Derviş Ergün, Tohum

Share Button

Covid 19, görünmeyen canlı, fenomen değil ancak o etkiyi yaratıyor dünyada kalanlar için, sevimli değil, ölümcül, bu nedenle korku saldı insan üzerine bir de kenarda bekleyen siyasi-ekonomi-kültürel tehlike var edilen düşünceydi. Toplum iç dünyasında kırgın, yılgın ve öfkeliydi ancak yine de iyiye, güzele, doğruya, gerçeğe, adalete, özgürlüğe giden bir umut taşıyordu, bu duygu sade vatandaşın kalbinden geçenlerdi. Ancak kapitalist sistemin içindeki umut başkaydı, 3. sürüm sanayi kapitalizminin iflasından ikiye katlandı tedirginlik ve kaygı.  Savaş sonrası “hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır” sloganı itibarlı çıkmak için bu bir fırsat olabilirdi. Kaldığı yerden post modern istikamette makas değiştirmek en akıllıca iş olurdu ve planlandığı gibi de oldu. Şimdi yine aynı duygu ve düşünce, kaçıncı kez kapıldı dünya insanı bu sanrıya, hep Godot’yu bekledi. Evet “hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır” .?

Derviş Ergün, Godot’yu Bekleyen Adam 2020

Başka bir temel konu da tohum meselesi, sanat yapmak kadar önemli, sanat sadece kendini aşmak için var değildir, insan içinden çıktığı için vardır. Bu nedenle insan uzaya gider, bir metre gider gitmez döner gelir kendi içine girer. Sanat da insandan insana, doğadan insana, insandan doğaya gider gelir, eğer değilse değişim değerinde kar sarmalında dolaşan bir emtiadır. Aklın ve yeteneğin ne derin duygusunda ortaya çıkan biricik ve tek olan sanat ikonları, ortalıkta değerli olarak başköşede yer alırlar!. Sanat rejimi: dışarıdan sanat bilicisi, sanat yöneticisi, sanat simsarı gibi sözde çok bilenlerin karışamayacağı özerk bir yapıdır. Sanat rejimine parazit olanlar, insana ait tek kalmış masumiyetin, ilkelliğin, saflığın, naifliğin, yaratıcılığın peşindedirler.

Tohum: neslin devamını sağlayan mucizevi varlık, içinde kodlanmış bir canlıyı saklar, ortamını bulduğunda hayata gözlerini açar, yaşam döngüsünün karmaşık ve bir o kadar düzenli bileşeninde yerini alır. Üstlendiği kritik görev onu değerli kılar, yaşamın devamı ona bağlıdır, tohum yoksa yaşam da yoktur, çöl misali. İnsan kendi ihtiyacı olan tohumu veya ürünü sahada deneyerek keşfetmiş ve hatta onu erkenden emtia değeri olan bir takas nesnesine dönüştürmüştür. Takas değeri kısa sürede aşılmış devlet aygıtı gibi zorunlu bir aradalığın oluşmasından sonra emtia değerinden ihtiyaç karşılanır olmuştur. O günden bu güne tohumun, en kıymetli ve en stratejik değişim değerine haiz konumu hiç değişmemiştir ve bu arz artarak devam edecektir.

Derviş Ergün, Sentetik Yuva, 2019

Tohum bankalarının kurulması, saklama ambarlarının mevcudiyeti afet, kıtlık veya önlenemeyen felaketler gibi mücbir sebepler için bir önlem değildir, esas saf düşünceyi aşan siyasi ve ekonomik hedefi olan emperyalist bir organizasyon olmasıdır ve ucu açıktır. Tohum ve onun tarımından kazanılan ürün, artı değer yasasına göre işleyen bir ticareti ve onu düzenleyen tüccar sınıfını yaratırken, küreselleşmeyle ortaya çıkan ancak görünmeyen eller, tekel veya tröstler aracılığıyla yapılmaktadır. Muz ticaretini düşünelim, dünya genelinde alım ve satımı tek elden yapılan uluslar arası bir sermayenin insiyatifine bırakılmıştır. Bu örneği buğday, mısır, soya vb diğer zorunlu ihtiyaç olan ürünlerle sınırlı kalmayacağı ve hatta tüm ürünler veya değişim değeri olan her ne varsa hepsi çokuluslu şirketlerin elinde olmasını istemek, küreselleşme ve post-modern anlayışın esas politikasını oluşturur.

Hans Hartung, T55-2 1955

Verimlilik olgusu öne sürülerek şekillenen Neo liberal teori açısından gidişat doğru bir zorunluluktur. Gerekçeye göre; ürün kaybına neden olan geleneksel tarım politikaları, karlılıktan uzak bir üretim içindedir bu da açlık ve fakirliğe sebep olmaktadır, bu zihniyetin acilen değiştirilip üretimin, küresel şirketlerin kontrolünde kurulacak üretme çiftliklerine devredilmesi gerekir. Elde edilecek yüksek verim sayesinde, halkın gerekli ihtiyaçları karşılanacak, böylece refah toplumu yaratılmış olacaktır. “Verimliliği artırmak için gerektiğinde genetiğini değiştirip bol ürün elde etmek mümkündür ve daha ucuz bir ürün tüketicinin lehine olacaktır ve bu proje gayet gerçekçidir.!” Reçete gayet açıktır, uygulamak dünyanın 4/3 ne kalıyor.

Neo liberel düşünce ve onun küreselleşme programında; insan unsuru sadece tüketici bir nesnedir. Yerel ülkeler ancak merkeze bağlı uydu sömürgeler olarak varlık gösterebilir, esas olan elde edilecek kar ve onun denetimidir. Modernizmin göçme nedeni kar etmek ve direnmekten başka nedir,(?) kartopunun yuvarlanıp sonunda parçalanması örneğinde olduğu gibi. Neredeyse üç yüz elli yıldır yaşadığımız, Nietzche’nin cepheden karşı çıktığı modernizm sadece bunalım üretti, Max Horkheimer’in düşüncesinde ise,  toplum pazara ve tekniğe boğuldu yetmedi iki dünya savaşıyla bunalım derinleşti. Sistemin devamı için modernizm tabelası indirildi yerine post modernizim tabelası asıldı, şimdi üçüncü tabela sanatkarın elinden çıkmak üzere, o zaman biz sarı öküzü niçin verdik, niçin her şeyi satıp savdık?

Share Button

Yorumlar kapatıldı.