Işıl Savaşer: Arte Povera

Share Button
Venus of the Rags 1967, 1974 Michelangelo Pistoletto

Arte Povera İtalya’da 1967’den itibaren gelişmeye başlayan ve uluslararası bir çizgi taşıyan modern sanat tarzı olup, İtalyanca ‘yoksullaştırılmış sanat’ ya da ‘yoksul sanat’ anlamına gelmektedir. Arte Povera klasik estetiği yıkmayı amaçlayan Amerikan akımları ile aynı bakış açısını paylaşan bir akımdır. Diğer Neo avangart sanatsal yaklaşımlarında olduğu gibi sanat piyasasının ticari şartlarına başkaldırı özelliği taşımaktadır, en önemli özelliği gelip geçici, atık, doğal malzemenin kullanımıdır. İlk kez 1967 yılında İtalyan küratör ve yazar Germano Celant tarafından ortaya atılan “Arte Povera” terimi zamanla yalnızca İtalyanlara mal olmuş, Celant’ın 1969 tarihli “Arte Povera kavramsal, Hakiki ya da İmkansız sanat” başlıklı kitabı, akımın İtalya dışında da tanınmasına katkıda bulunmuştur. Arte Povera terimini Polonyalı tiyatro yönetmeni Jerzy Grotowski (1933- 1999)’nin yoksul tiyatro kavramından ödünç alan Celant, yeni avangart yaklaşımların ortak özellikleri olarak gündelik yaşamdan sıradan materyallerin sanatsal ortama taşındığını savunmuştur. Arte Povera ile ilgili ilk yazısında Celant; hayvanların, sebzelerin, minerallerin sanat dünyasındaki yerini almış olduğunu ifade etmiştir. Arte Povera heykeller ve diğer sanat formlarını oluşturmak için çeşitli malzemeler kullanan bir harekettir. 1950’lerde Avrupa’ya egemen olan sanat akımlarına tepki olarak yağlı boya ve tuval yerine geçen her türlü nesne kullanılmıştır. Arte Povera sanatçıları geleneksel malzemelerin ve uygulamaların kısıtlaması olmadan kendilerini ifade etmek istemişler ve sunumları yaratmak için kullandıkları basit günlük malzemeler insanların sanat eserleri ile kolay iletişim kurabilmelerini sağlamıştır. Arte Povera sanatçıları modern sanatı konvansiyonel resmin gelenekleri tarafından sınırlandırılmış olarak görmüşlerdir. Germano Celant, izleyiciyi Poveracı sanatçıların kullandıkları malzemelerin geçirdiği fiziksel, kimyasal ya da biyolojik süreçleri izlemeye davet etmiş ve sanatçıları da gündelik malzemeleri değiştiren birer simyacıya benzetmiştir. Aynalar, kırık cam parçaları, gazete, neon ışıkları, ağaç gövdesi, toprak, çeşitli çöp ve atıklar, canlı hayvanlar, işlenmiş ya da işlenmemiş metaller, kömür, çalı çırpı, ağaç yaprakları, doğadan gelen yalın maddelere olan coşkuyu canlandırmayı amaçlayan sanatçıların kullandıkları çeşitli malzemeleri oluşturmaktadır. Malzemeye dayalı olan yoksul sanat minimal sanat ve kavramsal sanat gibi izleyicinin dolaysız ve anında katılımını istemektedir. Arte Poveracılar yaşamın köklerine ulaşmayı deneyimlemek istemişler ve başarmışlardır.

Arte Povera, 1962′ den başlayarak sosyal politik gelişmelerden etkilenmiş ve sanatçılar için bu gelişmeler esin kaynağı olmuştur. 1970’lerden sonra Arte Povera hareket olarak grup bilincinden bireysel sanatçı bilincine evrilerek varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Arte Povera’nın felsefesindeki en önemli noktalardan birisi de hareketin sanat algısı doğa ile ilgili ne varsa bunları direkt kullanmamaya yöneliktir sanatçının görüngüler dünyasına giren doğa ile ilgili ne varsa bunların tümden büyüsel mistik yanlarının yeniden ortaya çıkarılma kaygısı yanında bir tür değerlerinin diriltilmesidir. Yeni bir varoluş felsefesi oluşturma istendiğinde yıkıp yeniden inşa etme bu hareketin kanıtı olarak gösterilebilir. Arte Poveracı sanatçı doğayla bir ortak noktada buluşmaktadır ve sistemi salt yaşam ve doğanın belirleyiciliği ile yürütmektedir. Celant’a göre Arte Povera, açık bir şekilde yaratıcı varoluşun, üretmenin bir akıl politikasının içerdiklerine sahip olup bu durum hareketi düzenli bir işleyiş için kural koyucu yapının da ötesine iterek düşünce politika ve özellikle de karmaşık bir yaşamı öngören bir yapıt algısıyla hareket etmeye yöneltmemiş, aksine sanatta, düşüncede, bilim ve politikada özgür bir boyuttan yana durmasını sağlamıştır.  Poveracılar, birey anlayışından yana durarak, sanatta yeniliğin gerektiğine inanarak farklı bir sanat dili geliştirmişler ve deneysellikten uzaklaşmayarak kuvvetli bir idealizme yönelmişlerdir. Bu idealizm de Arte Povera’yı dönemindeki tüm sanatsal hareketlerden ayırmıştır. Sadece Arte Povera sanatçıları XX. yüzyılın sanatının malzeme zenginliğini kullanmamış, farklı malzemelerin süreç içerisinde değişimini izleyerek sanat deneyiminin de sınırlarını genişletmişlerdir. Arte Povera, Celant’ın söylediği gibi doğal unsurların olağanüstü değerinin ve varoluşunun sanat aracılığıyla keşfi olmuştur. 1967’den itibaren Milano Cenova Torino ve Roma gibi İtalyan kentlerinde sergiler açmış olan İtalyan sanatçıların materyallere ve süreçlere yönelik açık ve deneysel tavrı Arte Povera’nın başlı başına bir akım olarak değerlendirilmesinde etkili olmuştur. Belirli ortak özelliklerine karşılık her biri farklı arayışlar içinde olan İtalyan sanatçıları, heykel, mimari, resim, enstalasyon, asamblaj ya da performans gibi farklı ifade araçları seçmişlerdir. Yoksul sanat, doğayı avangartlara özgü enerji ile sanayi dünyasına sokarak modern kültürü şiirsel açıdan canlandırmayı hedeflemiştir. Akım, birbirleri ile ilgisi olmayan elemanların bir araya getirilmesi ile tanınmaktadır, Pop Sanat, gündelik malzemelerin sanatı olmuştur. Gündelik malzemeleri yeniden üretmiş ya da doğrudan sunmuştur. Oysaki Arte Povera sanatçıları gündelik materyalleri doğrudan yapıtlarını üretmek için kullanmışlar, bazen oldukları gibi bazen de dönüştürerek bir araya getirmişlerdir. Organik ve inorganik malzemeleri bir araya getiren doğal ve doğal olmayan süreçleri irdeleyip çeşitli doğa yasalarını görünür kılmaya çabalayan Arte Povera sanatçılarının her birinin özellikle üzerinde durduğu farklı olgular ve kavramlar vardır. Giovanni Anselmo, plastik, su, sebze gibi malzemeler kullanarak enerji, gerilim, yerçekimi gibi olguları görselleştirmiştir. Jannis Kounellis, demir, kahve, pamuk, ahşap, taş, ateş, bitki ve canlı hayvanlar, çuval gibi malzemelerle ilginç mekânlar kurgulamıştır. Mario Merz, taş ve toprakla kurguladığı enstalasyonları ile insanın barınma gibi en temel gereksinimlerine doğa ile ilişkisini katarak cevap vermiştir, enerji simgesi olarak elektrik ve neon ışıklarını kullanmıştır. Pino Pascali, peluş, saman, konserve kutuları gibi malzemeleri dönüştürerek hayvan ve bitki formlarını hatırlatan heykeller yaratmıştır. Gilberto Zorio, nemlenme, ısınma, basınç, buharlaşma gibi doğal fizik yasalarına göndermede bulunarak enstalasyonlar üretmiştir. Michelangelo Pistoletto, “Paçavralı Venüs” (1967) enstalasyonunda gördüğümüz gibi tarihsel ile günceli, değerli ile değersizi bir araya getirerek ironik yaklaşımlar sergilemiştir. Luciano Fabro, Arte Povera’nın atık malzeme yönelimine karşılık, altın ve kürk gibi pahalı malzemeler ile yaptığı heykelleri İtalya’nın zengin kültürel geçmişine göndermede bulunmuştur. Aynı zamanda bu heykelleri tavandan adeta bir hayvan gibi asmasıyla ironik bir ikilemi yansıtmıştır. Bir bitkinin büyümesi, minerallerin kimyasal reaksiyonları, otların ve toprağın durumu, bir ağırlığın yere düşmesi gibi…tüm bunların hepsinde doğal varoluş yasalarının sırları bulunmaktadır. Arte Povera, piyasada satılmayan bu sırrın peşinde ilerlemiş olan bir grup genç İtalyan sanatçının sanat tarihine bıraktığı mirastır. 

harita içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Fabro
metin, duvar, süpürge içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Pascali
metin, bina, pencere içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Merz
iç mekan, bitki içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Anselmo
açık hava, bitki, çizgi, birkaç içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Kounellis

KAYNAKÇA

Antmen. A., 20.yy.da Batı Sanatında Akımlar. Sel Yayıncılık, 2013, İst, 

Eroğlu. Ö., Sanatın Tarihi, Tekhne Yayınları, 2014, İst.

Eroglu.Ö., Arte Povera. Tekhne Yayınları. 2014, İst.

Turani A., Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi, 2013, İst. 

Eroğlu Ö., Modern Sanat, Tekhne Yayınları, 2015, İst.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.