Nilgün Yüksel: Evim Güzel Evim

Share Button

bahadir-baruter-home-sweet-home-x-ist

“Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerinde bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide!”

Bachmann, “Malina” adlı romanı üzerine konuşurken tek bir cümleyle bizim muhteşem(!) uygarlık tarihimizi özetleyiverir.

Çünkü içten gelen “andaki” o ilk bakış, dokunuş binlerce yılın öğretileriyle önce puslanır. Sonra zehirlenir. Bakış tedirginliğe, dokunuş sahip oluşa evrilir. An çoğalır, zaman mekânla örtülür. Yavaş yavaş aşkın, güvenin ve huzurun simgesi görünür duvarlar yükselir ve daha yavaş ilk simgeyi hiçleyen görünmez duvarlar…

Bahadır Baruter, Galeri x-ist’teki “Evim Güzel Evim” başlıklı sergisinde evleri “lanetli tapınaklar, mülkiyet zehrinin kutsal mekânları” olarak tanımlıyor.

İşte tam burada mülkiyetin görünür kısmı duvarları kaldırıp derindeki mülkiyet gerçekliğini ifşa ediyor. Bedenlerimizin içine işlemiş ve hatta bedenlerimizi çoktan ele geçirmiş, kimliği “…mış gibi” yaşatan gerçekliği.

baruter1

Her daim güzellenen o kutsal alanlar birden salt rollerin yaşandığı sahte sahnelere dönüşüyor. Üstelik bu roller için izleyici de gerekmiyor. Sanatçının, figürlerde gözlere ve bedenin sakilliğine yaptığı vurgu “kerameti kendinden menkul” inançsız bir izleyicinin varlığını zaten fazlasıyla gösteriyor.

Genel çerçevenin daha çok kadın temsili üzerinden işlenmesi, evin kadına ait olduğu düşüncesini hatırlatırken aynı zamanda kadın üzerinden kurgulanan sahte kimliklere de gönderme yapıyor. Kadının saf varoluşundan kaynaklanan kimliği dışlayarak üstüne giydirilen gelin, eş, anne rollerinin bir tür kimliğe dönüşmesi, gerçeğin temelindeki sahteliğe işaret ediyor.

Başka bir deyişle toplumun belirlediği yazgı, mahrem alanlarda da devam ediyor. Kendi oluş hâlinden çoktan vazgeçen birey, rolün dayatması ile doğasıyla örtüşmeyen gururu(!) yaşıyor.

Ve evler korunaklı alanların dışına çıkıp gönüllü tutsaklıkların mekânına dönüşüyor. Ve elbette ki tam bu noktada insanoğlunun neden böylesi bir oyunda yer aldığı sorusu akla geliyor.

baruter3

Bu soruya Foucault’nın özne iktidar kavramları üzerinden yanıt vermek gerek; “İktidar bedeni çalıştırır, davranışa nüfuz eder, arzu ve zevkle iç içe girer, işte onu bu çalışma içinde suçüstü yakalamak gerekir, yapılması gereken şey bu analizdir, bu da güç bir şeydir”.(1)

Foucault’nın altını çizdiği “güçlük” hâlini yine Bachmann’ın yazının başındaki alıntıdan farklı bir önermesi destekler nitelikte. Bachmann, “Her erkek ve her kadın âşık olabilir mi?” sorusuna, “hayır, çünkü aşk, bir sanat eseridir” diye karşılık veriyor.

Sanırım bu yanıt, bizim neden kopya yaşamlar yarattığımıza dair de bir açıklama içeriyor.

Çünkü bir sanat eseri yaratmak güçtür. Ama bazen yarattığımız kurgu kopyalarla sanat eserlerinde karşılaşmak da kaçınılmazdır!

Dipnotlar:
– FOUCAULT, Michel, İktidarın Gözü, çev. Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2005, s.48

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır