Şöhret Doğruyol: Bedri Baykam’ın Boş (?) Çerçeveleri Üzerine…

Share Button

The-Silver-Frame-2013-Bedri-Baykam

Sanayi devrimi ile birlikte endüstriyel üretimlerin şekillendiği materyalist bakış açısının hâkimiyetindeki yenidünyada, estetik kaygı gözetilmeden, el emeği olmaksızın, seri imalat ürünler ile sanat eserinin tekliği, yerini kitlelere kolaylıkla ulaşabilen ifade yollarına bırakmış, bu da sanatçılara sınırsız özgürlükler tanımıştır. Sanatçıların sanatlarını gerçekleştirmek adına sahip olduğu bu sınırsız özgürlükler, bazen hat safhalara tırmanmış ve sanat izleyicisine “Bu da sanat mı?” dedirtecek durumlara kadar ulaşmıştır. Duchamp, 1913’te sergilediği (hazır nesne) bisiklet tekerleği ile sanat eserlerinin sanatçı üretimi olmaksızın, hazır nesnelerden seçilerek ve bunlara kavramsal imgeler yüklenerek sergilenebileceğini göstererek -sanatta bir nevi provokatör rolü üstlenerek- kavramsal sanatı başlatan ilk sanatçıdır. Sanatçının bilhassa baş aşağı duran pisuvar sergilemesi (1917) sanat tarihinde en kışkırtıcı işlerden biriydi. Duchamp’ın amacı, sanat nesnesinin tekliğini, estetikliğini kırmak, sanatın kutsallığını yıkmaktı.  Kavramsal sanatta amaç, belli kavramların yüklendiği hazır nesneler kullanarak sanatı/sanatçıyı yermektir. Bu aynı zamanda ironik bir süreçtir de… Tıpkı Bedri Baykam’ın boş(!) çerçevelerinde olduğu gibi…

 

Bedri Baykam’ın New York, The Proposition Gallery’de açtığı “Duchamp Would Have Been Damn Jealous/ Duchamp Kıskançlıktan Çatlardı” sloganlı, “Çerçevelenmiş Canlı Zaman ve Uzam” (Framed Lıve Tıme and Space) başlıklı sergisinden medyanın yoğun irdelemeleri eşliğinde tanıdığımız boş çerçeveler, 8. Contemporary İstanbul ile ülkemizde de görücüye çıktı. Hatırlarsanız Bedri Baykam’ın New York sergisi, çoğu çevrelerce eleştiri ile karşılanmıştı. Amerika’da 8. kişisel sergisini açmış olan sanatçının bu şekilde bir kavramsal sergi açması, kimi çevrelerce kendi geçmişine ihanet olarak görülmüştü.  Baykam’ın uzun zamandan beri tuval ressamı kimliğinin ön planda olması dolayısıyla “ressam” kimliği ile çoğu çevrelerce tanınır olmasına rağmen sanatın kutsallığını yıkma eylemine katılmış olması, bu fikre kapılanlara gerekçe olarak gösterilebilirdi belki de. New York’taki sergisinde sanatçının satışa açık olan işlerinden birinin, sanatçının siyasî görüşünden farklı bir alıcının satın almış olmasının serginin önüne geçmiş olması da ayrı bir vaka idi. Haber programlarında canlı yayınla sanatçıya bağlanarak bu satışın, hatta daha da öteye gidilerek eserlerin maliyetinin sorgulanması sürecin en vahim yönü idi.

 

Baykam’ın seçtiği sloganın kışkırtıcı olması belki de sergiye yönelik eleştirileri bir paratoner gibi üzerine çekmişti. Serginin sloganından, Baykam’ın Duchamp ile aşık attığı düşüncesine ulaşan kimselerce yapılan olumsuz eleştiriler de, serginin başka bir boyutunu oluşturmaktaydı. Serginin boyutu diyorum çünkü belki tam da bu noktada sanatçının ulaşmak istediği sonuç(?) da buydu.  Kurgulanmış bir öykü misali…  Sonuç paragrafı, sergi izleyicisi ile tamamlanan bir kurgu… Sonuç: Kişiye göre değişebilen algı eşiklerinden kaynaklı farklı bakış açılarından doğan bir dolu eleştiri… Sanatı estetik, felsefî, maddî ya da başka başka açılardan anlamlandırmaya çalışan kimselerin farklı farklı senaryolar eşliğinde ürettikleri değerli fikirler… Bu, varlığı son derece normal, olması gereken bir son. Aksi hâlde insanların tek tip olduğunu varsaymak abesle iştigalden başka bir şey olmasa gerek.

Artist-Bedri-Baykam-700x572

Bedri Baykam’ın eserlerine salt boş çerçeve gözü ile bakmak elbette ki yanlış olur, tarihte bunu da sergileyenler olmuştu. Fonda düz duvarın olduğu farklı kavramsal temalarla sergilenmiş boş çerçeveler… Arnulf Rainer (1951), İmi Knoebel (1968), Gerold Miller (1999) gibi… Kavramsal işlerde aslolan, sergilenen nesnenin ne olduğu değil nasıl bir amaca hizmet ettiği, neyi anlattığı/düşündürttüğüdür. Baykam’ın eserleri diğer örneklerden farklı olarak tavandan iplerle asılıdır. Böylelikle 360 derece etrafından da izlenebilmektedirler. Bu işler elbette ki ilk bakışta kişide boş bir çerçeve seyri izlenimini uyandırmaktadır. Fakat sanatçının bakmamızı değil görmemizi istediği şey, bu boş çerçevelerin ardıdır. Baykam burada, tarihte daha önce sergilenmiş olan çerçevelerden farkını, sunumu ile ortaya koymuş aynı zamanda da sanatın günümüzde ulaştığı konuma dair ironik bir eleştiri yapmıştır. Duchamp’ın kıskanacağını düşündüren şey tam da burada saklıdır belki de. Sergilenen şey, ilk bakışta hazır nesnedir fakat Baykam’ın göstermek istediği, durağan, hazır bir nesne olan boş çerçevenin ötesinde, naklen yayınla çerçevelenmiş zaman ve uzamdır aslında. Birbirinin asla aynı olmayan, her saniyesi farklı gerçeklikler dizisi… Dijital olmaksızın sınırsız zamanlı bir seyir…

Share Button

Yorumlara kapalıdır