Özgen Yıldırım: Burhan Kum’un Misilleme Sergisi: Modern Zamanlarda Yeni Osmanlıcılık

Share Button

???????????????????????????????

Özgen Yıldırım
Sosyolog&Sanat Yazarı
ozgenyil@gmail.com

Misillemenin şiddeti, maruz kalanın gücüyle doğru orantılı gider. Maruz kalanın öncelikle aciz algılanması onun, reelde kuvvetsiz olmasından ileri gelmez…

Güç, her daim bir otorite kavramı ya da otorite figürü etrafında şekillenir ve en önemlisi de algılanır. Algı burada ‘bilme’nin yerine geçerek, anlamın tüm boşlukları bir noktada toplanır ve anlaşılır hâle gelir. Anlaşılır olmak, toplumun her kesimiyle iletişime geçmenin temel anahtarıdır aynı zamanda. İletişim her nasıl sağlanıyor olursa olsun otoritenin gücünün mutlak olduğu algısının bireyde, bilme ile örtüştüğü ve kanıksandığı bir süreçtir. Gücün mutlaklığı, bizleri modern öncesi zamanlara götürür. Osmanlı’da mutlak iktidarın toplandığı, saray erbabının temsil etiği güç, yegâne sahibi hükümdarda cisim bulmaktaydı. Gücün mutlaklığı modern zamanlarda demokrasi kavramıyla değişirken gücün muhafaza edilmesinin farklı reçeteleri gerekmekteydi. Devlet ve otorite kavramı artık birlikte girdikleri yolda gücün temsilcisi rolünü üstlenerek reçetelerine yeni ilaçlar eklemekte ve eklemeye devam etmektedir. Ne de olsa öncelik devletin bekasıdır!.. Demokrasi ise indirgendiği durumda sadece bir araçtır. Evet mimari gelişmiştir, teknoloji ilerlemiştir. Böylece, toplumun modernlikle olan sınavı, teknolojinin gelişmişliği ile geçilmiştir. Bireyde bir ‘bilme’ daha başarıyla gerçekleşmiştir. Sıra otoritenin iz bırakma telaşına gelmiştir. Nitekim iz bırakmak bir tuğradan bir mühre nasıl bir değişim gösterdiyse, otoritenin izini vurmasının gerektiği modern zamanlarda yeni ve devasa binalara ve ibadet mekânlarına bir o kadar ihtiyaç vardır.

Burhan Kum, Saltanat Kay---, 2013, 160x200cm, tuval üzerine çini mürekkebii ve permenant kalem

Gökdelenler imdada elbette yetişmişti ancak sıra ibadet mekânlarına geldiğinde özgünlük kapı dışarı edilerek, Mimar Sinan’ın üslubunun taklit edilmesine karar verilmişti. Hedef belliydi Çamlıca’ya en büyük camiyi yapmak. İnsanlığın nicelikle olan imtihanı, tarihi çağlardan beri değişmeden gelen yegâne hedef olarak, gelişmişlikle ne denli örtüşür? Bu sorunun yalnızca teorisine kafa yormanın, nicelik batağına saplanmaktan başka bir şey olmadığı ancak pratiğin sosyal organizasyona aktarılmasıyla gelişmişliğin kazanmış olduğu ivmeye sahip olmanın o ciddi ayrıma -doğu ile batı ayrımına- neden olduğu tarihsel, deneysel ve yaşantısal bir gerçekliktir.

Reçetelere eklenen yeni ilaçlar artık bünyede zehirleme yapmaya başlamıştır. Ancak bu durumda otoritenin elindeki gücün, teknolojik bağlantısı olan medya ve ürünleri nasıl sömürgeleştirdiği sorusunun yanıtı yeni bir ‘bilme’ ve ‘bilmeme’ ile yanıtlanabilir. Burada özelikle Thomas Meyer’e atıfta bulunmak isterim, dünya, medya siyaseti nasıl sömürgeleştirir üzerine temellendirmelerini yaparken, Türkiye açısından son 12 yılda sansürleme girişimleri ile adım adım tam tersi bir durumun yaşandığı ve literatürde diktatörlük olarak belirlenen ancak siyasi pratikte inkâr edilen bir sürecin gerçekliğiyle başa çıkmaya çalışmaktayız. Başa çıkma stratejilerinin en başına, sanat ve sanatçıları koymak sınıfsal bir ayrımdan ileri gelmemektedir. Aksine yaşamlarını idame ettirdikleri toplumun bir parçası olan ve kayıtsız kalamayan sanatçıların ve sanat pratiklerinin de yeni bir algı kapısı açması, yeni bir eleştiri getirmesi, otorite tarafından üstlerine vazife olmayan konulara eğilmeleri ya da siyaset yapmaları olarak deklare edilebilmektedir. Platon bile bizatihi sanatçıları devletinden kovmamış mıdır?…

Burhan Kum,  Misilleme-Muhafazakarla-ma-Marjinalle-me-Toplama, 2013, 40x40, Tuval üzerine led ---k ve ya-l-boya

Zehirleniyorsunuz!!!, bu bir gerçek, bu gerçeği sadece metne dökerek vurgulamak maalesef artık yeterli görünmemektedir. Metnin de politik olduğu, politik kutuplardan birinde mevzi aldığı, bu nedenle değersiz kılındığı ya siyah ya beyaz; ya sev ya terket gibi keskin uçların müdahili olduğunun kanıksatıldığı bir bilme yerleştirildi zihinlere. Bu nedenle şimdi daha çok sanatçının ve sanat yapıtının estetiğin zarafeti ile grileri temsil etme zamanının yaşandığı modern zamanlardayız. Otoritenin gücüne denk bir misillemenin yapılmasının zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

Burhan Kum, Duy Sesimi K-Ö-L-E, 2013, 60X240 Tuval üzerine ya-l-boya

The Empire Project’te sanatçı Burhan Kum’un odağına aldığı misilleme olgusu, sanat yapıtları üzerinden dayatılan ‘bilme’nin aslında algıdan farklı olduğunun ve toplumun varlığının reelde denk ve de üstü bir gücü bünyesinde barındırdığının üzerinden gider. Misillemeye doğrudan, direkt olarak maruz kalınmaz aksine tarihsel perspektif richter gibi sarsıntının ölçeğini verir. Sarsıntının şiddeti, tarihsel perspektifte yeni Osmanlıcılık fikrinin geçmiş ile şimdi arasındaki kopukluğun mizahi bir boyutta yeniden yorumlanmasının etki düzeyidir kanımca. Sanatçı Kum’un tuval üzerine çini mürekkebi ile resmettiği ‘İstanbul’un Yeni Osmanlılar Tarafından İşgali, 2013’ isimli yapıtında, modern ile geleneksel yapıların iç içe girmiş karmaşıklığının mimari bir okuması görülürken, kıyıya vurmuş bir balinanın etrafında konumlanmış döneme özgü kıyafetleriyle bireyler yer almaktadır. İşgale karşı başarının bir sembolü olan balinanın fethi, gücün orantısızlığı ile ezbere alınmıştır. Tarihsel perspektiften devam edelim, sanatçının ‘Saltanat Kayığı, 2013’ ismini verdiği diğer bir yapıt, yeni Osmanlı’da sultan ve hizmetkârları arasındaki uğurlama öyküsünün bir yansımasından oluşur. İktidarın bu resminin modern zamanlara referans bağlantısını sanatçı yine mimariye başvurarak gösterir. Güç yine aynı şekilde kendi kurgulamıştır evet, ancak modernin temsil ettiği yüksek gökdelenler eşliğinde zihni bulanıklaştırarak. Gelişmişliğin hazımsızlığı, sanatçı tarafından yeniden gündeme alınır. Tuval üzerine çini mürekkebi ile çalıştığı ‘Yeni Osmanlı Barok’u, 2014’ isimli yapıt dönemin kadın bedeni üzerinden harem algısının modern olgularla benzer şekilde nasıl inşa edilmeye çalışıldığının bir göstergesini oluşturur. Otoritenin kadın cinsiyeti ile olan sınavı, gelişmişliğin önemli belirleyicilerindendir. Hâlen kadının cinsel obje algısı, örtü ile olan durumu, sanatçı tarafından başka bir açıdan ele alınır. Yeni Osmanlı’nın kadın algısı, sanatçı tarafından bu yapıtta misillemenin merkezine oturur. Mahrem olan kime ve neye göre belirlenir, toplumsal açıdan kadın sadece bedeninin taşıyıcısı ancak hak sahibi değil midir?, modern zamanların otoritesinin, Osmanlı’dan aldığı miras bu yapıtta yeniden güncellenir, sanatçı Kum tarafından çıplak kadın figürleri, geleneksel bir mekânda iki koyun figürü ile birlikte resmedilir.

Burhan Kum, Yeni Osmanl- Barok'u, 2014, 200x200,  Tuval üzerine çini mürekkebi (1)

Sanatçı Burhan Kum’un Yeni Osmanlıcılık ile modern zamanların tarihsel bir perspektifte irdelendiği sanat yapıtları, dayatılan değil de reelde olanın üzerine düşündüren şiddeti yüksek bir misilleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Maruz kalan elbette güçsüz olan değildir, bu koskoca bir yanılgıdır.

Burhan Kum, La Havle, 2012, 200x260, Tuval üzerine ya-l-boya ve led ---klar-

Share Button

Yorumlara kapalıdır