Şafak Güneş Gökduman: Todorov’la Fantastik’e Yolculuk

Share Button

todorov

Edebi metinler alanına giren her metin tüm edebi metinlerle ve edebiyatın alt türlerinden biriyle ortak özelliklere sahiptir. Edebiyat eseri, geçmişle ilişkilidir. Bu nedenle her edebiyat incelemesi eserden türe, türden esere doğru bir hareket içerir. Günümüz edebiyatı tür sınıflamasını terkeder gibi görünse de türleri “bir yapıtın edebiyat evrenine bağlanmasını sağlayan ipler” olarak niteleyen Todorov, türlerin varlığını tanımamanın edebi eserin kendinden önceki eserlerle kurduğu ilişkiyi reddetmek anlamına geldiğini belirtir ve Fantastik-Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım adlı eserinde bir tür olarak fantastiği büyüteç altına almadan önce tür kavramını sorgular. Bu sorgulamada Todorov, Northrop Frye’ın Anatomy of Critisizm ( Eleştirinin Anatomisi ) adlı eserinden hareketle tür kavramına netlik kazandırmaya çalışır.

 

Todorov’a göre bir tür olarak fantastik “kendi doğal yasalarından başka yasa tanımayan bir öznenin görünüşte doğaüstü bir olay karşısında yaşadığı kararsızlık”tır. Ancak ona göre bu tanım tekinsiz ve olağanüstü arasında bulunan fantastiği tanımlamak için yeterli değildir. Todorov Cazotte’un Aşık Şeytan’ından, Jean Potocki’nin Saragossa’da Bulunan Elyazması adlı eserinden, Hoffmann’ın Prenses Brambillası’ndan ve Nerval’in Aurelia’sından örnekler vererek okura tekinsiz ve olağanüstü türlerinden ayırt edilmesi çok da kolay olmayan fantastiğin bu türlerden hangi noktalarda ayrıldığını kavratmaya çalışır. Çünkü Todorov’a göre okur anlatının sonunda görünüşte doğaüstü gibi duran olayların mantıklı bir açıklaması olduğunu düşünürse eser tekinsiz türün sınırları içerisinde kalır; okur doğaüstü olayları olduğu gibi kabul ederse eser olağanüstünün alanındadır. Peki fantastiği bu iki türden nasıl ayırırız? Todorov, bir esere fantastik diyebilmek için eserde üç koşulun aranması gerektiğini söyler. Bu koşullardan ilki okurun, öyküdeki kişilerin dünyasını canlı kişilerin dünyası olarak görmesi ve anlatılan olaylarla ilgili olarak doğal bir açıklama ile doğaüstü bir açıklama arasında kararsızlık yaşamasıdır. İkinci olarak bu kararsızlığın bir öykü kişisi tarafından da hissedilmesi gerekir. Sonuncusu ise okurun metin karşısında alegorik ve şiirsel yorumları reddetmesidir. Fantastiğin bu üç koşula bağlı olduğunu belirttikten sonra Todorov Perrault masallarından, Daudet’nin Atın Beyinli Adam’ından, Hoffmann’ın Kaybolan Yansımanın Öyküsü adlı eserinden, Poe’nun William Wilson’undan, Gogol’ün Burun’undan verdiği örneklerle fantastiğin alegorik ve şiirsel okumayı reddettiğini göstermeye çalışır.

 

Fantastiğin yapısal bütünlüğü ise Todorov’a göre üç özelliğe bağlıdır. Bu üç özellikten ilki mecazlı söylemin belli bir biçimde kullanılmasıdır; çünkü doğaüstülük çoğu kez mecazlı anlamın düz anlamda kullanılmasından doğar. İkinci özellik anlatıcıyla ilgilidir. Fantastik öykünün anlatıcısı genellikle bendir. Birinci tekil kişili anlatımın dışında kalan eserler genelde fantastikten uzaklaşır. Üçüncü özellikse eserin sözdizimsel boyutuyla ilgilidir. Kompozisyon olarak da adlandırılan bu özellik pek çok eleştirmenin dikkatini çekmiştir. Penzoldt’un bu konudaki kuramı şöyledir: “Ülküsel bir hayalet öyküsünün doruk noktası kuşkusuz hayaletin görünmesidir.” “Yazarların birçoğu doruk noktaya ulaşmayı amaçlayan bir derecelenmeyi gerçekleştirmek isterler, ilkin belli belirsiz, sonra giderek daha açık bir biçimde.” Penzoldt’un bu sözlerini alıntılayan Todorov, bu kuralı doğrulayan örnekler olsa da bu özellikte bir derecelenmenin söz konusu olmadığını belirtir. Ona göre bu özellik daha genel olarak, metinde ortaya çıktığı biçimiyle sözcelemeyle ilgilidir ve fantastiğin bir tür olarak ilk koşulu okurun anlatıyı baştan sona doğru giderek okuması ve özdeşleşme sürecini adım adım izlemesidir; çünkü fantastiğin dışında kalan bir eseri herhangi bir bölümünden başlayarak okuyabilirsiniz ancak fantastikte bu tür bir okuma yapılamaz. Bu noktada Todorov fantastik türü, bilinmeyenli polisiye romanlara benzetir; çünkü ikisi de ikinci kez okunmazlar.

 

Fantastiğin yapısal bütünlüğüne yönelik fikirlerini belirtikten sonra Todorov, bir taraftan izleksel kelimesinin tam yerine oturmadığını belirtirken bir taraftan da fantastiğin izleklerini inceleyip Jean Pierre Richard’ın metinlerinden verdiği örneklere getirdiği eleştirilerle izlek incelemesine ilişkin genel bir kuram önermeye çalışır. İzleklerin sınıflandırılması konusunda Dorothy Scarborogh ve Caillois’in sınıflandırmalarına değinen Todorov, eserin tutarlı bir bütün olduğu ilkesine dayanarak her izleğin anlamının ancak başka öğelerle kurduğu ilişkiler çerçevesinde oluştuğunu belirtir ve Penzoldt dışındaki eleştirmenlerin sadece doğaüstü ögelerin listesini yapmakla yetindiklerini, ancak bunların bir araya geliş biçimlerini saptayamadıklarını ifade edip izlekleri dağılımlarına göre bir araya getirerek bazı izlek öbekleri elde etmeye çalışır. Fantastik türün,  maddeyle ruh arasındaki sınırın varlığını kabul ettiğini ve bu sınırın varlığının çiğnenmesi için bir bahane oluşturduğunu ifade eden Todorov’a göre madde ve ruh arasındaki sınırın sorgulanması birçok temel izleğin oluşmasında etkili olmuştur: özel bir nedensellik, pandeterminizm, çoğul kişilik, özneyle nesne arasındaki sınırın bozulması, zaman ve uzamın dönüşmesi… Fantastik izleklerin birinci alanının temel ögelerini kapsayan bu izlekler “ben” izlekleridir. İkinci izlek öbeği ise insanın istekle, dolayısıyla kendi bilinçaltıyla ilişkisinin söz konusu olduğu “sen” izlekleridir. İkinci izlek öbeğinin çıkış noktası cinselliktir. Sonrasında buna dayalı olarak zulüm, şiddet ve ölümü görürüz.

 

Fantastiğin belli sınırların aşılmasına olanak sağlayan bir tür olduğunu düşünen Todorov, fantastiğin olmazsa olmazı kabul edilen doğaüstünün toplumsal işlevinden, eser içindeki işlevinden ve fantastik türün uyandırdığı tepkiden söz ettikten sonra kitabını Kafka’nın Dönüşüm’üne ilişkin görüşleriyle sonlandırır. Kısacası çıkış noktası bir edebi tür olarak fantastik olan bu kitapta Todorov, “Fantastik nedir?” sorusuna cevap aramaktan çok fantastiği bazı komşu kategorilerden farklılığıyla tanımlanan bir tür olarak inceler ve okurun yapısalcı eleştirinin olanaklarıyla, verimleriyle daha yakından tanışmasına olanak sağlar.

Share Button
Şafak GÜNEŞ GÖKDUMAN

Hakkında Şafak GÜNEŞ GÖKDUMAN

2000- İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. 2001-2002- İstanbul Teknik Üniversitesinde İnkılap Dil Enstitüsü’nde bir yıl İngilizce Hazırlık okudu.(Sanat Tarihi YL) 2005- İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı ABD. Yüksek Lisansını tamamladı. Ocak 2017 “1980 Sonrası Türk Romanında Üstkurmaca” başlıklı teziyle İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Doktora programından mezun oldu.Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünde Türk Sanatında doktora çalışmalarına devam etmektedir. 1998 yılından itibaren Varlık, Virgül, E, Hürriyet Gösteri, Sanat Antika Koleksiyon ve rh+ artmagazine gibi dergilerde sanat ve edebiyat üzerine makale ve röportajları yayımlanan Şafak Güneş (Gökduman), Kasım 2013’ten beri KolajART’ın Yayın Yönetmenliğine devam etmektedir. Abdülhak Şinasi Hisar’ın İstanbul’u adlı incelemesi İBB. Kültür A. Ş. tarafından yayımlanmıştır.

Yorumlara kapalıdır