IŞIL SAVAŞER, MODERN HEYKELDE ORGANİK EVRİM: HENRY MOORE (1898-1986)

Share Button

İngiliz heykeltraş Henry Moore’un taş ve tunçtan çalıştığı soyut, ama organik biçimli yapıtları 20. yüzyılın önemli eserleri arasına girmiştir. Moore, sınırsız düş gücü ile boşluğu kişiselleştirerek üreten bir sanatçıdır. Soyutlama, modern dünyayı heykel için olanaklı hale getirmektedir. Moore’un heykellerinin şiirselliği benzetmelerinde kullandığı simgesel güçten kaynaklanmaktadır. Yapıtlarını oluştururken insandan ve kadından yola çıkmakta, hayal gücünün sınırsızlığını ortaya koymaktadır. Moore’un heykellerindeki en önemli özellik, figüratif soyutlama anlayışına form ve tema bakımından özgün ve farklı bir bakış açısı getirmesi olmuştur.

Sanatçı, yapıtlarını figürden uzaklaşmadan çalışmış olsa da boşluğun kullanımı açısından heykel sanatında öncü bir rol üstlenmiş, boşluğa form vererek, kişisel bir anlayışla onu kütle kadar önemsediği bir plastik eleman olarak kullanmıştır. Etrafındaki her şey Moore’un bilinç süzgecinden geçerek biçime dönüşmüştür.

“Uzanan Kadın” figürlü heykelini kadın ve onun doğadaki tanımı olarak saf bir biçimde betimlemiş ve bu heykelleri seri üretim haline dönüştürmüştür. Sanatçı, kitlenin büyüklüğünü doğa formundan uzaklaştıkça yakalamış ve yepyeni bir anıt biçimine ulaşmıştır. Moore, anıtsal kapalı soyut formlarını öncelikle insanı detaylarından arıtarak bulmuştur.

Ağır, dramatik, dalgın anlamları esinleten soyut biçimlere ulaşmıştır. Heykeli yüzyıllardır kendine bağlamış olan insan vücudu biçiminden uzaklaştırmıştır. Moore, ne denli soyuta ulaştıysa da primitif halkların Mısırlıların, Sümerlerin arkaik dünyalarına da yaklaşmıştır. Sanatçı, heykelin anıtsal form diline yaklaştıkça heykel sanatının ilkel kaynaklarına ulaşmıştır. Rodin’le figür parçalanmış, Mallol’de yeniden form figür çevresinde toplanmıştır. Moore ise, formu soyut değerlerine götürerek insan formunun figür dışında anıtsal biçimlere gidebileceğini ortaya koymuştur. Henry Moore, yaratımları ile insan eliyle yapılmış bir nesnenin benzersizliğini göstermiştir. Mor modeline odaklanıp yapıtına başlamamış, tam tersine taşa bakarak eserlerini üretmeye başlamıştır. Taşın biçiminden yapıtlarını çıkarmayı hedeflemiştir. Taşın hissettirdikleri ve çağrıştırdıkları önem taşımıştır, ancak figürde taşın kütlesinden ve sadeliğinden belli şeyleri korumak istemiştir. Figürlerinde taştan bir kadın değil, kadını çağrıştıran bir taş yapmayı hedeflemiştir. 20. yüzyılın heykeline ilkellerin sanatında görülen değerlere ait yeni bir anlayış kazandıran bir tavır sergilemiştir. Dada’nın erken dönemlerinde maskeler önemli bir aksesuar olarak kullanılmışlardır. Jean Arp, kendi heykel tarzını 1916’da maske prensiplerine göre üretmiştir. Bu da Arp’ın Cafe Voltaire topluluğu ile bağlantısının başlamış olduğu yıldır. Arp’ın çalışmaları 1930’larda gelişmeye devam ettikçe çifte Metafor olarak dönüşüm fikirlerini de inşa ettiği görülmektedir.

“Arp”ın hacimsel kabın içerisinde sanki bir sıvı basıncı duygusunu yansıtarak vurgulanan yüzeyleri değişkenliğin imgeleri olmaktadır. İngiliz heykeltraş Barbara Hepworth, 932’de canlılığın, bir heykelin fiziksel organik bir özelliği değil de bir ruhsal iç hayatı olduğunu vurgulamıştır. 1930’ların sonlarında ve 1940’lı yıllarda, Hepworth ve Moore, beraber dirimsel heykelin İngiliz kanadını meydana getirmişlerdir.

Arp’tan farklı olarak iki heykeltıraş da çalışmalarını organik metaforlu bir çeşit konstrüktivist estetik anlayışta oluşturmuşlardır. Moore ve Hepworth, akışkan bir yüzey tasarlamak yerine, çok fazla yapılandırılmış ve çok yönlü yüzeylere sahip hacimler oymuşlardır. Moore ve Hepworth, bir dış yüzey ve içsel iskelete bir diğerinin bütünleştiricisi olduğu hissini vermişlerdir. Böylece izleyicinin nesnenin iç yapısına ulaşması için tel kafeslerden üretilen düzlemlerle eseri gerçek saydamlık sağlama yoluna gitmişlerdir. Heykel, rasyonel olan üç boyutluluğa bağlı bir hacmin yaratıldığı ve bu üç boyutun da her yüzeyinin içeride oluşturulan yapısal bir öncülün varyasyonu olduğu şeklinde görülmektedir.

Moore, bir oymacının içgüdüsüyle çalışan bir sanatçı olmuştur.

“Yaslanan Kadın” figürü, dalgalı bir manzarayı anımsatmaktadır. Moore’un yaslanan figürlerinde el ve ayaklar heykelin yontulmuş olan materyal kütlesinin sınırları içinde sonlanmaktadır. Kollar ve bacaklar ile sırt ve başın dış kenarları bloğun geometrisine uyum göstermekte, figürün ortası ise büyük kütlenin yönüne dikey bir eksende iç kısımda bulunan blok şeklindeki boşluğa doğru oyulmaktadır. Heykel, içi boş çekirdeğin biçimi ile oluşturulan figürün şekli arasında birleştirilen bir bağlantıyı görünür kılmaktadır. Moore’un, heykeltraşlık pratiğinden oluşan fikirler ilk anda konstrüktivizmin mekansal ideolojisine tersmiş gibi görünmektedir. Heykeli yapılan nesnenin organik formu ve oyulduğu materyalin organik gelişimi birbirine bağlıdır. Doğal olarak biçimlenmiş şekilleri ile kireçtaşının çizgileri, mermerin ve ağacın damarları sanatçının direkt olarak katı blok üzerinde odaklanarak çalıştığı haritalar olmuştur.

Ağacın yaş halkalarının eğrilerinin geometrisi ya da kaya tabakalarının katı kıvrımlarında olduğu gibi, aslında düşünce hangi materyal olursa olsun, analitik bir fikirdir. Figür ve materyal aynı anlayış içerisinde bütünleşmiştir. Moore’un yarattığı eserlere katmış olduğu diğer bir düşünce de, heykel fikrini kavramanın aracı olarak rasyonelleştirilmiş hacim olasılığıdır. Bu da derinliğin her şeyi kapsayan bölünmez bir yargı olarak, izleyicinin çalışmayı bütünlüğün içinde kavramasıdır. Moore ‘un heykel anlayışı, izleyicinin kavramsallaştırma yeteneğinin duyumsal ve içgüdüsel uzantısı olarak dokunma duygusunun ön plana çıkarılmasını sağlar Herbert Read, heykelin bir dokunma sanatı olduğunu ve dokunmanın zevk verdiği bir sanat olduğunu ifade etmiştir.

Moore, karmaşık biçimleri her açıdan zihninde oluşturmakta, kendisini onun kütlesi ağırlığıyla ve ağırlık merkezi ile özdeşleştirerek hacmini ve mekansal olarak şeklin havada aldığı yeri gerçekleştirmektedir. Moore, nesnelerin görünüşlerinin gerisinde bir çeşit ruhsal özün, yaşayan formlarda dışa yansıtılan mutlak bir varlığın olduğuna inanmıştır. Sanatçının amacı, çalıştığı malzemenin doğasına uygun olan formlar ile kendisini ifade etmektir. Çalışmaları, temelde insan formu gözlemlerine dayanmaktadır. Sanatında bu formlar ve hayal gücüne dayanarak ürettiği kavramlar arasında güçlü bir uzlaşma sağlamaktadır. Heykellerinde genel olarak kabul gören güzellik anlayışını hedeflemediğini belirtmiştir, onun yerine canlılığı tercih etmiştir.

Kendi heykellerinin amacının Yunan ya da Rönesans kavrayışına uyan güzellik olmadığını ifade etmiştir.

“Family Group”, sanatçının ilk büyük bronz heykeli olup, savaş sonrası dönemde kemer sıkma ve yeniden yapılanmanın simgesi olarak gösterilmiştir. Sanatçının kamuya açık yerlerde soyut anıtsal bronz heykelleri bulunmaktadır. Moore, organik formların yaratılışları gereği, simetrik olsalar bile yer çekiminin etkisi, büyüme ve çevre gibi faktörlerle simetrilerini kaybettiklerine inanmıştır. Sanatçı, asimetrik bir formun bir geometrik formülden daha organik olduğunu ifade etmiş, yaratmaya çalıştığı üç boyutlu formun simetrik olmayan bir kütle olması gerektiğini inanmıştır. Moore’a göre tamamen bütünleşmiş bir formun yaratılması asimetri ile ilgili olup, heykelde görülen farklı bakış açılarından hiçbirisinin birbirine benzememesine özen göstermiştir. Moore’un figürleri, simgesel değildir ve heykellerine hiçbir zaman belirli isimler vermemiştir. Bu heykeller, daima figürlerdir, kompozisyonlardır ya da sadece bireysel varlıklardır. S. Matthew Kilisesi için “Meryem ve Çocuk İsa” heykeli yapması istenmiştir. Sanatçı, bu konu üzerine Meryem ve Çocuk İsa’nın Sadece “Anne ve Çocuk”tan nasıl farklılaşacağını tasarlamaya başlamış, zihninde dinsel sanatın, dünyevi sanattan farklılığını ortaya koymak istemiştir. Moore, “Meryem ve Çocuk İsa”nın genel bir sadelik ve yüceliği, büyüklük hissine ve kutsallığa sahip olması gerektiğine inanmıştır. Sanatçıya göre bu eser, tüm entelektüel özelliklerin, duygusal tavırların bir estetik gerekçesi olmasını gerektirecektir. Moore’a göre, dinsel işlev için tasarlanan böyle bir eserde olması gereken değerler; yücelik, sadelik, asalet, bütüncül bir denge ve güvendir. Geometrik oranlarla ilişkilendirilecek nitelikte bir eser olmasıdır.

Bu bağlamda Moore’un eserleri, daima dinseldir. Moore, formun anlamı ve öneminin insanlık tarihindeki sonsuz çağrışımlarla ilgili olduğunu savunmuştur. Psikolojik faktörlerin ve çağrışımların heykelde önemli rol oynadığına inanmıştır. Örneğin yuvarlak formların olgunluk ve verimlilik fikrinden kaynaklandığını ifade etmiştir. Birçok meydanın, kadın göğsünün, doğadaki pek çok formun yuvarlak olduğunu vurgulamıştır. Moore’un heykellerinin dokusunda ve formunda bazen bir ağacı, bir kaya parçasını, dağı hissederek sanatçının doğaya olan empatisinin farkına varabilmek mümkündür. Sanatçının, figüratif, yarı-soyut figüratif ya da soyut yapılarında, ahşabı ya da taşı yontarken insan eliyle değil de doğal olarak meydana gelmiş izlemini hissettirmek mümkündür.

KAYNAKÇA

  • Gombrich, E. H., Sanatın Öyküsü, Çev. Erol Erduran, Ömer Erduran, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004
  • Krauss, R., E., Modern Heykel Dehlizleri, Çev. Sibel Erduman, Everest Yayınevi, İstanbul, 2021
  • Turani, A., Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004
  • Read,H., Modern Sanatın Felsefesi, Çev. Elif Kök, Hazal Orgun Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2020
Share Button

Yorumlar kapatıldı.