafa karıştırıcı bir durum. Kenarda durmak benim için iyi.

Vecdi Uzun: Başta resim olmak üzere sizi ve sanatınızı etkileyen sanatçılar kimlerdir?

Kadir Arslan: El Greco ve Chaim Soutine favorilerimdir. Tarih öncesi mağara resimleri, antik Mezopotamya mimarisi; Lucian Freud, Caravaggio, Vincent van Gogh, Goya … Çok fazla isim ve yapıt var aslında. Yapıtlarını izlemekten büyük keyif alırım. Her gün saatlerce resim incelerim  ve yeniden baktığım çok sayıda resim var. Bazen amatör işlerden de çok hoş işler çıkar ve satın alıyorum. Sonuçta sanat bir şekilde bazen hiç beklenmedik ellerde kendini var edebiliyor. Tıpkı canlı bir organizma gibi!

Kadir Arslan

Vecdi Uzun: Sizin sanatınızı ortaya koymanızın temelini oluşturan duygu, bilgi ve tecrübenizin birikimi nedir? Bunu nerede ve nasıl oluşturdunuz? Bunları eserlerinizde nasıl ortaya koyuyorsunuz?

Kadir Arslan: Bazen aklıma takılır; aynı miktarda efor ve zaman harcayarak başka işlerle ilgilenseydim ne olurdu acaba? Ticaret ya da maddi anlamda daha garantili herhangi bir iş. Demek istediğim şu ki birçok iş yapılabilir olmasına rağmen ‘’kültür üretmenin’’ baskın bir bağımlılık etkisi var. İlginç bir inat duygusu.

Üretim esnasında bir transa dönüşen hayatı tecrübe etmek bu bağımlılığın temel etkisi olabilir. Nasıl ve nerde oluştuğunu bilmiyorum  ama sanata dair Allah vergisi olduğu söylenir ki bu noktada evet diyebiliyorum buna. Tanrı bir seçim yapsınlar diye insanları özgür iradeleriyle dünyaya gönderiyor ama sanki sanatçı olacak kişiyi kaderiyle birlikte yaratıp yolluyor, başka yola sapmasın diye. Neden sanatçı olmayı tercih ettiğime dair ufacık bile bir fikrim yok. Bu sohbetin başında da belirttiğim gibi çalışmalarımda işleyeceğim konular konusunda çok seçiciyim. Öncelikle ifade örüntüsü kafamda şekilleniyor, ilham ediliyor da denebilir. Ben de onu olabildiğince estetik bir yolla işlemeye başlıyorum.

Vecdi Uzun: Geleceğe dair hedefleriniz nelerdir?

Kadir Arslan: Fikirler de doğadaki her şey gibi değişkendir. Çok fazla fikir üretebiliyorum fakat olanaklar beni kısıtlıyor. Sadece daha fazla olanak yaratabilmek için çabalıyorum, bir sanatçının sahip olması gereken türden olanaklar. Önceliğim bu…

KADİR ARSLAN   

 “Sanat dışındaki her olgu bana gelir geçer bir şey olarak görünür. Fakat sanat kökü binlerce yıl önceye dayanır ve yolu sonsuza kadar sürer. Mükemmel bir özgürlük alanı ve ifade yöntemi.”

1986 Mardin doğumlu olan Kadir ARSLAN eşiyle birlikte İstanbul’da yaşıyor ve kendi atölyesinde üretiyor.2005 yılında Mersin Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nden mezun olan Kadir Arslan 2009 yılında Adana Çukurova Üniversitesi Resim bölümünden mezun oldu. 2009 yılında kendine ait ilk atölyesini açan sanatçı bir dönem siparişler alarak resimler yaptı. 2010 yılında geçirdiği bir trafik kazasından sonra yaşadığı sağlık problemlerinden dolayı, her ne kadar ara ara çalışmalar üretse de genel anlamda 5 yıl boyunca resme ara vermek zorunda kaldı. 2015 yılının sonlarında kendi atölyesini yeniden açan sanatçı o dönemden bu yana kolektif sanatçı gruplarıyla karma sergilere ve Art Ankara, Tüyap gibi fuarlara katıldı. 2018 yılından itibaren  gazetesanat.com online gazetede yazıları yayımlanmaktadır.

KİŞİSEL SERGİLER : ‘’BABİL’’ F_SANAT Galeri  /  Nişantaşı – İSTANBUL , 2019

KATILDIĞI FUARLAR:  F_Sanat Galeri ile birlikte TÜYAP FUARI 2019

                                          Art Ankara Çağdaş Sanat Fuarı 2019   

KARMA SERGİLER : (2016) Boynuz-Kulak – Mersin D.G.S Müzesi / (2017) Anadolu’ya Yolculuk – Trump Art Gallery İSTANBUL  *  Üşümesin Ayaklar – Gallery Bohem İSTANBUL  *  B.G.İ. Sanat Platformu karması – Pusula Sanat İSTANBUL / (2018) B.G.İ Sanat Platformu karması – Çorlu B. Müzesi  *  B.G.İ. Sanat Platformu karması – 75. Yıl Sanat Galerisi ADANA  *  B.G.İ Sanat Platformu karması – Gallery Pasaj İSTANBUL  *  Kesintisiz sanat – Pusula Sanat İSTANBUL   *   Yeni Nesil Sanat karması Merkezden Kaçış – Çankaya Galerisi ANKARA  *  2.Uluslar arası karması – ERZİNCAN B.A.Ü. Sergi Salonu  *   Y.N.Sanat karması Yansıma – Gallery BY Mojo Art Gallery ANKARA  *  B.G.İ. Sanat Platformu karması Galeri A+B İSTANBUL  *  Y.N.Sanat küşük işler sergisi ASO Sanat Galerisi ANKARA  / (2019) Yeni Yıl karması – F_Sanat galeri İSTANBUL  *  81 tuval karma sergisi YALOVA  *  Y.N.S yaz karması – Leartesian Art Gallery BODRUM  *  Yaz Seçkisi karması – F_Sanat galeri İSTANBUL 

Share Button

Yorumlar kapatıldı.