Batuhan Yıldız: Bir İntiharın Adı: Werther!

Share Button

Genc-Wertherin-Acilari-

Genç Wertherin Acıları (Die Leiden des jungen Werthers), Johann Wolfgang von Goethe  (d. 1749, ö. 1832) tarafından 1774 yılında yazılmış bir mektup-romandır.

 

“Zavallı Wertherin öyküsü hakkında bulduklarımın tümünü elimden geldiği kadarıyla bir araya getirdim ve şimdi size sunuyorum. Bana müteşekkir kalacağınızı biliyorum. Ruhuna ve kişiliğine hayranlık ve sevgi beslemekten, yazgısı karşısında gözyaşı dökmekten kendinizi alamayacaksınız. Şu anda onunla aynı duyguları paylaşanlara gelince; onun çektiği acılar sizi teselli etsin ve alın yazınızdan ya da kendi kabahatinizden ötürü daha yakın başka bir arkadaş bulamıyorsanız, bu kitap size arkadaş olsun.” diyerek başlıyor eserine Goethe.

 

Genç Werther’in Acıları, Werther adında hukuk stajyeri olan bir gencin, Wilhelm adında hayali bir arkadaşa yazdığı mektuplardan oluşuyor, daha sonra birden mektuplar kesiliyor ve yayımcı olarak adlandırılan biri devreye girerek Wertherin son zamanlarını çevreden duyduklarıyla okura aktarıyor. Ayrıca, Wertherin ölmeden önce Lotteye ithafen yazdığı mektuba yer vererek, Wertherin ölümünü de aktarıyor.

 

“İyi ki orada değilim!” diye başlıyor mektuplar 4 Mayıs 1771 tarihinde. Tabi, bunun öncesi de vardır. Okurların bunu da düşünmesini istiyor olmalı ki Goethe, böylelikle “Senin gibi sevdiğim, hiç kopamaz olduğum bir insandan ayrılıyorum ve üstelik buna seviniyorum!” diyor. Werther, Wilhelmin kim olduğundan bahsetmiyor, sadece Wilhelme mektuplar yazıyor. Böylelikle, okurun kafasında -ister istemez- “Wilhelm kimdir?”, “Werther, Wahlheima taşınmadan önce neler yaşadı?” gibi soruları oluşturuyor. Werther, “Ama beni bağışlayacağını biliyorum.” diyerek de aralarındaki güven ilişkisinin sağlam olmasıyla gururlanıyor. Wilhelm, Wertherin istediği gibi, onu anlayan, tanıyan, seven ve saygı duyan biridir ki, “Wilhelm, kırları, ormanı ve gökyüzünü son kez gördüm. Sana da elvada diyorum! Sevgili anneciğim, beni bağışla! Onu teselli et, Wilhelm!” demesi de bunu kanıtlar niteliktedir. “Kentin dışında kendime bir yer bulmak, gözden uzak bir yerde kendime ait bir kulübe inşa etmek ve orada yalın bir yaşam sürmek konusundaki sevdamı bilirsin.” diyerek doğayla iç içe yaşamanın onun hayatındaki öneminden, doğanın onun içinde çok fazla yeri olduğundan ve doğanın bir kurtuluş olduğundan bahsediyor. Ayrıca, Wilhelmin gerçekten Wertheri tanıdığını yazar, okuruna bir kez daha kanıtlıyor. “Niçin mi yazmıyorum? Hep böyle akıllı bir insan olduğun halde bunu soruyorsun bana! Kısacası, gönlümü yakından ilgilendiren biriyle tanıştım. Öyle ki… Bilmiyorum.” diyerek içinde Lotteye beslediği aşktan bahsetmeye başlıyor -tabiri caizse- zavallı Werther. Aynı zamanda, Wilhelmin -metin halinde olmayan- bir sorusuna cevap vererek olayın gerçekliğine gerçeklik katıyor.  Bu anlatım biçimi, okurları direkt olarak olayın içine çekmeyi başarıyor.Kitabın hem ilk mektup-roman olması nedeniyle hem de konusu ve tekniğiyle Alman edebiyatında dönüm noktası haline gelmesi, 18. yüzyıldan günümüze kadar sesini duyurmaya devam etmesi ve çeşitli yayınevleri tarafından tekrar tekrar basılması bunun en iyi kanıtıdır.

 

1772 yılında bir baloda tanıştığı Charlotte Buffa olan aşkıyla filizleniyor Goethenin unutulmaz romanı. Charlotte Buff, Kestner adında biriyle evleniyor ve bulunduğu şehirden gidiyor. Genç Wertherin Acıları, Goethenin hayatından izler taşıyor. Bunu, Goethenin Kendi Hayatımdan Şiir ve Gerçek eserinden ve bir arkadaşına yazdığı mektuptaki sözlerinden biliyoruz: “Beni çok etkileyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim!” Jaruselam adında bir başka arkadaşının evli bir kadına olan aşkından sonra intihar ettiği haberi de eklenince Goethenin bu olaylardan etkilenip eserini yazmaya başladığı tahmin edilebiliyor. Goethenin Kendi Hayatımdan Şiir ve Gerçek eserinde de itiraf ettiği üzere, gerçekten tüm eserlerinde yaşanmış olayların yer aldığı görülüyor.

 

“Raskolnikov bir Napoléon olamadı; ancak Werther, Napoléonun göz bebeği oldu.”

Genç Wertherin Acıları, çıktığı dönemi derinden etkilemiştir. Napoléon Bonaparte, romanı Avrupa’nın en önemli işlerinden biri olarak görmüştür ve romanı her zaman yanında taşıdığı söylenir. Bunu Napoléonun, gençliğinde Goethenin tarzında bir monolog yazmasına bağlamak mümkündür. Roman, çevrede Werther gibi mavi ceket ve sarı yelek/pantolon giyen gençlerle Werther-Fieber diye adlandırılan bir intihar salgınını doğurmuştur. Çevreyi bir endişe kaplamasıyla Christoph Friedrich Nicolia, Genç Wertherin Neşeleri (Die Freuden des jungen Werthers) adında bir eser çıkararak öykünün intiharla bitmemesini, aksine Wertherin toplumda saygı duyulan bir birey olarak, Lotte ile mutlu bir şekilde yaşamasını sağlamıştır.

Romanın konusuna gelirsek, Werther, doğayla iç içe neşeli bir ruh haliyle yaşamını sürdürmek isteğiyle Wahlheim adında küçük bir vadiye yerleşir. Orada birçok insanla tanışır. Günlerinin nasıl geçtiğini mektup arkadaşı olan Wilhelme anlatır. Mektuplarında, tanıştığı insanların onu çekici bulduğunu, peşini bırakmadıklarını söyler. Daha sonra Werther bir baloya davet edilir. “Çok güzel bir bayanla tanışacaksınız.” ve “Dikkat edin, aşık olmayasınız!” diye tembihlenir. Ayrıca, bu bayanın nişanlı olduğu da söylenir. Baloda -bahsi geçen- Lotte adındaki bayanla tanışır. Sonrasında arkadaşlıkları ilerler, sık sık görüşme fırsatı bularak zamanla dost olurlar, ancak Wertherin aşkı gün gibi ortaya çıkar. Lottenin nişanlısı Albert, iş için gittiği seyahatinden geri döner. Albert ve Werther tanışırlar, iyi arkadaş olurlar. Albert, Lotteyi çok seven, iyi bir insandır. Werther, aile dostu olarak Albert ve Lotte ile sürekli irtibat halindedir.  Werther Wilhelme bu durumun ona çok acı çektirdiğinden ara ara bahseder. Bu durumdan ötürü, onları unutmak için başka bir yere yerleşir, ancak oradaki insanlara alışamayıp Wahlheimdaki evine geri döner.

 

Lotte ile Albert bir süre sonra evlenir. Werther, bu durumun üzerine bu aşktan vazgeçmesi gerektiğini düşünür, ancak bu aşktan vazgeçemez. Bilakis, gün geçtikçe daha fazla kenetlenir. Lotte, Wertherin ona olan aşkından haberdardır ve bundan korkarak Werthere bir daha görüşmemeleri gerektiğini söyler. Bunun üzerine Werther, intihar etmeye karar verir. Albertin, Wertherin aşkından haberi yoktur. Lotte kötü günler geçirmeye başlar. Sonrasında Werther, Alberte bir not yazar ve uşağıyla gönderir: “Tasarlamış olduğum yolculuk için tabancalarınızı ödünç vermeniz mümkün mü acaba? Elveda!” Bunun üzerine Albert notu okur ve Lotteden uşağa tabancalarını vermesini ister. Lottenin içini telaş kaplar. Tabancaları Lottenin ellerinden aldığını duyunca çok sevinir Werther. Tabancaları, ekmeğini ve şarabını alıp Lotteye mektup yazmak için masasına geçer. “Bu giysilerimle toprağa verilmek istiyorum, Lotte; çünkü sen onlara dokundun, kutsadın. Babandan da aynı şeyi diledim. Ruhum tabutumun üzerinde dolaşıyor. Ceplerim araştırılmasın. Seni ilk gördüğümde, göğsüne iliştirilmiş olan o soluk kırmızı kurdele -ah, çocuklar hâlâ çevremde koşuşturuyor sanki, onları benim için binlerce kez öpmeni ve onlara bahtsız arkadaşlarının yazgısını anlatmanı istiyorum! – benimle birlikte toprağa verilmeli. Onu doğum günümde armağan etmiştin bana! Nasıl da sevinmiştim buna! – Ah, yolumun sonunun böyle olacağını düşünmüyordum! Huzurlu ol, senden bunu diliyorum, huzurlu ol! Tabancalar dolu – saat on ikiyi vuruyor! Öyle olsun o halde! – Lotte! Lotte, Elveda! Elveda!” diyerek tabancayı ateşler Werther. Uşak sesi duyup Wertherin odasına gider ve onun, mavi ceketi, sarı yeleği ve ayağında çizmeleriyle, kanlar içinde yattığını görür. Uşak, Alberte haber vermeye gider. Durumu duyan Lotte, Albertin yanında bayılır. Lottenin sağlık sorunlarından ötürü Albert Wertherin cenazesine gidemez. Werther, istediği yerde giysileriyle toprağa verilir.

 

Goethe, Albert, Lotte ve Werther üçgeni şeklinde kurguladığı ve Werther’in Wilhelme 3 Eylül’de yazdığı mektubunda yer alan “Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şeyi görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?”  gibi cümlelerle okuru taraf tutmaya zorlayan eserini eğer bir öykü şeklinde yazsaydı belki de bu kadar ilgi çekici olmazdı. Muhtemelen Goethe mektubu, fikirlerin birine aktarılması ve içinde yoğun hisler barındıran bir paylaşım olması nedeniyle tercih etmiştir. Okurların bu acıları hissetmesini, adeta yaşamasını istediği için romanını bir karakterin diğerine yazdığı mektuplarla şekillendirmiştir.

 

Sonuç olarak, marifet Werther olmakta değil, Goethe olmaktadır. Beni, Genç Wertherin Acıları kadar derinden etkileyen bir başka roman olan Suç ve Cezada, Raskolnikov adında bir gencin sorunları ele alınmıştır. Genç Wertherin Acılarında işlenen intihar; Suç ve Cezada cinayettir. Aynı şekilde, marifet Raskolnikov olmakta değil, Dostoyevski olmaktadır.

Share Button

Yorumlara kapalıdır