IŞIL SAVAŞER, FRANSIZ İHTİLALİ VE EUGENE DELACROİX

Share Button

Tarihin derinliklerinde üretilmiş bir betim, insanoğlunun kafasını hep meşgul etmiştir. Bir sanat yapıtı onu “izleyen-gören” her insanın psikolojisini de etkileyerek yola çıkar. Sanatın bir psikolojik hareketlenmesi mevcutsa, o zaman işin bir sanatçı tarafı, bir de izleyici tarafı ver demektir. Sonuçta aynı sosyolojik gelişmelerden etkilenmişlerdir.

Sanat yapıtı yorumlaması bütünsel bir kültürü gerekli kılar. Çünkü bir sanat yapıtı meydana getirildiği ve getirildikten sonraki dönemlerde farklı farklı algılanır. Belli bir döneme ait sanat yapıtı incelenecek ve yorumu yapılacaksa söz konusu dönemin gerisindeki dönem de incelenmelidir. Gerideki dönemin toplumsal statüleri, dinsel etkinlikleri vs. diğer özellikleri gözden geçirilmelidir.

Bir sanat eserinin yorumlayıcısının sosyoloji, estetik, felsefe, psikoloji hatta antropoloji ve teoloji alanlarına da inanç göstermesi gerekir. Tarih öncesi ve sonrası ortaya çıkmış sanatla ilgili olanları sağlıklı yoruma götürmede etkilidir. Bu alanların sınırları belli, ancak birbirleriyle iletişim hâlinde ve birbirlerini etkilemişlerdir.

18.yüzyılın birinci yarısını etkisi altına alan Rokoko’da saraylardaki ihtişamın, gösterişin, 17.yy’da da Rubens, Velasquez gibi ressamlarla imlenen yanının daha da ileri bir düzeyde devam ettiği görülmektedir. Yüzyılın ikinci yarısını ise, 1789’da patlak veren Fransız  İhtilali çok etkilemiştir. Bu ihtilal, milletlerin özgürlük temsilcisi olmuş, ihtilal sonrasında modern atılımlar gerçekleşmeye başlamıştır. Kısaca bu devrim sanat yapıtlarını yorumlayabilmek, söz konusu ihtilalin nedenlerini, gelişmelerini ve sonucunu incelemekten geçmektedir. Avrupa’da da özellikle bu devrimin Romantizm ve Realizm gibi sanat akımlarının ateşleyicisi olduğunu söyleyebiliriz. 18.yüzyılın son çeyreği, birçok Yeni Klasik, romantik ve gerçekçi sanatçıların dünyaya geldiği zaman olarak görülebilir.

19.yüzyıl ile ilgili olan her şeyin başlangıcı 1830 yılı olmuştur. Bu yüzyılda ortaya çıkan Stendhal ve Balzac, meydana getirdikleri yapıtlarla adeta bu yüzyıl toplumlarının krokisini çizmişlerdir.

1789’larda Fransız İhtilali ile başlayan toplumun siyasallaşması süreci 1830’larda doruğa ulaşmıştır. Bu yüzyıl, unutulmaması gerekir ki bir sanayi devrimine tanıklık etmiştir.

Aslında 17.yy sonrası ve 20.yy öncesinde sanatın yorumlanabilmesi demek, birçok toplumsal gelişmelerden haberdar olarak, söz konusu gelişmeleri değerlendirmek demektir. 18.yüzyıldan itibaren bu yüzyıl dâhil, toplumsal olayların daha bir çoğul dil kazanması, özellikle toplumsal sınıfların bilinçlenmesiyle işlerin değişmesi, sanatın boyutunu da ona göre farklılaştırmıştır.

Empresyonizm kentleşmenin beraberinde getirdiği bir sanat akımıdır. Sanatçının bedeni burada doğaya tutsaktır, ona bağlıdır. Bu noktadan hareketle gerek ekspresyonist, gerekse fovist duyarlılıklarda ise sanatçının bedeni, yine kendi ruhuna emanettir. Burada kastedilen ruh kavramı birçok olayla yıkandıktan sonra karşımıza “ruhsallık” olgusu olarak çıkmaktadır.

Örneğin; I. Dünya Savaşı’nda yenik düşen ülke toplumlarının üzerindeki olumsuz etkiyi düşünebiliriz. Alman Ekspresyonist sanatçılar yapıtlarında çokça işlemişlerdir.

Yine bu noktada da karşımıza “sosyoloji” çıkmaktadır. 18.yy’dan itibaren sanatın üzerinde sosyoloji kavramının etkisi büyük olmuştur.

Avrupa, 1789’dan 1815’e kadar savaş içindedir. Yakın çağ 1789 Fransız İhtilali ile başlar ve 20.yy’ı da içine alır. Bu noktada ihtilal sonrasında yerleşmeye başlayan milliyetçi düşünceler ve sıkı bir demokratikleşmeye doğru yönelme, beraberinde birçok sanat akımını getirmiştir. Bu akımların ilkini Romantizm oluşturur.

“Neo klasik anlayışın önemli bir yer edindiği Fransa’da romantik resim Almanya’dakinden farklı bir özellik göstermektedir. Almanlara göre renklere öncelik veren Fransız ressamlar toplumsal konular ve insan unsuruna daha çok önem vermişlerdir. Bunda, Fransa’nın 18.yy sonu ve 19.yy başında geçirdiği tarihsel deneyimlerin de önemli bir rolü vardır. Fransız Romantizmi’nin en önemli ismi aynı zamanda dünya sanat tarihinin en önemli sanatçılarında biri olan Eugene Delacroix (1798-1863) önemli bir renk ve anlatım ustası olarak gelecek kuşaklar üzerinde derin izler bırakan bir üslubun sahibiydi.” (Beksaç, 2015:115)

Fransız İhtilali (1789 – 1799) Fransa’daki mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Roma Katolik Kilisesinin ciddi reformlara gitmeye zorlanmasıdır. Avrupa ve Batı dünya tarihinde bir dönüm noktasıdır. Aydınlanma düşünceleri ile birlikte Descartes, aklın ve özgür düşüncenin varlığına atıfta bulunmuş, Montesquieu ise halkın yönetiminde vekiller aracılığıyla temsil edilmesi gerektiğini düşünmüştür. Aynı zamanda güçler ayrılığı fikrinin benimsendiği bir yönetime geçilmesi fikrini topluma aşılamaya çalışmıştır. Fransız İhtilali’nde çok farklı kesimler bulunmuştur. Bunlardan yoksul halkı temsil eden grup kendilerine Enrage (Öfkeliler) adını vermişlerdir. Devrimi bir halk hareketinden çok, toplumsal bir ilerleme olarak gören ayrıcalıklı kesim Jakobenler (Radikal İlerlemeci) ve Jirondenler (Liberal ve Ilımlı İlerleyici) olarak iki sınıfa ayrılmışlardır.

Fransa’da meydana gelen bu özgürlükçü ve eşitlikçi düşünce yapısı zamanla bütün monarşilerin yıkılmasına neden olmuştur ve Fransız Devrimi zamanla tüm dünyayı etkisini altına almıştır. Fransız Devrimi’nin özgürlükçü ve eşitliği savunan düşünce yapısı Kıta Avrupa’sına ve diğer devletlere yayılmaya başlamıştır. Yeni Çağ kapanmış ve Yakın Çağ başlamıştır. Fransızların yayınladığı İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi dünya çapında benimsenmiştir.

1789 Fransız İhtilali’nden sonra 1830 yılında “1830 İhtilali” meydana gelmiştir ve tüm Avrupa’yı etkilemiştir. İhtilalin çıkmasında, Avrupa’da bulunan liberal kesimin Viyana Kongresi kararlarına tepki göstermesi ve Fransa’da iş başına geçen X.Charles’ın mutlak rejimi getirmek için parlamentoyu dağıtmak istemesi etkili oldu. X.Charles’ın Fransa’da mutlakiyet kurmak istemesi üzerine gazeteciler, işçiler, halk, üniversite öğrencileri isyan etmişlerdir, X.Charles’ı krallıktan çekilmek zorunda kalmıştır.

Fransa, meşruti krallık rejimine kavuştu. Avrupa ülkelerinde liberal demokrasiler güçlenmiş ve parlamenter sisteme geçiş hızlanmıştır. Belçika, Hollanda’dan ayrılmıştır. Hak ve özgürlükler genişletilmiştir, ihtilal Avrupa’ya da yayılmıştır.(3)

Delacroix’in 1830’da yaptığı “Halka Yol Gösteren Özgürlük” isimli eseri, müthiş bir romantik yükü ortaya koyarken, izleyicinin birtakım gerçeklerin de farkına varmasını sağlamıştır. Sanatçı, kimi zaman içinde bulunduğu topluma bağlı kalarak dinin, kimi zaman dünya toplumlarının büyük kesimlerini etkileyen savaşların, kimi zaman doğal felaketlerin, bilimin, kimi zaman psikolojik ve daha kişisel güdümlerin etkisinde kalarak üretmiştir.

“Tarihsel eleştiri ve sosyolojik eleştiri, dış dünyaya ve topluma dönük eleştiri yöntemi içinde yer alır. İncelenmek istenen resmin hangi çağa ya da tarihe ait olduğunu bilmek, o dönemin değer yargıları ve yaşam şekli hakkında gerekli bilgiye sahip olmak anlamına gelir. Dış dünyaya yönelik bir eleştiri yöntemi olan sosyolojik eleştiri, sanatın kendi başına var olmadığı, toplum içinde doğup toplumun bir yansıması olarak şekillendiği görüşünden hareket eder. Bu görüşe paralel olarak sosyolojik açıdan değerlendirilen resim, toplumsal koşullara bağlı kalınarak incelenmelidir. Toplumsal koşulları oluşturan coğrafya, iklim, yerel ya da ulusal değerler, siyaset, ekonomi, kısacası sanatçının yaratımına ve sanatçının biçimlenişine etki eden tüm etkenler, sosyolojik eleştiride yer alır.” (Şentürk,2012:14)

Delacroix, “Halka Yol Gösteren Özgürlük”, 260 x 325 cm, 1830

Fransız İhtilalini çağrıştıran bu eser aslında bildiğimiz 1789 tarihli ihtilalin çok sonrasında 1830 yılındaki Temmuz Devrimi’ni (II.Fransız Devrimi olarak da adlandırılır) konu almaktadır. 1830’da ayaklanan Paris halkı Fransız kralı X.Charles’ı devirip yerine kuzeni Louis Philippe’nin çıkmasını sağlamıştır. Eserin odak noktasında ışıklı ve en dikkat çekici figür olan “özgürlük” güçlü, gürbüz bir kadın olarak temsil edilmiştir. Elinde yer alan üç renkli (tricolour) Fransız bayrağı, Fransız Devrimi’nin klasik simgesidir ve özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramlarını temsil etmektedir. Diğer elinde yer alan tüfek ise direnişin en klasik sembollerinden biridir. Özgürlük, üzerindeki sarı renkli klasik Yunan dönemi giysilerini andıran kıyafetle bir tanrıça gibi eserin ortasında yükselmektedir.

Alegorik bir figür olmasına rağmen elindeki tüfek ve bayrakla tam da savaşın ortasında yer alır ve soyut kimliğinden sıyrılıp seyircinin gözünde diğer figürlerle tek bedene bürünür. Özgürlük’ün üzerinde yükseldiği taş moloz ve ölüler yığını eserin ön planında yer alır. Bu piramidal yığının hemen iki kenarında yer alan ölülerden soldaki yarı çıplak beden özgürlük ve sosyal eşitliğin korunması adına veda edilenleri simgelerken, sağ kenardaki ölü asker ise yenik düşen despot X.Charles’ın hükümdarlığını temsil etmektedir. Her ikisinin de üzerinde kırmızı, beyaz ve mavi renklerin yer aldığını görebiliriz. Soldaki figürde ayaktaki çorabının mavisi, gömleğin beyazı ve üzerindeki kanın kırmızısının yine üç renk bayrağı yansıttığı öne sürülmektedir. Aynı üç rengin sergilenmesi yığının üzerinde doğrulup Özgürlük’e bakan figürde de görülebilir. Resimde yer alan diğer figürler halkın farklı sınıflarını simgeler. En soldaki beyaz gömlekli figür tipik bir fabrika işçisi görüntüsündedir. Beresi, elindeki süvari kılıcı, üzerindeki önlük ve denizci pantolonu sınıfının belirgin simgeleridir. Onun hemen yanında yer alan silindir şapkalı figür, burjuvaziden bir katılımdır. Üzerindeki geniş pantolonu, ceketi, kırmızı renkli flanel kemeri ile şehirli bir görünüm çizmektedir. Bu figürü Delacroix’in kendisini model alarak oluşturduğu düşünülmektedir. Özgürlük’ün hemen sağında görünen genç, asi üniversiteli öğrencileri temsil etmektedir. Başındaki siyah kadife beresi öğrenciler tarafından giyilen başkaldırı simgesidir. Üzerinde açık renk bir fişeklik taşımakta ve elindeki silah ile ateş ederek savaş alanına atılmaktadır. Bu genç figürün Victor Hugo’nun “Sefiller” (Les Miserables) eserindeki Gavroche karakterinden esinlenerek oluşturulduğu bilinmektedir.

Bu şekilde halkın farklı sınıflarından figürleri eserde birleştiren Delacroix, halkın büyük kesiminin devrimi desteklediğini ve sınıf ayrımı göz edilmediğini göstermektedir.

Fransız Devrimi’nin sonu ile birlikte Aydınlanma Çağı da sonlanmakta ve Romantizm dönemi başlamaktadır. Romantik dönemin en büyük ressamlarından olan Delacroix da bu eseri ile Romantizmin yükselişine işaret eder. Özellikle Özgürlük figürü olmak üzere klasik betimlemeden çok uzak bir biçim içeren eser, döneminde eleştirmenler tarafından beğenilmemiş ve alevlendirici politik mesajı sebebiyle görücüye çıkmasını takiben uzun süre sergilenmemek üzere bir kenara kaldırılmıştır.

Resim, o dönemin cesur haberciliğini akıllıca ve anıtsal bir yoldan birleştirmektedir. Yer ve zaman gayet açıktır, uzaklarda Notre Dame görünmektedir. Kalabalıkla, ölen askerlerle çevrili Özgürlük, resimde ön plana çıkarılmıştır, çıplak göğüsleri yeni cumhuriyetin özgürlüğünü temsil etmiştir. New York’taki Özgürlük Anıtı, Delacroix tablosundaki kadın örnek alınarak yapılmıştır. Fransa tarafından ABD’ye hediye edilmiştir. Ancak ABD’li yetkililer, kadının yarı çıplak vaziyette olmasını uygun bulmadıklarından, heykelde değişiklik yaparak kadının açıkta kalan göğsünü kapatmışlardır.

Otuz üç yıl sonra sergilenmeye başlanan ve ancak 1874’te Louvre Müzesi’ne alınan eser günümüzde en önemli devrim ve savaş ikonlarından birine dönüşmüş ve insanların belleklerinde Fransız Devrimi’ne dair en belirgin imge hâline gelmiştir.

KAYNAKÇA

1.Beksaç,E., V.yy’dan XXI.yy’a Avrupa Sanatı, Ceren Yayıncılık, 2015

2. Şentürk, L.V, Analitik Resim Çözümlemeleri, Ayrıntı Yayınları,2012

3.http://gizliilimler.tr.gg/1830-ve-1848-%26%23304%3Bhtilalleri–k1-Revolutions-of-1830-and-1848-k2-.htm

4.http://sanatabasla.blogspot.com.tr/2012/09/halkayolgosteren-ozgurluk-liberty.html?m=1

5.http://blogspot.com.tr/2015/07/imparatormaximillianın-infaz-execution.html?m=1

6.www. tarihiolaylar.com

Share Button

Yorumlar kapatıldı.