Işıl Savaşer, Modern Heykelin Avangard Sanatçısı Constantin Brancusi

Share Button

Konstantin Brancusi, Karpat Dağları’nın yakınlarında bir Romanya köyünde doğmuştur. Bükreş’te heykel eğitimi almış olan sanatçı, 1904 yılında Paris’e gitmiş bir süre Auguste Rodin’in asistanlığını yapmıştır. Ancak “Büyük bir ağacın altında hiçbir şey büyüyemez” diyerek kendi başına bağımsız çalışmaya karar vermiştir. 1915-1916 yıllarında üç boyutlu üretimlerinde saf bir biçimsel ifade yakalayan sanatçı, heykel sanatına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Taş, ahşap, paslanmaz çelik, bronz gibi malzemeleri en ham halleri ile bütün doğallığıyla kullanmış, bazen de cilalı yüzeylerin işlenmişliğini kullanarak saf bir biçimsel ifade aramıştır. Heykelleri üç grupta toplanmaktadır: İnsan ve hayvan figürleri, ahşaptan yontulmuş antropomorfik formlar, kamusal alanlar için üretilmiş olan anıtsal heykellerdir. Rodin’in naturalist geleneğini bırakarak kırılma noktası geliştirmiş olan Brancusi, malzemenin sanatsal dönüşümünü ve saf biçimsel algıyı sergilemiştir.

Brancusi, 20. yüzyılın en önemli ve etkili heykeltıraşlarından biri olup, doğal kavramların temsili için soyut formları kullanmıştır. 1960’lı yıllardan sonra minimalist sanata giden yolları açmıştır. Brancusi’nin ilk önemli çalışmalarından birisi 1907 yılında kendisine sipariş edilmiş olan cenaze anıtı olmuştur. Dua (The Player) isimli yapıt, diz çökmüş bir genç kız olarak çalışılmıştır.

Dua, 1907

Bu yapıt, Rodin’in oymacılığındaki güçlü jestleri ile Brancusi’nin sonradan sadeleştirilmiş biçimleri arasında bir köprü örneği teşkil etmektedir. Dua çalışmasında alçı ya da kilden model yapıp bunun bronz ya da başka bir metal dökümü ile metalik olarak yaratılması yerine yontu yapmayı tercih etmiştir.

Brancusi, 1908’de ilk “Öpücük” versiyonunu tamamlamıştır. Burada Auguste Rodin’in eserlerinden önemli bir kopuş olması dikkat çekmiştir. Önerilen küp benzeri alana sığan iki figür birbirini kucaklar şekilde son derece basitleştirilerek çalışılmıştır. Birçok eleştirmen Brancusi’nin “Öpücüğü” nü erken kübizm biçimi olarak görmüşlerdir.

Öpücük, 1908

Sanatçı, diğer çalışmalarında olduğu gibi kariyeri boyunca “The Kiss” in pek çok versiyonunu üretmiştir. Her çalışmasında soyutlamaya daha da ulaşmak adına yüzeyleri ve çizgileri giderek daha fazla basitleştirmiştir. “Öpücük”, aynı zamanda eski Asur ve Mısır sanatının kompozisyonunu ve malzemelerini de yansıtmış, Brancusi’nin kariyeri boyunca ilkel heykele duyduğu hayranlığın ifadesi olmuştur. Brancusi’nin birkaç yıl boyunca çalışmış olduğu öpüşen iki insanı betimleme kavramı, bir karikatürü hatırlatacak gibi olsa da onun çözmek istediği sorun aslında yeni değildir.

Michelangelo, heykellerinde mermer blok içinde saklanmış gibi durmakta olan biçimi ortaya çıkarmak için figürlerine hareket kazandırırken, orijinal taş bloğun sade dış hatlarını korumuştur.

Brancusi, çalışmalarında taşın orijinal biçimini olabildiği kadar koruyarak bir çift insan görünümünü verebilmeyi hedeflemiştir. Brancusi, sanat hayatı boyunca aynı konuları birkaç kez ele almıştır. “Kuş” ve “Öpücük” serileri gibi…

Sanatçı için malzeme de form kadar önem taşımaktadır. Brancusi, arkaik ve primitif heykele özel bir ilgi göstermiş, soyuta kayan yalınlıkla kapalı ve simetrik bir forma sahip olan “Öpücük” serisindeki heykellerde olduğu gibi yekpare malzemeden ayrılmışlardır. Sanatçı, “Öpücük” ten sonra 1910 yılında ve daha sonraki yıllarda ses getirecek olan “Kuşlar” serisini çalışmıştır. Brancusi, kuşları çalışırken kuş formunun temel elemanlarına ulaşmayı amaçlamıştır. Kuşlara ait somut özellikleri: gaga, kanat, gözleri yontup atarak, kuş formundan uzaklaştırmış ve kuşun en saf halini yakalamıştır.

Kuşlar serisinin ilk çalışması Pasarea Maiastra şeklindeki özgün adı ile anılan, Romen folklörünün sihirli izlerini taşıyan “Usta Kuş” udur. Efsaneye göre Maiastra adlı kuş altın tüylü bir kuş olup, mistik güçler ile dolu bir sese sahiptir ve aşkın habercisi olan bir kuştur. Sanatçı daha sonraki yıllarda aynı tema üzerindeki çalışmalarında “Altın Kuş” tan itibaren uçma olgusunu daha kuvvetli biçimde vurgulamıştır. Chicago Sanat Enstitüsü’nde bulunan “Altın Kuş”, ayna gibi parlak yüzeyi ışık ve boşlukla birlikte heykeli çevreleyen uzamı heykelin içine taşımıştır. Geleneksel olarak heykel olgusu ile beraber algılanan ağırlık ve kütle hissini azalmıştır.

Altın kuş

1923’te yonttuğu “Boşluktaki Kuş” adlı eseri uzun, ince bedeni gittikçe sadeleşerek oval, eğimli bir yüzeye dönüşmüş, gaga ve başıyla soyut heykelin en dikkat çekici örneklerinden biri olmuştur.

Boşluktaki kuş

Constantin Brancusi, heykelin kaidesini de başlı başına sanatsal bir unsur olarak kullanmıştır. Sanatçının direkt yontu yöntemi ile gerçekleştirdiği bazı ahşap kaideler dikkat çekici özellik taşımaktadır. Brancusi, bu yönüyle modern heykelin yeniden direkt yontuya yönelmesine öncülük etmiştir. Doğumu ve yaratıcılığı simgelemiş olan yumurtamsı biçimleri ve soyutlamacı ifade tarzıyla gelecek zamanların heykeltıraşlarına örnek olmuştur. “Kaide, heykelin bir parçası olmalıdır, aksi takdirde heykel, kaidesiz bir bütün olarak tasarlanmalıdır.” ifadesini kullanmıştır. Brancusi, kariyeri boyunca çeşitli heykelsi kaideler yontmuş, bu kaideler heykel için bir dayanak ya da zemin olmaktan çok kendileri tek başlarına birer heykel olmuşlardır.

Brancusi, aktif kariyerinin sonlarına doğru ahşap oymalarla Romanya mitolojisini keşfetmiştir. 1914 tarihte “Büyücü” adlı yapıtı üç dalın kesiştiği noktada ağaç gövdelerinden oyularak meydana getirilmiştir.

Sanatçının en etkili heykel stili ise 1910’da oluşturduğu “Uyuyan Muse” isimli versiyonu olmuştur. Bu yapıt, yüzün detaylarının cilalı, pürüzsüz kıvrımlarla belirtildiği, bronzdan, oval biçimli, bedeni olmayan bir baş kalıbı olmuştur.

Uyuyan Muse

“Uyuyan Muse” ‘nin güzellik ve huzur veren görünüşü sayesinde pek çok büst ve portre siparişleri almıştır. Tasarımı ile ilgili ilk deneyi ise 1918’ de meydana getirilmiştir. Bu düşüncenin en olgun örneği ise, 1938’de Romanya’nın Targu-Jiu kentinde açık havada bitirilen ve kurulan “Sonsuz Sütun” olmuştur.

Sonsuz Sütun

Sanatçının kariyerinde ulaştığı zirve olarak kabul edilen “Sonsuz Sütun” heykeli de başlangıçta bir kaide olarak tasarlanmış olan bir yapıdır. 1917 tarihli atölye fotoğraflarında “Sonsuz Sütun” u önceleyen modüller görülmüştür. Sanat tarihçilerine göre Brancusi ‘nin “Sonsuz Sütun” u, savaşlarla parçalanmış olan insanlığın yeniden birleşme inancını ve ruhun cennete yükselişini anlatmaktadır. Başlangıçta uzun bir sütunun kente yerleştirilmesi söz konusu olmuştur. Ancak anıtı sipariş eden komisyon ile alınan kararlar doğrultusunda proje genişletilmiş ve şehrin doğu-batı eksenine üç adet anıtsal heykel yerleştirilmiştir. Jiu nehri kıyısında şehir parkına yerleştirilmiş olan büyük bir taş masa ve 12 taş oturma biriminden oluşmuş olan “Sessizlik Masası” isimli yapıttır. Parkın köşelerinden kente doğru bakan 15 metre yüksekliğinde olan mermer malzemeden yapılmış “Öpüşme Kapısı”, ikinci heykel anıt olmuştur. Bu iki anıttan yaklaşık 1.2 kilometre uzaklıkta açık alana yerleştirilmiş olan “Sonsuz Süttun”, yaşam yolculuğunu sembolize etmektedir. Brancusi, en önemli yapıtı soyutlama yönünü işaret etmiş olsa da kendisini realist olarak görmüş ve daima konularının iç gerçekçiliğini aramıştır.

Her nesnenin sanatta temsili olabilecek esas bir doğası olduğunu ifade etmiştir. Heykel alanında soyutlamanın değerini ilk kavrayan sanatçılardan birisi olmuştur. Brancusi ‘nin formlarında görülen şiirsel nitelik ve yakalamış olduğu biçimsel ifade Jean Arp, Henry Moore, Barbara Hepworth gibi sanatçıları da etkilemiştir.  Sanatçının 1957 yılında ölümünden sonra eserlerine hakim olan sade, yalın anlatımı, saflık arayışı ve soyutlama stili aralarında Donald Judd, Carl Andre, Robert Morris veTony Smith’in de bulunduğu minimalistleri önemli ölçüde etkilemiştir. Sanatçının Tirgu Jiu’daki anıtsal komplesi, çevre sanatının erken örneklerinden biri olarak tanımlanmıştır. Brancusi 1939’da son kez ABD ziyaret etmiş ve New York’taki Modern Sanat Müzesi’nde “Zamanımızda Sanat” sergisine iştirak etmiştir. Son büyük heykeli ise “Uçan Kaplumbağa” isimli yapıdır.

Brancusi ‘nin ifade biçimi yöresel kaynaklardan yola çıkmış ve evrensel değerlere ulaşmıştır. Sanatçının formları Romen kültürü özelliklerini göstermiş olsalar da evrensel bir ifade şeklini oluşturan arketip formlar olmuşlardır. Brancusi’den önce görsel estetik bakımından akademik ideal güzellikler ön plana alınarak değerlendirilen heykel sanatı, sanatçının ifade biçimi ile 20. yüzyılın başlarında yeni estetik değerler kazanmıştır.

Kaynakça

  • Turani, A., Dünya Sanat Tarihi Remzi Kitabevi, İstanbul, 2013
  • Gombrich, E., H., Sanatın Öyküsü, Çev, Ömer Erduran, Erol Erduran, Remzi Kitabevi İstanbul, 2004
  • Erden, E., O., Modern Sanatın Kısa Tarihi, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2016
Share Button

Yorumlar kapatıldı.