Kamuran Suphi: Çağdaş Sanatın Yeni Kralı Benim

Share Button

  

aaa Edebiyat ve sinemanın iktidarı bitti; yeni kral çağdaş sanat, ben de çağdaş sanatın kralıyım.

 

Hasan Bülent Kahraman, AKP iktidarı ile iyi geçinen, onları her konuda destekleyen ama en çok da sanat ve kültür konusunda lojistik ve düşünsel destek sağlayan çok değerli bir kültür sanat adamı.

Zat-ı muhteremin on parmağında yüz marifet var. Bunlardan birkaçını saymaya çalışalım. Kendileri akademisyen, sanat eleştirmeni, sanat kuramcısı, 1991-1995 yılları arasında Kültür Bakanlığı Baş Danışmanı, köşe yazarı. Ayrıca Contemporary İstanbul Sanat Fuarı genel koordinatörü, Akbank Sanat Danışma Kurulu ve Sabancı Müzesi Yürütme Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. Uzun yıllar İstanbul Bienali Danışma Kurulu üyeliğinde bulunan Kahraman, küratör olarak çok sayıda sergi düzenlemiştir.

1996 yılından bu yana Türk Sosyo-Ekonomik ve Politik Araştıma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliği, 1995’ten bu yana Sosyal Demokrasi Vakfı kurucu üyesi, 1993-1995 yılları arasında Rotterdam Belediyesi Sanat ve Kültür Kurulu üyesi, 1993-1995 Başbakan Yardımcısı Baş Danışmanı, 1992-1993 Kültür Bakanlığı, Genel Yayın Kurulu Başkanlığı, 1992 yılından bu yana İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Danışma Kurulu üyeliği, 1991-1995 yılları arasında Sosyal Demokrat ve Halkçı Parti Danışmanlığı yapmıştır.

Ayrıca Sakıp Sabancı Müzesi Yönetim Kurulu üyeliği, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Uluslararası Danışma Kurulu üyeliği, Sabancı Üniversitesi Akbank Sanat Danışma Kurulu üyeliği, Europa Nostra Türkiye üyeliği gibi sayamayacağımız kadar çok yerde görev yapan Kahraman, İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Danışma Kurulu üyeliği, 2005’ten bu yana BP Ulusal Onur Komitesi üyeliği, 2004’ten bu yana İstanbul Film Festivali jüri üyeliği, 2003’ten bu yana Akbank Kısa Film Festivali jüri üyeliği, 2002’den bu yana Akbank Kültürel İlişkiler Danışma Kurulu üyeliği,1998’den bu yana Türk Tarih Vakfı Yönetim Kurulu üyeliği ve Radikal, Sabah gibi ana akım medyada köşe yazarlığı yapmıştır.

Hasan Bülent Kahraman’ın geliri ne kadardır? Türkiye standartlarında köşe yazarlığı, akademisyenlik ve kitaplarından gelen madd gelirin bir karşılığı vardır ama bunların dışında bu kurul üyeliklerinden Kahraman’ın madd

Yok eğer bunları madd karşılık beklemeksizin amme hizmeti olarak yapıyorsa o zaman gidip elini öpmek gerekiyor. Bu kamusal hizmet aşkı göz yaşartıcı olabilir.

Sanat ve kültürün kilit noktalarında bulunmanın, iktidarlardan nemalanmanın, bu kadar çok karpuzu bir koltuğa sığdırmanın bir formülü olmalı. Bu formülün, yegâne koşulu iktidarla flört etmekten geçiyor olabilir mi?

İktidarla nasıl flört edilir? İşte bir örnek:

13 Ağustos 2010 yılında Sabah gazetesindeki köşesinde AKP’nin başarılarını “Türkiye yeni kuruluyor”  başlığıyla yazmak.

Bu yazısında kahraman iktidarla olan flörtünü şöyle anlatmıştı. “Yeni Türkiye üç büyük aksta meydana gelen oluşumlarla inşa ediliyor. Bunların ilki sermaye. Çok uzun bir mayalanma döneminden sonra Türkiye ilk defa şimdi belirli bir sermaye birikimine sahip oluyor. Sermayenin ne kadar tabana yayıldığı başlı başına bir problemdir. Henüz o noktada değiliz. Ama sermaye birikiminin Anadolu’da yepyeni bir anlayış meydana getirdiği malum. Nedeni açık: daha önceki sermaye devletindi. Devlet kendi ideolojisini taşıması için, kendisine destek olması için o sermayeden dilediği kişi ve ailelere pay aktarıyordu. Batı modernleşmesinin belkemiğini meydana getiren burjuvaziden Türk burjuvazisinin farkı buydu. Şimdi bu kontrol mekanizması kırıldı. Küreselleşmenin katkısıyla devletten alacağı payı yok sayabilen, kendi gücüyle ayağı üstünde durmaya çalışan, kendi kendine yeten, az veya çok, yerli bir sermaye sınıfı var ve bu sınıf kendi ideolojisini kendince kuruyor. Devlete bağımlılığı yok. İktidarları bu yeni sınıf tespit edecek. (Efendim ne yazık ki, ‘yeni orta sınıf’ değil.)” (1)

Üstü kapalı bu yeni sınıfın Cumhuriyet burjuvazisi olmadığını, İslami burjuvazi olduğunu vurgulamaktan da geri durmuyor.

“İkincisi şehirleşme. Yeni kentli nüfus belki eskisine nazaran daha kapalı yaşıyor, belki kent merkeziyle hemen bütünleşmekte zorluk çekiyor ama yerel yönetim düzeyinde bu nüfus ‘çevre merkezleri’ meydana getiriyor. Klasik merkez-çevre zıtlaşması ve onun her şeyi açıklamaya yeten gücü böylelikle kırılıyor. Çevrede merkezler, merkezde çevreler oluşuyor. Gerçek problem ise bu kitlenin sosyolojik olarak büyük bir güç meydana getirmesine karşın henüz sınıfsal olarak kendisine bir konum bulamamış olmasıdır. Şimdilik AK Parti kontrol ediyor bu kesimi. Üstelik 1994’ten beri. Ama bu kitlenin mobilizasyonu bundan sonraki dönemi de tayin edecektir. (Efendim gene ne yazık ki ‘yeni orta sınıf’ değil.)” (2)

Burada AKP ve yandaş inşaat şirketlerinin kentsel talanını sosyolojik olarak açıklıyor ve bunu göçe bağlıyor. Göçebe olmaktan mütevellit sınıfsal konum bulamayan kitlenin mobilizasyonunu 1994 yılından bu tarafa AK partinin kontrol ettiğini belirterek, iktidarın gücünü tescilleyerek iktidara methiyeler yağdırıyor.

17 Aralık operasyonu ile Ak partinin ne kadar ak olduğunu ve kentsel talandan ve her türlü yolsuzluktan nasıl nemalandığı ortaya çıktı.


“Üçüncüsü biraz daha karmaşık. Şundan ötürü. Yukarıda değindiğim iki olgu siyasetin çok daha sosyolojik bir içerik kazanmasına yol açıyor. Oysa Türkiye 1908 sonrasında hep önceden ve yukarıda biçimlendirilmiş ideolojik bir siyasetle iç içe geçti. Zaman zaman bunun dışına çıkıldı. Bu şu demektir. Bizde de geçerli olan klasik modele göre ideoloji ve siyaset bir sosyoloji belirler. Rus, Çin ve Kemalist devrimlerin bürokratizasyona uğramasının nedeni budur. Ordu ve bürokrasi bu rejimlerde toplumu (sosyolojiyi) oluşturmaya ve kontrol etmeye çalışır. Hâkim konumda bulunmalarının nedeni budur. Oysa sosyolojilerin (toplumun) biçimlendirdiği, öncülük ettiği rejimlerde ordunun ve bürokrasinin etkinliği azalır.”(3)

Ordunun ve bürokrasinin etkisi azalmalı derken Kahraman, AKP’nin polis devleti ve daha totaliter bir monark rejim uyguladığından hiç söz etmiyor.

Bir başka yazısında sayın Kahraman, İstanbul’u muhafazakarların koruduğunu söylüyordu.

“Zaman alacak olsa da İstanbul’u kurtarma faaliyeti başladı. Elbette bazı ‘kiç’ kazalar olacaktır, nahoş görüntüler çıkabilecektir ama her şeyin yerli yerinde kalacağı bir dönem doğuyor.” (4)

Kahraman iktidarın “Kiç” kazalarını hoş görmemizi telkin ederken, soylulaştırma adı altında kentin nasıl yağma edildiğini, kamusal arazilerin ve eski yapıların yandaş müteahhitlere sunulduğunu görmezden geliyor. Beyoğlu belediyesinin çok zarif bir çalımla içkiyi yasaklayarak, ucuza içki içen alt sınıfları Beyoğlu’ndan sürerek Beyoğlu’nu kurtardığını “Soylulaştırma 25 kuruşa bira içen lümpen kitleyi oradan sürüp çıkarıyor; bölgeyi mutenalaştırıyor. Artık kim diyemez, Beyoğlu’nun kurtuluşu asıl şimdi başladı diye?” (5) cümleleriyle ifade ediyor.

AKP iktidarının icraatlarını Marx’a gönderme yaparak taçlandırıyor sayın Kahraman; “Tersine Marx‘ın ‘küçük burjuva radikalizmi‘ dediği o şiddetli hareketi (biraz eğip bükerek söylüyorum) kendisine hem bir varoluş nedeni olarak seçmişti, hem de onu bir dinamizm unsuru olarak kullanıyordu. Başardı. Bir taraftan o yerleşmemiş, iğreti, göçebe kentli nüfusunu emdi, kendisine mal etti; bir taraftan da bu sermayenin dinamizmini arkasına aldı. Küreselleşmenin imkanlarını onun üstünden uyguladı ve uyuşmuş, katı, değişmemekte direnen ve statükonun savunuculuğunu yapan İstanbul sermayesinin karşısına dikti.”(6)
İslami burjuvazinin varlığını tescilleyen bir kültür sanat otoritesine ihtiyaç duyulduğunda hızır gibi yetişen Kahraman, AKP iktidarının minnet duyacağı şu sözleri söylüyor. AKP, “hem sermaye manasında hem de zihniyet olarak burjuvalaşıyor. Onun daha seçkinci, daha sakin, daha durmuş oturmuş değerleriyle iç içe geçiyor. Hal böyle olunca da, önceki yıkıcı radikalizme dur diyor; şimdi onu denetlemeye, belli bir ölçü içinde tutmaya, ona bir yön vermeye çalışıyor. Daha da garip gelebilecek bir şey söyleyeyim; uzun süre AK Parti’nin muhafazakâr olduğunu söyleyenlere karşı çıktım, sosyo-ekonomik açıdan bu kadar dinamik ve hatta ihtiraslı bir kitlenin muhafazakar olmasının hayal bile edilemeyeceğini belirttim. Ama şimdiden sonra, tam olmasa da, şu yukarıda belirttiğim, ‘durmuş oturmuşluk’ nedeniyle, kısmî bir muhafazakârlığın başlayacağından söz edilebilir. İstanbul’un siluetinin bugüne kadar kemirilmesinden sonra şimdi korunmak istenmesinin altında yatan asıl dinamik budur. Nitekim daha önce ‘muhafazakarlık kurtaracak İstanbul’u‘ demiştim bu köşede yazdığım yazılarda. İşte o muhafazakarlık kendisini göstermiştir, bendenizin kehaneti doğrulanmıştır; zaman alacak olsa da ‘kurtarma faaliyetleri’ başlamıştır.” (7)

17 Aralık operasyonu ile Ak Parti’nin İstanbul’u nasıl kurtardığını, nasıl yağmaladığını gördük; ama asıl önemlisi pek çok kitabı bulunan, entelektüel sayılan bir kültür sanat otoritesinin iktidar silahşorluğu yaptığında düştüğü zavallı durumu gördük. Ancak kendi zavallılığını göremeyen Kahraman, iktidar şaklabanlığı ile elde ettiği statülerden aldığı güçle, kendisini çağdaş sanatın yeni kralı ilan etmekten de geri durmadı.

Haşmetmeap buyurdular ki; “Edebiyat ve sinemanın iktidarı bitti; yeni kral çağdaş sanat”.(8) Koltuğunu Beyoğlu’nun merkezine atarak her devrin kültür-sanat otoritesi benim derken, oturduğu koltuktan “Edebiyat ve sinemanın iktidarı bitti; yeni kral çağdaş sanat, ben de çağdaş sanatın kralıyım.” diyor aslında.

Geçmişten bu güne bakıldığında:

1996’dan itibaren Türk Sosyo-Ekonomik ve Politik Arş. Vakf. Yönetim Kurulu Üyeliği,

1995’ten bu yana Sosyal Demokrasi Vakfı Kurucu Üyeliği

1993-1995 yılları arasında Rotterdam Belediyesi Sanat ve Kültür Kurulu Üyeliği

1993-1995 Başbakan Yardımcısı Baş Danışmanlığı,

1992-1993 Kültür Bakanlığı, Genel Yayın Kurulu Başkanlığı,

1992 yılından bu yana İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Danışma Kurulu Üyeliği,

1991-1995 yılları arasında Sosyal Demokrat ve Halkçı Parti Danışmanlığı

Europa Nostra Türkiye Üyeliği,

İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Danışma Kurulu Üyeliği,

2005’ten bu yana BP Ulusal Onur Komitesi Üyeliği,

2004’ten bu yana İstanbul Film Festivali Jüri Üyeliği,

2003’ten bu yana Akbank Kısa Film Festivali Jüri Üyeliği,

2002’den bu yana Akbank Kültürel İlişkiler Danışma Kurulu Üyeliği,

1998’den bu yana Türk Tarih Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği,

Akbank Sanat Danışma Kurulu Üyeliği,

Sabancı Müzesi Uluslararası Yürütme Kurulu Üyeliği,

Radikal, Sabah gibi ana akım medyada köşe yazarlığı,

İstanbul Bienali Danışma Kurulu Üyeliği,

Contemporary İstanbul Sanat Fuarı genel koordinatörlüğü,

 

Türkiye sanat ortamında yer aldığı köşe başlarına bakarsak haksız da sayılmaz aslında.

Elbette sayın Kahraman, her iktidarın ve her devrin adamı olarak sen her zaman kralsın…  

KAYNAKLAR:

1,2,3http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/kahraman/2010/08/13/turkiye_yeni_kuruluyor

4,5,6,7-http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/kahraman/2012/01/29/muhafazakarlik-kurtariyor-istanbulu

8-http://www.hurriyet.com.tr/pazar/25550753.asp

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır