Evrim Sekmen Becan: Sanat Eserlerinin Bilinmeyen Arkeolojisi

Share Button

800px-Horses_of_Basilica_San_Marco_bright

Medyada yer alan müze haberlerinin birçoğunun konusunun eser hırsızlıkları olduğuna, paha biçilemez eserlerin bir operasyon sonucunda kaybolduğuna artık şaşırmıyoruz. Hırsızlığa eserin parasal değerinin yanı sıra bazı manevi duygular da neden olabiliyor. Mona Lisa’nın İtalyan milliyetçisi tarafından İtalya’da bulunmalı gerekçesiyle çalınması, sanırım bu manevî duyguları örnekler niteliktedir. Tarihte emperyalist devletlerin, yağmaladıkları toprakların kültürel hazinelerini de yanlarında götürdüğü bir gerçektir. Napolyon Bonapart bu eser hırsızlarının başında gelmiştir. Müzeler genel müdürü olarak atadığı Baron Dominique Vivan Denon Napolyon’un Avusturya, Polonya ve İspanya seferlerinde San Marco atlarının Venedik’ten yeni yerlerine gitmesine eşlik etmiştir. Denon, 1798 yılında, Napolyon’la birlikte katıldığı Mısır seferinde, İmparator’un zafer tutkusuyla bağlandığı Mısır’ın kültürel mirasını Louvre’a nakledilmesi işini kotarır. 1806 yılında ise, yine imparatorun eşliğinde, Brunswick,  Berlin ve Postdam’daki kraliyet koleksiyonlarından arzu ettiği her şeyi müzesine gönderir. Bu eserler, Antik Roma’da savaş ganimetlerinin teşhirini hatırlatan görkemli geçit töreniyle Louvre’a kabul edilir. Parti parti gelen ganimetleri teşhir etmek amacıyla müzede geçici sergiler düzenlenir. Napoleon’un yeni seferleri ve zaferleri, doğum günleri ve düğünü için de küratörler özel sergiler hazırlar. Zamanla bütün müzelerin programlarında öne çıkacak geçici sergilerin, Napoleon’un yağmalarının saray çevrelerine ve halka sunulduğu Louvre’daki bu gösterilerle başladığı varsayılmaktadır. (1) Evrensel müzelerin kurulma nedenleri ve oluşum süreci savaş sırasında yapılan bu kaçırılış hikâyelerinden beslenir.

indir

Eser kaçakçılarının izini sürmek için çok geriye gitmeye gerek yok.  2002 baharında Saddam Hüseyin iktidardan düştüğü zaman bir avuç Iraklı Irak Ulusal Müzesi’ni yağmaladı, Mezopotamya’nın ortak kültürel mirasını parçaladı. Kaostan yararlanan sadece yağmacılar değildi. Sivil yabancılar, askerler ve yerli halk da hem antik eserleri hem de Saddam Sanat Merkezi’ndeki modern sanat eserlerini bavullara doldurdular.(2) Suriye iç savaşı sırasında da yine tarihî yapılar zarar görürken eserler de yağmadan kurtulamadı.Roma döneminden bugüne kadar görülen tarihî eserlerin çalınması konusu günümüzde daha çok kayıt altına alınmaya çalışılıyor ve ulus devletlerin bir hak arama mücadelesine dönüşüyor.. Günümüzde ortak mirasların bulunduğu yerde kalmasıyla ilgili bir görüş hâkimken büyük ulus devletler, kolay kolay bu yargıya katılmıyor ve eserlerin anavatanına dönmesi için birçok bürokratik engel çıkarıyorlar.

hitler_2722087b

Tarihte eser hırsızlıklarının nedeni sadece eserlerin sahip olduğu maddî karşılıklar değil elbette  sanata duyulan korkunun sonucunda da eserler yok edilmeye çalışılmıştır.. Hitler’in savaş yıllarında Alman resim ve heykellerini en önemli sanatsal başarı olarak görüp özellikle Yahudi sanatçıların avangard çalışmalarını yoz sanat olarak ilan ederek İzlenimci, Kübist ve Dadaist akımları elinin tersiyle bir kenara itmesinde,  elbette o akımların özgürlükçü, Hitler karşıtı eğilimlerinin rol oynadığı açıktır. Hitlerin yok sayma politikasının, Avangard akımların tarihselleşmesine, daha da öteye gidip tarihin, toplumun ötesine geçmesine engel olamadığını söyleyebiliriz. 1930’lı yıllarda Nazilerin Yahudi tüccarların evlerinden yağmaladığı ve “dejenere sanat” sergisi adında halka sunduğu 1500 modernist başyapıt bir apartman dairesinde bulundu. Picasso, Renoir, Matisse, Chagall, Klee, Nolde, Franz Marc, Otto Dix, Kokoschka, Ernst Ludwig Kirchner ve Max Liebermann’a ait eserlerin savaş sırasında yok olduğuna inanılıyordu.  Eserlerin, Nazi zamanında müze müdürlüğü yapan Hildebrandt Gurlitt tarafından bedelinin çok altına alındığı ve yıllar sonra Gurlitt’in oğlunun  -gümrük kontrolünde kimliğinin şüphe uyandırması nedeniyle-  evinde yapılan araştırmada konserve kutularının arkasına istiflendiği ortaya çıktı.

article-2486251-006BC91F00000258-340_634x433

Milyonlarca euroluk koleksiyon için Alman Devleti bir komisyon kurmuş. Yalnız şu anda elde kesin bilgiler bulunmadığı için bu paha biçilmez eserlerin akibeti konusunda herkes sessiz.  Tarihte hiçbir şeyden kaçılamayacağı bir kez daha anlaşılmış oldu. Başyapıtları çalarak, saklayarak hatta yakarak yok edemiyorsunuz. Topluma mal oldukları için tinsellikleri bile sizi rahatsız etmeye devam ediyor. Hitler’in yaptıkları sadece modern sanatı yoz ilan etmekle sınırlı değil. Hitler, Propaganda Bakanı Goebbels’e emir vererek müzeleri ellerindeki modern sanat ürünlerini tasfiye etmelerini isteyen bir yasa çıkarmakla görevlendirmiştir. Bir Nazi komitesi iki düzineden çok Alman müzesine girerek 16 binden fazla esere el koydu. Bunlar arasında Pablo Picasso ve Paul Klee’nin Kübist, Oscar Kokoschka, Edvard Munch, Vasiliy Kandinskiy ve Max Beckmann’ın Dışavurumcu eserleri, Modigliani’nin Sürrealist resimleri, Musevi sanatçılar Pissarro ve Marc Chagall’ın karakteristik modern çalışmaları vardı.(3) Bu resimler yoz sanat adı altında sergilendi ve istemeden Naziler dünyanın en iyi modern sanat sergisine ev sahipliği yapmış oldular. Bu eserlerden bazıları maddî getiri yaratması için satılırken aralarında Picasso ve Braque’a ait resimler Paris’teki Tuileries bahçesinde yakıldı. Sanat, ele alınış şekliyle politikadan hiçbir zaman bağımsız olmadığı için toplumların başına ne geldiyse o ülkenin sanatının da başına o gelmiştir.

adam-worth

Sanatın kara para aklama aracı olarak kullanılması sanat eserlerinin sadece savaş zamanı ülke politikası gereği çalınmadığını gösteriyor. Devonshire Düşesi Georgiana’nın, Gainsborough tarafından yapılan portresini 1876’da kesip çerçevesinden çıkaran Viktorya dönemi İngiltere’sinin suç ağının başı Adam Worth tabloyla birlikte çeyrek asır dolaştı. Paraya ihtiyacı olduğunda eseri sahibine verdi; yokluğuna dayanamamasından olsa gerek çok geçmeden öldü.

Sanat eseri hırsızlığı sadece Batı’nın hazinelerine yönelik yapılan bir saldırı değil. Anadolu, kültürlerin beşiği olmasından dolayı çoğu sefer yağmaya uğramıştır. Özellikle bulunduğu bölgedeki yöre halkının definecilik dediği uğraşla yasal olmayan yollardan eserler yurt dışına çıkarılmıştır. Çalınan eserlerin büyük çoğunluğunu arkeolojik eserler oluşturur. Neredeyse arkeoloji dünyasında bilinen temel bir hırsızlık vakası olan Truva Kralı Priamos’un 9 bin adet altından hazinesini kaçırmasının ardından Schilemann, eserleri 1881 yılında Almanya’ya bağışladı. Hazine,1945’e kadar orada kaldı. Savaş sona erdiğinde Rus komutan el koyarak kaçırdı.  Şu anda Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergileniyor.

44_4_marsyas

Ülkemizden kaçırılan eserler Karun hazineleriyle sınırlı değil; son zamanlarda bu eserlerin geri dönüş hikâyeleriyle eserlerden haberdar oluyor ve onların dönüş hikâyelerine tanıklık ediyoruz. Bir bilinç oluşmadan yapılan kahramanlıklar bizi daha ne kadar idare edecek bilemiyoruz ama artık bilmekten, tanımaktan ve tanıtmaktan daha fazla yükümlülükler hissettiğimiz aşikâr. Arkeoloji zenginlikleriyle dolu bir ülkenin, eserlerinin peşine düşmesi gerekiyor. Yıllarını 450 parçalık Krezüs (Karun) hazineleri, 7400 Hitit tableti, Marsyas Heykeli, Ödemiş Camisi’nden çalınan minber kapısı, Elmalı Definesi, Yorgun Herkül Heykelinin çalınan üst parçasını kendi evine dönmesi için harcayan Özgen Acar, geçenlerde Lizbon’da “Avrupa Kültürel Mirasında Bilinçlenmeyi Arttırma” ödülü almıştır. Özgen Acar ile tezimle ilgili görüşmeye gittiğimde Yorgun Herkül Heykeli’nin dönüşü için Antalya’da yapılan kutlamaya çağrılmamasına biraz sitemle bakıyor; ama yaptıklarından dolayı duyduğu büyük gurur gözlerinden okunuyordu. Biz, ödüllendirmekte, takdir etmekte, desteklemekte biraz cimriyizdir. Özgen Acar elinde, tarihî hazinelerle ilgili onlarca dosya olduğunu ama ders verdiği Uğur Mumcu Vakfı’nda hiçbir gazeteci adayının -Özgen Acar’ın çağrısına rağmen- bu dosyalarla ilgilenmediğini söylüyor. Kimse 16 yıllık bir maceraya girmeye heves etmiyor. Gerçek araştırmacı gazeteci olmak yerine, bültenlerden haber yapmayı yeğ tutuyorlar. Ülkemizde geri dönüş hikâyelerinin yanı sıra sahte eser ticareti de yaygın. Bir dönem sahte Picasso’lar gelmişti. Uzman kadromuzun dahi orijinal dediği bu tablolar Ankara Resim Heykel müzesinde sergilenmişti. Sahte Picasso’ları ele veren ise arkasındaki Kuveyt mührüydü. Ona da kılıf uydurulup bu resimlerin Kuveyt emirinin evinden alındığı hikâyesi uyduruluyordu. Özgen Acar, Bağdat’a giden bir arkadaşından fotoğraflarını çekmesini rica ederek bu Picasso’ların Bağdat’ta bir sokakta usta eller tarafından yapıldığını ortaya çıkardı.

Tarihî eser hırsızlığı organize bir suç ve temelinde kara para aklama gibi konuları barındırıyor. Bu tür olayların bireysel çabalar yerine ülkeler nezdinde kotarılması buna uygun bir kültür politikasıyla mümkün olur. Kayıp Eserler Müzesi kitabının yazarı Simon Houpt’a göre Kuzey Amerika’da para aklamayı durdurmak için çıkan yasalar artık eskisinden çok katı. Avrupa Parlamentosunda yasadışı bir sanat işine yasal görüntüsü vermek çok kolay. ABD ve Kanada’da çalınmış bir mal asla temizlenmez; ama İngiltere’de çalınmış bir resmi satın aldıktan altı yıl sonra resim tamamen size aittir.  Buradan çalıntı bir eseri sahiplenme konusunda yasal açıkların olduğunu anlıyoruz. Sadece yasalar değil müzelerin genel konumu ve güvenlik sistemi eserin bu sonu bilinmeyen yolculuğa çıkmasına daha başından engel olabilir. Bu karmaşık güvenlik sistemini anlayacak eğitimli bir kadronun da yetişmesi şart. Eserleri korumak ve geleceğe kalmasını sağlamak müzeciliğin temel görevlerinden biri. Uluslararası komisyonların toplanarak çalınan eserlerle ilgili envanter oluşturmaları ve alımların bu envanter tarandıktan sonra yapılmaya başlaması özellikle devlet müzelerindeki zafiyeti ortadan kaldırabilir. Tarihî hazinelerin kötü niyetli ellerde serbestçe dolaşması sadece bulunduğu müzeye veya eserin boş çerçevesini izleyen hüzünlü ziyaretçilere değil, ortak kültüre de zarar vermektedir.

 

Kaynaklar

(1)Artun, Ali (2006). Sanat Müzeleri, İstanbul: İletişim yayınları

(2)Houpt, Simon (2006) Kayıp Eserler Müzesi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Share Button

Yorumlara kapalıdır